(17 Yıl Önce)
(Esma'nın Anlatımıyla)
Önümde duran matematik kitabıyla bakışıyordum, hiçbir zaman matematiği, hatta sayısal derslerin hiçbirini sevmemiştim. Fakat annemin beklentileri benim ilgili alanlarımın tam tersi yöndeydi. O benim avukat olmamı istiyordu, ve benden tek beklentisi buydu, on beş yaşındaydım fakat becerilerim yaşım ile aynı oranda değildi. On beş yaşında olmama rağmen doğru düzgün bir iş yapmayı bilmiyordum.
Geçen gün mutfağa girmeyi denedim, fakat sonuç fiaskoydu, şekersiz ve pişmemiş bir kek çıktı ortaya. Bunu anneme söylediğimde, "Evde aşçı var Esma, senin yemek yapmana gerek yok. Sen derslerine bak." Demişti. Annemin bu kadar ders odaklı olması çoğu zaman sinirimi bozuyordu ama yine de bir şey demiyordum.
Bir anlığına gözüm yan tarafımdaki sehpada boyama yapan Zehra'ya kaydı, tavşan kulaklı kediye benzeyen bir hayvanı pembe ve birçok tatlı renge aynı anda boyamaya çalışıyordu. Ona baktığımı fark edince o da bana bakıp gülümsedi.
"Abla tavşanımın kulağı pembe mi olsun mavi mi?"
Anlaşılan Zehra bu canlıya tavşan demeye karar vermişti. Ben de ona gülümseyerek cevap verdim.
"Pembe olsun."
"Peki bir kulağı da mavi olsa olmaz mı?"
Zehra soru sorardı, fakat bunun sebebi kendi fikri olmaması değildi, her zaman bir fikri olurdu ve soru sorduğunda onun fikrini onaylamamı beklerdi. Eğer farklı bir şey söylersem de beni kendi fikrine ikna etmeye çalışırdı.
"Olur tabii ki."
Zehra'nın tekrardan gülümseyip resmine devam etmesiyle bir of çekerek arkama yaslandım ve derin bir nefes verdim. Artık bir ara vermenin vakti gelmişti, bir süre etrafıma baktıktan sonra bir atıştırmalık hazırlamaya karar verdim. Bu sefer de atıştırmalık alternatiflerini düşünmeye başladım, yeteneksiz biri olduğum için en basit seçenek tabii ki de meyveydi. Ayağa kalktım salondan çıkıp mutfağa geçmeden önce Zehra'ya seslendim.
"Zehra ben meyve tabağı hazırlayacağım, sen de ister misin?"
Zehra yine gülümseyerek cevap verdi.
"Olur abla."
Bazen bu kızın nasıl bu kadar pozitif olduğunu düşünüyordum, aslında altı yaşında bir kız için gayet normal davranıyordu. Sanırım ben fazla negatiftim, Zehra'nın cevabını aldıktan sonra hızlı adımlarla mutfağa yöneldim. Bugün evdeki aşçı izinli olduğu için mutfakta bana engel olacak kimse yoktu. Yoksa araya girip "Ben ne istiyorsanız yaparım Esma Hanım, sizin uğraşmanıza gerek yok." Diyip beni mutfaktan çıkarırdı.
Hızlıca buzdolabından birkaç meyve çıkardım ve raflarda bal aramaya başladım. Kalmadığını anlayınca evde hem özel şoförlük hem de alışveriş işleri ile ilgilenen Levent Ağabey vardı. Alışveriş listesine yeni bir ürün eklemek için onun numarasını aradım fakat açmadı. Bir gariplik olduğunu anlayınca bu sefer rehberden annemin numarasını seçtim, o da telefona cevap vermeyince içime bir korku çöktü. Bu sefer Neva Teyze'nin numarasını seçtim, o da telefonu dördüncü çalışımda açtı. Sesi titriyordu.
"Efendim Esma."
"Neva Teyze anneme ulaşamıyorum, sen ona ulaşabiliyor musun?"
