İçeriğe geç

KURŞUN

Bölüm 46 · 13 dk okuma

KURŞUN

Bölüm 46

46.)Hayatımın En Acı Gerçeği

Araçtan indim, apartmana girdiğimde içimde oluşan birikmişliği hissettim ve bu duyduklarımı biri ile paylaşma ihtiyacı hissettim. Bu hissiyat beni ablamın kapısına götürdü, yavaşça kapıyı tıklattım. Restorandan ayrılmıştı evde kendi açacağı restoranı için araştırma yapıyordu, yani evde olması gerekiyordu. Fakat kapıyı o değil, annem açtı.

"Zehra, bir şey mi oldu kızım?"

"Anne, ablam evde mi?

"Hayır, birkaç şirket ile konuşmak için çıktı."

"Tamam, ben sonra gelirim. Kendine iyi bak."

Arkamı döndüm tam gidiyorken annem beni kolumdan yakaladı ve durdurdu.

"Kızım, biraz içeri geçer misin? Seninle konuşmak istediğim bir konu var."

"Tamam." Dedim ve içeri geçtim. Annem karşıma oturdu. Önce bir bardak su getirdi, suyu elime aldım, bir yudum aldıktan sonra anneme baktım.

"Zehra, neden benden kaçıyorsun kızım?"

İlk başta ne demek istediğini tam olarak anlamamıştım ama bir süre düşünüp son zamanda olanları aklımdan geçirince bahsettiği şeyi anladım. Evet annem tekrardan ortaya çıktığı günden beri onunla aramızda bir duvar vardı, ve bu duvarı ben örmüşüm. O yüzden anneme bir cevap veremedim. Annem de bunu fark etti.

"Evet, haklısın. Sonuçta beni tanımıyorsun, doğru kızımsın ama büyürken yanında değildim. Gittiğimde altı yaşında küçük bir kız çocuğuydun. Geldiğimde ise yirmi iki yaşında bir kadındın." Dedi, gözlerim dolmuştu ne demem gerektiğini bilmiyordum. Sağ gözümden bir damla yaş akması ile annemle sıkıca sarılmamız bir oldu. Bir süre o şekilde kaldıktan sonra telefonumun çalması ile elim telefona gitti. Tabii ki Göktuğ arıyordu, telefonumu kulağıma götürdüm.

"Alo."

"Zehra'm ben eve geldim, seni merak ettim. İşin mi uzadı."

"Annemdeyim, birazdan gelirim."

"Tamam meleğim, bekliyorum."

Telefonu kapattıktan sonra anneme döndüm.

"Anne, ben artık gideyim. Yarın tekrar uğrarım."

"Tamam kızım, zaten bu akşam Neva ile Yaman gelecek. O yüzden yüksek ihtimalle bu akşamı ve yarını bizde geçireceksiniz."

"Gerçekten mi? Ama ben önümüzdeki hafta geleceklerini sanıyordum."

Annem küçük bir kahkaha attı.

"Evet ama Neva Yaman'ın başının etini yemiş ve bugün gelmeye ikna etmiş."

Ben de bir kahkaha kopardım.

"Tamam o zaman, birkaç saat sonra görüşürüz."

"Görüşürüz kızım, kendine iyi bak."

"Sen de."

Ayağa kalktım ve kapıya yöneldim, üst kata doğru birer birer basamakları çıkarken bu akşam neler olabileceğini düşünüyordum. Yaman Amca'nın hala bana ve oğluna karşı bir soğukluğu vardı. Açıkçası benim biraz bile umrumda değildi. Fakat Göktuğ'un umrundaydı, babasının ona karşı olan bu tavırları onu çok üzüyordu. Bazen benim de vicdan azabı çekmeme sebep olsa da bunun hiçbir faydası olmayacağının farkındaydım. Yapmam gereken en doğru şey bu tarz durumlarda Göktuğ'a destek olmaktı. Evin kapısının önüne geldiğimde tekrar zili çaldım, Göktuğ on saniye sonra kapıyı açtı.

