İçeriğe geç

KURŞUNLU ZİNCİR

Bölüm 2 · 24 dk okuma

KURŞUNLU ZİNCİR

Bölüm 2

Bölüm 2: CEHENNEM

Ateş halbuki küçük eylemdir, küçük küçük kıvılcımlar çıkarır düştüğü yeri yakardı ama geri söndürmesini bildiğin zaman hemen yok olup giderdi ama cehennem öğle miydi tabi ki de hayır cehennem düştüğü yerin bin kat fazlasını yakardı, ne kadar söndürmeye çalışsan da onun içindeki o hararet, o tutku, o kıvılcım sönmediği zaman bırak sönmeyi en ufak harareti bile dinmezdi

Cehennem insanın bilgisine kalmazdı kendisi ne zaman sönmek ister işte o zaman sönerdi isterse hiçbir zaman sönmez, içine yakanları aldıkça daha fazla hararetlenerek yakardı en son ya teslim olurdun yada kaçardın

Daha fazla toplantı odasında durmanın bir anlamı olmayacağı için kimseye bakmadan odadan çıktığımda boş koridorla karşılaşmam uzun sürmemişti, ceketin düğmelerini açarak odama ilerlediğimde sekreterim Serpilay asansörden çıkmış yanıma gelmişti

"Dağhan bey bir ihtiyacınız var mı"

"İçki hazırla" demem ile odama girdiğimde Serpilay da arkamdan odaya girip kapıyı kapatarak hızla içki dolabına gidip viski hazırlamaya başlamıştı, kollarım dan ceketi çıkarıp koltuğa atarken kendimi de koltuğa bırakmıştım, ceketin cebinden sigara paketini çıkarıp içinden bir dal alarak yaktığımda ayaklarımı masaya uzatıp başımı arkaya atarak derin bir nefes çekmiştim, gözlerimi kapatarak ağzımın içindeki dumanı tüm hücrelerime kadar hissederken gözlerimi geri açıp belli bir süre içime hapsettiğim dumanı dışarıya verdiğimde gri duman dalga dalga yukarıya çıkarak odanın içerisine dağılıp yok olmuştu,

tepemde duran Serpilay arkamdan dolaşıp yanıma gelerek elindeki içkiyi bana uzattığında, başımı doğrultarak içkiyi alırken Serpilayın kolundaki sabah ki eserim olan morluklar gözüme çarpmasıyla memnuniyetle içkiyi almıştım,

Serpilaya baktığımda kaçamak gözlerle bana bakıp aklınca yakalanmamaya çalışırken elimdeki içkiyi ayaklarımın ucuna, masaya bırakıp başımı dikleştirerek bir nefes daha içime çekip dumanı Serpilay' ın yüzüne doğru vermemle "Bileğin nasıl" demiştim Serpilay gülümseyerek "Biliyordum" demesi ile kaşlarım istemsizce de olsa çatılmıştı

"Neyi?" sorumun üzerine Serpilay gözlerini bu kez kaçırmayarak bana bakmasıyla "Beni düşündüğünüzü" demişti, Serpilayın cümlesiyle koca bir kahkaha atarak bir şey diyecekken dışarıdan gelen Efenin bağırmasıyla susmuştum

"Ne duruyorsun lan doktor çağırsana!"

başımı arkaya atarak derin bir nefes vermem ile hızla toparlanarak içkiyi masadan alıp odadan bir hışımla çıkmam bir olmuştu, odanın kapısını arkamdan çarparak kapattığımda Efenin bağırdığı Evren'in sekreteri olan Deniz bana bakmasıyla kadını elimle durdurarak ilerlediğimde sekreter kadın belli belirsiz beni başıyla onaylamış ve çekinerek Efeye bakmıştı, Efe kadının durduğunu görmesiyle burnundan soluyarak kadına ilerlediğinde belli ki beni görmemişti görseydi eğer bu hatayı yapmazdı, Efenin önüne çıkmamla göğsünden vurarak ittirmem bir olurken Efe geri adım atarak bana bakmıştı

"Yavaş, aslan parçası yavaş" kısık sesimle Efeye bakarak uyarmamla Efe'nin yüzü daha çok allak bullak olmuştu, Efeyi arkamda bırakarak toplantı odasına gitmemle Evren ayaklarını uzatmış kanepede yatıyordu gömleği ise boydan boya kan olmuştu, ama akan kana bu yeterli gelmezken yerini daha çok kırmızıya bırakıyordu

Boşuna demiyordum işte bir kere kan akarsa o kan durmazdı ya kesip atacaktın yada teslim olup ölüp gidecektin, omzumun üzerinden arkamdan gelen Efeye baktığımda "Söyle sekretere son üç katı boşaltsınlar" demem ile yandan gülerek daha fazla zaman kaybetmeden Evren'e yaklaştığımda tepesine gelerek kurşunun delik açtığı gömleğin yırtık yerini kenara çekerek yaraya bakmamla kurşun tamda istediğim gibi göğüs kaslarının olduğu yere girmiş orada da kalmıştı buda demek oluyordu ki Evren uzun bir süre kolunda sorun yaşayacaktı umarım bu onun akıllanmasına yardımcı olurdu da bir daha ki kurşunu beynine yemek zorunda kalmazdı

Dakikalarca elimde tuttuğum içki bardağını yaranın üzerine boşaltmamla Evren bağırarak can havliyle gözlerini açmış kanepede kıvranıyordu

"Ahhhhh!," Evren dişlerini sıkarak inlerken bağırmaktan da geri durmuyordu "Siktir!, ıııı!" Evren dişlerinin arasından inlemesiyle beni görmesi bir olurken yüzünü kırıştırarak anlamıştı benim içkiyi döktüğümü "Dağhan!, Dağhan" diye bağırarak ismimi zikretmekten geri durmazken ellerini yumruk yaparak kanepeye vurmuştu "Az önce öldüremedin" Evren cümlesini yarıda kesip bir kere daha inlerken "Iııı! şimdimi öldürmeye çalışıyorsun it!" demesiyle tek kaşımı kaldırarak Evrenin yanında olan masaya bardağı vurmamla toplantı odasının köşesinde duran dolabın birinde ne olur ne olmaz diye diye ayarladığımız ilk yardım çantasını alıp yandaki dolapta da bir içki şişesi alarak Evrene ilerlediğimde cık yaparken konuşmuştum