Bir süre cevap vermedi, fakat bir nefes verdikten sonra sorumu yanıtladı.
"Bilmiyorum kızım."
"Peki, bir şey öğrenirsen bana haber verir misin?"
"Tamam."
Kırmızı tuşa bastım ve telefonu kapattım, bir süre boş boş etrafa baktım. Bu olanlar hiç normal değildi. Önümdeki meyve tabağını aldım ve içeri geçip Zehra'nın önüne koydum. O da şaşırmış bir şekilde bana baktı.
"Abla, neden sadece bana hazırladın? Sen yemeyecek misin?"
Anlamaz bir şekilde meyve tabağını baktım birkaç saniye sonra Zehra'nın ne demek istediğini anladım. Sadece bir tane tabak hazırlamıştım ve onu Zehra'nın önüne bırakmıştım. Moralim bozulduğu gibi bütün dikkatim dağılıyordu.
"Benim şu an bir şey yemek istemiyorum canım, o yüzden sadece sana hazırladım."
"Ama mutfağa giderken kendine meyve hazırlayacağını söyledin, sonra bana sen de ister misin diye sordun abla."
Bir nefes verdim, Zehra'nın aklının bu kadar çalışması ve her şeyi sorgulaması belki ileride onun işine yarayacaktı ama şu an benim hiç işime gelmiyordu.
"Canım meyve istemiyordu, kafam dağılsın diye meyve tabağı hazırlayayım dedim sonra ise kendime hazırlamaktan vaz geçtim."
Küçük sorgucuya açıklama yaptıktan sonra acaba bir şey daha soracak mı diye Zehra'nın gözlerinin içine bakmaya başladım. Fakat Zehra sorguya son vermeye karar vermişti.
"Peki." Dedi ve resmine geri döndü.
İçimden küçük bir şükür çektikten sonra ben de tekrardan Zehra'nın karşısına oturdum ve düşünmeye başladım. Fakat benim aklımdan geçenler kapının zilinin çalmasıyla bölündü. Ben direkt kapıya Zehra ise bana döndü.
"Kim geldi abla?"
"Bilmiyorum, bakacağım."
Kalktım ve kapıya doğru yöneldim, önce delikten bakmaya karar verdim. Fakat gördüklerim karşısında kan beynime sıçradı, biri kadın biri erkek iki polis kapının arkasında duruyordu. Ellerim titremeye başlamıştı yavaşça kapıyı açtım ve bana bakan iki polise baktım. Kadın memur sorar bir ifadeyle gözlerimin içine baktı.
"Esma Berkin?" Dedi ciddi bir ses tonuyla. Ben de titreyen sesimle cevap verdim.
"E-evet."
Diğer memur kartını çıkardı ve bana bakarak gösterdi.
"Bizimle gelmeniz gerekiyor."
Ben hala olayı anlamaya çalışıyordum.
"Gelmeniz derken?"
Erkek olan memur soruma ciddi bir ifadeyle cevap verdi.
"Siz ve kardeşiniz." Dedi ve bir es verdi. "Zehra Kardelen Berkin."
Gözlerim kocaman oldu, neden beni ve Zehra'yı götürmek istiyorlardı. Bir anlığına önce kadın memurun sonra da diğer memurun gözlerinin içine baktım. Onlarla gitmem gerekiyordu, kalbim güm güm atıyor, ellerim ve sesim titriyordu. Ses tonumu yükselterek Zehra'ya seslendim.
"Zehra, gel canım bir yere gitmemiz gerekiyor."
Hemen sonra Zehra'nın koşma seslerini duydum, hızlı adımlarla yanıma geldi, hala yüzü gülüyordu.
"Nereye gidiyoruz abla?"
Ben memurlara bakınca Zehra da onlara döndü. Önce bir süre onları izledi, sonra da paniklemiş bir şekilde arkama saklandı. Onu rahatlatacak bir şey söylemem için gözlerimin içine bakıyordu fakat şu an istediği türden bir teselliye sahip değildim. Çünkü ben de ne hissetmem gerektiğini bilmiyordum.
