İçeriğe geç

Kurt Ayı

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Kurt Ayı

Bölüm 4

Bölüm 4

Tapınağın içi, zamanın unutulmaya terk edildiği bir mezar gibi soğuktu. Hava; rutubet, kurumuş kan ve binlerce yıllık bir tozun geniz yakan kokusuyla ağırlaşmıştı. Ceren, taş zeminde yankılanan kendi kesik soluklarını duyabiliyordu. Bir an önce, hainin cansız bedeninin başında duran o vahşi gücün sıcaklığı, yerini iliklerine işleyen buz gibi bir gerçekliğe bırakmıştı.

Gözlerini kıstı. Karanlık, bu tapınakta sadece bir yokluk değildi; yaşayan, soluyan, köşelerde sinsice pusu kuran bir varlıktı. Karşısında duran silüet ise bu karanlığın ta kendisi gibi görünüyordu. Yaratık, gölgelerin içinden yavaşça süzüldüğünde Ceren’in nefesi boğazında düğümlendi. İnsana benzer bir formu vardı ama hatları, bir ressamın yanlışlıkla mürekkep döktüğü bir tuval gibi belirsiz ve tekinsizdi.

"Korku," dedi varlık. Sesi, birinin zihninin derinliklerinde kırılan buz parçaları gibi çıkıyordu. "Damarlarında dolaşan kanın tek mirası mı bu?"

Ceren, geriye doğru bir adım attı, topukları taş zeminde sertçe yankılandı. "Sen kimsin?" diye sordu, sesi beklediğinden daha güçlü ve gür çıkmıştı. "Ve benden ne istiyorsun?"

Varlık güldü. Bu, bir eğlence değil, bir alaydı. "İsimler, sahiplerine mahsustur, küçük kurt. Ben sadece unutulmuş olanların hafızasıyım. Soyunun kökeni, senin o tozlu kitaplarda okuduğun masallardan çok daha kanlı, çok daha kirli."

Ceren tam cevap verecekken, dışarıdan gelen bir gümbürtüyle sarsıldı yer. Doruk. O, dışarıdaki o cehennemde, kendi sürüsünün hainleriyle tek başına yüzleşiyordu. Ceren’in kalbi, göğüs kafesini parçalayacakmış gibi çarptı. Doruk’un kesik soluklarını, kılıcının metale çarpışını ve bastırılmış iniltilerini sanki yanı başındaymış gibi hissediyordu. Aralarındaki o görünmez bağ, acıyla gerilmiş bir tel gibi titriyordu. Doruk ölüme yaklaştıkça, Ceren’in içindeki karanlık daha da vahşileşiyor, pençelerini ruhuna geçiriyordu.

"O ölüyor," dedi gölge, Ceren’in acısını büyük bir iştahla izleyerek. "Senin için, senin o kırılgan vicdanın için kendi varlığını feda ediyor. Ama sen? Sen sadece burada, kendi soyunun karanlığında boğulmayı bekliyorsun."

Ceren dişlerini sıktı. Doruk'un her nefes alışında, kendi ellerinin titrediğini fark etti. Doruk, onun zayıflığına bir kalkan olmuştu; şimdi ise bu kalkan çatlıyordu.

"Ona yardım etmem gerek," diye tısladı Ceren, ellerini yumruk yaparak. Gözleri, karanlığın içinde kehribar rengi bir parıltıyla parladı.

"Yardım mı?" Varlık, Ceren’e doğru bir adım attı. Hareketleri o kadar pürüzsüz ve doğaüstüydü ki, gözleri onu takip etmekte zorlanıyordu. "Ona yardım etmenin tek bir yolu var. Ve bu, bildiğin tüm merhameti bir kenara bırakmanı gerektirir. Burada, bu taşların altında yatan sır, sadece kanla mühürlendi. Eğer onu kurtarmak istiyorsan, o mühürleri senin kırman gerekecek. Ama şunu bil; kapıyı bir kez açtığında, içeriye sadece gücü değil, sonsuza dek silinmeyecek o karanlığı da alacaksın."