"Cık, Yaşatmaya çalışıyorum" Evren'in yanına oturduğumda Evren cevap vermezken içkiyi yere koyup daha sonra ilk yardım çantasını açıp masaya koymamla yandan Evrene baktığımda hareketlerimi izliyordu, az önce yere koyduğum içkiyi alıp kapağını açarken Evren anlamış gibi "Hayır, hayır, hayır sakın!" Evren bağırarak kalkmaya çalışmasıyla hızla omzundan tutarak geri yatırdığımda ilk yardım çantasının içerisinden makası alıp Evren'in gömleğini boydan boya kestiğimde yara gözler önüne serilmişti

Evren bir kez daha kalkmak için yeltenmesiyle dirseğimle de Evrenin yarasına bastırarak kalkmasını önlerken Evren inleyerek yatmış göğsünü tutuyordu yerdeki içkiyi alıp yarasına bir kez daha dökmemle Evrenin yüzü acıdan kıpkırmızı çıkarken başını arkaya atarak dişlerinin arasından inliyordu "Iıııı!" şimdi ise sıra tedavi etmekteydi, Evreni acı içinde bırakarak ilk yardım çantasının içindeki küçük neştere de içkiyi dökerek dezenfekte etmiştim sonuçta enfeksiyon kapmasını hiç istemezdim kuzenimin

Neşteri etinin içine sokmamla Evren bir kez daha bağırırken "Ahh!" tek odak noktam elime akan kan olurken kanın rengi berraktı hem de çok, adeta cam gibi berrak bir kırmızıydı, kanlar Evren'in vücudundan akıp giderken yere damlamasıyla oradan da küçük küçük parçalara ayrılarak yerlere bulaşıp hakimiyetini koruyordu

Etinin içerisinde neşteri hareket ettirmemle o ıslak etin kesilme sesi kulaklarıma gelmesiyle neşter metal bir şeye çarpması bir olmuştu

Neşteri biraz daha derine sokarken Evren dişlerini sıkarak bağırmayla karışık inlerken başını daha fazla geriye atmış tavana bakıyordu, yada gözlerini açık tutmaya çalışıyordu desem daha doğru olurdu

Neşteri içeriye sokarak kurşunun altına getirdiğimde Efeye baktım, Efe büyüyen gözlerle bana bakmasıyla başımla masayı gösterip devam ettim "Şuradan Presel'i ver"

Evren hemen dediğimi yaparken Presel'i direkt vermişti, Efenin bu hareketiyle derin bir nefes vererek içkiyi gösterdiğimde Efe teredüte düşmüştü

"Hadi lan!" bağırmamla Efe hızla dediğimi yaparken Presel'i dezenfekte edip bana uzatmıştı zaman kaybetmeden elime almamla yaraya döndüğümde akan kan görüşümü kapatmıştı

"Şuraya da dök"

"Abi"

"Dök!" Efe benim bir kez daha bağırmamla elindeki içkiyi dökerken Evren daha fazla kendini sıkamamış sonunda bağırmıştı "Ahhh! Dağhan! Si-" Evren cümlenin devamını getiremeden bayılmasıyla ses kesilirken işim daha da kolaylaşmıştı, sonuçta isteğim acı çekmesiydi ve oda olmuştu, bunu yapmamın tek bir nedeni vardı ben acırdım dururdum ama düşmanları durmazdı ve durmayacağı gibi gözerini bile kırpmadan kıyarlardı

Kanlar içkiyle beraber akıp giderken görünen kurşunu Presel' le tutup çekmemle kurşundan kan damlarken oturduğum yerden doğrulmuş ve Kurşunu bırakmadan ayağa kalkıp bir iki adımda toplantı masaya gittiğimde masanın üzerinden peçete alıp kurşunu arasına koymamla omzumun üzerinden Evrene baktım, Evrenin başı yana düşmüş bir şekilde baygın yatarken burukta olsa gülmüş kanlı kurşuna tekrar bakmıştım, işte her şey bir kurşun kadar küçük ve ucuzdu, bu küçük metal bir insanı hayattan koparır ve arkasında asla sönmeyen bir ateş bırakırdı ama Evren bunları düşünmemişti kendisinden sonra arkasında kalanlara yaşatacağı acıyı düşünmeden işe kalkışmış ve şimdi bunun bedelini ödüyordu, peçeteye elimin kanı bulaşırken ikinci bir peçe alıp onu da üstüne sarmıştım, kardeş bildiklerim için dünyayı yakmaya hazırken kardeşlerim, dostlarım göz göre göre kanlarını akıtmak için itlere bulaşıyorlardı umarım bu uyarım ilk ve son olurdu yaşadığı sadece benim yaşattığım acıyla kalırdı!

