İçeriğe geç

KURŞUN

Bölüm 44 · 9 dk okuma

KURŞUN

Bölüm 44

44.)Sürpriz Karşılaşma

(Zehra'nın Anlatımıyla)

Hala işe koruma ile gidip geliyordum, fakat bu süreç kısa sürecekti. Karayel ve adamlarının çoğu tutuklanmıştı. Meyra'yı merak ediyordum fakat onu aramak için bu akşamı beklemeye karar verdim. Atlas şu an zorunlu görev için başka bir şehirdeydi. Erdem ise ailesi ile birlikte arada bir İstanbul'a gidip geliyordu. Bir hafta sonra tekrardan İstanbul'a geleceklerdi, ilk defa annem ile tanışacakları için heyecanlıydım.

Aslında önümüzdeki hafta başka bir misafirimiz daha olacaktı, Neva Teyze. Yaman Amca annemin yaşadığını eşinden de saklamıştı. Hatta Neva Teyze annemin yaşadığını öğrenen sen son kişi olmuştu. Ve o da önümüzdeki hafta annemi yıllar sonra tekrar görecekti. Bu içimde garip hisler uyandırsa da yavaş yavaş alışacaktım. Ben bu düşünce yığınları içinde yüzerken evin önüne geldim ve araçtan indim.

Anahtarımla kapıyı açtım ve içeri girdim, fakat salona geçtiğimde karşımda Göktuğ'u gördüm. Bu benim için şaşırtıcı bir şeydi, çünkü normalde o benden iki saat sonra eve gelirdi. Henüz benim geldiğimi fark etmemişti ama yüz ifadesinden iyi hissetmediği belli oluyordu. Yüzüme bir gülümseme yerleştirdim ve bir neşe topu olarak Göktuğ'un yanına oturdum.

"Bu bugün bayağı erkencisiniz bakıyorum." Dedim ve uzanıp elini tuttum. Benim ani çıkışımı görünce yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

"Hoş geldin Zehra'm."

"Hoş buldum sevgilim, şimdi anlat bakalım neden eve bu kadar erken geldin?"

"İş yerinde kötü şeyler oldu."

"Ne gibi şeyler?"

"Şirket git gide kötüye gidiyor bir tanem, ne yapacağımı bilmiyorum."

Bir nefes verdim, onu teselli etmek istiyordum fakat şirket işlerinden ve ekonomiden biraz bile anlamadığım için yorum yapamıyordum.

"Göktuğ bir şirketi hangi durumlar etkilediğini bilmediğim için nasıl bir cevap vereceğimi bilmiyorum." Dedim ve başımı omzuna koyup, elini daha sıkı tuttum ve sözüme devam ettim."O yüzden ne demem gerektiğini de bilmiyorum. Göktuğ düşük sesle güldü ve bana sıkıca sarıldı.

"Ben halinden gayet memnunum, zaten şirkette hesaplarla boğuşurken eve gelince de benimle ekonomi konuşmanı istemezdim. Hem psikolog olduğundan mı yoksa mükemmel bir insan olduğundan mı tam emin değilim ama ümitsizliklerime çok iyi geliyorsun. Yani her halinle, her özelliğinle, her parçanla hayatıma gelen en güzel şeysin Zehra'm."

O an son günlerde en mutlu hissettiğim anlardan biriydi. Bir insan eriyebilir mi? Evet, eriyebilir. Şu an içimin eridiğini hissedebiliyordum.

"İçimde kelebekler uçuşturabilen tek kişisin sevgilim."

"Sen de beni her daim gülümsetebilen tek insansın, yanındayken ne kadar kötü şeyler olsa bile huzurluyum Ay Yüzlü Kız."

"Seni seviyorum Göktuğ."

"Sana aşığım Zehra'm."

Bir süre ikimizde hiçbir tepki vermedik, sonraysa yemek saatinin yaklaştığını fark ettim.

"Bugün ablama yemeğe gideceğiz unutma."

"Merak etme, zaten üzerimde takım elbise ile oturuyorum. Her an aşağıya inmeye hazırım."

"Gerçekten yemeğe takım elbise ile mi gideceksin?"

"Evet, neden olmasın? Hem böyle gayet karizmatik duruyorum bence."

"Sen her halinle karizmatiksin canım."

