"Göktuğ yine ne oldu? Artık olaysız bir günümüz geçmiyor. Aslında hiçbir zaman normal geçmedi de, neyse."
"Karayel ile alakalı."
"Zaten başkası ile alakalı olsa şaşırırdım."
"Aslında o kadar kötü bir şey değil."
"Artık ne olduğunu söyleyecek misin?"
"Karayel'in kimliğini bulmamız için babam bazı kişilerle tanınmış."
"Ee, ne var bunda?"
"Bu kişiler seninle de tanışmak istiyorlar."
"Tamam, ben de gelirim. Ne var ki bunda."
"Bir tanem tabii ki de gelirsin ama ben seni bu işlere karıştırmak istemiyorum. Aslında sana zarar gelmesinden korkuyorum."
Gülümsedim.
"Merak etme hayatım, bana kimse kolay kolay zarar veremez."
"İyi o zaman, ben gidip babama haber vereyim ama söz ver çok tehlikeli şeylere bulaşmayacaksın"
"Söz."
Göktuğ telefonunu alıp içeriye geçti, babası ile arasının ne ara bu kadar iyi olduğunu anlamamıştım ama açıkçası hiç de fena olmamıştı. Göktuğ beş dakika sonra salona geri geldi.
"Yarın hepsi ile tanışmaya gideceğiz."
"Güzel, umarım en kısa sürede şu adamın yerini öğreniriz."
"Umarım."
Sabah uyandığımda Göktuğ çoktan uyanmıştı. Salona gittiğimde koltukta oturduğunu gördüm, yanına oturup elini tuttum.
"Göktuğ iyi misin?"
"İyiyim biraz halsizim sadece."
"Başka bir şey olmadığına emin misin?"
"Evet bir tanem merak etme."
"Tamam, o zaman ben kahvaltı hazırlayayım." Dedim ve ayağa kalktım, yanağına bir öpücük kondurup mutfağa geçtim. Bu sefer patatesli yumurta yapmaya karar verdim ve yarım saatte kahvaltıyı hazırladım. Yemek yer yemez hazırlandık ve arabaya bindik, buluşacağımız mekanın nasıl bir yer olduğunu bilmiyorum ama gizli göründüğü kesindi.
(Yazarın Anlatımıyla)
Siyah saçlı ve ela gözlü Demir Akcan babası Erol Akcan'ın yanında umursamaz bir tavırla konuşuyordu.
"Evet baba bugün kimler gelecek."
"Zehra Kardelen Berkin ile Göktuğ Köksal."
"Zehra'yı hatırladım da Göktuğ kim?"
"Hakan Berkin'in ortağı Yaman Köksal'ın oğlu."
"İkisini de neden çağırdın?"
"Yaman Köksal Karayel ile ilgili birçok bilgi edindiği için oğlunu çağıracaktık zaten. Hazır çağırmışken Zehra Berkin ile de tanışalım dedik."
"İyi yalnız pek iletişim kurmak ile uğraşamam, baştan söyleyeyim."
"Tamam, zaten senle pek bir işimiz yok."
O sırada içeriye bir adam geldi.
"Ağabey, Göktuğ Köksal geldi."
Demir ile Erol hızlı adımlarla herkesin bulunduğu odaya girdi. Göktuğ tek başına onların yanına gitti, Erol elini uzattı.
"Ben Erol Akcan, o da oğlum Demir. Sizinle tanışmamız çok iyi oldu. Her an Karayel'i bulabiliriz."
"Katılıyorum, bence de her an gerçek ortaya çıkabilir."
Demir birkaç metre ötede duran Zehra'ya baktı.
"O kız kim peki?"
İkisi de aynı anda dönüp Zehra'ya baktı.
"Hangi kız?" Dedi Göktuğ.
"Şu kahverengi saçlı kız, adı ne?" Dedi Demir, Zehra'dan bahsediyordu.
"Zehra, ismi Zehra."
Sorar bir ifade ile Göktuğ'a döndü.
"Zehra Kardelen Berkin mi?"
