İçeriğe geç

KURŞUN

Bölüm 48 · 8 dk okuma

KURŞUN

Bölüm 48

48.)Yeni Bir Hayat

Bir saat geçmişti, Meyra ses tonumdan kötü bir şey olduğunu anlamış ve hemen evine gelmemi söylemişti. On beş dakika içinde bir depresyon köşesi kurmuş, şu an ise içeride sıcak çikolata yapmaya çalışıyordu. Ben de üçlü koltuğa oturmuş boş boş etrafımı izliyordum. Meyra beş dakika içinde iki kupa sıcak çikolata ile yanıma geldi. O da koltuğun bir tarafına oturdu.

"Evet Zehra, ne oldu? Gerçekten çok kötü görünüyorsun."

Meyra'ya olanları kısaca özetledikten sonra tekrardan gözlerim doldu. Fakat o bir cevap vermiyordu sadece elindeki kupaya bakıp düşünüyordu. O an bir gerçeği daha fark ettim, tekrardan boğazımda bir yumru oluştu, dolu gözlerimi Meyra'ya diktim.

"Meyra sen de mi biliyordun?"

Derin bir nefes aldı, "Evet, sana çok kez söylemeye çalıştım ama yapamadım. Bana inanmamandan ve aramızın bozulmasından korktum."

Fakat bu sefer sert bir tepki vermedim, gerilmedim ve kırılmadım. Artık tartışmaktan çok yorulmuştum, onun yerine sakin bir tepki verdim.

"Önemli değil."

Meyra bu kadar sakin yaklaşmama şaşırmıştı,

"Gerçekten mi, yani ciddi misin?"

"Evet, o kadar çok şey öğrendim ki artık doğru düzgün şaşıramıyorum." Kısa bir es verip cümleme devam ettim, "Meyra başka bir olay daha oldu."

"Ne oldu? Kim ile alakalı?"

"Ablam ile alakalı."

Meyra ablamın söylediklerime çok şaşırmış ve açıkçası tam olarak inanmamıştı. Beni kendince rahatlatmaya çalışıyordu.

"Zehra merak etme Esma abla öyle demek istememiştir, sen o an ki stres ile yanlış anlamışsındır."

"Sanmıyorum Meyra."

"Peki ne yapacaksın?"

Küçük bir of çektim, "Meyra gerçekten hep aynı şeyi duymaktan çok sıkıldım, ne yapacağımı bilsem yapardım zaten, beklemezdim."

"Tamam, haklısın. O zaman film izlemek ister misin?"

Film izlemek Meyra'nın joker hakkıydı, olay mı çıktı? Film! Depresyonda mısın? Film! Dünya mı patladı? Önce film izleyelim sonra ölürüz. Şimdi de her zaman ki gibi çare olarak aklına yine film izlemek gelmişti.

"Meyra canım şu an hiçbir şey yapmak istemiyor."

Meyra ise bu cümlemi duymamazlıktan geldi, "Peki, madem komedi filmi izlemek istiyorsun, ben de mısır patlatayım bari." Dedi ve hızlı bir şekilde mutfağa gitti. Doğru bizim aramızdaki iletişim şekli böyleydi, bir anlığına unutmuştum.

İki saat sonra kendimi ruh gibi Meyra'nın bilgisayarına bakarken bulmuştum. Saat gerçekten de çok geç olmuştu ve Meyra da uyumamak için zor duruyordu.

"Meyra sana söylemem gereken bir şey daha var."

Meyra artık yeni gelişmeleri anlatmama şaşırmıştı hiçbir tepki vermeden tekrardan beni dinlemeye başladı.

"Evet, dinliyorum."

"Ben yarın gidiyorum."

"Nereye?"

"Söyleyemem."

"Neden? Seni ispiyonlarım diye mi korkuyorsun?"

"Hayır, söyleyemem çünkü nereye gideceğimi henüz ben de bilmiyorum"

Meyra da artık sorgulamayı bırakmıştı ama morali çok bozulmuştu. Asık bir yüz ifadesi ile bana baktı.

"İyi öyle olsun, uyumak ister misin?"

"Uyuyabileceğimi sanmıyorum."