Peçeteyi ceketimin iç cebine koyup son kez cam dam dışarıya bakıp Evren'in başına geri dönüp ilk yardım çantasının içerisinden cerrahi iğne iplik kutusu almamla içindekileri çıkarıp kutusunu da masaya atmıştım, fazla güç kullanmadan cerrahi iğneyi alıp kuyruk kısmından portegü ile tuttuğumda presel ile yardım alarak Evrenin derisini tutarak iğneyi dik bir şekilde deriye soktuğumda portegüyü yatay bir şekilde yana çevirmiştim iğnenin ucu karşı taraftan çıkmasıyla bu kez iğnenin öbür ucunu portegü ile tutarak çekmemle iğne deriden çıkmış iğnenin arkasındaki ip kalmıştı Evrenin vücudunda, portegü ile tuttuğum iğneyi bırakmadan presel ile ipi tutarak hafif çekmemle az bir şey kalacak şekilde sona getirdiğimde iğneyi bırakmıştım presel ile bu kez ipi tutarken portegü' ün üstüne ipi iki kere dolayarak yaranın ağız kısmına gelmeyecek şekilde aşağıya doğru düğüm attığımda preselin ucunu elimde döndürerek sapını avucumun içine almamla ipin uç kısmını tutarak bir elimde portegü ile düğümü iyice sıkılaştırmıştım, ipin ucunu portegüle tekrardan dolayıp ipin son kalan kısmını da portegü ile tutarak bir kere daha düğüm attığımda uç kısımdan makas ile kesmemle Evren' in ilk dikişini atmıştım yaranın geri kalan kısmını da aynı şekilde dikerek işimi bitirdiğimde ellerimdeki malzemeleri masaya koyarak ayağa kalkıp saatlerce sessiz sedasız ayakta beni izleyen Efeye baktım

Efe bir şey demeden olup biteni izlerken benim baktığımı fart etmesiyle bana bakmıştı, Efeye başımla kanepeye işaret vermemle Efenin bakışları kanepe ile benim aramda gidip geliyordu "Ne?"

"Geç otur" dediğimde Efe bir adım geri gitmesiyle "Niye?" demişti

"Senide dikeceğim" demem ile Efe korku dolu gözlerle bana bakmasıyla gülerek devam ettim "Lan ikinizin de kan gurubu aynı" Efeyi arkamda bırakıp masaya eğilerek ilk yardım çantasının içinden kan almak için serum kablosuyla beraber iki tane kan alma iğne ucu alarak devam ettim "Ölmeden kan verelim" omzumun üzerinden Evren'e baktığımda hala baygın bir şekilde yatıyordu, önüme dönerek iğne uçlarını ambalajlarından çıkararak doğrulduğumda Efenin sorusuyla ister istemez duraksamıştım

"İşe yarayacak mı?"

İğnedeki bakışlarım yere değdiğinde yerlere damlayan kanlar hala canlılığını yitirmemişti

"İşe yarayacak mı Dağhan abi?" Evrenin bir kere daha aynı soruyu sormasıyla yerdeki kanlardan bakışlarım ayrılırken başımla Efenin dediğini onaylayarak bakmıştım, Efe cevabını almasıyla Evrenin başındaki koltuğa oturarak gömleğinin kolunu açıp katlamaya başlamıştı, son kez Evrene bakıp geri işime döndüğümde iğne ucunu serumun bir ucunu takıp Evrenin başına giderek kestiğim gömleği kollarından çıkarıp yere atmıştım,

"Abimin damarına bak be!" Efenin söylediği söze güldüğümde Efe ortamı bir nebze olsun rahatlatmak için devam etti "Spor yapmanın önemi, eğer olurda bir gün kan lazım olursa damar yolu aramaya gerek bile kalmaz, hemen bulunur" Efeyi dinlerken bir taraftan Evrenin kolundaki damardan iğneyi takmıştım, Efeye de aynı şekilde kolundan iğneyi takmamla bir iki saniye sonra serum kablosundan kan gelmeye başlamıştı.

Kanın akışını izlediğimde sorunsuzca daracık kablonun içinde yolunu biliyormuş gibi peşi sıra giderken beyaz kabloyu kırmızı rengine hapsetmişti, kan burada da hükmünü gösterirken her şeyi kendine maruz bırakıyordu, kan kısa yolculuğunu tamamlayarak yeni sahibi Evrene ulaşmasıyla yeni vücut da yeni hayatına başlamıştı!, kan akışında da bir sorun olmadığı için derin bir nefes verip doğrulduğumda her şey hallolmuştu

Evrenin başından gitmemle odanın içerisindeki dolaptan kendime bir viski alarak Evren'in karşısındaki koltuğa kendimi bıraktığımda ayaklarımı da ortadaki masanın üzerine uzatmamla masanın üzerindeki eşyaları ayağımla yere atarak arkama yaslandım, Efe başını iki yana sallayarak yere düşen ilk yardım çantasını alıp masanın köşesine koymasıyla yerdekileri alacakken şişedeki elimi Efeye uzatarak konuşmam ile durmuştu

"Eğer o iğne çıkarsa onu sana ebediyen takarım" Efe bir kolundaki seruma bir bana baktığında içki şişesini kafama dikip koca bir yudum alıp şişeyi çektiğimde Efe yerine geri oturmuştu, başımla Efenin yaptığını onaylamamla elimin üstüyle dudaklarımı silip başımı arkaya atarak tavanı izlemeye başladım

-

Yarım saattir yaptığım tek şey viski içip tavana bakmaktı sonunda boş vakit harmacamaktan vaz geçerek doğrulmamla ayaklarımı masadan indirerek elimdeki viskiyi masaya koyduğumda Efenin dikkatini çekmiştim

Efenin bakışlarını umursamadan son kez viskiden bir yudum almamla Evren'e baktığımda ceketin içinden telefonu alıp Mert'i aradım telefonun çalmasıyla açılması bir olurken vakit kaybetmeden konuşmuştu

"Efendim Dağhan"

"Vakit geldi" bir saniye bile bakışlarımı Evren den ayırmadan devam ettim "Akşam saat sekizde adamlar mekana yerleşsin" diyeceklerimi dedikten sonra Mert' den cevap beklemeden telefonu kapattığımda Efe hareketlense de umursamadan ayağa kalkıp giderken aklıma gelenle durup omzumun üzerinden Efeye baktım

"Bir saat uyuyacağım rahatsız etme"

Başımla Evreni göstermemle devam ettim "Ateşlenirse de çantada ilaç var verirsin"

"Hangisini vereyim abi" gitmek için hareketlenmemle Efenin sorusuyla Efeye dönüp baktım "Lan zaten bir tane ilaç var ver işte onu" dediğimde Efe oturduğu kanepenin ucuna gelip serum olmayan diğer eliyle çantayı aralayarak bakmasıyla başıyla onaylamıştı beni