Göktuğ başını salladı. "Neden sordunuz?"
"Merak ettim."
Tekrardan Göktuğ'a döndü.
"Evli mi veya sevgilisi var mı?"
"Evet, evli."
"Hadi ya! Kimle?"
"Benimle."
Demir'in yüz ifadesi değişti.
"Kendisi eşim olur, bu arada yanlışı da düzelteyim. Zehra Kardelen Berkin değil, Zehra Kardelen Köksal."
Erol gerginliği dağıtacak bir ses ile araya girdi.
"Kusura bakmayın, biz evli olduğunuzu bilmiyorduk. Kendisi ile de tanışmak isteriz."
Göktuğ Zehra'nın yanına gitti ve onu da yanlarına çağırdı. Kısa bir tanışmanın ardından Zehra ve Göktuğ oradan ayrıldı.
"Bir tanem senden bir şey rica edeceğim."
"Söyle canım, ne oldu?"
"Sen bundan sonraki buluşmalara gelmesen olmaz mı?"
"Neden?"
"Daha önce de söylemiştim, seni bu işlere bulaştırıp tehlikeye sokmak istemiyorum."
"Öyle büyük bir tehlike olmaz, merak etme."
"Emin misin güzelim?"
"Eminim."
"Peki, sen nasıl istersen."
Eve girdiklerinde ikisi de kendilerini bir koltuğa attı, çok vakit geçmeden Zehra'nın telefonu çaldı.
"Alo, Meyra."
"Zehra, sana bir şey söylemem gerek."
Sesi çok garip geliyordu. Zehra'nın sesi de ciddileşti.
"Söyle de, sen iyi misin? Sesin garip geliyor."
"Pek iyi sayılmam, eğer müsaitsen size geleyim mi?"
"Gel tabii ki, bekliyorum."
"Tamam on beş dakika sonra oradayım."
"Tamam, görüşürüz."
"Hoşça kal."
On beş dakika sonra kapı çaldı, Meyra üzgün bir yüz ifadesi ile içeriye girdi.
"Zehra çok kötü bir şey oldu."
"Ne oldu? Biriyle mi ilgili?"
"Evet."
"Söyle o zamana kimle ilgili?"
"Amcamla ilgili."
(İki Saat Önce.)
Meyra amcasının davranışlarında bir gariplik fark ettiği için onu takip etmeye karar verdi. Arabasıyla bilmediği bir yere giden Vural'ı elektrikli scooter ile takip ediyordu. En son Vural tenha bir mekanda durdu ve içeri girdi. Meyra da peşinden tabii, girdiği yerde kim oldukları belli olmayan birkaç kişi vardı. Sessiz bir şekilde onları izlemeye başladı ve ne olur ne olmaz diye telefonunu çıkarıp kaydetmeye başladı. Amcası adamlardan birine döndü.
"Bugün yeni haberlerin var mı?"
"Tabii ki,hem de çok fazla ama daha önce söylemem gereken başka bir şey var.
"Neymiş bakalım o önemli şey?"
"Yaman Köksal kimliğinizi buldu."
"Nasıl yani?"
"Göktuğ Köksal'ın oyununda isminizi ve soy isminizi buldular. Artık daha dikkatli olmanız lazım."
"Artık yapacak bir şey yok, ne de olsa Karayel olmak kolay değil." Dedi ve güldü.
Meyra'nın gözleri kocaman olmuştu, gerçek değil gibiydi ama öyleydi. Amcası Vural, Karayel'in casusuydu, Meyra daha bu şoku atlatamadan Karayel söze girdi.
"O zaman benden uzak durmaları için bir tehtit gerekiyor."
"Ne gibi?"
"Mektup halinde, birini Esma'nın evine gönderin, birini hastanede Zehra'nın odasına, birini de Şirketteki Göktuğ'un dosyalarının arasına koy. Tabii ki kendi ofisine de bir tane köy ki Meyra veya başka biri şüphelenmesin."
"Merak etmeyin, o iş bende."
"Tamam, o zaman sen git ve şu mektup işine başla."