"İyi o zaman ben gidip geçen gün aldığın ayıcıklı pijamayı giyeceğim."

"Onun yerine bir tişört ve pantolon giysen diyorum."

"İyi öyle olsun."

Kalktı ve üzerini değiştirmek için odaya geçti beş dakika sonra üzerinde beyaz bir gömlek ve mavi bir kot pantolonla geri geldi.

"Bu pantolona gömlek tişörtten daha iyi gider diye düşündüm. Yakışmış mı, yoksa gidip değiştireyim mi?"

"Hayır değiştirmene gerek yok, çok yakışmış."

Göktuğ gülümsedi ağır adımlarla yanıma yaklaştı ve elimden tuttu, gözlerimin içine baktı.

"Senin ışıltının yanında bütün dünya sönük kalır meleğim."

Bana yavaşça sarıldı, bir süre nefes alış verişini dinledikten sonra artık benim de hazırlanmam gerektiğini anladım.

"Göktuğ benim gidip makyaj yapmam lazım, sabah geç kalmamak için yapmadım."

Kendimi geriye çekmeye çalıştığımda Göktuğ bana tekrardan sarıldı ve saçlarımla oynamaya başladı.

"Gerek yok sen her türlü mükemmelsin."

"Teşekkür ederim canım ama kendimle ilgilenmek iyi geliyor." Dedim ve hızlıca odaya geçtim, hafif bir makyaj yaptım ve üzerimdeki ceketi çıkardım. Hazır olunca içeri geçtim, Göktuğ beni baştan aşağı süzdü.

"Hazırsan çıkalım mı?"

"Olur, çıkalım."

"Hadi gel o zaman." Dedi ve uzanıp bana elini uzattı, ben de ona karşılık verip elini tuttum. Ve dairden çıktık. Yemeğin kaç kişi olacağından emin değildim ama ablam öğle vakti bir mesaj daha atmış ve yemeğin biraz kalabalık olacağını söylemişti.

O yüzden birkaç misafir daha olduğunu düşünüyordum. Ben başka kim gelebilir diye düşünürken Göktuğ zile bastı ve ablam kapıyı açtı. Yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

"Hoş geldiniz."

"Hoş bulduk abla."

İçeri geçtiğimizde minik bir şok geçirdim, Aybars Amca, Beste Teyze ve Erdem yemek masasında oturuyordu, karşılarında ise annem oturuyor ve onlar ile sohbet ediyordu. Ablam şaşkınlığım farkına varınca söze girdi.

"Küçük bir süpriz yapmak istemişler."

"Ne güzel."

Hızlı adımlarla masaya yaklaştım ve tam annemin yanına oturdum.

"Hoş geldiniz."

Beste Teyze cevap verdi.

"Hoş bulduk canım."

"Hoş bulduk Zehra, duyduk ki olmayan olay kalmamış, biz de dedikoduları daha erken dinleyebilmek için erken geldik. Nasıl harika bir fikir değil mi?"

"Tabii ne demezsin."

O sırada Göktuğ da gelip yanıma oturdu.

"Ne tarz dedikodular mesela?"

"Mesela senin iki haftalığına kendini ölü göstermeden bahsedebiliriz, oğlum manyak mısın sen, neden ben öldüm diye ortadan kayboluyorsun?"

Göktuğ tam cevap verecekti ki araya girdim.

"Bu konuyu şu an konuşmak istemiyorum."

"Neden ki?"

Ses tonum biraz yükselmişti

"İstemiyorum dedim Erdem, bir açıklama yapmak zorunda mıyım?"

Erdem kaba tabirle geri vites yapmıştı.

"Tamam Zehra, kusura bakma."

"Ben lavaboya gidiyorum birazdan gelirim."

Hızlı bir hareketle masadan kalktım ve lavaboya yöneldim, gözlerimi kapadım ve derin bir nefes aldım. Göktuğ'un olmadığı o iki hafta hayatımdaki kötü iki haftaydı, en çok ağladığım, en çok antidepresan ve uyku ilacı içtiğim, kafayı yemeye en çok yaklaştığım iki haftaydı. Ve o iki haftayı hatırlamak bile panik atağımın tetiklenmesine sebep oluyordu.

