KURŞUNLU ZİNCİR
Kuralcıydım, milyon tane kuralım vardı eğer kuralların hakimiyeti olan bir dünya olsaydı şüphesiz ki oranın başına beni koyarlardı, ben koymamıştım bu kuralları içinde olduğum bu hayat, bir şekilde yürüyen daha doğrusu yürütülen bu düzen beni kuralcı olmak zorunda bırakmıştı, bu kuralların bir tanesi de şirkette kesinlikle şarap' dan başka bir alkol türü tüketmezdim çünkü alkol oranı az olduğu için etkisi hafifti, aklımı bulandıracak yada beni sarsacak olan hiç bir şeye izin vermezdim.
Eğer bir kez kontrolü kaybedersem toplayamazdım, tasmasını tuttuğum onca kişi çığırından çıkar ve ipini koparmış gibi saldırırlardı etrafa benim hayatımda, düzenimde buydu kuralları koymak ve uygulamak uymayanları ise ya seve seve yada zorla uydurmaktı!
Yaklaşık yarım saat önce aldığım haber yüzünden çağırdığım Evren den ses seda gelmezken benim sinirlendiğimi gayet iyi biliyordu ama hala kendileri odama teşvik etmemişti, içimdeki öfkeye tezat sakin dururken camın önüne geçerek dışarıya baktığım sıra kapının açılıp kapanması ile duruşumu bozmadan dışarıyı izlemeye devam ettim çünkü biliyordum ki böyle destursuz bir şekilde odama girebilen tek bir kişi vardı!
"Beni çağırmışsın ne var?" düşüncemi netleştiren sesiyle arkamı dönmeden cevapladım
"Ne var bilmem ama benim huzurum yok Evren?" adına vurgu yapmamla cama vuran yansımasıyla gördüğüm kadar Evren olduğu yerde hareketlenip elini cebine koyarak bir şey demeden durmaya devam etti, Evren' in bu hareketine sinirden gülerek işaret parmağımla dudağımın kenarını sildiğimde odanın köşesinde olan içki dolabına bir kaç adımda gidip dolabın alt rafında eski tarihli bir kırmızı şarap alıp doğruldum, her hareketimi özellikle yavaş yapıyordum, yavaş olmalıydım' ki değer verdiğim kişiyi yıkıp dökmeyeyim, elimdeki şişeye baktığımda yıllar sonra ilk defa içkinin kan kırmızı rengi bu kadar çok dikkatimi çekmişti, herkesin hayran olduğu, kırmızı renk burada da kendine hayran bırakırken anlamı gibi bu saatten sonra çok kan dökülecekti, peki kim verecekti bunun hesabını işte o zaman herkes kaybettiği canlarla hesap verecekti
İşte benim dünyam buydu ATEŞ!, KAN!, ÖLÜM!
Bir şey den kaçmak, uzaklaşmak istersin ama sonra bir bakarsın o kaçtığın kişi zaten senmişsin, bir insan nasıl kendinden, kendi yıkımından nasıl kaçabilirdi hele ki o yıkımı yapan kendisiyse nasıl mümkün olurdu?
Arkamdaki Evrene hafif yandan bakıp şarabı bardağa doldurmamla herkesi kendine özendirecek kırmızı şarap bardağın içerisinde sağa sola dalgalanmasıyla hareket ederken bardak ile kırmızı şarabın ahengine diyecek yoktu
"İster misin?" omzumun üzerinden arkama baktığımda Evren ellerini cebine sokmuş bir şekilde sülietini görmemle Evren ağzının kenarıyla cık yaparak "Eyvallah" demişti
Başımla onay verdiğimde önüme dönüp doldurduğum bardağı tek dikişte içip masaya koyarken Evren'in dediğine hitaben "Eyvallah" demiştim, az önce boşalan bardağı ve şarap şişesini alıp masaya gittiğimde bu kez Evren tam karşımdaydı, Kırmızı şarabı bardağa bir kez daha doldururken devam ettim
"Görüyor musun Evren?"
"Neyi?"
"Bir birleriyle uyumunu"
Bakışlarımı bardağın içinde dalgalanan şaraptan çekmeden tek kaşımı kaldırarak hayranlıkla devam ettim "Ahengini, adeta birbirleriyle dans ediyorlar"
Son cümlemi söyledikten sonra bardağı doldurmaktan vaz geçmeden doğrularak Evren'e baktığımda hala karşımda duruşunu bozmadan dursa da bu kez bakışları bardaktaydı, Evrenden bakışlarımı çekmeden şişeyi bardaktan uzaklaştırıp şarabı yere dökmeye başlamamla Evren toparlanarak gözlerimin içine bakıp karşımda dimdik durmaya başlamıştı, çünkü anlamıştı saatlerce zapt ettiğim sinirin artık beni ele geçirdiğini ve o kırmızı çizgiyi geçtiğimde gözümün hiç bir şey görmediğini Evren' de çok net biliyordu
"Ama! Uyumlu olmayan hiç bir şey ne yaparsan yap olmaz!"
Bağırarak şişeyi kenara fırlattığımda şişe duvarın köşesine çarparak kırılmasıyla içindeki kan kırmızı şarap etrafa dağılmıştı, bulaştığı yerlerde rengiyle kendini belli ederek kendine bir yer bulmaya çalışsa da bu uğraşı tamamen boş bir çabadan başka bir şey değildi çünkü onun yeri ora değil kendini koruyabileceği bir yer, şişeydi yoksa kaderi şimdiki gibi yok olup gitmekti.
İnsanlar ile sıvı olan maddelerin bir ortak noktası da budur işte, karışmaması gereken işe karışırsa yok olup gitmeye mahkumdu!
"Ne o şaşırmış gibisin yoksa haberimin olamayacağını mı zannettin!"
Evren cevap vermezken içimdeki öfke kat ve kat artıyordu
"Sana uzak dur dedim!, karışma dedim!"
Evreni omzundan ittirmemle istemeyerek de olsa bir adım geriye gitmişti "Hele ki Uyuşturucu işine sakın karışma dedim" parmağımla Evreni gösterirken üstüne yürüyordum
"Demedim mi lan!" Demem ile Evren'in yüzüne yumruğumu geçirmem bir olurken Evren geriye doğru sendelemesiyle tekrardan vurarak bağırdım
"Demedim mi?" onca saat sakin olmam tamamen boşa giderken artık kontrolden çıktığımın farkındaydım. Evren'in başı yana düşmesiyle Evren hızla bana baktığında burnundan gelen kanı görmüştüm ama umurumda bile değildi şimdi bu kanı akıtmasaydım eğer Evrenden akan bu kan son kan olmayacaktı
Evren yandan gülerek bana bakmasıyla hızla doğrularak yumruk attığında bir adım geriye gitmiştim
"Dedin! ama izin vereceğim de demedin!" Evren'in cümlesini anlayamazken hafif göz kırarak başımı yana çevirip bakmamla "Ne diyorsun lan sen" demiştim
Evren kollarını iki yana açmış bana gülerek baktığında "Ne duyduysan o" demesi bir olurken sinirle işaret parmağımı göstererek sallamıştım
"Sakın ola ki saçmalayayım deme" Evren'i uyarmamla Evren tek kaşını kaldırarak başını yana çevirip bana baktığında devam ettim
"Hallediyordum ben, ama sen her şeyin içine ettin!"
"Lan neyi hallediyorsun, it oğlu it gelmiş burnumuzun dibine kurulmuş, küçücük çocuklara uyuşturucu satacak bizde izin vereceğiz öylemi!"
"Lan izin veren kim?"
"Sen!"
Evren sonunda içinde tuttuğu gerçeği nihayet bağırarak söylerken işaret parmağıyla da beni göstermişti
"Sensin tamam mı?, ses çıkarmayarak o itlere izin veren sensin!"