Ceren, tapınağın uzak köşesinde beliren, üzerindeki antik rünlerin kan kırmızısı bir ışıkla yandığı sunağa baktı. Orası, soyunun başladığı ve bittiği yerdi. Doruk’un dışarıda verdiği mücadeleden gelen sesler kesilmeye başlamıştı. Artık sadece ağır bir sessizlik ve ardından gelen bir beden çöküşü duyuldu. Ceren’in kalbi tekledi.

"Doruk!" diye bağırdı. Ses tonunda hem bir çığlık hem de bir yemin vardı.

Dışarıdaki sessizlik, bir ölüm sessizliğiydi. Ceren, karşısındaki varlığa döndü. Gözlerindeki kehribar ışık artık bir alev topuna dönüşmüştü. Kendi içinde yükselen o ilkel, vahşi ve kontrolsüz güç, ruhunu ele geçirmek için kapıdaydı.

"Anlaşmayı kabul ediyorum," dedi Ceren, sesi artık titremiyordu. "Ne gerekiyorsa yapacağım. Ama ona bir şey olursa, bu tapınağı ve senin gibi bütün gölgeleri yerle bir ederim."

Varlık, Ceren’in boyun eğmeyen duruşuna hayranlıkla baktı. "Cesaretin, soyunun o zehirli mirasıyla birleştiğinde ortaya ne çıkacağını görmek... işte bu, uzun zamandır beklediğim tek şey."

Ceren, sunağa doğru yürüdü. Her adımda taşların altından gelen fısıltılar yükseliyordu. Sanki binlerce ölü, onun bu kararını bekliyormuş gibi uğulduyordu. Doruk’un hayatı, Ceren’in dokunacağı o kutsal ve bir o kadar lanetli mühürde saklıydı. Ceren elini sunağın soğuk taşına bastırdığında, parmak uçlarından içeriye doğru yayılan karanlık, bir zehir gibi damarlarına sızdı. Acı... Tarifsiz, keskin ve yakıcı bir acı.

"Kurbanını seç," diye fısıldadı varlık. "Ona yaşamı sunmak için, kendi benliğinden bir parçayı feda etmen gerekecek. Unutma Ceren, karanlık asla karşılıksız bir şey vermez."

Ceren, avucunun içindeki rünlerin tenini yaktığını hissederek bağırdı. Tapınağın duvarları çatlamaya, tavanından taşlar dökülmeye başladı. Doruk’un sesi, uzaklardan, sanki bir rüyanın içinden gelir gibi duyuldu. Ancak ses artık acı dolu değil, tamamen kesilmişti.

Ceren, gözlerini yumdu ve içindeki o dipsiz karanlığa teslim oldu. "Sana veriyorum," diye fısıldadı, kendi ruhundan bir parça kopup karanlığa karışırken. "Onu kurtar."

Birden, tapınağın en derinlerinden gelen bir gürültüyle zemin ikiye ayrıldı. Ceren, kendisini karanlığın en dibine çekilirken buldu. Tam o sırada, tapınağın yıkılan kapısından içeriye kanlar içinde biri süzüldü. Bu Doruk’tu. Ancak Doruk’un gözlerindeki ifade, Ceren’i dehşete düşürdü. O, Ceren’in içine düştüğü karanlığın yarattığı yabancıyı tanıyamıyordu.

Ceren, uçurumun kenarında asılı kalmışken, Doruk’un ona uzanan elini gördü. Ama el, Ceren’in uzattığı elden uzaklaşıyordu. Aralarındaki mesafe açıldıkça, Ceren’in içindeki karanlık, Doruk’u bir düşman gibi algılayarak ona doğru bir saldırı hazırladı.

"Hayır!" diye bağırdı Ceren. "Sana zarar vermesine izin verme!"

Ceren elini Doruk’a doğru uzattı, ancak avuçlarından çıkan kara duman, Doruk’un boğazına dolan bir yılan gibi onu sardı. Doruk nefes almaya çalışırken gözleri karardı. Ceren, kendi elleriyle sevdiği adamı boğuyordu. Tam o sırada, karanlığın içinden bir ses yükseldi:

"Artık senin olan, senin kontrolünde değil, küçük kurt. Seçimini yaptın. Şimdi bedelini ödeme vakti."

Ceren, Doruk’un yere yığılışını izlerken, kendi ellerinin artık ten renginde olmadığını, siyah bir mürekkep gibi eridiğini dehşetle fark etti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.