"Hoş geldin Zehra'm."

Göktuğ'un elinde iki tane yemek tabağı ve iki su bardağı vardı. Hızlıca onları masaya yerleştirdi, dönüp yemek masasına baktığımda Göktuğ'un değişik bir tarif denediğini gördüm.

"Güzel kokuyor adı ne?"

"Paella, nasıl görünüyor? Beğendin mi?"

"Evet, çok lezzetli görünüyor. ellerine sağlık."

Yanıma yaklaştı, önüme düşen bir tutam saçı elinin arasına aldı ve burnuna götürdü. Sonraysa alnımın kenarını öptü.

"Hadi o zaman, otur." Dedi ve önünde duran sandalyeyi kendine doğru çekip oturmamı sağladı. Bütün yemek boyunca kesintisiz beni izledi, ara sıra elleri tekrardan saçlarıma gidiyordu. Ve bu da bende kelebek hissi yaratıyordu. Sessizlik zilin çalması ile bozuldu.

"Ben bakarım." Dedim ve ayağa kalkıp kapıya doğru yürüdüm. Kapı deliğine baktım ama karşımdaki daha önce hiç görmediğim bir yüzdü. Bunu fark eden Göktuğ da yanıma geldi ve o da kapı deliğine baktı. Fakat geri çekildiğinde yüzünde hoşnutsuz bir ifade vardı.

"Ne oldu? O kim? Göktuğ konuşur musun?"

"Benim çalıştığım şirketin sahibi." Dedi ve kapıyı yavaşça araladı. Karşımda siyah saçlı, koyu tenli ve hiç de hoş bakmayan bir adam duruyordu. Kendince yapılı olsa da Göktuğ'un yanında aşırı derece küçük kalıyordu.

"Buyrun Kayhan Bey."

"Ne oldu Göktuğ? Gergin gibisin, yoksa bir şeyden mi korkuyorsun? Dedi patronu imalı bir ses ile.

"Neden korksun ki?"

"Son ihaleyi de kaybettik."

Yüz ifadesi bir anda değişti ama bu farklı bir tepkiydi, doğruydu Göktuğ korkuyordu, neden olduğunu bilmiyordum ama bir şeyden gerçekten de çok korkuyordu.

"Elimden gelenin en iyisini yaptım."

"Elimden gelen yetmiyor demek ki Göktuğ."

Araya girdim, " Bu yükselişin sebebi ne? Anlayamadım."

"Karışma." Dedi patron bozuntusu, ben de bu sırada içimden sabır çekmeye başlamıştım. Kendimi kontrol altına almak için derin nefes alıp veriyordum. Göktuğ bana baktı elini elime götürdü baş parmağı ile bileğimi okşamaya başladı.

"Zehra içeri geçer misin?"

Ne diye içeri geçmemi istiyordu, anlamamıştım. "Neden?" Dedim sorar bir ifade ile, patron bozuntusu ise imalı bir ifadeyle sorumu tekrarladı. "Evet Göktuğ, neden?" Artık ben de öfkem üzerindeki kontrolü yavaş yavaş kaybetmeye başlanmıştım. "Kusura bakmayın ama sizin bu imalı sözlerinizin sebebi ne?"

Patron bozuntusu tam cevap verecekti ki Göktuğ daha da yüksek bir ses tonuyla, "Zehra içeri! Lütfen. Bu konuyu kendi aramızda halledeceğiz." Dedi, ben tam pes etmiş içeriye geçiyordum ki patron bozuntusu arkamdan yüksek bir sesle bağırıp bütün dünyamı başıma yıkıncaya kadar, canımı daha önce hiç yanmadığı kadar yakıp, beni belki de hayatımın en büyük gerçeği ile yüzleşmek zorunda bırakana kadar.

"Babanın katilinin kocanın babası olduğunu biliyor muydun Zehra Kardelen Berkin?" Dedi öfkeli, intikam dolu sesi sonra ise imalı bir ton ile " Yoksa Zehra Kardelen Köksal demem daha mı doğru olur?" Diye devam etti Göktuğ'dan aldığım soyadın üzerine basarak ve beni hem ismimden hem de soy ismimden soğutarak...