Elimi masaya vurmamla "Yeni haberim oldu!" demem bir olurken Evren alayla gülerek tekrardan iki elini yana açmıştı
"Koskoca DAĞHAN ALKAYA' nın yeni haberi oluyor öylemi!, lan senin uçan kuştan haberin olur böyle basit şeyler söyleyerek kendine, namına güldürtme Dağhan!"
Evren tüm gücüyle bağırarak sarf ettiği kelimeler yüzünden sabrımın son demlerine gelmiştim Evrenin yakasına yapışmak için hamle yapmamla kapı gürültüyle açılarak içeriye Efe girmişti,
"Haddini bil!" Diyerek üstüne yürürken Efe hızla ikimizin arasına girmesiyle her şeyin daha kötü olmaması içine kendisini Evren ile benim aramda duvar yapmıştı
Efe beni tutarak zorla bir iki adım attırdığında benle Evren'i temas etmeden ayırsa da bakışlarımızı birbirimizden ayıramamıştı
"Hadi bildirsene!" Evren ellerini açıp bağırarak ahkam keserken bir iki adım yaklaşıp sesini alçaltarak devam etti
"Pardon ya koskoca Dağhan Alkaya bir şey yapmadan da haddimi bildir değil mi" Evren az önceki söylediklerime hitaben dalga geçerek cümlesini dediğinde Evren bir adım ileriye gelmesiyle kendisini gösterirken devam etti
"Ama merak etme sen ne yaparsan yap ben engel olacağım" Evren yan dönerek arkasını göstermesiyle bağırarak devam etmişti "Onlar elini kolunu sallayarak burada barınamayacaklar"
başımı iki yana sallayarak Evren'i işaret edip konuştum
"Onların masasına oturarak uyuşturucuyu engellemiş olmuyorsun! EVREN ALKAYA"
Bir kez daha Evren'e hamle yapmamla Efe engel olurken Efenin omzunun üzerinden sesimi alçaltarak devam ettim
"Şunu unutma oğlum, sen koskoca dağ isen Uyuşturucu bataklık, küçük, büyük tanımaz içine aldığı her şeyi yok eder çıkamazsın, boğar seni" bir adım gerileyerek "Bırak sende" diyerek Efenin elini indirdiğim de son cümlemi söyledim
"Ve ben o bataklığa bir dostumu verdim bir daha verecek dostum yok benim" dedikten sonra Evrenin yüzündeki öfke yerini pişmanlık alırken ikisinin de yüzleri düşmüştü, arkamı dönüp gidecekken aklıma Evren' in az önce dediği cümleler geldiğinde olduğum yerden hızla arkamı dönmemle Efe yi geçerek Evren'in yüzüne yumruk atmam bir olmuştu, işte şimdi içim rahatlarken Evren yumruğun etkisiyle geri sendelemesiyle Efe "Abi" diyerek beni tutmuştu,
Efe den uzaklaştığım da çok geçmeden Evren'in burnundan kan gelmesiyle, Evren kaşlarını çatarak bana daha sonra elini burnuna götürüp baktığında kanı görmesiyle kaşlarını daha da çatarak ağzının içinden küfür ettiğinde Evren'in bu hareketi umurum da bile değildi, attığım yumruk dan dolayı ne içimdeki öfke nede kırgınlık gitmişti aksine bana yumruk attırdığı için daha fazla öfkelenmiştim, Evren'e doğru yan dönerek bir adım ileriye gittiğimde işaret parmağımla Evreni göstererek tekrardan konuştum
"Bunu da dediklerine say!" Cümlemi söylememle odadan çıktığımda, arkamdan kapıyı çarparak kapatmam bir olurken dişlerimin arasından "İt" dememe engel olamamıştım, Evren'e kızgın olmaktan ziyade daha çok kırgındım nasıl olurda benim Uyuşturucu denen pisliğe izin verdiğimi söyleyebilirdi, hadi söylemeyi geç nasıl bu saçmalığa inanabilirdi.
*
Şirkette Evrenle olan kavgadan sonra aklımı toparlayabileceğim tek yer olan spor salonuna geldiğimde kapının kenarında olan dört korumadan ikisi koşarak içeri girerken ikisi de yanıma gelmişti
Adamların ikisi de "Dağhan bey hoş geldiniz" demeleriyle başımı hafif bir şekilde eğerek selam vermiş zaman kaybetmeden içeriye girmiştik, az önce önden giren iki koruma ve çalışanlar spor salonun köşesinde duran boks ringini kenara çekmişler altındaki gizli geçidi gözler önüne sermişlerdi, gülümseyerek baktığımda korumalar bir dakika bile beklemeden kapağı açmasıyla yere inen merdivenler açığa çıktığında merdivenlerden aşağıya inmiş karşımda benim için işletilen bu mekanın sahibi Selim duruyordu,
Geldiğimi gören Selim bir iki adımla yanıma gelmesiyle elini cebine sokarak yüzüne kondurduğu gülümseme ile "Dağhan bey hoş geldiniz" demesiyle, Selim'in kurduğu cümleye birde önümdeki görüntüye baktığımda asla bir birleriyle örtüşmüyordu, karşımda sergilediği hareketleriyle kendini benim dengim sanan adam varken kurduğu cümleleriyle de bana saygıda kusur etmiyordu
"Senin için adam ayarladım" Selimin cümlesiyle yandan gülerek başımı iki yana sallayıp gözlerinin içine baktım işte şimdi rengini belli etmişti az önce sözleriyle saygı gösterirken şimdi onu da bırakmış hiç çekinmeden, mevki' sini bilmeden konuşuyordu, Selim kademe kademe bana karşı saygıyı elden bırakırken küçük aklıyla benim tepkimi ölçüyordu, her bir şey demediğimde hadsizliği bir üst sınıra taşırken benim kim olduğumu unutuyordu, Selime cevap vermeden yanından geçip gitmemle arkamdaki kişilere bağırarak cevap verdim
"Yanlış kişiyi ayarlamışsın!" arkamda adım sesleri gelmezken büyük ihtimalle Selim dediğim kelimeyi anlamaya çalışıyordu
"Daha görmediniz bile adamı Dağhan bey" Siyah koridora yansıtılan kırmızı ışıkla koridor daha çıkılmaz bir yol gibi gözükürken koridoru dönmeden Selimin cümlesiyle adımlarım gittikçe yavaşlamasıyla sonunda durmuş ve omzumun üzerinden arkama baktığımda Selim gözlerini kaçırarak bir adım arkaya gitmesiyle keyiflenerek yüzüne baktım, adım kadar emindim ki Selim gözlerimin için de asla bitmek bilmeyen öfke ve öldürmek için can atan bir adam olduğunu görmüştü çünkü bu hareketinin başka hiçbir açıklaması olamazdı
"Yanlış!, karşımda başka biri değil sen olacaksın" son cümlemi söylememle Selimin yüzü gittikçe beyazlarken bu haline koca bir kahkaha atıp
"Ringde görüşürüz Selim!" Diye bağırarak arkamı dönüp gittim, bakalım kendini benimle denk sanan Selim efendi ne yapacak, sıradaki planı ne olacaktı?, koridordan sonra kafes dövüşün yapıldığı salonuna açılan kapı dan geçmemle koca bir kalabalık beni büyük bir coşkuyla karşılamıştı bu kanlı dövüşü büyük bir heyecanla izlemek için gelen insanlar teker teker önümde koca bir yol açtıklarında, kalabalığın içinden Ringe doğru yürürken birbirlerini öldüresiye dövüşen kişilerde beni görmesiyle hemen dövüşü bitirip aşağı indiklerin de bir dakika bile durmadan ipin üzerinden atlayarak ringe çıktım, yavaş hareketlerle gömleğimi açmaya başladığım da etrafta bağırış sesleri bir kez daha yükselmeye başlamasıyla gözlerimin önünde tek bir görüntü kulaklarımda tek bir söz vardı
