İçeriğe geç

KURŞUN

Bölüm 47 · 10 dk okuma

KURŞUN

Bölüm 47

47.)Bir Kızın Yıkılışı

Ellerim titremeye, nefesim daralmaya başladı. Zihnim az önce duyduklarını sindirmeye çalışırken kalbim ise kırgınlığı en derinden hissediyordu. İçimden bu söylenenleri inkar ediyordum, bunun yalan olduğuna kendimi inandırmaya çalışıyordum. Döndüm ve karşımda duran patron bozuntusuna baktım.

"Sana neden inanayım?"

Elini ceketinin cebine attı ve telefonunu çıkarttı, bir video açtı. Bir dakika on saniye uzunluğunda, bu gerçeği kanıtlayan bir video. Çok eski bir videoydu, Yaman Amca da karşımda duran bu patron bozuntusu da şu anki hallerinden çok daha genç duruyorlardı ve karşı karşıya duruyordular . Telefon kamerası bir yere sabitlenmişti. Bir süre ikisi de sessiz kaldı, sonra ismi Kayhan olan patron bozuntusu lafa girdi.

"Bunu nasıl saklayacaksınız?"

"Bütün her şey Kandemir Yelmen'in üzerine kalacak, beni veya seni ilgilendirecek bir şey yok."

"İki kişiyi öldürdün, nasıl seni ilgilendirmeyecek."

"Evet öldürdüm ama iki kişiyi değil bir kişiyi Gözde yaşıyor."

"Peki bu kadın hiç mi kızlarına ulaşmaya çalışmayacak? Onu nasıl halledeceksin?"

"Onu ben halletmeyeceğim, bir adamım bakacak onun çaresine. Sen de susacaksın, yoksa başına hiç hoş şeyler gelmeyecek."

"Tamamdır, öyle olsun."

Video orada kesildi, bir süre konuşmadım, tepki vermedim. Patron bozuntusu ise gülümsüyordu sanki yaşadığım duygusal buhrandan keyif alıyordu. Bütün yüzsüzlüğü ile hala bana laf yetiştirmeye devam ediyordu.

"Ne kadar acı değil mi? Bir yıldır hatta daha uzun süredir bananın katilinin soyadını taşıyorsun."

Şu an tek hedefi üzerime gelerek canımı yakmaktı, bunu bu kadar istemesinin sebebini anlayamasamda, bana söyledikleri çoktan Göktuğ'u sinirlendirmeye başlamıştı.

"Kapa çeneni! Diye bağırdı Göktuğ, Kayhan denen şahsın bağırması ile de aralarında bir kavga başladı. Ben de bu kaostan yararlanarak içerideki odaya geçtim. Aslında bu odayı daha çok eşyaları depolamak için kullanıyorduk ama burada sakladığım başka bir şey vardı. Çekmeceleri karıştırırken onu buldum, babamdan kalan bir tabanca. Ve hızlıca tekrardan dış kapının önüne geldim ve Göktuğ'a beni engellemesi için fırsat vermeden kapıdan çıkıp aşağıya indim. Zili çaldığımda ablam beni çok bekletmeden kapıyı açtı.

"Zehra, hoş geldin."

Cevap vermeden bir hışımla salona geçtim, tam tahmin ettiğim gibi Yaman Köksal tam karşımda duruyor ve anlamaz gözlerle bana bakıyordu. Ben de bu dalgınlığından faydalanarak hızlı bir hareketle yan tarafına geçtim ve o daha ne olduğunu anlayamadan cebimde sakladığım tabancamı çıkarıp şakağına dayadım. Gözleri kocaman olmuş ve kalp atışı hızlanmıştı, Neva Teyze, ablam, annem küçük çaplı bir çığlık atmışlardı ve dehşet dolu bir ifadeyle bana bakıyorlardı. İlk cümle annemden çıktı.

"Zehra ne yapıyorsun kızım? Delirdin mi?"

"Evet anne, delirdim."

Sözü Yaman Amca devam ettirdi.