"Peki Göktuğ ile mi gideceksin, yoksa tek başına mı?"

"Göktuğ'a bağlı."

"Nasıl yani?"

"Eğer gelmek isterse gelir, istemezse de o olmadan giderim."

O sırada bir anda çalan telefon ile Meyra yerinden kalktı ve ekrana baktı. Ben de kimin aradığını merak etmiştim.

"Kim arıyor?"

"Esma Abla."

Bir nefes verdim, "Meyra benim burada olduğumu söylemesen olur mu?"

Meyra birkaç saniye düşündükten sonra telefonu cevapladı ve kulağına götürdü.

"Alo, efendim Esma Abla."

Telefonundan ablamın sesini duyabiliyordum, "Meyra nasılsın, nasıl gidiyor?"

Meyra o an gayet başarılı bir şekilde rol yapmaya başladı. "İyiyim, hasta notlarına falan bakıyorum, sen nasılsın?" Ablam sözü devam ettirmeden direkt konuya girdi. "Zehra orada mı?"

Meyra anlamaz bir ses ile cevap verdi, "Hayır, bu saatte neden burada olsun ki? Göktuğ ile mi kavga ettiler?"

"Evet, yani karışık, sonra öğrenirsin işte."

Meyra olaya gerçekçilik katmak için sanki paniklemiş gibi akonuşmaya devam etti.

"Esma Abla, Zehra'nın nerede olduğunu bilmiyor musunuz?"

Ablam son kez "Meyra sonra konuşuruz, hoşça kal." Dedi ve telefonu kapattı. Meyra bana baktı, "Nasıl? İyi miydim? İnandırıcı oldu mu?"

Başımı evet anlamda salladım. "Evet oldu, harikaydın Meyra."

Meyra samimi bir şekilde gülümsedi, önce bir tane yastık ve bir tane yorgan getirdi. "Yine de biraz uyumaya çalış, hasta olmanı istemem."

"Çok şekersin Meyra ama gerçekten uyuyacak gibi değilim, hem zaten sabah olmadan eve geçmem ve Göktuğ ile konuşmam lazım."

"Ne zaman çıkarsın peki?"

"Tam emin değilim ama çok vaktim yok , hem eve girdiğim zaman annemin de ve ablamın da uyuduğundan emin olmam lazım."

"Zehra."

"Efendim."

"Ne zaman geri döneceksin peki?"

"Bilmiyorum."

O sırada gözlerimin dolduğunu hissettim, gidiyordum ve değer verdiğim herkesi geride bırakarak gidiyordum. Belki Göktuğ ile belki de yalnız fakat annem, ablam, Meyra hepsini geride bırakmam gerekecekti. Bunun ağırlığının farkına çok geç vardım, ben ağlamamak için kendimi zor tutarken Meyra'nın gözünden bir damla yaş düşmüştü bile.

Başımı omzuna koydum ve o an aslında ne kadar çok korktuğumu anladım, fakat yapabileceğim hiçbir şey yoktu. İntikam almak ve kendi hayatımı daha fazla mahvetmek istemiyordum. On beş dakika boyunca beraber ağladıktan sonra yavaşça ayağa kalktım.

"Meyra benim artık gitmem gerekiyor."

"Zehra telefonla konuşmaya devam edeceğiz değil mi?"

"Tabii ki de, sence ben en yakın arkadaşım ile bu kadar çabuk kopar mıyım? Senden tek istediğim nerede olduğumu öğrendiğin zaman hiçbir şekilde kimseye söylememen."

"Tamam."

"Söz mü?"

"Söz Zehra, söz."

Sıkı bir şekilde sarılmamızdan yarım saat sonra kendimi eve doğru yavaş adımlar ile yürürken bulmuştum. Bir yandan da annem ile ablamın uyumuş olmasını diliyordum. Telefonum kapalıydı, daha doğrusu uçak modundaydı. Bana ulaşamadıkları için çok korkmuşlardır fakat belli bir saatten sonra dayanamayıp uyumuşlardır diye tahmin ediyordum. Ona rağmen yine de elimden geldiğince sessiz olmaya çalıştım.