Nazlı kollarımın arasında yerde kan kusarak yatarken gözlerinde de yaşlar akıyordu "Affet abi"
"Ne affetmesi lan" Nazlı'nın yüzünü sıkarak söylediğim sözlerle Nazlı'nın bedeni kollarımın arasında daha fazla titremeye başlamıştı "Şşş sakin ol kızım bir şey yok" diyerek kendime daha fazla çektiğimde Nazlı bir eliyle yüzüne koyduğum kolumu tutarken göz yaşlarına rağmen, onca acısına rağmen bana gülümsemişti, Nazlı'nın morluklarla kaplı güzüne süzülen yaşlar yetmezmiş gibi benim göz yaşlarımda Nazlı'nın yüzüne damlamasıyla yüzünü silip derin bir nefes alarak gülüp devam ettim
"Buradan beraber çıkacağız Nazlım" Nazlının yüzünü severek eğilip alnını öptüğümde devam ettim "Merak etme sen" etrafa baktığımda herkes çatışırken Evren ve Efe buraya gelmeye çalışsalar' da kendine siper aldıkları duvarın kenarına mermi gelmesiyle bu çabaları boşa düşmüştü çünkü karşı taraf çok fazlaydı ve biz tuzağa düşmüştük "Hadisenize lan!" etrafa bağırsam da kimse bir şey yapamazken Nazlı'yı rahat ettirmek için dizlerimi yere uzatarak yere oturduğumda "Evren!" diye bağırmıştım,
Evren ismini duymasıyla bana bakarken "Bizim çıkmamız lazım!" Evren Nazlıya baktığında elindeki silahı yanındaki duvara vurmasıyla "Allah kahretsin!" diye bağırması bir olurken başıyla onaylamıştı
Nazlı bir kere daha öksürmesiyle Evrendeki bakışlarımı Nazlıya çevirdiğimde Nazlı'nın dudaklarının arasından kanlar akarken Nazlı başını iki yana sallayarak devam etti "Bitti abi, benim aptallığım yüzünden her şeyi bitirdim" başımı iki yana sallayarak dediklerini reddettiğimde Nazlı elini kaldırdığında eline baksam da ne yapmak istediğini anlamıştım, yüzüme dokunmak için kaldırmıştı ama buna ne gücü nede takati yetmişti düşmekte olan elini hızla tutarak yüzüme kondurduğumda Nazlı bir kere daha gülümsemiş
"Seni seviyorum" demesiyle gözlerini kapatarak avucumun içindeki elinin düşmesiyle Nazlı'nın son kelimesi seni seviyorum olurken içime dolan korkuyla bağırarak Nazlıyı sarstım
"Hayır!"
"Hayır!"
"Nazlı hayır!" kulağıma gelen ağlama sesiyle karşıma baktığımda Evren silahı yere atıp ellerini yüzüne koyarak ağlamaya başlamıştı
"Nazlıııı!"
O gün son söylediğim söz "Nazlı" olmuştu
Aklımdaki düşünceleri etraftaki bağırış seslerinin bölmesiyle kendime gelirken etrafıma bir kez daha baktığımda kimse karşıma çıkmaya cesaret edemiyordu, ringden uzak bir köşede bana bakan Selim yanına adamlarından birini çağırıp kulağına bir şey demesiyle komutu alan adam başıyla onaylayarak arkasına dönüp ıslık çalarak eliyle birini çağırmıştı, başımı sağa çevirip baktığımda bir hafta önce sakatlanma pahasına rağmen dövüşe çıkıp zorlu rakibini yenerek bir kaç gün sahalara uzak kalan Mert vardı
Bu hayatta belli başlı bir kaç kişi vardı dost dediğim Mert de onlardan biriyken benim karşıma kırabilmem, onu yıkabilmem için dostumu karşıma çıkaracaklardı, başımı eğerek acı bir şekilde gülümsememle başımı iki yana sallayarak geri karşıma baktım
Mert duyduklarından sonra omzunun üzerinden bana bakmasıyla elimle onları durdurup bana bakan Selimi işaret etmemle orta parmağımı birleştirerek gel işareti yapıp gömleği omuzlarımdan çıkarıp kenara fırlattım
Herkesin bakışları benim hareketimle Selime dönerken salonda koca bir tezahürat tufanı kopması bir olmuştu, Selim başka seçeneği olmadığını anlamasıyla karşıma gelip ringe çıktığında yardım almak için sağına soluna baksa da bu saatten sonra ona tek yardım edecek kişi bendim, acırsam az hasarla kurtulurdu acımazsam burada ancak ve ancak ölüsü çıkardı ama asla durmazdım bir işi ya yapardım yada ölürdüm ama o işi sonuna kadar yapardım,
Selim benim karşıma çıkmaktan başka kurtuluşunun olmadığını anlamış olacak ki derin bir nefes verip üstündeki gömleği tek seferde çıkartmasıyla ellerini yumruk yaparak yüzünü savunmuştu Selim yavaş adımlarla etrafta sıfır çizmeye başladığında ilk hamlesini sağ kroşe kullanmasıyla aramızdaki mesafeyi koruyarak beni yoklamıştı
Selim' in bu hamlesini başımı sola yatırarak boşa çıkartmamla Selim'in altın tepside bana sunduğu boşluktan yararlanarak aynı hızla yumruğum bana bakacak şekilde sağ elimi çeneme doğru tutup dirsekten kırdığım sol elimin tarak kısmıyla omzumdan güç alarak Selim beni engelleyemeden karın kısmına yumruğumu vurmamla Selim boşluğa düşerken toparlaması için vakit verdim çünkü biliyordum ki çene kısmına vursaydım yada içimdeki öfkeye yenilerek peş peşe karın boşluğuna vursaydım Selim şuan yerde olur ve bunca şeyin bir anlamı kalmazdı
Gözümü açıp kapatmamla bir den karşımdaki Selimin yüzünü Necmettin'in yüzü gibi görmemle sanki karşımdaki Selim değil de Necmettin vardı, ama böyle bir şey imkansızdı o baskından sonra Necmettin iti kayıplara karışmış hiçbir yerde bulamamıştım, bırak kendisini bulmayı adı sanı bile kendisiyle beraber ortalıktan silinip gitmişti, başımı iki yana sallayarak kendime gelmeye çalışsam da nafileydi
"Karşımdaki Selim" bir adım geriye giderek kendime gerçeği hatırlattım
"Karşısındaki kişi Necmettin değil" başımı sallayarak bir kere daha gerçeği kendime söyledim
"Kendine gel"
Selime baktığımda Nazlıyı kollarımın arasında kaybettiğim gün Necmettin nasıl bana bakarak güldüyse bugünde Selim'in yüzü o günkü gibi gülüyordu bakışlarımda ki öfkenin büyümesiyle burnumu çektiğimde Selime zaman vermekten de vaz geçmiştim, boynumu yana yatırarak kütletip atağa geçtiğimde, Selim az önce attığım yumruğun etkisiyle geriye sendeleyerek arkadaki iplere çarpmasıyla öne doğru savrulurken hız kaybetmeden Selim'in sağ ve sol karaciğer kısmına öfkeyle bir kere daha vurdum, Selim aldığı ikinci darbeyle geriye doğru sendeleyerek kendini toplamaya çalışmasıyla bu kez müsaade vermeden sağ ayağımla göğsünün ortasına vurarak düşmesini sağlamıştım