"Tamam"

"Ya havle" kendi kendime söylenerek odadan çıktığımda kapıda Serpilay ile karşılaşmamla duraksadım

"Ne zaman geldin sen?"

sert sesimle birlikte Serpilayın üzerine yürüdüğüm de Serpilay afallarken "Şimdi geldim Dağhan bey tam kapıyı çalacaktım siz açtınız"

Serpilay korkarak hızlı kızlı konuşmasıyla olduğum yerde durup Serpilayın yalan söyleme ihtimalini düşünmemle hemen bu kararımdan vaz geçerek önüme döndüm, çünkü Serpilayın bana yalan söylemesi demek onun ölmesi demekti ve oda bunu gayet iyi biliyordu, odama gitmek için yeltenmemle Serpilay önümden çekilerek bana yol verirken gözümün kenarıyla Serpilay'a bakıp yanından geçip gitmiştim,

Ne kadar Serpilay peşimden sessiz sedasız gelsede giydiği topuklu ayakkabının sesi sinir bozucuydu

"Dağhan bey bir şey ister misiniz?"

Serpilay'ın konuşmasıyla, Serpilay' a bakmadan elimle git işareti yaptığımda "Hii" Serpilay ağzından kaçırdığı korkuyla iç çekme olurken hızla dönüp arkama baktım ne oldu diye ama Serpilayın bakışları az önce havaya kaldırdığım elimde olurken bende elime baktım, elim kurumuş kan lekeleriyle dolu olurken gözlerimi kapatarak derin bir nefes verdiğimde yüzümü kırıştırmıştım

"Defol!"

Bağırmamla Serpilay hızla yanımdan uzaklaşıp gitmesiyle bende hızla odaya girip kapıyı arkamda çarparak kapatatmamla bir kaç adımda çalışma masanın yabina gidip egilmemle çekmeceden ıslak mendil alarak kanlı ellerimi sildim

daha doğrusu silmeye çalıştım çünkü silmek bir kenara kalsın elimdeki kan lekesi soluklaşmıyordu bile, daha fazla kuvvet uygulayarak silmemle sonun da kan lekesi ellerimden çıkmaya başlamıştı, ıslak mendili çöpe atıp yeni bir ıslak mendil aldığımda biraz daha silmemle ellerim temizlenirken kanlı mendilleri masanın altındaki çöp kutusuna atıp masanın karşısında duran deri koltuğa yatmamla pantolonun cebinden telefonu çıkararak yere atıp gözlerimi kapatarak kendimi uykuya teslim etmiştim.

-

LAVİN NATHAİR

"Sevgili yolcularımız, saniyeler sonra inişe geçiyoruz yolculuğumuz burada sona ermektedir. Akça hava yolculuğunu tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz" kulağıma Pilot' un anonsu gelmesiyle yanımda olan Baen'e kahkaha atarak baktığımda Baen bakışlarını bana çevirip pilotun dediklerine gülmüştü, Akça Baen' in uçağa verdiği isimdi uçak ise bizim demeyi çok isterdim ama değildi uçak bugünkü katılacağımız dans için karşı tarafın aldığı bir tedbirdi bu durum beni gerse de düşünmek istemiyordum tek isteğim bugünün çok güzel geçmesiydi, gidecektik partnerim Baen ile dansımızı sergileyip günü bitirecektik , uçak piste ayaklarını sürtmesiyle uçak yalpalarken sakin olmaya çalıştım burada kriz geçiremezdim, hatta en son isteyeceğim şey bile olamazdı yolculuk boyunca çıkarmadığım kemerimi bir kere daha kontrol etmemle bağlı olduğunu kanat getirmiştim, camdan dışarıya bakıp derin bir nefes vermemle gök yüzüne baktığımda tek bir bulut bile yoktu ve olmadığı gibi gök yüzü eşsiz güzelliğini esirgemezken anlamadığım bir şekilde de yağmur yağıyordu

Sonunda uçağın iniş yapmasıyla kemerimi çıkartıp ayağa kalkmış ve hızlı adımlarla kapıya doğru yürümüştüm, hostes ve pilot kapıda bizi beklerken şaşırarak omuzumun üstünden Baen' e bakarak göz kırptığımda Baen hiç bir şey yokmuş gibi omuz silkelemesiyle hızla önüme dönmüştüm,

"Akça uçak her zaman hizmetinizde hanım efendi, Keyifli zaman geçirmenizi dilerim" pilot elini uzatmasıyla konuşurken şaşkın bakışlarımı gizleyememiştim, çünkü hiç bir pilot bu cümleyi kullanmazdı, nezaketen elimi uzatırken yüzüme yerleştirdiğim tebessümle konuşmuştum

"Teşekkür ederim" cümlemi söylememle elimi çekerken sırayla hosteslerle el sıkışmış ve artık merdivenlere yönelmiştim.

Uçaktan dışarıya adımımı atmamla yağmur damlalarını tenimde hissetmeye başlamıştım, yüzümdeki gülümsemeye engel olamazken gözlerimi kapatıp başımı hafifte olsa gök yüzüne çevirip yüzüme gelen yağmur damlalarına müsaade etmiştim, yağmur damlaları özgürce tene değerlerken incitmekten, kırmaktan korkar gibi yavaş yavaş aşağıya kayıp gidiyorlardı işte bu duygunun tarifi yoktu

"Lavin hadi" Baen' nin uyarısıyla memnuniyetsizce ne gözlerimi aralamış omuz silkerek merdivenleri indiğimde bavulumu almıştım, pist de yürürken saçlarım dalgalanırken hala yağmur damlaları yüzüme vurmaktan da geri durmuyordu aradan değen bir iki dakikadan sonra havalimanına giriş yapmak için hamle yapmamla önüme iki adamın çıkması bir olurken son anda çarpmadan durmuştum, bir iki adım geriye gidip adamlara baktığımda adamlar geri adım atmak yerine bana doğru geliyorlardı, belli ki aceleyle uçaklarına gideceklerdi göz devirip derin bir nefes vermemle yan tarafa geçip yoluma devam etmek için hamle yapmamla aynı adamlar koca bir adım da yana geçmeleriyle yolumu kesmişlerdi belli ki tesadüf değildi üzerime gelmeleri ama amaçlarını da anlamış değildim

