İçeriğe geç

KURŞUN

Bölüm 45 · 8 dk okuma

KURŞUN

Bölüm 45

45.)Zaman Bir İlaç

Annemle ablamın evinden çıkmış, her zaman buluştuğumuz kafede bir sandalyeye oturmuş önümdeki bir bardak çaya bakarak Meyra'yı bekliyordum. Bu ihanet beni ne kadar kötü etkilese de tabii ki en çok onu üzmüş ve en çok onu etkilemişti. Üzerinde babasının da bu işin içinde olduğunu öğrenmek Meyra'yı ikinci kez yıkmıştı, anne ve babası ile yüzleşmek istediği için bir süre onu hiç aramamıştım.

Fakat artık her şey kesinleşmiş, ve Meyra kararını vermişti. Bu ses tonundan gayet belliydi, ben de her zaman olduğu gibi kafamda olabilecek bütün ihtimalleri kafamdan geçiriyordum. O sırada ani oturma sesi ile başımı kaldırıp karşıma baktım, Meyra gelmiş ve düz bir ifade ile bana bakıyordu. Yüz ifademi daha olumlu bir hale getirdim, duruşumu dik bir pozisyona getirip yavaşça arkama yaslandım.

"Evet sizi dinliyorum Meyra Hanım, terapimize kahve alıp mı başlayalım? Yoksa terapi bitince kafa dağıtma niyetine mi kahve alalım?"

"Son birkaç gündür hiç iyi şeyler olmuyor."

Ses tonum biraz daha hüzünlendi, uzanıp Meyra'nın elini tuttum.

"Haklısın çok fazla olay üst üste geldi."

"Babam en başından beri işin içindeymiş."

Bir cevap veremedim, çünkü bu durumda hiçbir teselli işe yaramazdı. Bu sebeple sadece içini dökebilmesi için gözlerinin içine baktım.

"Hatırladıkça kan beynime sıçrıyor Zehra, karnımdan vuruldum, ölüyordum ya! Bir de hala kendilerini savunuyorlar. Hayati tehlikem olacağını bilmiyorlarmış, gerçekten içim çok rahatladı sağ olsunlar(!)

Sözüne devam edemedi bir nefes verdikten sonra gözünden bir damla yaş aktı, sandalyemi Meyra'nın yanına çektim ve ona sıkıca sarıldım. Sarılmam ile birlikte gözyaşları hızlandı. Beş dakika sonra biraz daha rahatlamıştı.

"Zehra sana bir şey daha söylemem gerek." Dedi fakat hıçkırıklarından ne dediği anlaşılmıyordu.

"Tamam ama önce ben gidip sana bir alayım ondan sonra anlatırsın." Meyra başını salladı, ben de oradan ayrılıp kasaya gittim ve iki şişe su alıp masaya geri döndüm. Şişelerden birini Meyra'ya uzatıp tekrar sandalyeme oturdum.

"Evet, bir şey daha söyleyecektin."

"Önemli değildi, ne söyleyeceğimi unuttum."

"Emin misin?"

"Evet Zehra."

Aslında açıklaması mantıklı gelmemişti ama bu durumdayken üzerine daha da fazla gitmek istemiyordum.

"Tamam, sahile inelim mi? Kafan dağılır biraz."

"Bana uyar."

"Hadi o zaman." Dedim ve çantamı aldım, Meyra da çantasını sırtına taktı. Sahil kafeye yakın olduğu için gitmemiz çok kısa sürmüştü, on beş dakika sonra oradaki bankların birinde oturmuş kuşlara yem atıyorken bulmuştuk kendimizi. Meyra düşüncelere dalınca bütün öfkesini adeta yemlerden çıkarmaya başladı. Hızlı bir şekilde kuşlara buğdayların tamamını attı ve en son da karton kutuyu yere fırlattı. Eğildim ve yerden kutuyu alıp bir geri dönüşüm kutusuna attım. Sonraysa Meyra'nın yanına geri döndüm. Gerçekten hiç iyi görünmüyordu, onun için her şey üst üste gelmişti. Önce Atlas mesleği için başka bir şehire gitmek zorunda kaldı, sonra amcasının ihanetini, en son ise anne ile babasının da işin içinde olduğunu öğrenmesi ile en büyük sarsıntıyı yaşamıştı. Ve onu bir şekilde hayata geri döndürmeliydim.

"Yarın sinemaya gitmek ister misin?"

Meyra düşük sesle ofladı, "Zehra gerçekten sinemaya gitmeyi geçtim,evden çıkıp markete gitmek bile benim için çok zor, buraya gelmeye bile kendimi zor ikna ettim." Dedi, hiçbir şey yapmak istemediğinin farkındaydım ama kendi ile yüzleşmesi için onu yeterince yalnız bırakmıştım, artık onu iyileştirmeye çalışmalıydım.

"Farkındayım Meyra ama bu şekilde depresyonda daha fazla kalamazsın. O yüzden yarın sinemaya gidiyoruz."

Meyra bu sefer sahici bir şekilde gülümsedi.