Araçtan indim, apartmana girdiğimde içimde oluşan birikmişliği hissettim ve bu duyduklarımı biri ile paylaşma ihtiyacı hissettim. Bu hissiyat beni ablamın kapısına götürdü, yavaşça kapıyı tıklattım. Restorandan ayrılmıştı evde kendi açacağı restoranı için araştırma yapıyordu, yani evde olması gerekiyordu. Fakat kapıyı o değil, annem açtı.

"Zehra, bir şey mi oldu kızım?"

"Anne, ablam evde mi?

"Hayır, birkaç şirket ile konuşmak için çıktı."

"Tamam, ben sonra gelirim. Kendine iyi bak."

Arkamı döndüm tam gidiyorken annem beni kolumdan yakaladı ve durdurdu.

"Kızım, biraz içeri geçer misin? Seninle konuşmak istediğim bir konu var."

"Tamam." Dedim ve içeri geçtim. Annem karşıma oturdu. Önce bir bardak su getirdi, suyu elime aldım, bir yudum aldıktan sonra anneme baktım.

"Zehra, neden benden kaçıyorsun kızım?"

İlk başta ne demek istediğini tam olarak anlamamıştım ama bir süre düşünüp son zamanda olanları aklımdan geçirince bahsettiği şeyi anladım. Evet annem tekrardan ortaya çıktığı günden beri onunla aramızda bir duvar vardı, ve bu duvarı ben örmüşüm. O yüzden anneme bir cevap veremedim. Annem de bunu fark etti.

"Evet, haklısın. Sonuçta beni tanımıyorsun, doğru kızımsın ama büyürken yanında değildim. Gittiğimde altı yaşında küçük bir kız çocuğuydun. Geldiğimde ise yirmi iki yaşında bir kadındın." Dedi, gözlerim dolmuştu ne demem gerektiğini bilmiyordum. Sağ gözümden bir damla yaş akması ile annemle sıkıca sarılmamız bir oldu. Bir süre o şekilde kaldıktan sonra telefonumun çalması ile elim telefona gitti. Tabii ki Göktuğ arıyordu, telefonumu kulağıma götürdüm.

"Alo."

"Zehra'm ben eve geldim, seni merak ettim. İşin mi uzadı."

"Annemdeyim, birazdan gelirim."

"Tamam meleğim, bekliyorum."

Telefonu kapattıktan sonra anneme döndüm.

"Anne, ben artık gideyim. Yarın tekrar uğrarım."

"Tamam kızım, zaten bu akşam Neva ile Yaman gelecek. O yüzden yüksek ihtimalle bu akşamı ve yarını bizde geçireceksiniz."

"Gerçekten mi? Ama ben önümüzdeki hafta geleceklerini sanıyordum."

Annem küçük bir kahkaha attı.

"Evet ama Neva Yaman'ın başının etini yemiş ve bugün gelmeye ikna etmiş."

Ben de bir kahkaha kopardım.

"Tamam o zaman, birkaç saat sonra görüşürüz."

"Görüşürüz kızım, kendine iyi bak."

"Sen de."

Ayağa kalktım ve kapıya yöneldim, üst kata doğru birer birer basamakları çıkarken bu akşam neler olabileceğini düşünüyordum. Yaman Amca'nın hala bana ve oğluna karşı bir soğukluğu vardı. Açıkçası benim biraz bile umrumda değildi. Fakat Göktuğ'un umrundaydı, babasının ona karşı olan bu tavırları onu çok üzüyordu. Bazen benim de vicdan azabı çekmeme sebep olsa da bunun hiçbir faydası olmayacağının farkındaydım. Yapmam gereken en doğru şey bu tarz durumlarda Göktuğ'a destek olmaktı. Evin kapısının önüne geldiğimde tekrar zili çaldım, Göktuğ on saniye sonra kapıyı açtı.

"Hoş geldin Zehra'm."