Konuşacakken karşımdaki adam bakışlarını çekmeden elini kaldırarak başka bir yeri göstermesiyle ilk başta adama daha sonra eline bakmamla gösterdiği yeri görmüştüm, anlamayan bakışlarla adama bakıp geri gösterdiği yere baktığımda karşımda siyah jeep araba vardı, arkamda hareketlilik olmasıyla hızlı atan kalbime engel olamazken korkuyla arkamı dönüp baksam da arkamda bana bakan Baen' den başka biri değildi, Baen bu olanlara benim kadar şaşırmamıştı had da hiç şaşırmamıştı bunun tek açıklaması oluyorduki bunlardan haberi vardı

Bean elini sırtıma koyduğunda kulağıma eğilerek "Bunlar sadece adamların aldığı bir önlem Lavin bir şey yok" diye fısıldamasıyla düşüncelerimden haklıydım "Geçelim" Bean'ın yönlendirmeye çalışmasıyla belli belirsiz başımı iki yana salladığımda yüzümün düşmesine engel olamamıştım nasıl olabilirdim ki bu durumu hiç sevmemiştim hatta hiç, en azından benimde bilmem gerekiyordu ama ona gerek bile duymamışlar kendi aralarında anlaşarak karar vermişler ona göre hareket etmişlerdi, bana ise sadece uymak kalmıştı

Omzumu geriye çekerek Bean'ın elini boşa çıkardığım da "Nefret ediyorum bu huyundan" demem ile Baen' e bakmadan bavulumu orada bırakarak arabaya yürüdüm, sanki gizli saklı bir iş yapılıyordu da yok bu güvenlik için, yok şu güvenlik için, ne salakça bir şeydi bu böyle alt tarafı bir organizasyon vardı ve orada salsa dansı yapılacaktı bunca hazırlık önlem ne gerek vardı gerçekten anlamamıştım

Arabanın yanına gelmemle kapıda duran koruma kapıyı açarak beklemeye başlamıştı bir saniye bile burada durmak istemediğim için hızla araca binmemle adama izin vermeden kapıyı gürültüyle kapattım,

Bean kapıyı çarpma sesini duymasıyla başını yana çevirerek sakalını sıvazlayarak az önceki yerde karşısındaki adamla bir şeyler konuşmaya başlamıştı, şaşkınlıkla kaşlarım çatılırken hayretler içerisindeyim "Şuna bak hala arkamdan iş çeviriyorlar" ben az önce ne demiştim aptal mıydı da anlamamıştı, şoförün olduğunu umursamayarak oturduğum yerden kalkmamla öne sarktığımda şoför hızla yana dönerek bana bakmıştı şoförü umursamadan kornoya uzun süre basmamla korna nın acı sesi havalimanında yankılanmasıyla tüm korumaların hedefi araç olmuştu şoförün "Ne yapıyorsunuz hanım efendi" demesiyle göz devirirken "Kör müsün" diye cevap vermiştim

Elimi kornodan çekmezken aracın camları siyah olduğundan içeriyi göremedikleri için Bean dahil tüm korumlar aracın içinde bir şey olduğundan şüphelenmeleriyle koşarak araca geldiklerinde memnuniyetle gülümseyerek kornadan elimi çekmemle arkama yaslandığımda kapıları açan Bean' a ve arkasında olan korumalara baktım

"Lavin iyi misin?" Bean soluk soluğa aracın içerisinde göz gezdirmesiyle devam etti "Ne oldu?" gülerek "Bir şey olmadı" dediğimde Bean kaşlarını çatarak arkasındakilere bakıp geri bana baktı

"Neden çaldınız o zaman kornayı uzun uzun"

"Arkamdan iş çevirme diye" tek kaşımı kaldırarak Bean'a baktığımda Bean

"Haklısın özür dilerim" demesiyle uzatmak istediği belliydi daha fazla birşey demeden Baen yanıma binerek "Gidelim" demişti araç hareket etmesiyle havalimanından çıkarken dışarıyı izlemeye başladım

Az önce usul usul yağan yağmur şiddetini arttırmasıyla herkes bir yere sığınmaya başlamıştı

Kimileri şemsiye açmış yağmur damlalarını engellerken kimileri kaçmak için bir yere koşuyordu

Anlamıyordum bu insanlardaki ıslanmak korkusunu, sanki eriyecek veya buharlaşacak gibi davranıyorlardı halbuki yüzünde akan o yaşlar, tenine değen yaş damlaları o kadar paha biçilemezlerdi' ki anlatamam ve bence her insan fırsat buldukça bu anı değerlendirmeliydi köşe bucak kaçmak değil de kollarını açarak onu tüm hücrelerinde hissetmek onu kabullenmek gerekiyordu bence, bir gün insanların bunu anladıkları gün yaşamayı öğrendikleri gün olacaktı

Bir kaç gün sonra Bean ile gerçekleştireceğimiz dansta bununla ilgili çok güzel bir planım varken sadece o günü bekliyordum

Yağmur damlaları arabanın camına çarparak kendine bir yol çizerken elimi cama yaslayarak o yolu takip ettim, nasıl yağmur damlası kendine bir yol program yapamadan yolunun üzerinden diğer yağmur damlalarıyla birleşip gidiyorsa insanlar da öyleydi hayatının akışına kapılarak bazı şeyleri kaçırıyorlar

-

DAĞHAN BOLAÇ

"Abilerim iyi ki varsınız" Nazlı neşeli sesiyle kahkaha atarak hepimize sarılmaya çalışmasıyla bende güldüm

"Abilerim demek" Nazlı göğsümden başını kaldırarak yüzünü buruşturunca beklemeden eğilip burnunu ısırdım