Selim yere düşmesiyle Necmettin'in yüzü gözlerimin önünden silinerek Selimin yüzünü görmemle derin bir nefes verdim, Selim ağzından gelen kanı koluyla silerek bana baktığında öfkeden kuduruyordu, yerden yardım alarak ayağa kalkıp ellerini önünde silkeleyerek savunmasını aldığında sağ kroşe yaparak yüzüme vuracakken Selimi engellememle beni yanıltarak sol karın boşluğuma vurmasıyla koca bir kahkaha attığımda Selim yüzünde de gülümseme peyda olmuştu
"Biliyorsun bu işi Selim!" diye bağırdığımda Selim yüzünü kollayarak gülümsemesi kahkahaya dönmüştü, Selim şerefsizini bunun için spor salonun başına koymuştum boş boş insanların dövüşünü izlemesin dövüşü bilen aynı zamanda da iyi dövüşen biri olsun diye koymuştum lakin Selim benim düşüncemi boşa çıkararak kendi küçük aklıyla benim kim olduğumu nasıl biri olduğumu unutarak bana karşı saygıyı elden bırakabileceğini düşünmüştü,
Düşüncelerimden ayrılmama neden olan Selim "Unuttun herhalde benim eski dövüşçü olduğumu Dağhan" demesiyle başımı iki yana sallayarak Selim'i onaylarken Selimi nasıl bir yerden alıp buraya getirdiğimi asla unutmamıştım, ama belli ki kendisi unutmuştu, onu ölümün ucundan çekip çıkardığımı ona bir hayat bağışladığımı unutmuştu, Selim bir kere daha atağa geçtiğinde sağ dirseğiyle yüzüme vurarak sol kroşeyle de yüzüme geçirmesiyle bu kez iplere çarpan ben olurken Selim bana bakarak uzaklaştığında hala eski performansını kaybetmemişti, yüzümde hissettiğim sıcaklıkla kolumla yüzümü silip baktığımda kolum kan olmuş yüzümden üzerime kan damlıyordu büyük ihtimalle Selim dirseğiyle yüzüme vurduğunda kaşım açılmıştı bunu gören Selim keyiflenerek bir kere daha üzerime gelirken hızla kendimi toparlayıp yer değiştirerek ringin öbür tarafına geçtiğimde kenarda duran yer deri olduğu için ayağımı tutmasından yararlanarak hızla oraya çıkıp Selimin üzerine atlayarak yüzüne yumruk attığımda az önceki cümlesine hitaben devam etim
"Asla, Asla unutmadım" Selim yere düşerek kafasını yere vurmasıyla kalkamazken etrafa baktığımda salondaki her kez az önceki hareketimle daha fazla coşup, ıslık çalarak bağırıyorlardı etraftaki bakışlarımı çekip Selime baktığımda gülerek devam ettim
"Ama çabuk pes eden biri olduğunu hatırlamıyordum" diyerek ayağa kalkması için gazlarken Selim kahkaha atarak başını iki yana sallamıştı "Ahhh Dağhan ahh" Selim cümlenin arasında bir kere daha kahkaha atmasıyla devam etti
"Her geçen gün daha fazla canileşiyorsun ama huy olarak hiç değişmiyorsun biliyor musun?" ellerimi yüzümden indirerek başımı yana yatırıp ne saçmaladığını anlamak için beklediğimde etraftaki seslerde kulağıma geliyordu
"Hadi öldür onu!"
"Öldür!"
"Seni gidi adi pislik, ölmeyi hak ediyorsun!"
"Öldür! , öldür!"
Selim başını yana yatırarak etrafa baktığında kahkahası gülümsemeye bırakırken devam etti "Kalkmasam beni kaldıracağını adım kadar ikimizde biliyoruz ama öyle olunca bu kez için soğumayacak değil mi?" Selim'in sorduğu soruya bir şey demeden başımı yana çevirerek dinlediğimde Selim bir cevap beklemiyormuş gibi arkası kesilmeden kendi sorusunu cevaplayarak konuşmasına devam etti "O yüzden' de benim kalkmamı bekliyorsun" Selimin bu çıkarımına gülerken Selim sonunda ayağa yavaş yavaş kalkarken devam etti
"Merak etme patron buralar sende dediğin gün buraya giren çıkan her kez gözetimim altındaydı" şerefsiz Selim her kez kelimesine baskı uygularken beni de kastettiğini çok iyi anlamıştım, içime dolan öfkeyle ayağa kalkan Selimin çenesine hızla vurmamla karın boşluğuna peş peşe sağdan soldan vururken Selim birden sağa dönerek hamlemi boşluğa çıkarmasıyla dirseğiyle yüzüme geçirmişti, aldığım darbeyle sendeleyerek arkamdaki ipe çarpmamla Selim'in bağırması kulaklarıma ulaşmıştı
"Karşındaki düşmanın gibi dövüşüyorsun Dağhan!" Diye bağırmasıyla Selim boşluğumdan yararlanarak bir saniye bile beklemeden ayağıyla karın boşluğuma vuracakken sağ elimle ayağını tutmamla sol kroşeyle çenesine yumruk attığımda aynı hızla tek dayanağı olan ayağına öne doğru çelme takarak tutup çektiğimde Selim ne olduğunu anlamadan sırt üstü yere düşmüştü
Selimin az önce kurduğu cümleyle kaşlarım çatılırken "Belki düşmanımsındır" diye karşılık verdiğimde Selimin bakışlarındaki öfke yerini bocalamaya bırakmıştı, zaman kaybetmeden hala yerde olan Selim'in sol karın boşluğuna tekme attığım da Selim yüzünü kırıştırarak hızla yana dönüp kaçtığında takla atarak ayaklanmasıyla Selim belime sağ ayağının tersiyle vuracakken kollarımla karın boşluğuma engel yapıp ayak darbesinin kollarıma gelmesini sağlamıştım bu hamlemle Selimin acısı yüzünden okunurken ayağını indirmesine müsaade vermeden tutup bir iki adım ileri giderek iple kendi arama almamla kolumu döndürerek aşağı tarafa eğip dirseğimle Selimin yüzüne vurmamla yere yığılırken başımı hafif yana yatırarak can alıcı cümlemi söyledim
"Kimin köpeği olduğunu sakın unutma"
Eğilerek Selimin yüzüne art arda vurarak devam ettim "Unutma ki canından da olma" dediğimde ayağa kalkıp gülerek Selime baktım, Selim canının yandığını belli eden yüz ifadesiyle "Siktir!" Diye bağırarak küfür ettikten sonra dirseğini yere vurarak dişlerinin arasından "Dağhan, Dağhan" diye seslense de Selimi umursamadan arkamı dönüp gittim, Selimi burada harcamayacaktım tabi ki benim işime yaradığı müddetçe
Ringden inmek üzereyken arkamda hissettiğim hareketlilikle aniden tek dizimin üzerine eğilmemle başımın üzerinden bir adet tekmenin geçmesi bir olmuştu, tek kaşımı kaldırarak başımı sağa eğerek arkama baktığımda Selim yerden kalkmış en savunmasız zamanımda arkamdan saldırmıştı, Selim'in kalleşçe hamle yapmasına elbette şaşırmamıştım bunun gibi kansızlar kazanmak uğruna her şeyi yapardı, yapmaya da devam edeceklerdi ne yaparsan yap soylarını bir türlü kurutamayacaktık, doğrulmadan sağ ayağımın üzerinde dönüp ani bir hareketle yönümü değiştirerek Selime dönmemle ağırlığımı sağ elime verip Selim'in diz kapağına tekme vurmam bir olmuştu, Selim aldığı darbeyle öne doğru sendelleyerek diz çökecekken ayağa kalkıp başını iki elimin arasına alarak dizimi yüzüne üç kere vurmamla sağ elimle burnunu kırabilmek için yandan vurup Selimi bıraktığımda Selim ellerini iki yana açarak geriye bir iç gibi düşmüştü.