Göktuğ'un elinde iki tane yemek tabağı ve iki su bardağı vardı. Hızlıca onları masaya yerleştirdi, dönüp yemek masasına baktığımda Göktuğ'un değişik bir tarif denediğini gördüm.

"Güzel kokuyor adı ne?"

"Paella, nasıl görünüyor? Beğendin mi?"

"Evet, çok lezzetli görünüyor. ellerine sağlık."

Yanıma yaklaştı, önüme düşen bir tutam saçı elinin arasına aldı ve burnuna götürdü. Sonraysa alnımın kenarını öptü.

"Hadi o zaman, otur." Dedi ve önünde duran sandalyeyi kendine doğru çekip oturmamı sağladı. Bütün yemek boyunca kesintisiz beni izledi, ara sıra elleri tekrardan saçlarıma gidiyordu. Ve bu da bende kelebek hissi yaratıyordu. Sessizlik zilin çalması ile bozuldu.

"Ben bakarım." Dedim ve ayağa kalkıp kapıya doğru yürüdüm. Kapı deliğine baktım ama karşımdaki daha önce hiç görmediğim bir yüzdü. Bunu fark eden Göktuğ da yanıma geldi ve o da kapı deliğine baktı. Fakat geri çekildiğinde yüzünde hoşnutsuz bir ifade vardı.

"Ne oldu? O kim? Göktuğ konuşur musun?"

"Benim çalıştığım şirketin sahibi." Dedi ve kapıyı yavaşça araladı. Karşımda siyah saçlı, koyu tenli ve hiç de hoş bakmayan bir adam duruyordu. Kendince yapılı olsa da Göktuğ'un yanında aşırı derece küçük kalıyordu.

"Buyrun Kayhan Bey."

"Ne oldu Göktuğ? Gergin gibisin, yoksa bir şeyden mi korkuyorsun? Dedi patronu imalı bir ses ile.

"Neden korksun ki?"

"Son ihaleyi de kaybettik."

Yüz ifadesi bir anda değişti ama bu farklı bir tepkiydi, doğruydu Göktuğ korkuyordu, neden olduğunu bilmiyordum ama bir şeyden gerçekten de çok korkuyordu.

"Elimden gelenin en iyisini yaptım."

"Elimden gelen yetmiyor demek ki Göktuğ."

Araya girdim, " Bu yükselişin sebebi ne? Anlayamadım."

"Karışma." Dedi patron bozuntusu, ben de bu sırada içimden sabır çekmeye başlamıştım. Kendimi kontrol altına almak için derin nefes alıp veriyordum. Göktuğ bana baktı elini elime götürdü baş parmağı ile bileğimi okşamaya başladı.

"Zehra içeri geçer misin?"

Ne diye içeri geçmemi istiyordu, anlamamıştım. "Neden?" Dedim sorar bir ifade ile, patron bozuntusu ise imalı bir ifadeyle sorumu tekrarladı. "Evet Göktuğ, neden?" Artık ben de öfkem üzerindeki kontrolü yavaş yavaş kaybetmeye başlanmıştım. "Kusura bakmayın ama sizin bu imalı sözlerinizin sebebi ne?"

Patron bozuntusu tam cevap verecekti ki Göktuğ daha da yüksek bir ses tonuyla, "Zehra içeri! Lütfen. Bu konuyu kendi aramızda halledeceğiz." Dedi, ben tam pes etmiş içeriye geçiyordum ki patron bozuntusu arkamdan yüksek bir sesle bağırıp bütün dünyamı başıma yıkıncaya kadar, canımı daha önce hiç yanmadığı kadar yakıp, beni belki de hayatımın en büyük gerçeği ile yüzleşmek zorunda bırakana kadar.

"Babanın katilinin kocanın babası olduğunu biliyor muydun Zehra Kardelen Berkin?" Dedi öfkeli, intikam dolu sesi sonra ise imalı bir ton ile " Yoksa Zehra Kardelen Köksal demem daha mı doğru olur?" Diye devam etti Göktuğ'dan aldığım soyadın üzerine basarak ve beni hem ismimden hem de soy ismimden soğutarak...

