İçeriğe geç

KURŞUN

Bölüm 42 · 7 dk okuma

KURŞUN

Bölüm 42

42.)Duygular Tarafından Hapsedilmek

Eve gelmiş, bir bitki çayı hazırlamıştım. Belki aklınızda oluşan psikolog görseli yemek masasında çay içen ve ciddi duran biri olabilir. Fakat şu an ben üçlü koltuğa yayılmış uzanıyordum, bir anda aklıma gelen bir fikirle acaba mesleğimde ne kadar başarılıyım diye düşündüm ve bana verilen puanları görmek için hastanenin sitesine girdim. Kendi bölümüne girmem ile birlikte ağzım açık kaldı, mesleğe daha yeni başlamış olmama rağmen hakkımda çok iyi düşüncelere sahiptiler. O anki mutluluk ile rehberime girip Göktuğ'u aradım, bugün toplantısı olmadığını biliyordum, o da ikinci çaldırışımda açtı.

"Efendim Zehra."

"GÖKTUĞ HARİKA BİR ŞEY OLDU!"

"Yine ne oldu?"

Sesi çok kötü geliyordu, moralinin bozuk olduğu çok belliydi. Konuyu bir kenara bırakıp onu anlamaya çalıştım.

"İyi misin?"

"İyiyim Zehra, yine ne var? Zaten başımızdan saçmalıklar eksik olmuyor. İş ayrı dert, şu belalar ayrı dert. İyi bir şey oldu dedin, ne oldu? Karayel'in yedi sülalesini mi tutuklamışlar?"

Bir şey demedim çünkü benim de moralim bozulmuştu. Bir şeye sinirlenmişti ve şu an sinirini benden çıkarıyordu.

"Evet Zehra, ne oldu seni dinliyorum. Açıkla bakalım şu çok iyi şeyi. Daha şirkette işlerim var. Burada iki saat bekleyecek halim yok."

"Önemli bir şey değil, işlerini böldüğüm için kusura bakma Göktuğ, bir daha seni rahatsız etmem." Dedim ve telefonu kapattım, bir yandan da kendi kendime söylenmeye başladım.

"İşi varmış, iyi, sana güzel haber vermek isteyende kabahat zaten."

Beş dakika geçmeden telefonum çaldı, tabii ki de Göktuğ arıyordu. Açmadım, çünkü şu an ben de sinirliydim ve telefona cevap verirsem yanlış şeyler söyleyebilirdim. Bu sefer de mesaj atmaya başladı.

Göktuğ: Zehra'm özür dilerim.

Göktuğ: Biliyorum sert davrandım ama bugün şirkette hiç hoş olmayan şeyler yaşandı. Seninle alakalı bir durum değildi yani.

Göktuğ: Güzelim cevap verir misin? Gerçekten çok üzgünüm.

Ben: O zaman sinirini benden çıkarmak yerine öfkeni kontrol etmeyi öğren Göktuğ.

Göktuğ: Haklısın ama söz veriyorum kendimi kontrol etmeyi öğreneceğim.

Ben: Güzel

Göktuğ: Sen ne diyecektin?

Ben: Önemli bir şey değil.

Göktuğ: Zehra...

Ben: Boş ver, heyecanım kaçtı hem anlatmasam da olur zaten, sonra konuşuruz. Kendine iyi bak.

Göktuğ: Sen de bir tanem.

Telefonu kapattıktan sonra mutfağa geçtim, makarna suyu koydum ve sos hazırlamak için malzemeler çıkardım. Zeytinyağı, soğan, sarımsak, havuç, dana kıyma, domates salçası, domates, taze kekik, karabiber. Bolonez sosu hazırlamaya başladım, her şey hazır olunca cama doğru yönelip arkamı döndüm ve etrafı izlemeye başladım. Beş dakika sonra arkadan iki elin bana sarılmasıyla ürperdim, arkamı dönüp Göktuğ'a baktım. Buruk bir şekilde gülümsedim.

"Hoş geldin, işten erken çıkmışsın."

"Evet, aklım sende kaldı."

Bir şey demeden camı izlemeye devam ettim, Göktuğ da beni kendine döndürdü.

"Zehra'm hala kırgın mısın? Lütfen böyle davranma, gerçekten başka bir olayla ilgiliydi, o yüzden bütün gün gergindim. Seni üzmek hayatta istediğim en son şey."

"Tamam."

"İyi miyiz peki?"

Başımı salladım.

"İyiyiz."

O da gülümsedi ve yanağıma bir öpücük kondurdu.