"Canım, şimdi biz bu abla ve ağabey ile bir yere gideceğiz tamam mı?"
"Neden?"
Ne diyeceğimi bilemedim, çünkü çok masum duruyordu, ben tam ağzımı açacakken kadın memur söze girdi.
"İyiliğiniz için gitmemiz lazım."
Zehra'nın elini tuttum ve onu evden çıkardım, önce bahçeden çıktık ve evin karşısında duran polis arabasına bindik. Zehra dolu gözlerle bana bakıyordu, yanına iyice yaklaştım ve onu korkutmadan ona yavaşça sarıldım. Başını omzuma koydu.
"Korkuyorum abla."
Ona sesli cevap vermedim, o yüzden içimden karşılık verdim.
Ben de Zehra, ben de korkuyorum, hatta çok korkuyorum.
Yol çok sessiz geçti, normalde dakikada on soru soran Zehra bile bütün yol boyunca konuşmadı. İçime kötü bir his doğuyordu ve bu her neyse Zehra'nın içine de doğduğundan emindim.
Karakolun önünde durduk, arabadan indim ve Zehra'yı da indirdim. Elinden tuttum ve beraber karakola girdik, bizi bir odaya götürdüler ve ikimizi de yan yana sandalyelere oturdular. Hala ağlamamak için kendimi tutmaya çalışıyordum. Kafamda birçok felaket senaryosu kuruyordum. İçeriye başka bir kadın daha girdi fakat o polise benzemiyordu, önce bana sonraysa Zehra'ya baktı ve bir nefes verip onu elinden tutup kaldırdı.
"Hadi Zehracığım biz içeriye gidelim." Dedi. Ben de hızlı bir hareketle ayağa kalktım ve Zehra'nın elini yakaladım.
"Nereye götürüyorsunuz?"
Memurlardan biri söze girdi.
"Konuşacağımız konuları Zehra'nın duyması doğru olmaz Esma. Ona bu konuları sonra ve travma yaratmayacak şekilde anlatacağız."
Kafayı yemek üzereydim, ne olmuştu da bu konuşacağımız şey Zehra'da travma yaratabilirdi. Bir nefes verdikten sonra cevap verdim.
"Tamam."
Bunu demem ile birlikte çocuk psikoloğu olduğunu düşündüğüm kadın Zehra ile beraber kapıya doğru yöneldi. Zehra çıkmadan önce son kez bana seslendi.
"Abla!"
Korkudan ölmek üzere olduğum ciddi bir cevap veremedim. Zehra'nın korkulu sesi içimi daha çok titretti. Ağlamaklı sesimle Zehra'yı sakinleştirmeye çalıştım.
"Ben birazdan geleceğim, merak etme."
Zehra göz temasını kesmeden odadan çıktı. Ben de karşımda duran memurlara döndüm, ses tonum yükselmiş, kalp atışım hızlanmıştı.
"Ne oluyor? Hemen her şeyi öğrenmek istiyorum."
"Tamam o zaman." Dedi kadın memur ve duruşunu dikleştirdi, bana doğru bir adım attı, sonraysa adımlarını hızlandırdı. Tam karşımda durduğu zaman ise söze girdi. "Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ama..." Derin bir nefes verdi, ağzını açtı ve gözlerimin içine baktı. "Anne ile babanızın hayatına bugün son verildi, bir süikast olduğunu düşünüyoruz"
Gözlerim kocaman oldu ve ellerim ile ayaklarım uyuştu, kalbime inen ani ağrı ile yerimden fırladım ve nefes almaya çalıştım. Bir yandan da ağlıyordum, ağladıkça nefesim daha çok daralıyor, gözlerim kararıyordu. Etraftan bağırma ve yardım sesleri geliyordu fakat tam olarak ne dediklerini beynim algılamıyordu. Bir süre sonra gözlerim tamamen karardı ve bilincimin kapandığını hissettim.