Araçtan indim, apartmana girdiğimde içimde oluşan birikmişliği hissettim ve bu duyduklarımı biri ile paylaşma ihtiyacı hissettim. Bu hissiyat beni ablamın kapısına götürdü, yavaşça kapıyı tıklattım. Restorandan ayrılmıştı evde kendi açacağı restoranı için araştırma yapıyordu, yani evde olması gerekiyordu. Fakat kapıyı o değil, annem açtı.

"Zehra, bir şey mi oldu kızım?"

"Anne, ablam evde mi?

"Hayır, birkaç şirket ile konuşmak için çıktı."

"Tamam, ben sonra gelirim. Kendine iyi bak."

Arkamı döndüm tam gidiyorken annem beni kolumdan yakaladı ve durdurdu.

"Kızım, biraz içeri geçer misin? Seninle konuşmak istediğim bir konu var."

"Tamam." Dedim ve içeri geçtim. Annem karşıma oturdu. Önce bir bardak su getirdi, suyu elime aldım, bir yudum aldıktan sonra anneme baktım.

"Zehra, neden benden kaçıyorsun kızım?"

İlk başta ne demek istediğini tam olarak anlamamıştım ama bir süre düşünüp son zamanda olanları aklımdan geçirince bahsettiği şeyi anladım. Evet annem tekrardan ortaya çıktığı günden beri onunla aramızda bir duvar vardı, ve bu duvarı ben örmüşüm. O yüzden anneme bir cevap veremedim. Annem de bunu fark etti.

"Evet, haklısın. Sonuçta beni tanımıyorsun, doğru kızımsın ama büyürken yanında değildim. Gittiğimde altı yaşında küçük bir kız çocuğuydun. Geldiğimde ise yirmi iki yaşında bir kadındın." Dedi, gözlerim dolmuştu ne demem gerektiğini bilmiyordum. Sağ gözümden bir damla yaş akması ile annemle sıkıca sarılmamız bir oldu. Bir süre o şekilde kaldıktan sonra telefonumun çalması ile elim telefona gitti. Tabii ki Göktuğ arıyordu, telefonumu kulağıma götürdüm.

"Alo."

"Zehra'm ben eve geldim, seni merak ettim. İşin mi uzadı."

"Annemdeyim, birazdan gelirim."

"Tamam meleğim, bekliyorum."

Telefonu kapattıktan sonra anneme döndüm.

"Anne, ben artık gideyim. Yarın tekrar uğrarım."

"Tamam kızım, zaten bu akşam Neva ile Yaman gelecek. O yüzden yüksek ihtimalle bu akşamı ve yarını bizde geçireceksiniz."

"Gerçekten mi? Ama ben önümüzdeki hafta geleceklerini sanıyordum."

Annem küçük bir kahkaha attı.

"Evet ama Neva Yaman'ın başının etini yemiş ve bugün gelmeye ikna etmiş."

Ben de bir kahkaha kopardım.

"Tamam o zaman, birkaç saat sonra görüşürüz."

"Görüşürüz kızım, kendine iyi bak."

"Sen de."

Ayağa kalktım ve kapıya yöneldim, üst kata doğru birer birer basamakları çıkarken bu akşam neler olabileceğini düşünüyordum. Yaman Amca'nın hala bana ve oğluna karşı bir soğukluğu vardı. Açıkçası benim biraz bile umrumda değildi. Fakat Göktuğ'un umrundaydı, babasının ona karşı olan bu tavırları onu çok üzüyordu. Bazen benim de vicdan azabı çekmeme sebep olsa da bunun hiçbir faydası olmayacağının farkındaydım. Yapmam gereken en doğru şey bu tarz durumlarda Göktuğ'a destek olmaktı. Evin kapısının önüne geldiğimde tekrar zili çaldım, Göktuğ on saniye sonra kapıyı açtı.

"Hoş geldin Zehra'm."