"Hızlı bir giriş oldu Zehra."

"Eğer biraz daha konuşursan senin beynine de bir kurşun girişi olacak, az kaldı."

"Neden peki?"

"Birazdan oğlun gelir, gerekli açıklamaları ondan alırsın." Dedim soğukkanlı bir sesle, ben bu cümleyi kurduktan beş saniye sonra Göktuğ hızlı bir şekilde içeriye girdi.

"Zehra yapma, sakin ol."

Söylediklerini biraz bile umursamadan, direkt Yaman Amca'ya döndüm.

"Bak! İyi insan lafın üzerine gelirmiş. Evet hayatım, babana gerekli detayları geçip kendisinin merakını gidermek ister misin?"

"Zehra lütfen yapma."

"Göktuğ bozulmuş plak gibi aynı şeyleri tekrarlamaya devam edecek misin?"

"Zehra öğrendi baba."

"Neyi?"

Göktuğ'a fırsat vermeden ben cevap verdim.

"Babamı senin öldürdüğünü."

Son cümlem ile birlikte ablam ile annem aynı anda "Ne!" Diye bağırdılar. Ben ise ters bakışlar ile Neva Teyze'ye bakıyor ve acaba bu gerçeği o da biliyor mu diye anlamaya çalışıyordum. Bunu fark eden Göktuğ sorumu yanıtladı.

"Hayır Zehra, annemin haberi yoktu."

Bakışlarımı Göktuğ'dan ayırmadım.

"Sen biliyordun yani." Dedim hayal kırıklığı dolu bir sesle. Göktuğ verecek bir cevap bulamadı.

"Zehra biliyorum kulağa hiç hoş gelmiyor am-"

Fakat ben onu dinleyecek güce sahip değildim, tabancayı tekrar cebime koydum ve koşar adımlarla salondan çıktım. Göktuğ beni kolumdan tutup durdurmaya çalışsa da başarılı olamadı.

"Zehra lütfen dinle beni!"

Merdivenleri koşar adımlarla çıktım, hızlıca eve girdim aklımda ise hala patron bozuntusunun bana söyledikleri inliyordu.

"Ne kadar acı değil mi? Bir yıldır hatta daha uzun süredir babanın katilinin soyadını taşıyorsun."

Haklıydı, evet kulağa acı geliyordu ama haklıydı, soyadım şu an babamın katilinin soyadı ile aynıydı. Bunları düşünürken valizimi arıyordum, çünkü burada kalamazdım, bu gerçeği biliyorken Göktuğ ile kalmaya devam edemezdim. Tam bulmuş ve valizi yatağın üzerine koyuyordum ki Göktuğ bir hışımla içeriye girdi.

"Zehra ne yapıyorsun? Önce beni dinler misin?"

Fakat benim şu an hiçbir şey umrumda değildi. Sadece kıyafetlerimi alıp valize dolduruyordum. Göktuğ da beni engellemeye çalışıyordu, bazen kıyafetlerimi tekrardan dolaba koyuyor, bazen de kollarımdan tutup onu dinlememi söylüyordu.

"Zehra beni bir kere bile dinlemeden öylece gidecek misin?"

Artık sesi titremeye başlamıştı, ancak ben hala cevap vermiyordum. O da bunu fark etti ve hızlı bir şekilde beni yatağa oturttu, sonraysa gözlerimizin aynı hizaya gelmesi için diz çöktü. Fakat ben ona değil yere bakıyordum.

"Zehra gözlerime bakar mısın?"

Ben bakmamaya devam edince Göktuğ elini yüzüme götürdü, baş parmağını çeneme koydu ve nazikçe yüzümü yüzüne çevirdi. Gözlerimin içine bakıp konuşmaya başladı.

"Zehra yapabileceğim bir şey değildi bu. Senin karşına geçip, babam babanı öldürdü diyemezdim ki. Lütfen beni de anlamaya çalış."

Bu benim için tatmin edici bir açıklama değildi,

"Ve sen de bana yalan söylemeyi seçtin öyle mi?"