"Beni kimse yenemez"
arkamı dönüp gidecekken geri dönüp Ne kadar Selim karşılık veremeyecek olsa da içimdeki öfke soğumamıştı, ayağımla yerde yatan selimin yüzüne peş peşe vurmamla iğrenerek baktığımda kanlar içinde yerde yatan Selim'in üstüne tükürerek arkamı dönüp ringden indim, yanıma gelen korumaya bakmadan giderken korumanın getirdiğini bildiğim havluyu alıp büyük bir zevkle elime bulaşan kanları silerek karşıma baktığımda etraftaki herkes ıslık çalarak önümde yol açıyorlardı, havluyu kenara atarak salondan çıkmamla koridorun sonunda duran odama gelip kapıyı kapatmadan odanın köşesinde benim için hali hazırda bekleyen beyaz gömleği alıp omuzlarımdan geçirirken benimle gelen koruma kapıyı kapatıp köşeye geçerek benden bir emir bekliyordu, bir şey demeden masanın arkasında duran sandalyeye oturup ayaklarımı masaya uzatarak arkama yaslandım, kapının çalmasıyla bakmadan gömleğin düğmelerini ilikleyerek "Gel!" dememle içeriye korumalardan biri gelirken ilk başta bana bakıp daha sonra benimle beraber odaya gelen diğer korumaya baktığında anlamıştım bir şey diyecekti ve çekiniyordu başımı yana yatırarak
"Söyle" dediğimde göz kırparak "Derdin ne" dememle koruma öksürerek ceketinin önünü düzeltip "Selim patron" başını hafif yana çevirip bakarken adam "Ne yapalım" demesiyle başımla dediğini onaylamıştım, ayaklarımı masadan indirmemle eğilerek masada olan kalemi alıp ikiye kırmamla "Gerekeni" demem bir olurken koruma başıyla onaylayarak dışarı çıkacakken "Ama!" diye bağırmamla koruma olduğu yerde durmuş ve bana dönerek baktığında gülerek baktım
"İşim bitince, onun daha yaşayacağı cehennemi var" dememle karşımdaki korumada gülümseyerek bana bakıp "Emrin olur patron" demiş ve odadan çıkıp gitmişti
Şimdi ise sıra başka cehennemde yanacak kişilerdeydi!
Başımı çevirip diğer korumaya baktığımda "Mert' i çağır" dememle başımla korumaya çık işareti yaptığımda odada duran koruma komutu almış ve başını eğerek bir çırpıda odadan çıkıp gitmişti
Koruma odadan çıkarken masada duran tablet' den silah deposunun başında duran Aliyi görüntülü aradım, arkama yaslanarak açmasını beklediğimde Ali çoktan aramamı cevaplamıştı
"Vay vay Dağhan patron arar mıydın sen" Alinin dediğine gülerek masanın üzerinde duran sigarayı alıp yakarken arkama yaslandığımda devam ettim
"Aramasak onca işi nasıl yapacağız aslanım" Ali koca bir kahkaha atmasıyla oda arkasına yaslanarak sigarasını yakmış sitemle ellerini iki yana açarak devam etti "Lan it gibi adamların var onlara hallettiriyorsun işini" Ali bir yere bakıp geri bana dönmesiyle devam ederken "Bize zaman kalmıyor paşam" dediğinde sigarayı dudaklarımın arasına götürüp içime çekip derin bir nefes verdim
"Ağlıyor musun lan yoksa"
"Tabi patron geceleri iş yapamaz oldum" Ali son sözünü söylemesiyle göz kırparken "Siktir" diyerek elimdeki sigarayı ekrana fırlattığımda Ali kahkahalara boğulmuş gülüyordu, Ali doğrularak elini yumruk yapıp masaya vurarak bağırdığında yüzümü buruşturarak Aliye baktım
"Gençliğimi yaktın Dağhan gençliğimi"
"İyi gözün aydın bundan sonra beraberiz" demem ile Ali' nin az önceki gülen yüzü düşmüş anında ciddileşmişti
"Niye lan" Ali ekranda bir şey demem için bakarken masanın üzerindeki paketten bir sigara daha alıp yakıp derin bir nefes alırken Ali daha fazla dayanamayıp konuşmaya devam etti
"Ne yapacaksın lan söylesene" sıkılmış bir ifadeyle Odada göz gezdirdikten sonra ekrana baktığımda daha fazla bu sıkıcı muhabbet' i uzatmamak için içime hapsettiğim dumanı serbest bırakıp konuştum
"Saat 7 de hazırlıklı bir şekilde şirkete gel öğren" dedikten sonra cevap beklemeden tablet' e uzanarak aramayı sonlandırdım.
Kapının çalmasıyla gözlerimi kapatarak başımı arkaya atarak son huzurlu günlerim için derin bir nefes verdim tabi bu hayatıma huzurlu denebilecekse, ama en azından önceden her şey yavaş yavaş yapılıyor, düzen yavaş ilerliyordu ama artık her şey gün güzüne çıkacak ve çok kayıplar verilecekti, kapının bir kere daha çalmasıyla gözlerimi açarak "Gel" dediğimde içeriye Mert girmişti
Mert den sonra odaya koruma girecek gibi yapmasıyla Mert kapıyı suratına kapatmış adamı içeriye almadığında bu hareketine gülerek başımı iki yana salladığımda "Lan adamı niye içeriye almadın belli ki bir şey diyecekti" demem ile Mert yaralı yüzüne rağmen gülerek "Sonra desin şimdi ben varım" demişti, başımı iki yana sallayarak "Ya sabır" demem ile Mert oturduğu koltuk da daha fazla yayılarak ayaklarını uzattığında bana bakıyordu
"Yataydın" demem ile Mert bir kere daha gülmüş "Altı kişilik alda yatayım" demesi ile tek kaşımı kaldırarak Mert' in dediğini tekrarlamıştım
"Altı kişilik" Mert dediğimi yadırgamazken başını olumlu anlamda sallayarak onay verip
"Bu boya anca o patron" demişti, gülümseyerek başımla onayladığımda Mert' de gülmüş "Hayrola beni niye çağırdın" demişti başımla bir kere daha onayladığımda nihayet artık asıl konumuza geçmiştik
"Baskın düzenleyeceğiz bu akşam" Mert dediklerimi duymasıyla az önce ki alaycı tavrı gitmiş yerine bam başka Mert gelmişti
"Kim" işte Mert'in bu dediğine içten gülmüştüm arkasını önünü düşünmeden şartsız sualsiz kabul etmişti benimle ölüme gelmeyi, başımla Mert' i onayladığımda
"Eyvallah" diyerek tablet den baskın yapacağımız yerin kot planını açıp ekranını Mert' e çevirerek uzattığımda Mert tablet' i alıp binayı incelerken bir tarafta da beni dinliyordu
"Sen otelin karşı binasının arkasındaki binada olacaksın" Mert'in önüne otelin ve diğer binalarının dışardan çekilmiş resimlerini koymamla elimle otelin önündeki binayı gösterdiğimde devam ettim "Büyük ihtimalle güvenlik amacıyla bu binayı tutarlar"
elimi bu kez arkadaki binanın üzerine koyup terası göstermemle "Bu bina öndeki binadan biraz uzun" Mert'e bakmamla Mert bana bakarak kaşlarını çatmış anlamaya çalışıyordu Mert'e göz kırparak "Buda senin için yeterli olur" demem ile mert otel ile binanın resimlerini yan yana koymasıyla bir kere daha bakarken "Diye düşünüyorsun" demesiyle anlamıştım ne diyeceğini
"Çünkü ben düşünmüyorum da" tek kaşımı kaldırarak dişlerimin arasından cık yaparken Mert'e baktım
"Düşünmüyorum aslanım, çünkü o alan sana yeterli olur"
Mert bir bana bir önündeki kağıtlara baktığında elinin tersiyle resmin üzerine vurup "Lan çatıya nasıl çıkayım da oteldeki adamı indireyim"
"İşte o yüzden sen" Mert dediklerimde ciddi olup olmadığımı anlamaya çalışmasıyla sonunda anlamış olacak ki
"Hay ben böyle işin" diyerek söylenmeye başlamıştı, Mert resimlere bakıp bir çözüm yolu bulmaya çalışırken daha fazla kıvrandırmamak için
"Bu kadar ağlayacağını bilseydim" Mert cümlemin arasında bana bakıp eliyle hadi oradan der gibi işaret yapmasıyla "Hadi lan oradan" demiş geri resimlere dönmüştü
Mert'in dediklerini umursamadan gülerek devam ettiğimde "Gerçeği en başta söylerdim" demiştim, Mert masanın üzerindeki dolma kaleme uzanıp geri otururken resmin üzerine bir şey yazmaya başlamıştı
Necmettin'i düşündükçe Evren' nin yaptığı aptallık aklıma geliyor içimdeki öfkenin tekrardan harlanmasına mani olamıyorum
Benden bir can almıştı, yıllar önce kıymetlimizi bizden, bu hayattan koparıp almıştı o gün den sonra kendime gelir gelmez peşine düşsem de hiç bir yerde bulamamıştım, ne yaptım ne ettiysem de bulamamıştım araya devlet büyüklerinden tut yer altlarında ki mafya liderlerini de soksam hiç bir yerde bulamamıştım
"Onun son nefesini ben keseceğim" ellerimi yumruk yaparak söylediğim de Mert konuşmasına devam etmişti
"Patron o önemli değil, önemli olan ben nasıl düşmeden o çatıda duracağım"
"Son nefesini ben keseceğim onun" kendi kendime az önceki cümlemi tekrar söyleyerek elimi masaya vururken Mert gülerek kaşlarını çatmış bir şekilde elime bakıp daha sonra yüzüme baktığında benim cümlemin farkına varmasıyla gülümsemesi hızla kaybolup yerini ciddiyete bırakırken en başta sorduğu soruyu tekrar sormuştu
"Kim"
İçimdeki sıkıntıyı daha doğrusu hayal kırıklığıyla derin bir nefes verip konuştum
"Necmettin ortaya çıktı" Mert Necmettin' in ismini duymasıyla hızla bana bakıp "Nasıl gelir buraya" demişti Mert' in dediğine başımı iki yana sallayarak cevaplasam da aslında bu cehenneme tekrardan gelmesinin sebebini gayet iyi biliyordum.