"Peki o zaman, gidelim."

"Harika, sen filmi seçip bana atarsın ama akşam sesansına denk gelmesine dikkat et."

"Merak etme sana en geç yarın sabaha cevap veririm."

Bir süre hiçbir şey söylemedi sonra ise bana döndü, derin bir nefes aldı.

"Zehra benim bir fikrim var."

"Ne ile ilgili."

"Hayatım ile ilgili ."

Bu cümle beni meraklandırmıştı, Meyra'ya döndüm ve onu dinlemeye başladım.

"Ben ayrı eve çıkmayı düşünüyorum."

Bir süre Meyra'ya baktım ama aşırı derecede yüksek bir tepki vermedim veya çok şaşırmadım. Çünkü bunu istemesi çok normaldi, ailesinden çok kişi tarafından ihanete uğramıştı.

"Peki başarabilecek misin."

"Ne açıdan, ruhsal açıdan mı, maddi açıdan mı?"

"İkisi de."

Meyra kesik bir nefes verdi.

"Çalıştığım psikolojik servisten yine iyi maaş alıyorum, hem bahçeli bir villada oturmak gibi bir niyetim yok, bana bir oda bir salon yeter."

"Peki, sen bilirsin."

Meyra şaşırmış gibi görünüyordu.

"Nasıl yani? Sen ayrı eve çıkmamı destekliyor musun?"

"Eğer böyle mutlu olacaksan, evet destekliyorum."

Meyra bir anda aşırı büyük bir mutluluk patlaması yaşadı, hızlı bir şekilde bana sarıldı ve telefonunu açıp saate baktı.

"Zehra benim artık gitmem gerekiyor."

"Nasıl istersen, ama bir şey olursa beni mutlaka ara, tamam mı?"

"Merak etme ararım, kendine iyi bak."

"Sen de."

Meyra evine doğru yol aldığında ben de ayağa kalktım. Ailesi ile arası bozuktu ama ev bulup düzenini oturtana kadar idare etmeliydi, çünkü yapabileceği başka bir şey yoktu. O yüzden bir şekilde olaylarla başa çıkmalıydı. Ben de onunla aynı şeyi yapacaktım, hem Göktuğ'un kendine güvenini geri getirecek, hem Meyra'ya yardımcı olacak, hem de kendi hayatıma devam edecektim

𝘛𝘢𝘣𝘪𝘪 𝘬𝘪 𝘣𝘶𝘯𝘶 𝘣𝘢𝘴̧𝘢𝘳𝘢𝘮𝘢𝘺𝘢𝘤𝘢𝘨̆ı𝘮𝘥𝘢𝘯 𝘩𝘢𝘣𝘦𝘳𝘪𝘮 𝘺𝘰𝘬𝘵𝘶...

Arabaya doğru yürümeye başladım, koruma arabanın ön koltuğunda oturuyordu. Beş dakika sonra arabayı çalıştırdı ve eve doğru gitmeye başladık. Telefonumu elime aldığımda Göktuğ'dan mesaj geldiğini gördüm.

-------------------------------------------------------------------------

Göktuğ: Zehra'm ben bizim eve geçtim, haberin olsun :).

Ben: Tamam sevgilim, arabadayım on dakika sonra ben de evde olurum.

-------------------------------------------------------------------------

Telefonumu yeniden kucağıma bıraktım, tahmin ettiğim gibi on dakika sonra evin kapısındaydım. Anahtarla açmak yerine zili çaldım. Göktuğ gülümseyerek kapıyı açtı.

"Hoş geldin."

Gülümseyerek cevap verdim.

"Hoş bulduk."

İçeriye geçtiğimde tabletinden ejderha resmi gibi birkaç resme baktığını gördüm. Anlamaz gözlerle ekrana baktım, Göktuğ resimlere baktığımı ve hiçbir şey anlamadığımı görünce söze girdi.

"Dövme yaptırmayı düşünüyorum."

Bir an acaba ciddi değil diye düşündüm ama gayet ciddi görünüyordu.

"Gerçekten istiyorsan yaptır tabii." Dedim ve örnek dövme modellerine baktım.

"Ejderha gibi bir şey mi düşünüyorsun?"

"Bilmiyorum, emin değilim"

İçime bir huzur doldu, onu uzun zaman sonra ilk kez mutlu görüyordum. Yavaşça koltuğa oturdum, Göktuğ da yanıma oturdu önce bir süre bana baktı sonraysa derin bir nefes verip uzanıp başını kucağıma koydu. Elim kendiliğinden saçlarına gitti.

"Hayatımda hiçbir şey iyi gitmiyor gibi Zehra'm."

Sonra kısa bir es verdi.

"Doğru, yanlış oldu. Hayatımda tek iyi şey var, o da sensin Zehra."

Gülümsedim. "Ve hep hayatında olacağım, ve senin yanında kalacağım Göktuğ."

"Söz mü?"

"Söz."

