Karakola girdik ve durumu anlattık, polislerden biri cevap verdi.
"Peki böyle bir durumu neden daha önce anlatmadınız."
"Çok geniş bir çete yakalanamamalarından ve bize zarar vermelerinden korktuk."
"Neden şimdi anlatıyorsunuz?"
"Çünkü artık Kandemir Yelmen'in yerini bilen biri var."
"Kim?"
Vural Akyıldız ihanetini öğrenen polisler bir plan yapmamız gerektiğini söyledi. Söylenenlere göre Vural Amca'yı yanımıza çağırıp tutuklanmasını sağlayacaktık. Aynı zamanda videoda bahsettiği notlar elimize ulaşmıştı, klasik tehtit mesajlarından birisi yazılıydı. Sanki bununla ilgili bir şeymiş gibi onunla konuşacaktık. Artık planımız tamamen oturmuştu. Tek yapmamız gereken Vural Amca'yı tuzağa düşürmekti.
Karakoldan çıkıp arabaya bindiğimizde ikimizde son derece gergindik ama sanırım ben Göktuğ'dan daha gergindim. O da bunu fark etmişti.
"Bir tanem başka bir şey var mı? Yoksa bu plan seni geriyor mu?"
"Plan beni geriyor Göktuğ, başka bir şey yok."
"Merak etme her şey tam planladığımız gibi olacak."
"Umarım."
"Kendini daha fazla üzme, korkma da hem şu işler hallolana kadar ikimizi de bir koruma işe bırakacakmış."
"İyi, biraz olsa da içim rahatladı."
Trafik vardı, bir araç hızlıca bizim arabayı sollayınca Göktuğ ani fren yaptı, o sırada bir şey düşündüğüm için frenin etkisiyle yerimden sıçradım. Göktuğ uzanıp elimi tuttu.
"Özür dilerim bir tanem aniden bir araba solladı."
Ona bakıp gülümsedim.
"Özür dilemene gerek yok, senin suçun değil ki?"
O da gülümsedi, yanağımdan öptükten sonra önüne döndü ve gitmeye devam ettik. Ben de Meyra'yı aramaya karar verdim ve rehberimden numarasını seçtim.
"Alo Meyra."
"Efendim Zehra, bir şey mi oldu?"
"Evet Meyra, biz karakola gittik."
"Biliyorum Zehra amcam için, yardım edebileceğim bir durum var mı?"
"Hayır Meyra biz halledeceğiz."
"Peki, görüşürüz o zaman sonra konuşuruz."
"Tamam, hoşça kal. Kendine iyi bak."
"Sen de."
Telefonu kapattığımda eve varmıştık, Göktuğ bana baktı.
"Ne diyor?"
"Yardım edebileceği bir konu olup olmadığını soruyor ama sesi çok kötü."
"Normal, biz bile bu şekilde hissettiysek onu tahmin bile edemiyorum."
"Ben de."
Arabadan inip eve girdik, ben bir sandalyeye oturdum, Göktuğ da karşıma oturdu.
"Vural Amca'yı nasıl çağıracağını düşündün mü?"
"Evet şu yeni gelen mektuplar ile ilgili söyleyecek şeylerim var diyip buraya çağıracağım."
"Daha sonra da polislere haber vereceksin."
"Aynen öyle."
"Güzel, ablana haber verdin mi?"
"Hayır onun da haberi yok, sen de o sırada babana haber ver bence. Bu işi çok uzatmak istemiyorum."
"Olur, ben hemen haber vereyim o zaman."
"Tamam bana uyar."
Ben de ayağa kalktım ve telefonu elime adım, rehberden ablamın numarasını seçip aradım.
"Alo abla."
"Efendim Zehra."
"Sana söylemem gereken önemli bir şey var."
"Peki, dinliyorum."
"Abla bugün Vural Amca'yı ihbar ettik, birazdan yakalanacak."
Ablam cevap vermedi, anladığım kadarıyla su veya başka bir içecek içiyordu çünkü boğazına kaçtı ve öksürmeye başladı.
"Abla iyi misin?"
"Evet, sadece bu kadar hızlı olmasını beklemiyordum."
"Ben de, ama yapacak başka bir şey yok."
"Evet maalesef ki."
"Çok garip ya! Bunca zaman bize yardım etmek istediğini sandık ama aslında niyeti farklıymış."
"Aynen öyle abla ama daha fazla düşünme yoksa kendini çok kötü hissedebilirsin."
"Zaten kötüyüm ama kafamı dağıtmaya çalışıyorum."
"Bence sen devam et, eğer aşçı olmasaydın sana tatlı yapmanı tavsiye ederdim ama mutfak göre göre için dışına çıkmıştır."
Ablam kıkırdadı.
"Evet aynen öyle, bir pazarım var zaten onu da mutfakta geçirmek istemiyorum."
"Haklısın, o zaman sana harika bir tavsiyem var."
"Neymiş?"
"Bütün gün yatmak, bence son derece mükemmel bir plan."
"Katılıyorum, hem annem de alış verişe gitti o gelene kadar uyuyabilirim."
"O zaman sana iyi uykular abla, benim kapatmam gerekiyor."