O merdivenlerden yeniden çıktım ve yeniden o kapının önünde durdum. Anahtarımı deliğe yerleştirdiğimde Göktuğ acaba uyanık mıdır diye düşünmeye başladım. Saat çok geç olduğu için yüksek ihtimalle o da uyumuştu. Ancak içeri girdiğimde yanıldığımı anladım, Göktuğ arkası dönük bir şekilde pencereden dışarı bakıyordu. Kapıyı gayet yavaşça kapatmama rağmen küçük bir ses çıkmıştı. Göktuğ ise bunu duyunca hızlı bir şekilde arkasına döndü.

"Zehra!" Dedi yüksek bir sesle, hemen ardından ise hızlı adımlarla yanıma geldi ve beni kendine çekip sıkıca sarıldı. Bir yandan da arka arkaya bir sürü soru diziyordu.

"Zehra'm nerdeydin? Neden telefonunu açmadın? Aklımı kaçıracaktım az kalsın. Neden gittin? Biri bir şey mi dedi?"

"Göktuğ."

"Söyle güzelim."

"Ben burada kalamam, gidelim mi?"

"Gidelim, sen nereye istersen oraya gidelim."

"Uzak bir yer olsun da neresi olduğu hiç fark etmez."

"O zaman önce Ege'de bir yere gidelim, oradan da yurt dışına çıkarız, tabii eğer istersen."

"Olur, en geç yarın buradan ayrılmış olalım."

"Tamam o zaman ben biletlerimizi alıyorum."

"Bir saat sonraya bilet bulabilir miyiz?"

"Zehra'm saat gece üç, yani bu saatte bilet olacağını hiç zannetmiyorum. Ancak saat sekize bilet bulabiliriz, saat yedide evde çıksak rahat yetişiriz."

"O zaman ben şimdiden kıyafetleri hazırlamaya başlayayım."

"Olur, sen nasıl istersen."

Çıkmadan önce yarım bıraktığım valizimin önünde durdum, kendim ve Göktuğ için kıyafetler çıkarmaya başladım. Önce Göktuğ'un en kalın kazaklarından birini koydum, o ise bunu görünce gülümsedi.

"Zehra'm o kadar fazla kalın kıyafetler koymaya gerek yok bence."

"Olsun, nereye gideceğimiz belli değil. Belki de soğuk bir yer olur, ben önlemimi alayım."

Göktuğ'un gülümsemesi genişledi, ben açık açık "Seni seviyorum!" Demezdim, onun yerine başka seni seviyorum deme yollarım vardı, bu da onlardan biriydi. O da bunu çok iyi bildiği için gülümsüyordu.

Göktuğ da bana yardım etti, o sırada bize gelen güçle valizlerimizi yarım saatte hazırladık, sonra da Göktuğ'a döndüm.

"İçeri geçelim mi?"

"Olur."

Salona geçtik ve "L" şeklindeki koltuğumuza oturduk başımı Göktuğ'un omzuna koydum, o da saçım ile oynamaya başladı.

"Zehra'm."

"Efendim."

"Bir anda ortadan kaybolmadan önce en son ablan ile konuşmuştun onunla mı bir sorun yaşadın?"

Bir cevap veremedim, onun yerine tekrardan birkaç damla yaş akıttım. Göktuğ bunu fark edince yüz ifadesi değişti, hızlı bir şekilde göz yaşlarımı sildi.

"Tamam, sormadım say. Özür dilerim, ağlama."

Derin bir nefes aldım ve sakinleşmeye çalıştım, o sırada aslında ne kadar uykumun geldiğini fark ettim. Göz kapaklarım kapanırken yavaş yavaş uyuya kaldım.

Uyku bedenimi terk etmeye başlamıştı, gözlerim açılırken göz ucuyla Göktuğ'a baktım. Beni izliyor ve saçlarımla oynamaya devam ediyordu.

"Göktuğ, saat kaç?"

"Sabah beş buçuk."

"Nasıl yani? Ben iki saattir uyuyor muyım?"

Başını salladı, ben ise uçağa ne kadar kaldığını hesaplamaya çalışıyordum. "O zaman hemen hazırlanayım."