Lavaboya girdim ve musluğu açtım, makyajımın bozulmasından korktuğum için sadece boynuma su çarptım, birkaç kere daha derin nefesler aldım ve sıkıca gözlerimi kapattım. Tam o sırada Göktuğ'un arkadan ani bir şekilde bana sarılmasıyla yerimden sıçrasam da dönüp Göktuğ'a bakınca rahatladım.

"Göktuğ."

"Zehra'm."

Tamamen arkama döndüm ve Göktuğ'a döndüm. Hala biraz kalbim sıkışıyordu ve nefes alıp vermekte zorluk çekiyordum.

"İyi misin?"

"Evet, neden sordun?"

"Nefes alıp vermekte zorlandığın için olabilir mi?"

"Olabilir ama önemli bir şey değil, panik atağım tuttu sadece."

"Neden?"

"Çapraz sorgunuz ne kadar sürecek Göktuğ Bey?"

Düşük sesle kıkırdadı ve müzip bir ifade ile gülümsedi.

"İyi olduğunuzdan emin olana kadar sürecek Zehra Hanım."

"Ben gayet iyiyim Göktuğ Bey."

"Öyle olsun Zehra Hanım, o zaman içeri geçelim mi?"

Başımı salladım çıkmadan önce bir kez daha ona sıkıca sarıldım ve içeriye geçtik. Tekrardan oturmam ile Erdem'e döndüm.

"Erdem kusura bakma, bana bir anlığına geldiler. Bir an kontrolümü kaybettim."

Erdem içten bir şekilde gülümsedi.

"Sorun değil Zehra, hem pek iyi bir anı olmamasına rağmen bu kadar üstelememeliydim."

Ben de gülümsedikten sonra ablam elinde yemek tabakları ile içeri girdi. Akşam yemeği için taco yapmıştı. Herkese sunum yaptıktan sonra baştaki bir sandalyeye oturdu, ne kadar heyecanlı olduğu gözlerinden belliydi.

Bir süre ablamın ne anlatacağını düşündündükten sonra yemeğe başladım, kırk dakikaya yakın bir süre geçtikten sonra ablam gülümseyip söze girdi.

"Size söylemem gereken bir şey var."

Hepimiz pür dikkat ablama odaklandık ve ablam heyecanlı ve yüksek bir ses tonuyla sürprizini açıkladı.

"Ben restoran açıyorum!"

Bu cümlenin zihnimde yarattığı mutluluk ifadesi ile ani bir şekilde bağırdım.

"Ne! Abla gerçekten restoran mı açacaksın."

Ablam da aynı neşesi ile cevap verdi.

"Evett! Hatta önümüzdeki ay istifamı vereceğim."

Annemse biraz şaşkındı, hatta biraz değil bayağı şaşkındı.

"Esma emin misin kızım?"

"Evet anne, neden ki?"

"Kızım ya beklediğin gibi bir sonuç alamazsan, bu kadar zamandır çalıştığın yeri bırakmadan önce bir kere daha düşün."

"Anneciğim merak etme, zaten uzun zamandır para biriktiriyordum. Hem birkaç yıldır diğer aşçı arkadaşlarım da restoran açmamı söylüyordu, yaklaşık üç yıldır aklımda yani."

"Bilmiyorum kızım bana kalırsa yine de düzenini bozma, başarılı olamazsan ne yapacaksın?"

"Olacağım anne."

"El lezzetine o kadar güveniyorsun yani."

Ablam hafiften sinirlenmeye başlamıştı ve annem ile ablamın arasındaki gerginlik odaya yazılmıştı. Ben anlamaz bir ifade ile Göktuğ'a döndüm, o da bana bakıyordu.

"Evet, o kadar güveniyorum."

"Ben bu fikri doğru bulmuyorum ve böyle bir işe girmeni istemiyorum."

"Sen zaten direkt aşçı olmamı doğru bulmuyordun, sana kalsaydı ben şu an mesleğini sevmeyen bir avukattım anne. Hem ben otuz iki yaşında bir kadınım ne yapıp ne yapmayacağımı gayet iyi biliyorum merak etme."

"Beceremezsin Esma."

"Açınca görürsün anne, beceriyor muyum beceremiyor muyum? Buraya da sizi güzel bir haber vermek için çağırmıştım ama çok kötü bir fikirmiş, hepinizden özür diliyorum."