"Tamamdır güle güle."
"Hoşça kal."
İçeri geçip koltuğa oturdum, elime gelen not kağıdını aldım. Vural Amca'yı aramak için Göktuğ'u bekliyordum çünkü en iyisi beraber hareket etmekti. On dakika sonra Göktuğ da salona geldi.
"Bir tanem, ablana haber verdin mi?"
"Evet sen babana haber verdin mi?"
"Evet, o zaman artık polislere haber verebiliriz."
Önce polislere haber verdik ve artık Vural Amca'yı arama vakti gelmişti. Telefonomu elime alıp rehberime girdim ve onun numarasını çevirdim. Çok uzun bir süre geçmeden telefonu açtı.
"Alo, Zehra Hanım."
Derin bir nefes verdim, artık rol yapmam gerekiyordu. Sesimi titreterek cevap verdim.
"Çok kötü bir şey oldu."
O da rol yapmaya başlamıştı.
"Ne oldu?"
"Bir mektup geldi ama telefonda konuşmayalım, buraya gelebilir misiniz?
"Tabii ki en yakın zamanda oradayım."
Telefonum kapattım ve kenara koydum, Göktuğ'a döndüm.
"İnandırıcı oldu mu?"
"Fazlasıyla."
"Güzel."
On beş veya yirmi dakika sonra kapı çaldı, evet Vural Amca gelmişti. Kapıyı açtığımda bir Göktuğ'a bir de bana baktı.
"Nasıl bir mektup geldi?"
"İçeride konuşalım mı?"
"Olur."
Tam o sırada Göktuğ bir bahane ile evden çıktı çünkü polislere haber vermesi gerekliydi. Ben de Vural Amca'yı oyalamak için gelen not kağıdını gösterdim. O da beni oyalamaya çalışıyor gibiydi.
"Başka bir mesaj veya herhangi bir gözdağı verildi mi?"
"Hayır."
Tam o sırada bir gürültü koptu ve içeriye bir yığın polis girdi. Çok kısa bir zaman içinde de Vural Amca tutuklandı.
...
Aradan bir saat geçti, biz de karakoldaydık. Tekrardan gerilmeye başlamıştım, her zaman olduğu gibi stres karnıma vurmuştu ve karnım ağrımaya başlamıştı, o yüzden yüz ifadem de değişmişti.
"Zehra'm iyi misin?"
"Biraz karnım ağrıyor, stresten dolayı. Merak etme birazdan geçer."
O sırada polislerden biri yanımıza geldi, ben de söze girdim, bir süredir aklımda olan bir fikrim vardı, cesaretimi topladım.
"Ona birkaç şey söyleme şansım var mı?"
Göktuğ bana döndü.
"Zehra'm emin misin? Sana iyi gelmeyebilir."
"Emin ol ki gelecek Göktuğ, yoksa içimde patlayacak."
"Peki sen nasıl istersen."
Tekrardan polise döndüm.
"Görebilir miyim?"
Polis de izin verdikten sonra sorgu odasına girdim, kapıda bekleyen biri Vural Amca'ya döndü.
"Sizi görmek isteyen biri var."
Vural Amca cevap verdi.
"Kim?"
Kapıdaki kişi kenara çekildi ve ben de içeri girdim. Beni görünce başını öne eğdi. Saçı dağınıktı ve hiçbir yüz ifadesi kullanmadan boş bir şekilde bakıyordu. Bir şey demeden ciddi bir ifadeyle karşısına oturdum.
"Evet, ne oldu? Bu kadar çabuk yakalacağınızı düşünmüyordunuz sanırım.
"Zehra Hanım kendi iyiliğim için her şeyi yapmak zorundaydım."
Düşük bir kahkaha attım.
"Zaten başkalarını düşünmediğiniz her halinizden belli, onu tahmin edebiliyoruz yani."
"Kim başkalarını düşünüyor ki?"
"Hadi beni, ablamı falan geçtim. Bunu Meyra'ya nasıl yaparsın? Yeğenin ya! Kan bağı var aranızda. O sana bu kadar değer verirken bu kadar şeyi ona nasıl yaşatırsın? Artık bağırmaya başlamıştım. "Ölüyordu, farkında mısın? Senin ve Karayel'in o gereksiz hırslarından dolayı Meyra ölüyordu. Neydi o kız senin için, işine gelince gözünü bile kırpmadan harcayacağın bir piyon mu?"
Derin nefes alıp vererek kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum, yoksa öfkem ona hakim olmamamı tamamen engelleyecekti.
"Kurşunun Meyra'nın karnına geleceğini ben de bilmiyordum, bana bacağına gelecek demişlerdi."
Ben kendimi dizginlemeye çalışırken o beni daha da çok sinirlendiriyordu. Özrü kabahatinden büyük derler ya, Vural Amca da bu atasözünün canlı hali gibiydi.
"Hadi diyelim ki öyle oldu, bacağına geldi, sakat kalabilirdi, hatta kurşunun geldiği yere göre yine hayati tehlikesi olabilirdi. Bir de hala kendini aklamaya çalışıyorsun. Bunca zaman ablam ile bana yardım ediyor gibi görünüp aslında bizi oyalamaya çalışmandan bahsetmeyeceğim bile. Sadece benim bilmediğim daha neler olduğunu merak ediyorum. Haberim olmayan şeyleri bana anlatacaksın ben de buradan def olup gideceğim.