"Merak etme, daha süremiz var."

"Olsun biraz erken çıkalım, annem ile ablamın bizi çıkarken görmesini istemiyorum. Hem sen de iki buçuk saat boyunca aynı şekilde oturup beni izlemekten sıkılmışsındır."

Göktuğ bu söylediğime güldü, "Hayır, tabii ki de sıkılmadım. Ömrümün tamamını seni seyrederek geçirebilirim."

Doğrulurken yanağına bir öpücük kondurdum, "Kimseye yakalanmamak için erken çıkmamız gerekiyor ama." Göktuğ gülümsedi "Sen ne dersen o, biliyorsun."

Ayağa kalktım, hızlı adımlarla yatak odasındaki dolabın karşısına geçtim. Oradan bir sırt çantası çıkardım ve içine şarj aleti, telefon gibi şeyleri koydum. Daha sonra ise büyük olan çantayı ve bavulların birini Göktuğ'a uzattım.

"Bunları önceden aşağıya indirip bagaja koyar mısın?"

"Tabii ki Zehra'm."

Hızlı adımlarla evden çıktı, on dakika içinde iki büyük çantayı da bagaja koyup tekrar yukarı çıktı. Üzerimize de montlarımızı geçirdikten sonra artık çıkmak için hazırdık. Diğer iki çantayı da aldım, son kez evimizin odalarını izledim. Göktuğ elimdeki daha ağır olan çantayı aldı, boşta kalan eliyle de elimi tuttu.

Evden çıktık ve ağır adımlarla merdivenleri indik, bir yandan da ses çıkarmamak için özen gösteriyorduk. Ancak tam annem ile ablamın dairesinin önünden geçerken bir kapı açılma sesi duydum. Evet kapıyı açan ablamdı, annem ise tam arkasında duruyordu. Ablam beni görür görmez düşük bir sesle adımı haykırdı. Yanıma gelip bana sıkıca sarıldı, sesi titriyordu.

"Zehra gerçekten çok özür dilerim, yemin ederim o an ki şokla söylediğim sözlerdi. Yoksa ben sana öyle şeyler söyler miyim?"

Kendimi geriye çektim ve yüzüme yapay bir gülümseme yerleştirdim. "Biz gidiyoruz abla, artık intikam almaktan çok yoruldum. Zaten dava işleri ile sen ilgilenirsin." Dedim, sonra ise imalı bir tonla sözümü devam ettirdim. "Artık kimi silip silmeyeceğine sen karar verirsin."

Cümlemi tamamlar tamamlamaz hızlı adımlarla oradan uzaklaştım. Göktuğ da peşimden geliyordu, annem birkaç kez arkamdan seslense de bir karşılık alamadı. Sağ gözümden akan yaşlar ile birlikte hemen arabaya bindim, Göktuğ da sürücü koltuğuna geçti.

Yarım saat sonra havalimanına varmıştık, rasgele bir koltuğa otırmuş uçağımızı bekliyorduk. Etrafta insanlar vedalara hazırlanıyor, belli umutlarla kendilerini başka şehirlere, ülkelere götürüyorlardı. Elimde duran biletlerimize bakıyordum.

*08.00-Denizli Uçuşu*

Ardından yüzümü Göktuğ'a çevirdim, bana bakıp tebessüm etmeye çalışıyordu, başımı tekrardan omzuna bıraktım. Kendimi ileri zamanı düşünmekten geri koymaya çalışsam da bunu başaramıyordum. Aşırı gergin hissediyordum, ve duygularımı açık bir şekilde belli ediyordum. Göktuğ bu gerginliğimi üzerimden atmak için saçlarımın üzerine yumuşak bir öpücük bıraktı.

Yüzümü tekrar biletlerimize çevirdim, içimden annem ve ablam ile aramızdan geçen son diyalogları tekrar ettim ve ablamın yapacağı hamleleri tahmin etmeye çalıştım, yüksek ihtimalle Yaman Köksal'a dava açacak ardından da uzun süre onunla uğraşacaktı. Ve o an bir şey fark ettim, bu biletler sadece uçağın değil, aynı zamanda yeni hayatımızın da biletleriydi...

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

49. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.