Göktuğ'un elinde iki tane yemek tabağı ve iki su bardağı vardı. Hızlıca onları masaya yerleştirdi, dönüp yemek masasına baktığımda Göktuğ'un değişik bir tarif denediğini gördüm.

"Güzel kokuyor adı ne?"

"Paella, nasıl görünüyor? Beğendin mi?"

"Evet, çok lezzetli görünüyor. ellerine sağlık."

Yanıma yaklaştı, önüme düşen bir tutam saçı elinin arasına aldı ve burnuna götürdü. Sonraysa alnımın kenarını öptü.

"Hadi o zaman, otur." Dedi ve önünde duran sandalyeyi kendine doğru çekip oturmamı sağladı. Bütün yemek boyunca kesintisiz beni izledi, ara sıra elleri tekrardan saçlarıma gidiyordu. Ve bu da bende kelebek hissi yaratıyordu. Sessizlik zilin çalması ile bozuldu.

"Ben bakarım." Dedim ve ayağa kalkıp kapıya doğru yürüdüm. Kapı deliğine baktım ama karşımdaki daha önce hiç görmediğim bir yüzdü. Bunu fark eden Göktuğ da yanıma geldi ve o da kapı deliğine baktı. Fakat geri çekildiğinde yüzünde hoşnutsuz bir ifade vardı.

"Ne oldu? O kim? Göktuğ konuşur musun?"

"Benim çalıştığım şirketin sahibi." Dedi ve kapıyı yavaşça araladı. Karşımda siyah saçlı, koyu tenli ve hiç de hoş bakmayan bir adam duruyordu. Kendince yapılı olsa da Göktuğ'un yanında aşırı derece küçük kalıyordu.

"Buyrun Kayhan Bey."

"Ne oldu Göktuğ? Gergin gibisin, yoksa bir şeyden mi korkuyorsun? Dedi patronu imalı bir ses ile.

"Neden korksun ki?"

"Son ihaleyi de kaybettik."

Yüz ifadesi bir anda değişti ama bu farklı bir tepkiydi, doğruydu Göktuğ korkuyordu, neden olduğunu bilmiyordum ama bir şeyden gerçekten de çok korkuyordu.

"Elimden gelenin en iyisini yaptım."

"Elimden gelen yetmiyor demek ki Göktuğ."

Araya girdim, " Bu yükselişin sebebi ne? Anlayamadım."

"Karışma." Dedi patron bozuntusu, ben de bu sırada içimden sabır çekmeye başlamıştım. Kendimi kontrol altına almak için derin nefes alıp veriyordum. Göktuğ bana baktı elini elime götürdü baş parmağı ile bileğimi okşamaya başladı.

"Zehra içeri geçer misin?"

Ne diye içeri geçmemi istiyordu, anlamamıştım. "Neden?" Dedim sorar bir ifade ile, patron bozuntusu ise imalı bir ifadeyle sorumu tekrarladı. "Evet Göktuğ, neden?" Artık ben de öfkem üzerindeki kontrolü yavaş yavaş kaybetmeye başlanmıştım. "Kusura bakmayın ama sizin bu imalı sözlerinizin sebebi ne?"

Patron bozuntusu tam cevap verecekti ki Göktuğ daha da yüksek bir ses tonuyla, "Zehra içeri! Lütfen. Bu konuyu kendi aramızda halledeceğiz." Dedi, ben tam pes etmiş içeriye geçiyordum ki patron bozuntusu arkamdan yüksek bir sesle bağırıp bütün dünyamı başıma yıkıncaya kadar, canımı daha önce hiç yanmadığı kadar yakıp, beni belki de hayatımın en büyük gerçeği ile yüzleşmek zorunda bırakana kadar.

"Babanın katilinin kocanın babası olduğunu biliyor muydun Zehra Kardelen Berkin?" Dedi öfkeli, intikam dolu sesi sonra ise imalı bir ton ile " Yoksa Zehra Kardelen Köksal demem daha mı doğru olur?" Diye devam etti Göktuğ'dan aldığım soyadın üzerine basarak ve beni hem ismimden hem de soy ismimden soğutarak...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.