"Ahhh, ya Dağhan ne yapıyorsun" Nazlı bağırarak sitem ederken sarılmayı bırakmadan sitemle konuştum

"Sus bu tavrından nefret ediyorum"

"Ne varmış lan kızın tavırlarından" Evren Nazlıyı korumaya geçerken devam ettim

"Bir şey isteyeceği zaman abilerim diyerek istediğini yaptıracağını zannetmesinden aslanım"

"Hiçte bile geri zekalı sadece canım kaynadığı için dedim" Nazlı belime sardığı eliyle sırtıma vururken benden ayrılarak devam etmişti "Sana bundan sonra ölsem de abi demem"

"Gel buraya deli kız" demem ile bir kere daha Nazlıyı kollarımın arasına alıp sarıldığımda "Bir daha öyle deme" diyerek Nazlının başına öpücük kondurdum Nazlı hemen yelkenleri suya indirerek gülerek başıyla dediğimi onayladığında elleri yeniden belimdeki yerini almış sımsıkı sarılmıştı Evren ve Mert hızla birbirlerine bakıp trip atarak

"Bizi unuttun galiba Nazlı hanım biz abi değil miyiz" demeleriyle geri çekildiğimde Evren ve Mert Nazlıyı kollarının arasına almış sımsıkı sarılmışlardı, telefonumun çalmasıyla bir iki adım geriye giderek uzaklaştığımda ceketin cebinden telefonu alarak ekrana baktığımda bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti, ister istemez kaşlarım çatıldığında mesajın üstüne dokunmamla ekrana yerde kanlar içinde yatan bir kadının videosu gelmişti, kadının saçları yüzüne döküldüğü için yüzünü göremesem de duyduğum kahkaha sesiyle başımı ekrandan kaldırıp karşıma baktığımda Evrenin dediğine Nazlı kahkaha atarak gülüyordu,

geri ekrana baktığımda vakit kaybetmeden videoyu açtım, bir adam kahkaha atarak yerde yatan kadına ilerliyordu adamın videoda sadece ayakları gözükürken hiç bir şey konuşmuyordu, kameranın kadrajına giren yerden anladığım kadar bir depoydu ama o kadın kimdi hiç bir fikrim yoktu, bir ipucu bulmak için ekrana daha dikkatli baksam da başka gözüken hiç bir şey yoktu bir kaç adımda adamın kadına yaklaşmasıyla eğilerek kadının yüzündeki saçları kenara çekmesiyle yerde kanlar içinde yatan Nazlının yüzünü görmemle odada silah sesi yankılanmıştı, hızla başımı kaldırıp az önce gülerek birbirleriyle şakalaşan Nazlı ve Evren'e baktığımda kimseler yoktu, hızla etrafa baktığımda ne etrafta Evren nede Mert vardı, yerde sadece kanlar içinde yatan Nazlı vardı, telefon elimden düşmesiyle yanına koştuğumda ben yaklaştıkça sanki Nazlıyla aramızdaki mesafe artıyordu hızımı arttırmamla daha hızlı koştuğumda hiç bir şey değişmemişti hala Nazlıya yaklaşamıyordum bile

"Ahhh!"

Tüm gücümle bağırdığımda dışarıdan çakan şimşek sesiyle depo aydınlanmıştı

*

Yattığım yerden fırlamam bir olurken karanlığın hüküm sürdüğü odanın içi aydınlanmıştı nefes nefese camdan dışarıya baktığımda şimşek çakmasıyla beraber bir kere daha her yer aydınlanmasıyla odanın içini bu kez gürültüsü doldurmuştu

Gözlerimi kapatıp başımı öne eğdiğimde derin bir nefes vermek istesem de verememiştim her şey bir rüya dan ibaret olsa da Nazlı yoktu artık gözlerimi açarak başımı yana çevirip etrafa baktığımda her yer karanlıktı yerden telefonu alıp saate baktığımda saat yedi buçuğa geliyordu telefonu koltuğa bırakıp koltuktan kalkarken bir taraftan da üstümdeki gömleğin düğmelerini açıyordum odanın köşesinde duran yedek takım elbiseye gitmemle gömleği kollarımdan çıkarıp yanda duran koltuğa atıp yeni gömleği giymiş üstüne de siyah ceket giymiştim odadan çıkacakken çalışma masanın arkasındaki dolaptan farklı bir telefon alıp ceketin iç cebine koyarak odadan çıkmıştım

Gözlerimin önüne rüyada gördüğüm Nazlı gelirken keşke öyle ölseydi dedim, keşke tek kurşunla bu hayata gözlerini kapatsaydı en azından gerçek hayatta olduğu gibi kollarımın arasında kan kusarak ölmezdi, en azından can çekişerek kopup gitmezdi bizden, koridorda yürürken tek gördüğüm onca acısına rağmen bana gülümseyerek bakan Nazlı vardı gözlerimin önünde

"İntikamını alacağım Nazlı"

gözümden akan yaşa engel olamazken hızla elimin tersiyle silip başımı dikleştirdim yıkılmayacaktım Nazlı için ayakta durup Evren gil için yaşayacaktım onlara bir şey olmasın diye ben önlerine geçip yaşatacaktım

"Dağhan" duyduğum Nazlı' nın sesiyle durmazken biliyordum sesin gerçek olmadığını

"Dağhan" sesler susmazken sanki gerçekmiş gibi gittikçe daha fazla netleşiyordu

Asansöre ilerlediğimde omzuma dokunan elle beraber hızla arkamı dönüp omzumdaki eli tutmamla ters çevirerek göğüs kısma vurmam bir olmuştu

Hamlem üzerine karşımdaki kişinin kolundaki güç zayıflamasıyla acıyla inlerken elin sahibine bakmıştım, bakmasına lakin karşımda Evren'i görmeyi beklemiyordum hele ki üstünü başını giymiş sanki az önce küçük çaplı ameliyat yaptığım o değilmiş gibi şimdi dimdik karşımda olmasını hiç beklemiyordum