Telefonunun çalması ile hızlıca başını kaldırdı, eline telefonunu alması ile yüzünde oluşan küçük gülümsemesi silindi. Bana döndü tekrardan gülümsemeye çalışarak:

"Ben birazdan geliyorum Zehra'm."

Aklıma söyleyecek cümle gelmedi, sadece başımı salladım. O içeri geçince de peşinden gittim, artık neler olduğunu merak etmeye başlamıştım. Kapının arkasına geçtim, bugün ikinci kez kapı dinliyordum ama yaşadığım hayat pek normal olamadığı için şu an kendime kızacak durumda değildim. Ben kendimi yatıştırmaya çalışırken Göktuğ telefonu açtı.

"Alo."

"Daha ne kadar bunu bir koz olarak kullanacaksın?"

"Tamam."

"Bu olanlarda sizin de payınız var, şimdi her şeyi benim üzerine yıkamazsınız."

Ses tonu endişe doldu bir anda.

"Tamam halledeceğim, merak etmeyin."

Bı konuşmalardan ne anlamam gerekiyordu,bunu tam anlamadan telefon kapandı, tam geri salona dönecekken Göktuğ'un tekrardan biri ile konuşmaya başladığını anladım.

"Alo Atlas."

"Evet yine aradı."

"Korkuyorum."

"Zehra'yı kaybetmekten Atlas, çok korkuyorum."

Son cümlesi ile gözlerim fal taşı gibi açıldı, ne olmuştu da beni kaybetmekten korkuyordu. İş yerinde yaşadığı ekonomik bir olaydan beni kaybetmeyeceğini biliyor olmalıydı. Farklı şeyler yaşanmış olmalıydı, içimi kaplayan huzursuzluk ile tekrardan salona geçtim ve üçlü koltuğa oturdum. Beş dakika sonra Göktuğ tekrardan yanıma geldi, yüz ifadesi çok kötüydü ama buna rağmen bana moralinin kötü olduğunu çaktırmamaya çalışıyordu.

"Güzelim kötü bir şey mi oldu?"

"Bence bunu benim sana sormam gerekiyor."

"Neden?"

"Göktuğ çok kötü görünüyorsun."

"Sana anlattığım gibi, aynı olaylar."

"Tamam, sen öyle diyorsan..."

Beni kendine çekti ve bana yavaşça sarıldı, kulağıma tekrar fısıldadı.

"İyi ki varsın."

"Sen de."

Göktuğ normalde de romantik biriydi ama o telefon konuşmasından sonra her şey artık çok garip geliyordu. Ayrılınca bir kez daha Göktuğ'a baktım.

"Ben yatıyorum, iyi geceler."

"Tamam güzelim, benim birkaç dosyaya daha bakmam gerek."

Başımı salladım, içeriye geçtim ve başımı yastığıma koydum. Neler olduğunu tam anlamamıştım ama emin olduğun bir şey vardı. Her ne oluyorsa hiç de iyi değildi.

(Saatler Sonra.)

Gözlerimi ağır ağır açtım, iki elimle yüzümü ovaladıktan sonra yavaşça doğruldum. Görüş açımı hemen pencereye çevirdim, güneş çoktan doğmuştu. Sonra ise yan tarafıma döndüm, beni karşılayan şey bir tane beyaz lale ve bir tane küçük nottu. Bu beyaz lale beni geçmişe götürmüştü, iki sene öncesine. Göktuğ'un ilk kez çiçek verdiği güne, hafızamın canlanıp anılarımın gözümün önüne gelmesi ile yüzümde ufak bir gülümseme oluştu. Daha sonraysa elim nota ilişti.

Erken saatte bir toplantım var, seni uyandırmak istemedim. Akşam erken saate evde olurum, seni seviyorum.

~Göktuğ

Cümleleri okumamın ardından saate baktım ve kalkıp hazırlanmaya başladım, üzerine boğazlı bir kazak, altıma da siyah bir etek giydim. Sıra makyaja gelince de göz altlarımı kapattım, kırmızı bir ruj sürdüm ve rimel ile de makyajımı tamamladım. Evden çıkıp arabaya doğru yürümeye başladım.

Aradan dokuz saat geçmişti, iş yerinden çıkmış ve araba ile eve dönüyordum. Aklım yine Göktuğ ile Atlas'ın yaptığı telefon konuşmasımdaydı. En son düşünceler ile kafayı yemek üzere olduğumu fark edince elime telefonumu aldım. Elim o şarkıya gitti, "Berkay Altunyay-Olmazlara İnat." Olmazlara inat elimi tut, diyordu şarkı. Bak bize zaman ilaç, diye devam ediyodu. O nakarat kısmında gözlerim kapandı. Belki de o kısmı başa ala ala beş kez, hatta on kez dinledim. Kafayı mı yiyordum, yoksa düşünceleri mı başa alıyordum, bilmiyorum. En son müziği durdurup telefonu tekrar kapattım. Evet, zaman her şeye ilaçtı, hem bana, hem Göktuğ'a. Zaman bize ilaç olacaktı, şimdi olmasa da bir gün zaman bizim ilacımız olacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.