"Ben de üzerimi değiştirip geliyorum."

İçeri geçmesiyle gülümsedim, bazen beni kırdığı doğruydu ama özür dilemeyi de çok iyi biliyordu. Üzerini değiştirince geri geldi ve bana döndü.

"Güzelim içerideki masayı mı yoksa mutfaktaki masayı mı hazırlayayım?"

"İçeridekini hazırlarsan daha iyi olur."

"Tamamdır." Dedi ve elinde iki tabak ve iki bardak ile içeri geçti. Ben de neler olduğunu anlamaya çalışıyordum, çünkü Göktuğ'un sesi telefonda çok sinirli geliyordu ve o kolay kolay sinirlenen biri değildi. Yemeği alıp içeri geçtiğimde Göktuğ bana baktı.

"Evet, artık söyleyebilirsin, ne oldu?"

Telefonumdan hastanenin sitesine girdim ve kendi profilimi Göktuğ'a gösterdim.

"Hastanedeki en yüksek puanlı piskologlardan birisin, bu çok güzel."

"Şimdi de sen anlat bakalım? İş yerinde ne oldu?"

"Bir şey olmadı."

"Göktuğ..."

"Gerçekten, boş ver. Büyütülecek bir şey değil."

Uzanıp elini tuttum.

"Moralini bu kadar bozacak bir şey olduğuna göre boş veremem."

Bir süre cevap vermedi, ben de sadece gözlerinin içine bakıyordum. Bir süre daha bekledikten sonra baş parmağımla hafiften elini okşamaya başladım, ona güven vermeye çalışıyordum.

"Zehra'm hiç hoş olmayan bir şey oldu."

"Göktuğ söyler misin? Bilmek benim de hakkım değil mi?"

"Evet, şirkette ekonomik sıkıntılar var."

"Bu kadar üzülüceğin kadar büyük ekonomik sıkıntılar mı var?"

Başını salladı, ben de elini daha sıkı tuttum.

"Üzülme desem işe yarar mı bilmiyorum ama ben her zaman sana destek olmaya hazırım, bunu unutma olur mu?"

Yine başını salladı.

"Biliyorum bir tanem." Dedi ve elimi tutup dudaklarına götürdü. Yüzünde buruk bir gülümseme vardı, sonraysa Göktuğ önüne dönüp boş bir şekilde masaya bakmaya devam etti.

"Hadi yemek ye artık."

"İştahım yok."

Tabağı elimle iyice Göktuğ'un önüne doğru ittirdim, o da alaylı bir kahkaha attı.

"Zehra çocuk değilim ben."

"Ben de sana çocuksun demiyorum zaten."

"Güzelim bu yaptığın bildiğin çocuksun demek."

"Hayır canım, bu benim dilimde seni seviyorum demek."

Bu sefer yüzünde sahici bir gülümseme belirdi, sol eliyle saçlarımı kulağımın arkasına ittirdi ve yanağıma yumuşak bir öpücük kondurdu.

"İyi ki varsın Zehra'm."

"Sen de iyi ki varsın."

Kısa bir süre birbirimize baktıktan sonra söze girdim.

"Yalnız konuyu kaynattığını düşünme, hala yemeğine başlamadın."

"Tamam tamam, başlıyorum."

"Aferin."

Yarım saatte yemek bitti, Göktuğ kalkıp bulaşıkları makineye dizmeye başladı. Bende masanın örtüsünü düzeltiyordum, işi bitince Göktuğ kendini bıkkın bir şekilde sandalyeye bıraktı. Karşısına bir sandalye çekip oturdum.

"Bilmediğim başka bir şey var mı?"

Göktuğ bir öf çekti ve bana döndü.

"Şirket batabilir Zehra, başarısızım yani."

Bir anlığına dondum, Göktuğ başarı odaklı bir insandı ve başarızlık onun için en kötü histi.

Artık niçin üzüldüğünü anlamıştım. O yüzden bu şoktan çıkıp onu kendine getirmem gerekiyordu.

"Bir dakika, eğer böyle bir ihtimal olursa bile bunu komple kendine yükleyemezsin."

"Fakat payım büyük."

"Sen de bir insansın ve bir şirketin içinde birçok bölüm var ve bu yüzden de kendini bu kadar üzemezsin."

"Zehra, işlerin hepsi bu şekilde yürümüyor."

"Evet Göktuğ, ben bir psikoloğum ve şirket işlerinden anlamam. O yüzden kalk."

"Neden? Ne alaka?"