Evren dişlerini sıkarak eliyle göğsüne vurduğum elime dokunmasıyla yaralı göğsüne vurduğum için Evren karşımda acı içinde kıvranıyordu ters çevirdiğim ele bakıp tekrardan Evrene baktığımda bir kere daha seslenmişti "Dağhan" demesiyle elimi çektiğimde Evren omzunu tutarak iki büklüm olmuştu

"Ne yapıyorsun lan"

"Iıhh" Evren dişlerinin arasından inlerken başını kaldırıp bana baktığında yüzü kıpkırmızıydı Evren bakışlarını yere eğdiğinde "Asıl sen ne yapıyorsun" demiş başını iki yana sallayarak geri bana bakmıştı

"Gerçekten niyetin öldürmekse bunu daha kestirmeden yapabilirsin değil mi"

Evren' in dediğine sinirden gülerek arkamı dönüp bir iki adım atsam da Evren'in sesiyle bir kez daha durmuştum

"Nereye" omuzumun üzerinden arkama baktığımda Evren sağ eliyle yaralı göğsünü tutarak dimdik arkamda dururken bir şey demeden yoluma devam ettiğimde asansöre basıp beklemeye başladım arkamda hareketlilik olmazken Evren'in gelmediğini anlamıştım asansörün gelmesiyle binip Evren'e dönerek elimi cebime sokup asansörün kapanmasını bekledim

Evren ise gözünü kırpmadan aynı şekilde bana bakıyorken sonunda asansörün kapanmasıyla derin bir nefes vererek başımı arkaya atmamla rüyanın etkisiyle fark etmediğim baş ağrısı yeniden kendini belli etmişti

"Affet abi"

"Seni seviyorum"

Nazlının son sözleri kulaklarımda yankılanmaya devam etmesiyle başımı dikleştirerek belimdeki silahı çıkarıp şarjörünü açarak mermilere bakmıştım

Mermilerin dolu olmasıyla şarjörü geri takıp silahın namlusunu aşağıya doğru eğerek sürgüyü çekip bırakmamla asansörde sesi yankılanması bir olmuştu, asansörün açılmaya başlamasıyla bakışlarımı silahtan çekip asansörün kapısına baktığımda silahı arka belime takıp ceketimi düzelterek asansörden çıktım, bana dönen bakışları umursamadan kapıya yöneldiğimde biliyordum az önceki olaylardan ve dahası her halükarda duyulan silah sesini herkes merak ediyordu ama umurumda bile değildi hele ki onlara hesap verecek hiç değildim, şirketten çıktığımda eş zamanlı olarak araba şirketin önüne gelmişti, vale arabadan çıkmasıyla kapıyı açarak beni beklediğinde zaman kaybetmeden hızla valenin yanına gidip arabaya bindiğimde gaza yüklenecekken yan kapının açılarak birinin binmesiyle binene baktım

Lakin binen kişi Evrenden başkası değildi "Ne işin var lan senin burada"

"Bende geliyorum" sorumun üzerine düşünmeden cevap vermesiyle gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım ben ne kadar sakin olmaya çalışsam da Evren beni delirtmek için uğraşıyordu elimi direksiyona vurmamla "Nereye lan, nereye geliyorsun!" Diye bağırarak bir kere daha direksiyona vurmamla bağırdım

"İn!"

Başımı hafif yana çevirip Evren' e baktığımda Evren inmek yerine bana bakmadan oturduğu yere daha fazla yayılmasıyla sonunda bana bakıp sakin ses ile konuşmuştu "Hiçbir yere gitmiyorum" Evren'e hamle yapmam ile yakasını tutup kendime çektiğimde "Bu kez öldürürüm oğlum seni" elimi yarasına baskı yaparak yakasını tutarken sinirle söylediğim sözlerle Evren'in yüzüne baktığımda Evren yüzünü düz tutmaya çalışsa da ister istemez acıyla yüzünü kırıştırıyordu

Evren başını yana yatırmasıyla "Uyar" dediğinde hızla yakasını bırakıp geriye ittiğimde Evren arkasındaki kapıya çarparak durmuştu, Evren derin bir nefes verip gözlerini kapatarak koltuğa yaslanarak başını arkaya atıp yarasını tutmuştu

"Niye yaptın" Cevap vermeden Evrenin araçtan inmesini beklesem de inmemişti, inmeyi bırak üstün üstelik benden bir cevap bekliyordu başımı iki yana sallayarak freni indirip direksiyonu yana kırmamla aracın tekerlekleri yanarak dönüp şirketin önünden çıktığım da gaza yüklenmiştim

Aynadan arkama bakmamla korumalarda peşime takılmıştı

"Sana diyorum Dağhan" Evrenin sesiyle yandan baksamda cevap verememiştim gerçi Evren de bir cevap bekliyor gibi sussa da aslında bir şeyleri aklında tartıp biçiyordu

"İlk önce vur, sonra tedavi et" Evren'in dediğine yandan güldüğümde Evren devam etmişti

"Neden"

"Aryal'ı babasız bırakamazdım"

Evren bir şey demezken yandan baktığımda Evren kaşlarını çatmış etrafa boş boş bakmasıyla oğlunu yeni hatırlamıştı, Evren o kadar saçma davranmıştı ki bir yaşındaki oğlunu göremeyecek kadar kör olmuştu Evren sonunda yaralı göğsüne bakmasıyla "Lan niye vuruyorsun o zaman" demesi bir olmuştu

"Biri Aryal' ı unutarak hareket etmişti bende hatırlattım"

"Sakın!" Evren' nin bağırmasıyla Evren'e baktığımda Evren sinirden deliye dönmüştü

"Ne o gerçekler canını mı acıttı aslanım" acımadan devam ettiğimde Evren dişlerini sıkarak beni dinliyordu "Sen oğlunu unuttun, umursamadın bile onu" Evren daha fazla dayanamayarak bağırmasıyla alayla gülümsemiştim

"Kes!" Evren işaret parmağıyla beni göstermesiyle elinde olsa beni öldürecekti "Sakın anladın mı, Sakın ola ki o hatayı yapayım deme" Evrenin sesi titrerken devam etti

"O benim canım, kanım her şeyi de ama beni onunla vurma" Son sürat yolda giderken elimi peş peşe direksiyona vurmamla bağırdım

"O zaman canını düşün!"