Ablam son sözünü söyler söylemez bir hışımla salondan çıktı, ben de peşinden bağırdıktan sonra ayağa kalktım ve ablamın peşinden salondan ayrıldım, annem ise hala arkamızdan bağırıyordu. Beraber onun odasına girdik, ablam kendini direkt yatağa bıraktı, ben de kapıyı kapattım, sonra da geçip yanına oturdum.

İlk amacım moralini yükseltmekti, espri ararken aklıma üzerindeki kıyafetlerin uyum seviyesi geldi. Çünkü üzerimde siyah gömlek ve mavi kot pantolonun altında gri köpekli panduf vardı. Buradan bir komiklik çıkarıp ablamın moralini yükseltebileceğime karar verdim.

"Yalnız abla, kombinime pek takılma, üstüm iş kadını altım pijama partisi."

Ablam önce gömleğime sonra pantolonuma en son ise panduflarıma baktı ve düşük sesle kıkırdadı.

"Çok özgün olmuş."

"Bence de."

Sonra bir anlığına ne söyleyeceğimi bilemedim, annemin kişilik özellikleri hakkında o kadar az bilgi sahibiydim ki onun hakkında yorum yapamıyordum.

"Abla ileride pişman olma diye uyarmak istemiştir, kötü bir niyeti olduğunu düşünmüyorum."

"Onun derdi başka."

"Nasıl yani?"

"Benimle ilgili başka hayalleri vardı çünkü."

"Avukat olmanı istiyordu."

"Ve başka bir şeyle ilgilenmememi..."

Hala sessizdim, aklıma söyleyecek bir şey gelmiyordu. Kulağa gerçek gibi gelmese de annemi tanımıyordum. Ablamla ilişkileri nasıldı? Ne gibi beklentileri vardı? Hayatta öncelikleri nelerdi? Henüz annemi tanımaya fırsatım olmamıştı. Bir anda iki hafta önce trafik kazasında kaybettiğimi sandığım eşim ve ben altı yaşındayken öldürüldüğünü düşündüğüm annem ortaya çıkmıştı. O yüzden de annemin neden böyle davrandığını anlayamıyordum. Aradan on beş dakika geçtikten sonra annem yanımıza geldi.

"Zehra bizi biraz yalnız bırakır mısın kızım?"

Başımı salladım ve ablama güven vermek için başparmağım ile birkaç kere elini okşadım ve odadan çıktım, kapıyı da kapattıktan sonra oradan ayrılmadım. Normalde kapı dinlemek adetim değildi ama annemin tavırlarının sebebini aşırı merak ettiğim için böyle bir karar vermiştim. Annem on veya on beş saniye sonra söze girdi.

"Kızım beni yanlış anladın."

"Neyi, yeteneksiz olduğumu düşünmeni mi? Yoksa restoran işletemeyeceğimi düşünmeni mi?"

"Kızım ben öyle bir şey ima etmedim."

"Ettin anne."

"Eğer öyle anladıysan özür dilerim. Evet seninle alakalı hayallerim vardı. Şimdi ise hiç zaman gelmemiş gibi geliyor, sanki her şey aynıymış gibi..."

"Anne tamam, evet anlıyorum ama ben eski ben değilim. Otuz iki yaşındayım ben, ne yapayım bu yaştan sonra üniversite sınavına mı hazırlanıp hukuk falan mı okuyayım?"

"Hayır tabii ki kızım, büyürken yanınızda olamadığım için bazen hala küçükmüşsünüz gibi geliyor."

Bir anda sesler kesildi, ablam cevap vermediği için aralarının ısındığını anladım. "Anladın mı beni?" Dedi annem sakin bir sesle. Ben hala kapıda beklerken telefonumun titremesi ile irkildim. Cebimden çıkarıp ekrana baktım, arayan Meyra'ydı, mutfağa doğru yöneldim ve telefonu açtım.

"Alo, Meyra."

"Zehra buluşmamız lazım."

"Tabii ki, kötü bir şey mi oldu?"

"Anlatacağım Zehra, yarın kafede, sana uyar mı?"

"Evet, yarın görüşürüz."

"Görüşürüz, kendine iyi bak."

"Sen de."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.