"Sana işlerle ilgili tavsiye veremeyeceğime göre ben de terapi yaparım. Kalk sen salona geçiyorsun, ben de içecek hazırlıyorum, çay mı? Kahve mi?"

"Zehra..."

"Tamam çay koyuyorum."

"Zehra'm gerçekten iyi değilim."

"Farkındayım ama ben de oturup senin mutlusuzluğunu izleyecek değilim."

"Nasıl oluyor bilmiyorum ama sana hayır diyemiyorum."

"Hadi o zaman, bir de brownie yapmıştım, onu da yanına koyuyorum."

Göktuğ başını salladı ve içeriye geçti, amacım Göktuğ ile sohbet edip onu rahatlatmaktı. Çünkü şu an çok zor bir zamandaydı ve yalnız olmadığını bilsin istiyordum.

(Yazarın Anlatımıyla)

Esma iş yerindeydi, düşünüyor, hayal kuruyordu. Bir yandan da aklında söyleyeceği cümleleri toparlamaya çalışıyordu. Restoranın sahibi Enver Bey karşısındaydı ve ona yeni etkinlikler ile ilgili bir şeyler anlatıyordu. Esma artık söyleme vaktinin geldiğini düşündü ve söze girdi.

"Size söylemem gereken bir şey var."

"Nedir? Vardiya saatleri ile mi ilgili?"

Esma bir süre cevap veremedi, çünkü bu söylemesi zor bir şeydi.

"Yakın zamanda işten ayrılmam gerekebilir."

Enver Bey şaşırmıştı, anlamaz bir ifadeyle Esma'ya döndü.

"Neden, yoksa başka bir yerden teklif mi geldi? Eğer öyleyse bir daha düşünün, şartları tekrar konuşabiliriz."

"Hayır, teklif gelmedi. İşler kesinleşince her şeyi anlatacağım."

"Peki, umarım daha uzun süre beraber çalışırız."

Esma cevap vermedi, sadece gülümsedi. Artık işleri bitmişti, eve gitme vakti gelmişti. Yolda aklına bir fikir geldi, net bir karar vermeden önce ailesinin düşüncesini almalıydı. Telefonunu açtı ve annesini numarasını girdi, Yarın akşam o evde toplu bir akşam yemeği olacaktı.

(Zehra'nın Anlatımıyla)

Ertesi gün üzerimde bir durgunluk ile uyandım, dönüp Göktuğ'a baktığımda çoktan uyanmış olduğunu gördüm. Bir hışımla ayağa kalktım ve balkona yöneldim, Göktuğ balkonda ayakta durmuş etrafı izliyordu ama yüzü tepkisizdi.

"Göktuğ."

Bana döndü, yüzüne hızlı bir gülümseme yerleşti fakat gerçek olmadığı belliydi. Yanına yaklaştım ve ne olduğunu anlamak için gözlerine baktım, yanına yaklaşmam ile birlikte o da uzanıp iki eliyle ellerimi tuttu.

"Bir tanem."

"İyi misin?"

"Gayet iyiyim."

Ben hala gözlerinin içine bakıyordum, tam bir şey söyleyecekken telefonum çaldı. Ablam arıyordu, telefonu açıp kulağına götürdüm.

"Alo abla."

"Zehra, bu akşam bize yemeğe gelmeniz gerekiyor."

Ablamın sesi çok enerjik ve mutlu geliyordu.

"Nasıl yani?"

"Aşırı güzel bir haberim var, bu akşam bekliyorum."

"Abla-"

"Görüşürüz Zehra'cığım. Kendine iyi bak."

Ve ablam telefonu kapattı, düşük sesle güldüm, Göktuğ sorar bir ifadeyle bana döndü.

"Ne olmuş?"

"Ablam akşam yemeğe bekliyormuş."

"Bir şey mi olmuş, yoksa öylesine mi?"

"Bilmiyorum, soramadım bekliyorum dedi ve kapattı."

"İyi o zaman, akşam ne olduğunu göreceğiz."

"Aynen öyle."

Gözüm tekrardan telefonuma kaydı ve saate baktım, biraz daha oyalanırsak geç kalacaktık. Hızlıca Göktuğ'a döndüm.

"Geç kalmak üzereyiz, şimdi hemen evden çıkıyoruz ve işe gidiyoruz. İşten dönünceyse olan biten her şeyi bana anlatıyorsun."

"İyi, öyle olsun."

Tam odaya geçiyordum ki tekrardan Göktuğ'a döndüm.

"Seni seviyorum."

O da gülümsedi.

"Ben de seni çok seviyorum Ay Yüzlü Kız."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.