Benden bir can daha almak için geri dönmüştü ama hangi cesaretle geri döndü işte orasını bilmiyordum
"Bilmiyorum" masanın üzerinde yumruk yaptığım elimi masaya vurmamla "Bilmiyorum" desem de bu yeterli olmamıştı, elimi masaya az öncekinden daha kuvvetli vurmamla daha gür konuştum.
"Bilmiyorum!"
Mert derin bir nefes verip başını öne eğdiğinde "Nazlı" demesiyle yıllarca kendi kendime söylediğim, bir an bile aklımdan çıkmayan isim olsa da yıllarca başkasından duymadığım isim odada yankılanmıştı
"Hepimizin küçük kız kardeşi gibiydi" Mert'e baktığımda başını yere eğmiş başını iki yana sallayarak devam etmişti "Gibisi az gelir o bizim kız kardeşimizdi ne zaman hata yapsa başını öne eğer kendini affettirene kadar dibimizden ayrılmazdı"
Nazlının o hallerini hatırlamamla buruk bir şekil de gülmeme engel olamamıştım
"Ama" Mert'in amasını duymamla kaşlarım çatılırken bir şeylere itiraz edecekti ama neye itiraz edeceğini anlayamamıştım
"Her şeyden önce Nazlı bizim bir dostumuzdu" Cevap verecekken Mert'in diyeceklerinin daha bitmediğini anlamamla susmuştum
"O saldırı da Arda' yı da kaybettik onu da Nazlı gibi toprağa verdik, yan yana yatıyorlar Dağhan"
Sanki bunları bilmiyormuşum gibi Mert salağa anlatır gibi teker teker anlatmasıyla ellerimi sıkarak Mert'e baktığımda bir şeyleri gevelediğini, onu rahatsız eden düşünceyi söyleyip kurtulmak istediğini belli etmişti, Mert'e bir şey demeden bakmamla Mert gözlerini kapatıp yüzünü buruşturmasıyla nihayet asıl düşüncesini söyleyip kurtulmuştu
"Gönlün mü düştü Nazlıya"
Duyduklarımla bocalarken başımı yana çevirerek masaya baktığımda yüzümü kırıştırarak beklesem de sanki Mert az önceki dediklerini tekrarlıyordu
"Gönlün mü düştü Nazlıya"
"Gönlün mü düştü Nazlıya" sinirden gözüm seğirirken aniden Mert'e baktığımda bir şey demeden bana baktığını görmemle anlamıştım seslerin oyunuydu umarım ilk baştaki duyduklarımda seslerin oyunu olsundu, buna o kadar ihtiyacım vardı ki yoksa çok kötü şeyler olacak ve bunun önüne kimse geçemeyecekti "Ne dedin sen" başımı yana çevirerek göz kırpmamla konuşman bir olurken duyduklarım yalan olduğunu kendime inandırmaya başlamıştım çünkü Mert böyle bir şey söyleyemezdi bana, söylemezdi
"Nazlıya" Mert duraksamasıyla başımı dikleştirerek baktığımda Mert diyeceklerinden midir bilmem ama karşımda eğilmişti "Gönlün mü" Mert daha fazla devam edemezken gözlerimi kapatmıştım doğruydu az önce duyduklarım doğruydu ne az önceki nede şimdiki duyduklarımı anlayamazken Mert konuşmasına devam etti
"Sonuçta, sonuçta o-olabilir hem-"
Daha fazla bu saçmalığa dayanamazken elimi masaya vurarak ayağa kalkarken bağırdım "Olamaz!"
"Dağhan"
"Kes!" Kalktığım sandalyeye tekme atmamla sandalye gürültüyle geriye düşmüştü, Mert'i işaret parmağımla göstererek konuştum
"Nasıl dersin lan bunu bana, nasıl!"
"Abi"
"Nasıl düşünebildin böyle bir şeyi"
Düşen sandalye ye bir tekme daha atmamla devam ettiğimde Mert oturduğu yerden kalkmış bana bakıyordu
"Kardeşimizdi lan o kız" Mert bir şey diyemezken sadece yüzüme bakıyordu, gerçi deseydi ne diyebilecekti ki
"Nazlı senin!, benim!, Evrenin! kız kardeşiydi ne diyorsun sen!, nasıl düşünebilirsin böyle bir şeyi!"
Mert ellerini tamam der gibi kaldırarak "Tamam özür dilerim" demiş ve başını yana çevirerek bana bakmasıyla devam etmişti "Sakin ol abi" Mert cümlesini söylemesiyle bir adım bana gelmek için hamle yapmıştı
Mert'in hareketiyle masanın üzerinde ne var ne yok umursamadan ucundan tutmamla devirmem bir olurken Mert kendine gelen masadan kaçmak için geriye gittiğinde masa tam da ayaklarının önüne devrilmişti ama masanın devrildiği yer yanlış olurken doğru yer tamda Mert'in kafası olmalıydı
"Si-" Mert çekinmeden küfür ederken durmayıp Mert'in az önce oturduğu koltuğun karşısındaki koltuğa tekme atmamla koltuk sürüklenerek duvara çarparken belimdeki silahı çıkararak bir saniye bile düşünmeden Mert'e doğrulttum
Kapı hızla açılmasıyla hedefimdeki kişi değişmezken içeriye bu kez Evren girmişti bu görüntü bana bir yerden tanıdık geliyorken gün içerisinde beni zıvanadan çıkartmaları ortak olurken sadece kişiler ve saçma sapan konuları değişiyordu
Evren ortalığın haline bakmasıyla devrilen masaya, etrafa saçılan eşyalara ve silaha birde namlunun ucundaki Mert'e baktığında hızla kenara devrilen masanın üzerinden geçerek elimdeki silahı almaya yeltenmesiyle Evreni omzundan ittirerek kendimden uzaklaştırdım
"Cevap ver lan!" Gözümden bir damla yaşın süzülmesiyle sesim kısılmıştı
"Nasıl" sesimi kendim zor duyarken Mert'in duyacağını düşünerek devam ettim
"O bizim kız kardeşimizdi"
"Tamam, sakin ol abi yanlış konuştum" Mert yanımda duran Evrene bakıp geri bana bakmasıyla başını sallayarak "O bizim kardeşimizdi" demişti Mert az önce dediklerinden geri adım atarken az önce dediği cümleyi gelişi güzel mi söylüyor yoksa gerçekten bildiği için mi söylüyor emin değildim ama bir şeyde emindim ki Mert asla silahtan korktuğu için geri adım atmamıştı
Evren koluma dokunarak "Sakin olmalısın Dağhan" demiş silahla birlikte beni'de kontrol ederken verdiğim yepkiye gore yavaş hareket etsede en sonunda elimden silahı almaya yeltenmesiyle izin vermiştim gerçi vermeyip ne yapacaktım ki, dostum dediğim adamımı öldürecektim!