Bu sırada ağlamamak için kendimi zar zor tutuyordum. Ancak içimde patlamak için bekleyen duygulara engel olamadım ve bir anda valizimi ayır çok merak ediyorum, nasıl bunu benden saklayabildin Göktuğ? Nasıl yaptın bunu bana? Ne zamandır biliyordun? Evlendiğimizden beri mi?"

"Zehra..." İsmimi söyledi fakat devamını getiremedi. Kalbim çarpmaya başladı, sesimin titremesi konuşmamı aşırı zorlaştırıyordu.

"Göktuğ, biliyordun değil mi? En başından beri..."

Fakat cevap alamadım, yanılmak istiyordum. Göktuğ'un bunu reddetmesini istiyordum. "Hayır." Demesini istiyordum. Ama Göktuğ reddetmiyordu, sadece yere bakıyordu. Ben de arkama döndüm, artık göz yaşlarımı tutamayacaktım, yanaklarımdan yavaş yavaş sürüldüler.

Odadan dışarıya çıkmayı düşündüm ama Göktuğ'un engel olacağından emin olduğum için bunu denemedim, geçip yatağa oturdum. Bir elimle yüzümü kapattım, diğer elimi de yatağın üzerine yerleştirdim, eskiden kimsenin önünde ağlayamazdım, hatta ablamın önünde bile çok nadir ağlamışımdır.

Fakat artık başkalarının önünde de ağlıyordum ve bunun güçsüzlük olmadığını kendime anlatmaya çalışıyordum. İki dakika bile geçmeden Göktuğ gelip yanıma oturdu, boşta olan elimi iki elini arasına aldı. Yüzüme baktı ve ağladığımı fark etti.

"Ağlama, lütfen."

Düşük bir kahkaha kopardım ama bu mutlu olduğum için değil, sinirim bozulduğu için attığım bir kahkahaydı.

"Ne güzel ya! Bu kadar şeyden sonra hala ağlama diyebiliyorsun yani." Dedim ve ayağa kalktım, Göktuğ ise hala yatakta oturuyordu ve benimle göz teması kurmaktan çekiniyordu.

"Bütün bunları bilerek hayatıma nasıl girdin?"

"Hayatında sadece bir veya iki ay kalmayı ve sonraysa gitmeyi planlıyordum Zehra ama sonra beklemediğim bir şey oldu. Aşık oldum, ardından da hayatımın en büyük parçası oldun."

Ağlamaya devam ediyordum, tekrardan valizime baktım ve göz yaşlarım arttı. Buradan gitmek zorundaydım, evet Göktuğ kendince gayet haklıydı, evet onu seviyordum ancak gitmeliydim. O yüzden tekrardan bavulumun karşısına geçtim. Göktuğ bunu görünce hızlıca yataktan fırladı, sağ gözünden bir damla yaş aktı ve ben daha ne olduğunu anlamadan bana sıkıca sarıldı, sesi titriyordu.

"Zehra gitme, yalvarıyorum sana burada kal."

"Göktuğ bundan sonra ben babanın alabileceği en büyük cezayı alması için uğraşacağım ve sen buna seyirci kalamayacaksın. Eninde sonunda engel olmaya çalışacaksın, ikimiz için de olmayacak."

"Zehra söz veriyorum sana asla engel olmayacağım, yeter ki benimle kal. O adamın dediğine mi takıldın? Babamın soyadını mı istemiyorsun? Tamam, onu da hallederiz, daha açabiliyorsun ve bu sayede benimle evliyken kendi soyadını kullanmaya devam edebiliyorsun. Eğer burada kalmak istemezsen de sıkıntı değil, seninle istediğin her yere gelirim. Seninleyken her şey benim için kabul edilebilir."

Ağzım açıldı, cevap verecektim ama veremedim, ağlamam konuşmama tamamen engel olacak kadar artmıştı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum, Göktuğ bana daha da sıkı sarıldı. Bir süre sonra kendimi geriye çektim.