Gözlerimi açtığımda hastane odasındaydım, sağ kolumda bir serum takılıydı. Ağlayamıyordum, ne kadar istesem de olmuyordu. Şoktan dolayı olduğunu varsayıyordum, yüksek ihtimalle bana sakinleştirici yapmışlardı, çünkü üzerimde aşırı büyük bir halsizlik vardı. İçeriye bir kadın girdi.
"Merhaba Esma, ben Zümra Yıldız."
"Merhaba."
Yavaşça yanımdaki koltuğa oturdu ve bana baktı.
"Esmacığım ben sizi götüreceğimiz yerin müdürüyüm."
Çocuk Esirgeme Kurumu'ndan bahsettiğini anlayınca kalbime tekrardan bir sancı girdi. Aklıma Zehra geldi, onu sormak için ağzımı araladığım sırada Zümra Yıldız söze girdi.
"Kardeşini merak etme, çocuk odasında diğer çocuklarla oynuyor."
Sorumun cevabını aldıktan sonra tekrardan önüme döndüm ve boş bir şekilde duvarı izlemeye başladım. Bir türlü ağlamayı beceremememe rağmen içimde kopan fırtınaları hissedebiliyordum. İçimdeki fırtına nefes almamı zorlaştırıyor , beni hayatla yüzleşmeye zorluyordu ve anladığım kadarıyla kolay kolay geçmeyecekti.
(Sekiz Saat Sonra)
Kulağa gerçek değil gibi geliyordu ama şu an yurttaydık, içeri girer girmez Zehra'yı bir ranzanın alt katına yatırmıştım ve ben de üst katına uzanmıştım. Yorganı kafama kadar çekmiş uzanıyordum. Hala ağlayamıyordum, sadece düşünüyordum, ara sıra yeniden nefesim daralıyor, gözlerim kararıyor ve kalbim sıkışıyordu ama o ilaç kokulu hastane odasına geri dönmek istemediğim için kendimi bir şekilde sakinleştiriyordum. Her şeyi unutmak için kendimi uyumaya zorladığım sırada bir ses duydum.
"Oradaki iki kız yeni mi gelmiş?" Dedi küçük bir kız, bu ses yurttaki başka bir kıza aitti, sesinden anladığım kadarıyla dokuz veya on yaşındaydı. Kızın sorusuna karşısındaki başka bir kız cevap verdi.
"Evet bugün geldiler biri altı biri ise on beş yaş yaşında"
Bu kızın da on bir veya on iki yaşında olduğunu tahmin ediyordum. Diğer kız tekrardan söze girdi.
"Kardeşlermiş, ben öyle duydum."
Diğer kız da lafı devam ettirdi.
"Altı yaşındaki kızın şansı yüksek ama ablası için aynı şeyi söyleyemeyeceğim."
Bir anlığına ne olduğunu anlamaya çalıştım, iki kız ne şansından bahsediyordu?
"Evet, katılıyorum. On beş yaşında bir kızın evlat edinme ihtimali çok düşük."
Son cümle ile kanın dondu, evet artık büyüdüğüm için beni hiçbir ailenin evlat edinmek isteyeceğini düşünmüyordum ama Zehra için aynı şey geçerli değildi. Onu başka bir aile evlat edinmek isteyebilirdi. Ben daha bu düşünceleri sindiremeden kızlar tekrardan konuşmaya başladı.
"Peki nasıl adapte olacaklar? Küçük kız hayatında sadece ablası kaldığını öğrenince nasıl bir tepki verecek? Peki ablası bu sorumluğu kaldırabilecek mi?"
Son laflar kalbime bir bıçak gibi saplandı, haklılardı, ne kadar acı olsa da ikisi de son derece haklıydı. Daha kendi acımı yaşamaya, iyileştirmeye fırsatım olmamıştı ama haklılardı. Benim bu hayatta bana sahip çıkacak kimsem kalmamışken, Zehra'nın da benden başka kimsesaqi kalmamıştı. Yüzleşmek zorunda kaldığım bu gerçek ile gözyaşlarım yeniden akmaya başladı...