Herkesi arkamda bırakarak odadan çıkmamla biraz daha olsa nefes alabilmek için az önce yavaş adımlara yürüdüğüm koridorları bu sefer hızla yürüyerek spor salonundan çıkmamla kapıda beni gören korumalar hazır ola geçtiklerinde benden bir komut bekleseler de bir süre kendime zaman tanımıştım, tanımak zorundaydım çünkü kimse bana bir nefes alacak kadar alan bırakmazken ben yaratacaktım o alanı, gözlerimi aralamamla merdivenleri çıkmış, çareyi kendimi dışarıya atmakta bulmuştum.
Soğuk rüzgar yüzüme vurmasıyla gömleğin ilk üç düğmesini açarak derin bir nefes verdim sahip olduğum pislik çevremi boğmadan temizlemeye çalışsam da nafileydi çünkü çevremdekiler beni boğuyordu, elimi kaldırarak işaret parmağımla havada sıfır çizerken yoluma devam ettiğimde köşede duran arabama giderek etrafıma baktım, korumalar benden aldığı komutla arabalara hızla binerken bende binerek yola çıkmamla benimle beraber beş arabada yola çıkmıştı
-
Arkama bakmamla bizim araçlar beni takip ederken trafik hınca hınç doluydu ama bu benim için hiçbir zaman bir engel değildi çünkü herkes kendi kaderini yaşardı kaderinde ölmek var ise ölürdün, yaşamak var ise elbet bir şekilde yaşanıp gidilirdi ha sorunlusu ben olmuşum ha olmamışım ne fark ederdi ki?, bir kez daha yan aynadan arkama bakmamla hızımı 300' e çıkararak araçlara makas atarak ilerlemeye başladım
Belli bir süre aynı hızda gittiğimde bir kez daha dikiz aynasından arkama baktığımda bu kez arkamda hiçbir koruma olmadığı gibi yanından geçtiğim araçlar bir çizgiden ibaretlerdi
-
Şirkete gelmemle ani frenle durduğumda tekerlek büyük bir gürültüyle kendini kilitleyerek kapı önünde durmuştu, tekerleğin çıkardığı acı ses herkesin bakmasına neden olsa da umursamamıştım, zaten yıllardır parmakla gösterilmeye, herkesin dönüp hayranlıkla yahut korku ve endişeyle bakmalarına alışıktım, araçtan inip kapıyı çarparak kapattığımda korumalarda nihayet gelmiş araçlarını aracımın arkasına ani frenle durdurmuşlardı
Korumalar araçtan inip hızla birbirleriyle koordine olarak hareket etmeleriyle arkamda on kişiyle şirkete girdiğimde bir kaç koruma da elleri bellerindeki silaha giderek kapıları tutmuştu
İçeriye girdiğimizi gören güvenlik masanın önünde olan düğmeye basıp turnikeleri devre dışı bırakmasıyla yandan gülümseyerek asansöre yöneldiğimde arkamdaki adamlarda ne yapacaklarını bildikleri için direk merdivene yönelmiş yukarı çıkıyorlardı, kimse benim illegalli işlerle uğraştığımı bilmesede herkesin bildiği gibi Karadeniz' li bir Müteahhit olduğumdan dolayı bu tarz olaylara tanık oluyorlardı ama hiç bir zaman kimse alışamazken her bir gelişimizde herkes korku ve endişeyle bakıyorlardı, insanların gördüğü yaşam tarzım herkes için garip gelse de benim için değildi çünkü bu tip dedelerimizden beri Karadenizli olduĝumuzdan köklü bir aileden geliyordum!
Birkaç dakika beklemenin ardından nihayet asansörün gelmesiyle binip ellerimi cebime sokarak arkama yaslandığımda asansör kapanmadan son kez insanların şaşkın bir şekilde bakışlarıyla karşılaşırken az önce bakan kişiler sıralarını kendi aralarında konuşanlara bırakmıştı
"Neler oluyor?"
"Bilmiyorum ki adamlarda koşarak yukarı çıktı!"
"Kesin ters giden bir şey var!" son duyduğum sözler bunlar olurken nihayet asansör kapanıp yukarıya çıkmaya başlamasıyla dışardaki seslerde kesilmişti, başımı geriye atarak derin bir nefes verdim, işte insanların kaderleri budur ya merak eden olursun yada merak edilen, öyle değil midir zaten insanlar doğduktan itibaren bir çizgi üzerinedir ya ileri gidersin yada geriye, insanlar kendilerine çizilen kaderi yaşarlardı yada yaşamak zorun da bırakılırdı, ya isteyerek yada istemeyerek ben ise bu çizginin ta kendisiydim evet ilk başta zorla bu hayatın içerisinde büyütülmeye başlansam da sonradan bunun asıl kendim olduğumu öğrendiğim gün ipleri elime almış kimseye gerek duymadan gönül rahatlığıyla ileriye ilerlemiştim, yıllardır pis işleri bir kere bile şirkete yansıtmamış sessiz bir şekilde piyasayı idare ediyordum lakin artık öyle bir amacım yoktu madem pislikler üzerimize sıçrayarak görünmeye başlamıştı işte o zaman üstümüzü değiştirmek de şarttı.