"Annem ile ablamın yanına gitmem gerek, onların da kendilerini çok kötü hissettiğine eminim."

Başını salladı eliyle göz yaşlarımı sildi, gözümün altını öptü. "Seninle gelmemi ister misin?"

"Hayır, tek başıma gitsem daha iyi olur."

"Sen nasıl istersen."

Önce banyoya geçip yüzümü soğuk su ile yıkadım. Böylece ağlamaktan kızaran yüzüm eski rengine geri döndü. Artık aşağıya inebilirdim, Yaman Köksal oradan çoktan gitmiştir diye varsayıyordum bu sebeple gayet rahattım. O merdivenlerden tekrar indim ve yine zili çaldım. Kapıyı yüzü kıpkırmızı olmuş annem açtı.

"Hoş geldin Zehra."

Bir şey söylemeden içeriye geçtim, annem de koltuğa geçip oturdu. Evdeyken videoları onlara da gönderdiğim için olanlardan haberdarlardı. Salona geçip annenin yanına oturdum.

"Her şeyi öğrendim Zehra."

"Ben de."

"Aklım almıyor."

"Benim de."

Bu sefer annem bir şey söylemedi, ben de cümlemi devam ettirdim.

"Göktuğ en başından beri biliyormuş."

"Nasıl yani?"

"Bas bayağı, sevgili olduğumuzda bile haberi varmış."

"Kızım, anlamıyorum."

"Anne sen Göktuğ ile benim tanışmamızı biliyor musun?"

"Hayır."

"Biz Göktuğ ile tesadüfen tanışmadık, benimle ilk başta sırf Neve Teyze istiyor diye tanışmış. Tabii ben bunu sonradan öğrendim. Sadece bununla sınırlı olduğunu sanıyordum fakat bilmediğim çok şey varmış."

Annem uzanıp elimi tuttu, ben de gözümle ablamı arıyordum.

"Peki ne yapacaksın kızım?"

"Bilmiyorum, çok fazla şey düşündüm. Hatta eğer Göktuğ engel olmasaydı evi terk edecektim."

"Ne oldu peki?"

"Olmadı, engel oldu. "

Göz yaşları içinde anneme döndüm, o da ağlıyordu.

"Ablam nerede?"

"Odasında, eşyaları topluyor."

"Siz de gidiyorsunuz değil mi?"

"Evet, sen de uzaklaş buradan kızım. Ama bizden farklı bir yere git, mutlaka senin de peşine düşeceklerdir. Ancak..."

"Evet?"

"Bu süreçte Göktuğ nasıl bir tepki verecek? Babası sonuçta savunmaya çalışacaktır."

Annemin son cümlesinden sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım, annem uzanıp bana sarıldı.

"Biliyorum anne, olmayacak. Göktuğ ile olmayacak, gitmeliyim, onu bırakmak zorundayım. Fakat bunu nasıl yapacağım hakkında bir fikrim yok. Olmuyor çünkü yapamıyorum."

"Anlıyorum kızım, haklısın. Sadece sana zarar gelmesinden ve kırılmandan korkuyorum."

Cevap vermedim ve ayağa kalktım, ablamın yanına gidip onunla da konuşup tekrardan yukarıya çıkmaya karar verdim. Çünkü saat geç olmuştu, artık bütün enerjim bittiği için konuşmak bile bana çok zor geliyordu.

Ağır adımlarla ablamın odasına yaklaştım, kapısını açtım ve içeriye girdim. Eşyalarının bir kısmını toplamıştı fakat kalanını toplamadan kendini yatağa bırakmıştı. Yanına oturdum ve elimi ablamın elinin üzerine koydum, kızarmış gözleri ile bana baktı.

"Sen nereye gideceksin Zehra?"

"Bilmiyorum abla."

"Ve ne zaman ayrılacaksın?"

"Kimden?"

"Kimden olabilir Zehra? Göktuğ'dan tabii ki."

Bir anda tüylerim diken diken oldu, bu gerçek ile yüzleşmeye hazır değildim. Bu kadar hızlı olamazdı, ne kadar her şeyin farkında olsam da kalbim onu bırakmayı hiç istemiyordu. Titreyen sesim ile ablama cevap verdim.

