İçeriğe geç

Kusurlu temas

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Kusurlu temas

Bölüm 4

4.bölüm

4. BÖLÜM

Tezgâhın altında sıkışıp kalmışken, içeriyi kaplayan ağır silah sesleri kulağımı patlatacak raddeye gelmişti. Ahşap tezgâha saplanan kurşunların çıkardığı kıymık kokusu, barutun o geniz yakan keskinliğiyle birleşip ciğerlerime doldu. İçimden defalarca siktir, siktir, siktir diye sayıyordum. Mantığım "Şimdi tam sırası, arkadaki havalandırmadan ya da yangın kapısından kaç git!" diye bas bas bağırıyordu. Ama vücudum, Damon’ın o üzerimdeki baskıcı gölgesini hâlâ taşıyormuş gibi santim kıpırdamıyordu.

Damon’ın tok sesi gürültünün arasında patladı: "Arka masalara yatın ulan! Cephanesi olan ateşe karşılık versin, diğerleri siktirip gitsin!"

Birkaç saniye sonra adamların bağırışları, devrilen masaların gürültüsü ve kırılan cam sesleri birbirine karıştı. Damon tezgâhın hemen yan tarafındaki beton kolona sırtını dayamıştı. Her el ateş edişinde mekanın içi anlık bir ışıkla aydınlanıyor, yüzündeki o vahşi ve tehlikeli ifade gözlerimin önüne seriliyordu. Adam hiç korkmuyordu. Aksine, bu kaostan, kan kokusundan ve mermilerin havada uçuşmasından garip bir zevk alıyor gibiydi.

Dışarıdan gelen heriflerden biri içeri adımını attığı an Damon adamı gözünü bile kırpmadan devirdi. Adam pat diye yere serildiğinde kanı tezgâhın altına, tam benim ayakkabımın ucuna doğru sızmaya başladı. Kusma hissi boğazıma kadar tırmandı, ellerimle ağzımı kapattım.

"Damon! Sağ taraftan geliyorlar, sayıları fazla!" diye bağırdı mekândaki adamlardan biri.

"Amına koyayım onların!" diye kükredi Damon. Belinden yedek şarjörü çıkarıp saniyeler içinde silaha taktı. Bakışları anlık olarak tezgâhın altına, bana kaydı. Göz göze geldik. O karanlık gözlerde bir anlık kontrol etme arzusu, hemen ardından ise katı bir emir belirdi.

"Sana kıpırdama demedim mi ulan ben?!" diye bağırdı bana doğru.

"Kör müsün gerizekalı, adam yanı başımda öldü!" diye bağırdım ben de kendimi tutamayarak. Korkum yerini anlık bir histeriye ve öfkeye bırakmıştı.

Damon’ın dudakları hafifçe kıvrıldı. Bu kaosta bile o alaycı gülüşünü oturtacak bir yer buluyordu. "Aferin, sesin çıkmaya başladı. Ama o çeneni sonra kapatacağım," dedi ve kolunun arkasından bir iki el daha ateş etti.

Tam o sırada mekânın arka kapısı büyük bir gürültüyle kırıldı. Dışarıdan giren iki kişi doğrudan tezgâhın arkasına yöneldi. Damon durumu fark edip hamle yapmaya çalıştı ama karşı taraftan gelen yoğun ateş onu kolonun arkasına hapsetti.

"Siktir, Ryder yat aşağı!"

Adımı söyleyişindeki o anlık panik, o kırılma anı ilk defa gerçekleşmişti. Karşımdaki heriflerden biri elindeki sert tahta sopa benzeri şeyle tezgâhın arkasına daldı. Yerde sürülen beni fark ettiği an yüzündeki pis sırıtışla üzerime doğru eğildi. "Bak burada ne varmış... Damon’ın yeni oyuncağı mı sın sen?"

Herifin eli saçıma kavuştuğu an içimdeki korku bir patlamaya dönüştü. Çığlık atmak yerine tezgâhın üzerindeki yarım kalmış ağır viski şişesini kaptığım gibi adama fırlattım. Şişe herifin suratında patladı, cam parçaları ve alkol yüzüne saçıldı. Adam böğürerek gerilediğinde fırsat bu fırsat deyip ayağa kalktım.

Ama arkasındaki diğer herif üzerime çullandı. Beni boğazımdan tutup duvara yapıştırdığında nefesim tamamen kesildi. Gözlerim kararmaya başlarken kapının oradan bir kükreme yükseldi.

"O elini onun üzerinden çekmezsen senin amına koyarım!"

Damon, üzerine yağmur gibi yağan mermileri hiçe sayarak öne fırladı. Şarjöründeki son iki mermiyi beni tutan adamın bacağına sıktı. Adam çığlık atarak yere yığılırken Damon aradaki mesafeyi sıfırladı. Adamın üzerine çöküp yüzünü kan revan içinde kalana kadar tezgâha vurdu. O anki öfkesi bir insana ait olamayacak kadar kontrolsüz, bir canavarınki kadar yırtıcıydı.

Herif hareketsiz kaldığında Damon soluk soluğa ayağa kalktı. Yüzüne ve göğsüne sıçramış kan damlalarıyla tam bir katil gibi görünüyordu. Bana doğru döndü. Göğsü hızla kalkıp iniyordu.

Yavaşça üzerime yürüdü. Sırtım hâlâ duvara dayalıydı, bacaklarım titriyordu. Gelip tam önümde durdu. Sert elleriyle yüzümü tuttu, başımı sağa sola çevirerek bir yerimde bir şey var mı diye kontrol etti. Parmakları tenimi yakıyordu ama bu defa gaddarca değil, delice bir sahiplenmeyle kavramıştı beni.

"Bir şeyin var mı? Konuş, bir yerin ağrıyor mu?!" dedi, sesi ilk defa böyle pürüzlü ve kontrolsüz çıkıyordu.

"İ-iyiyim..." diye fısıldayabildim. "Sadece... nefes alamadım."

Damon alnını alnıma dayadı. Sıcak, düzensiz nefesi yüzüme vuruyordu. Kalbinin göğsünde patlarca atışını kendi göğsümde hissettim. Gözlerini kapattı, derin bir nefes çekti.

"Bir daha..." dedi fısıltıyla, ama o fısıltıdaki tehdit tüm mekânı dolduracak kadar ağırdı. "Bir daha birinin sana dokunmasına izin verirsen, önce o herifi öldürür, sonra seni bu duvara zincirlerim. Anladın mı beni küçük piç? Sen sadece benimsin. Bu sokakta da, bu cehennemde de... Sana sadece ben dokunabilirim."

Gözlerimi açıp doğrudan gözlerinin içine baktım. Ondan nefret etmem gerekiyordu, beni koruduğu için teşekkür etmek yerine suratına bir tane patlatmam gerekiyordu. Ama yapamadım. Dudaklarım titredi, bakışlarım onun kanlı dudaklarına kaydı. İçimdeki o tehlikeli, karanlık çekim ikimizi de yutmak üzereydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.