Evrene bakmamla Evren'in gözünden yaş gelmesiyle silmeye tenezzül etmeden bana bakıyordu ama boş bakıyordu işte şimdi Evren gerçekle yüzleşmişti, unuttuğu gerçekleri hatırlamıştı, Aryal onun her zaman önceliği olurken, Evren düşünmeden hayatını ona göre şekillendirirken ilk defa Aryalı, oğlunu unutarak hareket emişti şimdi ise karşımda bir çocuk gibi ağlayarak kendine kızıyordu

"Nasıl yaparım bunu oğluma" Evren kendi kendine sayıklar gibi konuşmasıyla başını yere eğerek önüne dönmüştü Evren'in bu tavrına bir şey yapmazken Evreni durdurmamıştım belki de en iyisi kendisiyle bu şekilde yüzleşip hatasını anlamasıydı oda farkındaydı Aryalı düşünmeden hareket etmişti,

"Oğlumu unuttum"

"Allah benim belamı versin" Evren başına vurarak bağırmaya başlamasıyla arabayı hızla topraklık alana çekerek durdurduğumda Evren kendini kaybetmiş gibi aynı kelimeyi tekrarlayarak başına vuruyordu "Allah benim belamı versin!"

"Allah benim belamı versin!"

"Allah benim belamı versin!" Evreni durdurmaya çalışsam da nafileydi gittikçe darbeleri sertleşirken Evren kontrolden çıkmıştı ama biliyordum Evreni durduracak şeyin ne olduğunu

"Hadi Aryal' a git" Evren dediğimi duymasıyla dururken bana bakmıştı doğru tahmin etmiştim Evreni bu hale getiren şeyin onu durduracağını da biliyordum

"Aryal'a git ve sakinleş Evren"

Evren başını eğip etrafa baktığında belli ki bir şeyleri hesaplamaya çalışıyordu, bir iki dakika sonunda Evren'in bana bakmasıyla başını iki yana sallayarak dediğimi reddederken kaçlarım çatılmıştı

"Olmaz, yalnız gidemezsin" Evren'in dediğine göz devirmemle bir şey diyecekken Evrenin konuşmasıyla susmuştum "Evet, yalnız olmaz oğluma sonra giderim" Evren hala ne kadar boş konuştuğunun farkında olsa da kendine tekrarlayarak düşüncesinin doğru olduğunun kanaatine varmaya çalışıyordu derin bir nefes alıp sakince konuştum "Mert gelecek sende oğluna git artık Evren"

Evren bu kez reddetmezken dediklerime başıyla onay verdiğinde araçtan çıkmasıyla bende araç dan çıkıp etrafa baktım yolun kenarında bizim araçlar dururken bizi takip eden araçlardan birine işaret vermiştim araç dan dört kişinin çıkmasıyla yanımıza gelirken Evrene baktığımda ceketin altından kendini belli eden kanı görmemle başımı iki yana sallamıştım belli ki yarası açılmıştı ama beyefendinin umurunda bile değildi başımla yarasını gösterdiğimde "Bizim hastanede yarana baktır" demem ile Evrenin bakışları yarasını bulduğunda devam ettim "Oda da yedek gömlek var Aryal korkmasın"

Evren bir şey demezken başıyla onaylayarak az önce korumaların indiği araca gidip binmişti, araç saniyesinde çalışırken tozu dumana katarak buradan uzaklaşıp giderken bakışlarımı araçtan çekmeden ceketin cebinden telefonu çıkartıp Mert'i aradım

bir iki çalışta telefon açılırken Mert'in sesi duyulmuştu "Bir sorun mu var" Mert'in göremeyeceğini bilsem de başımla onaylarken konuştum "Plan değişti"

"Eyvallah, yeni plan ne"

"İkimizde içerideyiz"

Ne başka bir şey demiştim nede cevap vermesine fırsat vermiştim telefonu kapattığımda araca binip topraklık alanda dönmemle bir kez daha toz duman ayağa kalkmıştı

Aradan geçen yarım saatin sonunda Zarnian otelinin önüne gelmemle otelin valesi koşarak gelip kapımı açmıştı araçtan çıkmamla duvarın diğer kenarına baktığımda Mert duvara yaslanmış beni beklerken sigara içiyordu vale araca binip gitmesiyle Mert beni görmüş elindeki sigarayı atarak yanıma geldiğinde beklemeden otele giriş yapmıştık

Otelin bekleme salonunun önüne gelmemle kapı açılırken içeriye girmemle odanın karşısında diğer kapıda açılarak içeriye dansçı kadınlar girmişti ışıklar kadınların üzerine toplanmasıyla

Başlarındaki Dansçı kadın hızlı hareketlerle ayaklarını çaprazlı bir şekil de öne doğru atarak odanın içerisine ilerlemesiyle kollarıyla da uyumlu olacak şekilde ritim tutup kalçasını kıvırtarak ortaya ilerliyordu salonda alkışın kopmasıyla yönümü masaya çevirip ilerlemeye başladığımda işte Necmettin oradaydı

Ölümüne kendi ayaklarıyla gelmiş bir aptaldan başka hiç bir şey değildi.

♥♥♥♥****

İSTEGRAM HESABIM : teynimg_yazar_

TİKTOK HESABI : TEYNIMG_YAZAR_06

TAKİP EDERSENİZ ÇOK SEVİNİRİM CANLARIM. (İNTAGRAM' da ve TİKTOK' da güzel videolar var kaçırmayın derin😉😇🤗)

SİZİ ÇOK SEVİYORUM KENDİNİZE İYİ BAKIN 💞❤♥😇

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.