Bir şey demeden yere bakıyordu. Yumruğumu masaya vurdum. Artık tahamülüm kalmamıştı.
"Cevap ver bana! Zaten bana söylemezsen ifade sırasında polislere söylemek zorunda kalacaksın. Ben de onlardan öğreneceğim."
"Tamam birkaç şey var."
"Evet, başla, dinliyorum."
"Öncelikle ismim Vural değil."
Bir anlığına dondum, ne demek istiyordu? İsmim Vural değil ne demekti? Bir de ismini mi değiştirmişti? Ama artık şaşkınlığımı bir kenara bırakıp cevap vermeliydim.
"Ne peki? Sadaksiz kişi falan mı?"
"Hayır Kaya."
Kalbiyle de vicdanıyla da uyumlu bir isimdi. Aslında hala şaşkındım ama bunu gizlemeye çalışıyordum.
"Peki Vural ismi nereden çıktı?"
"Çok uzun zamandır Karayel ile çalışıyorum, ismini değiştireli 20 yıl oldu."
İçime gerçekten çok kötü bir his kapladı, ben Vural Amca bu işlere birkaç sene önce girdi sanıyordum ama neredeyse ben doğduğumdan beri Karayel ile birlikte çalışıyormuş, hatta yüksek ihtimalle annemin kaçırılması ve babamın ölümünde de etkisi vardı.
"Babamın ölümünde de parmağın var o zaman."
Cevap vermedi, yine başını öne eğdi. Nefesim daralmaya başlayınca elimi kalbimin üzerine götürdüm ve nefes alıp vermeye başladım. Gözlerimi sıkı sıkı kapattım, kendime gelince tekrardan gözlerimi açtım.
"Neyse, başka bir şey var mı?"
Bir es verdi ve devam etti.
"Evet, var. Aslında daha yeni bahsettiğiniz bir konu, ba-"
Lafını tamanlayamadan kapı açılma sesi geldi, arkamı döndüğümde Meyra'nın gelmiş olduğunu gördüm. Hızlıca amcasına döndü.
"Tek bir soru sorcaağım, babamın haberi var mıydı?"
Dedi öfke dolu bir sesle, sesi titriyor ve ağlamamak için kendini zor tutuyordu, fakat Meyra cevabını alamadı.
"Tek bir soru sordum ya! Babam her şeyi biliyor muydu?"
Fakat yine cevabını alamadı. Evet, babası da bu işin içindeydi. Ve bu Meyra'yı derinden yaralamıştı.
"İnanamıyorum! Gerçekten inanamıyorum." Dedi ve odadan çıktı ben de onun peşinden çıktım ve onu takip etmeye başladım. Ona sesleniyordum ama cevap vermiyordu, ikimizde tempolu bir şekilde yürüyorduk. Meyra çıkışa doğru yöneldi ve karakoldan çıktı, içeride koşmak istemediğim için yürümeyi tercih etmiştim ama dışarı çıktığım gibi koşmaya başladım.
"Meyra! Beni de bekle. Nereye gidiyorsun?"
Peşinden koşmaya devam ettim ve kolundan yakaladım.
"Meyra, lütfen sakın ol."
"Nasıl olayım Zehra? Babam bile her şeyi biliyormuş. İnanamıyorum, ben onlar için bu kadar mı değersizim? Bir planlarına kurban gidecek, hatta sırf bu yüzden ölebilecek kadar mı önemsizim."
Son lafını söylemesiyle Meyra'ya sıkı sıkı sarıldım, on dakika sonra biraz olsa da sakinleşmişti.
"Meyra bize gelmek ister misin?"
"Bugün olmaz Zehra, eve gidip içimdekileri dökmem lazım. Yoksa gece uyuyabileceğimi sanmıyorum."
"Madem sana iyi gelecek ama eve gidince beni aramayı unutma."
Bana gülümsedi.
"Merak etme, unutmam. Kendine iyi bak."
"Sen de kendine iyi bak."
Meyra yanımdan ayrıldı ve bir taksiye bindi. O sırada kolumda bir el hissettim, arkamı döndüğümde Göktuğ'u gördüm.
"Güzelim iyi misin?"
"Değilim Göktuğ."
"Neden ne dedi?"
"Neredeyse ben doğduğumdan beri bu işin içindeymiş, babamın ölümünde bile parmağı varmış. Gerçek ismi bile Vural değilmiş."
Göktuğ da çok şaşkındı bir şey demeden bana bakıyordu.
"Sen ciddi misin?"
"Oradan bakılınca ciddiyetsiz mi görünüyorum Göktuğ?"
"Hayır tabii ki bir tanem, şaşkınım sadece."
"Ben de."
Gözlerim dolmuştu, Göktuğ elimden tuttu ve beni kendine çekti, bana yavaşça sarıldı ve saçlarımı okşamaya başladı.
"Hadi gel evimize gidelim."