Asansörün kapıları açılmasıyla karşıdan koşarak gelen sekreterim Zühelayı görmemle keyiflendim çünkü şirkette soğuk davranışlarıyla sevilmeyen sekreter Zühela bile ben daha bir şey yapmadan endişelendiyse ortalık çoktan karışmış demekti
"Dağhan bey neler oluyor, bu gelen adamlarda kim" Zühelanın yanından geçecekken duyduğum hesap dolu cümleyle adımlarım yavaşlamasıyla durmuştum
Zühela bana az önce hesap mı sormuştu yoksa ben mi yanlış anlamıştım, Zühelaya döndüğümde başımı hafif yana yatırdım "Anlamadım"
"Ö-özür dilerim, b-ben hadsizlik yaptım" işte tam da doğru duymuştum Zühela benim ve kendisinin kim olduğunu unutarak bana hesap sormuştu, başımla Zühela' yı onaylarken tek kaşımı kaldırarak "Evet yaptın" dememle Zühelaya biraz daha yaklaştım,
Zühela gözlerime bakamazken geri geri kaçsa da kolundan tutup kendime çekmemle canı acıyacak mı umurumda olmadan bileğini ters çevirdiğimde Zühela' nın dudaklarından acı dolu bir inleme kaçmıştı, işaret parmağımı öne doğru uzatarak devam ettim "Ne oldu daha demin hesap soruyordun"
"Hata yaptım özür dilerim Dağhan bey"
Zühela' nın kolunu bırakmadan sıkarken Zühela' nın ağlayışı hızlansa da kendini sıkarak acıya dayanmaya çalışıyordu dişlerimin arasından cık yaparken devam ettim
"Olmaz, sen hata yapmazsın" Zühelayı kendime biraz daha çekerek kulağına eğildiğim de devam ettim "Yapamazsın!, öyle bir lüksün yok senin" Zühela bir tepki vermezken başımı yanağına yaslamıştım "Duydun mu beni" elimi avucunun içine kaydırmış parmaklarımı parmaklarının arasından geçirdiğimde devam ettim "Duydun mu beni, senin yanlış yapma gibi bir lüksün yok" demem ile parmaklarını geriye bükmemle Zühela çığlık attığında hızla ağzını kapattım gerçi bağırsa da bir şey olmazdı katta bizden başka kimse yoktu, ağzını kapatmamın tek nedeni boşu boşuna ses israfı olmasın diyeydi
"Şşş sakin ol, bu daha hiç bir şey değil" Zühela dediklerimde ne kadar ciddi olduğumu bildiği için karşımda daha çok ağlamaya başlamasıyla başıyla onaylamıştı
"Bu burada bitmedi hadsizliğin bedelini ödeyeceksin" dedikten sonra elini bıraktığımda Zühela acıdan titreyen elini indirdiğinde diğer eliyle de göz yaşlarını silerken hiç bir şey demeden arkamı dönüp giderken bir kere daha Zühela'nın sözüyle durdum ama bu kez az önceki konuştuğu kadar cesur değil tam bir acizlik akıyordu sesinde
"Evren bey de geldiler herkes toplantı odasındalar" gülerek bir kere daha arkamı dönüp baktığımda Zühela dudaklarını birbirine bastırmış gözleri titreyerek ağlıyordu "Demek sonunda kendi isteğiyle geldi, bak şimdi daha da keyfim yerine geldi" Cümlemi söylememle arkamı dönmem bir olurken Zühela acıdan dizlerinin üzerine çökmüştü, tabikide ona gidecek yada acıyacak değildim o saygısızlığın bedelini ödüyordu çünkü bir kere göz yuvarlama bunun önüne bir daha asla geçemezdim, adımlarımı hızlandırmak giderken bu sefer tek istikamet noktam kıyamet gününü ayarlayacağım toplantı odasıydı.
*
İçeriye girmemle herkes ayağa kalktığında bu manzaraya gülerek baktım, bu düzenin başı bendim masanın başında oturan her kez bunu bilirken itaat ediyorlardı
özellikle ayağa kaldırıyordum eğer olurda biri bile bana hata yaparsa yapmasın, benim kim olduğumu unutmasın diyeydi benimle beraber gelen korumlar da içeriye girerken her masada oturan bir kişinin başına geçmiş elleri tetikte bekliyordu elbette ki bu bir infaz toplantısı değildi lakin bizim toplandığımızı duyan kişiler elbet bir şey yapmak kimlerle iş yaptığımızı bilmek isteyeceklerdi tamda burada başlarındaki korumalar devreye girip kendilerini siper ediyorlardı
"Saat 7 de hazırlıklı bir şekilde şirkete gel öğren" bu sabah Aliye söylediğim cümle aklıma gelmesiyle masaya bir kez daha baktığımda silah deponun başındaki Yavuz beyden, yer altlarındaki casuslarımıza kadar herkes buradaydı işte hazırlıklı gel derken tam da bunu kastetmiştim, Herkesi al gel!
Adamlardan biri arkamdan kapıyı kapatarak çıkarken ceketin düğmesini çözüp elimi cebime sokmuş ve kimseyi umursamadan camın önüne gidip manzaraya baktım
"Hayrola Dağhan bey bu acil toplantının sebebi de nedir?" yan dönerek bir adım atıp arkama baktığımda konuşma cesareti gösteren tek aptal kişiye bakmıştım, gördüklerim beni yanıltmasken bakışlarımı Ahmet denen adamdan çekip masaya kısa bir süre baktığımda herkesin bakışlarında merak vardı ama herkes sessiz sedasız beklerken Ahmet susamamıştı
Tekrardan cama dönmemle aşağıdaki insanlara bakarak devam ettim "Necmettin pisliği ayağımıza bulaştı" arkam dönük bir şekilde konuşurken kimseden tek bir ses bile çıkmamış beni dinliyorlardı
"Bize de bu pisliği temizlemek kaldı" bir kez daha omzumun üzerinden arkama baktığımda şaşkınlıkla herkes birbirine bakarken tek şaşırmayan Evrendi
"Bu akşam Zarnian otelinde Necmettin için bir davet var bask-"
"Dağhan bey -"
"Baskın vereceğiz!" lafımın kesilmesiyle bağırarak cümlemi tamamlamamla konuşan kişiyi susturmuştum
"İşaretimle orayı kana bulayacaksınız, şartlar ne olursa olsun namlunun ucunda kim var kim yoksa ayırt etmeden" masaya dönerek baktığımda son cümlemi de söylemiştim
"Ben dahil"
Herkese teker teker bakıp gülümseyerek "Zanian otelini cehenneme çevirerek kana bulayacaksınız" demiştim tekrardan camdan dışarıya baktığımda şimdiden gözlerimin önüne koskoca yanan bir ateş gelmişti tıpkı o ateş gibi olmalıydı cehennemleri, insanın kemiklerini eriterek kadar güçlü ateşte yanmalıydılar
"Ne diyorsunuz Dağhan bey böyle olmaz oturup konuşalım"
Düşüncelerimden ayrılmama sebep olan cümleyle sinirle arkamı dönüp bir adımda masaya gelerek boş sandalyeyi arkaya ittiğimde sandalye gürültüyle yere düşmüştü, hiç düşünmeden belimden silahı alarak masaya vurmamla karşıma baktığımda herkesin bakışları gözlerimle masaya vurduğum silah arasında gidip geliyordu
"Size konuşalım demedim!, kesin sesinizi" dişlerimin arasında bağırmamla masadaki herkesin gözlerinin içine bakarak devam ettim "Yoksa bunu kullanmaktan deri durmam!" bir kez daha herkese baktığımda herkes kabullenmiş, susmuşlardı son kelimemle elimi masaya bir kez daha vurmamla "Olurda eğer başaramazsanız bana bırakmayın işinizi kendinizi öldürün" demem bir olurken derin bir nefes verdim
"Bu kadarı fazla Dağhan buna izin vermiyorum" Duyduğum sesle silaha baktığımda istemsizce gözlerim kısılmıştı odaya geldiğimden itibaren ne zaman karşı çıkacak diye merakla beklediğim Evren onca uyarımın üzerine herkesin içerisinde itiraz etmiş bir kere daha benim otoritemi düşünmeden sarsmıştı, elimin altındaki silahı hiç düşünmeden almamla karşımda ayağa kalkmış işaret parmağıyla beni gösteren Evren'i gözümü kırpmadan omzundan vurmuştum silahın sesiyle oda da olan kadınlar çığlık atarken kendilerini adam sanan kişiler tek bir çıt çıkarırsa aynısı başlarına geleceklerini bildikleri için altlarına sıçarak susmayı tercih edip oturdukları sandalyeye daha çok yaslanmış görünmez olmuşlardı
Kurşun Evren'in omzuna isabet etmesiyle yüzünü kırıştırarak geriye sendellese de bir saniye bile gözlerini gözlerimden ayırmamıştı Evren'e doğrulttuğum silahı indirmeden herkesi bir bir namlunun ucuyla gösterip sallayarak konuşmamla Evren burnundan soluyarak bana bakıyordu
"Kimse konuşmayacak dedim, susun dedim!" bu kez yeniden silahın namlusunu Evren' e doğrulttuğumda "Sende bunların içerisindesin aslanım" demiştim Evren ellerini yumruk yaparak bir şey söylemeden bana baksa da gözleriyle her şeyi anlatıyordu, silahı hızla masaya vurarak bıraktığımda hiçbir şey olmamış gibi camın kenarına gidip ellerimi cebime koyarak camdan dışarıya bakmaya devam etmiştim
Çünkü önemli bir olay olmamıştı benim kuralımı çiğnemiş her kim olursa olsun cezasını almıştı kısacası her şey olması gerektiği gibiydi