"Abla, nasıl davranman gerektiğini bilmiyorum."

Ablam elini hızlıca elimin altından çekti.

"Ne demek bilmiyorum Zehra? Sen ne zannediyorsun? Göktuğ bir anda babasını silip senin tarafına mı geçecek? Eninde sonunda ikinizin arasında seçim yapmak zorunda kalacak ve onu seçecek."

Kalbim sıkışmaya başladı, bütün bunlar o kadar doğruydu ki bu doğrular canımı çok yakıyordu. Ağlamamı zar zor durdurmuştum, fakat tekrardan sağ gözümden bir damla yaş düştü. Ablam bunu fark etti.

"Ağlamak yerine mantıklı hareket et Zehra. Bir de seninle uğraşmak istemiyorum."

Tek kaşım havaya kalktı.

"O ne demek şimdi? Başka kiminle uğraşıyorsun?"

Birkaç saniye cevap vermedi.

"Köksal'lar ile işte, uzun süre uğraşacağız sonuçta."

Sonra ise kısa bir es verdi ve bana yan yan bakmaya başladı. Gözlerinde bir öfke vardı ve bu öfke hızla büyüyordu.

"Doğru senin de soyadın Köksal değil mi? Kusura bakma unutmuşum. O yüzden sen de tarafını bir an önce seçsen iyi olur. Seni de karşıma almak istemem."

Neler olduğunu anlamaya çalışıyordum, ablam neden böyle davranıyordu? Bana açık açık eğer bir an önce Göktuğ'dan ayrılmazsam beni de sileceğini söylemişti. Fakat ben buna inanmak istemiyordum."

"Abla sen ne demek istiyorsun?"

"Ne demek istediğim gayet açık değil mi Zehra? Bence gayet net konuşuyorum." Dedi soğuk bir ses tonuyla. Son cümlesi ile birlikte ayağa kalktım ve hızlı adımlarla odadan çıktım. Ablam peşimden seslendi "Nereye gidiyorsun?" Cevap vermedim, çıkmadan önce aynı soruyu annem de yöneltti fakat o da bir cevap alamadı. Kapıdan çıkınca etrafıma baktım, yukarıya çıkamazdım.

Bütün bu olanları Göktuğ'a anlatacak durumda değildim, bu yüzden tek seçenek dışarıya çıkmaktı. Yüzüm temiz ve serin havayla buluşunca ayaklarım beni sahile götürdü. Belki bir saat boyunca tempolu bir şekilde yürüdüm, hayattan öfkemi sert adımlarım ile çıkarıyordum adeta. Hafif rüzgar göz yaşlarımı kuruturken hislerim beni daha çok yürümeye itiyordu. En son nefes nefese kalınca bir banka oturdum, telefonumu dışarı çıkar çıkmaz uçak moduna almıştım ve oturduğum yerde indirdiğim müzikler arasında turlamaktan başka bir şey yapmıyordum. En son Hadise'nin Feryat isimli şarkısında kaldım. Gözlerimi sıkıca kapattım ve kendimi melodilere bıraktım.

Kaç iskele gördüm,

Gemilerle geri döndüm.

Bi' sonrakine ömrüm

Yetmez, belki de ölürüm

Bu mu aşkın yeni sürümü?

Kalp yerden yere sürünür,

Sen gel bu sefer.

Tekrardan boğazımda oluşan yumru yutkunmaya çalıştım. Ben düşünceler dalarken şarkının nakaratı gelmişti.

Çok mu zor, çok mu imkânsız?

Sen de yan benle vicdansız

İnsan aşksız olmaz, aşk insansız

Mutluluk yok, feryat isyansız.

O sırada vücudumun hakimiyetini kaybettim, ellerin telefonuma gitti ve bir dakika içerisinde Meyra'yı aradı.

"Alo, efendim Zehra?"

"Meyra sana gelebilir miyim?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.