Meyra devamını dinlemeden kayıdı kapattı ve hızlıca oradan uzaklaştı. Çünkü birazdan Vural dışarı çıkmak için o tarafa doğru gelecekti, Meyra birkaç dakika boyunca koşup uzaklaştıktan sonra durup ağlamaya başladı. Bir tercih yapması gerekiyordu ve tabii ki doğru olanı yapacaktı. Telefonunu eline aldı ve Zehra'yı aradı.
"Göktuğ yine ne oldu? Artık olaysız bir günümüz geçmiyor. Aslında hiçbir zaman normal geçmedi de, neyse."
"Karayel ile alakalı."
"Zaten başkası ile alakalı olsa şaşırırdım."
"Aslında o kadar kötü bir şey değil."
"Artık ne olduğunu söyleyecek misin?"
"Karayel'in kimliğini bulmamız için babam bazı kişilerle tanınmış."
"Ee, ne var bunda?"
"Bu kişiler seninle de tanışmak istiyorlar."
"Tamam, ben de gelirim. Ne var ki bunda."
"Bir tanem tabii ki de gelirsin ama ben seni bu işlere karıştırmak istemiyorum. Aslında sana zarar gelmesinden korkuyorum."
Gülümsedim.
"Merak etme hayatım, bana kimse kolay kolay zarar veremez."
"İyi o zaman, ben gidip babama haber vereyim ama söz ver çok tehlikeli şeylere bulaşmayacaksın"
"Söz."
Göktuğ telefonunu alıp içeriye geçti, babası ile arasının ne ara bu kadar iyi olduğunu anlamamıştım ama açıkçası hiç de fena olmamıştı. Göktuğ beş dakika sonra salona geri geldi.
"Yarın hepsi ile tanışmaya gideceğiz."
"Güzel, umarım en kısa sürede şu adamın yerini öğreniriz."
"Umarım."
Sabah uyandığımda Göktuğ çoktan uyanmıştı. Salona gittiğimde koltukta oturduğunu gördüm, yanına oturup elini tuttum.
"Göktuğ iyi misin?"
"İyiyim biraz halsizim sadece."
"Başka bir şey olmadığına emin misin?"
"Evet bir tanem merak etme."
"Tamam, o zaman ben kahvaltı hazırlayayım." Dedim ve ayağa kalktım, yanağına bir öpücük kondurup mutfağa geçtim. Bu sefer patatesli yumurta yapmaya karar verdim ve yarım saatte kahvaltıyı hazırladım. Yemek yer yemez hazırlandık ve arabaya bindik, buluşacağımız mekanın nasıl bir yer olduğunu bilmiyorum ama gizli göründüğü kesindi.
(Yazarın Anlatımıyla)
Siyah saçlı ve ela gözlü Demir Akcan babası Erol Akcan'ın yanında umursamaz bir tavırla konuşuyordu.
"Evet baba bugün kimler gelecek."
"Zehra Kardelen Berkin ile Göktuğ Köksal."
"Zehra'yı hatırladım da Göktuğ kim?"
"Hakan Berkin'in ortağı Yaman Köksal'ın oğlu."
"İkisini de neden çağırdın?"
"Yaman Köksal Karayel ile ilgili birçok bilgi edindiği için oğlunu çağıracaktık zaten. Hazır çağırmışken Zehra Berkin ile de tanışalım dedik."
"İyi yalnız pek iletişim kurmak ile uğraşamam, baştan söyleyeyim."
"Tamam, zaten senle pek bir işimiz yok."
O sırada içeriye bir adam geldi.
"Ağabey, Göktuğ Köksal geldi."
Demir ile Erol hızlı adımlarla herkesin bulunduğu odaya girdi. Göktuğ tek başına onların yanına gitti, Erol elini uzattı.
"Ben Erol Akcan, o da oğlum Demir. Sizinle tanışmamız çok iyi oldu. Her an Karayel'i bulabiliriz."
"Katılıyorum, bence de her an gerçek ortaya çıkabilir."
Demir birkaç metre ötede duran Zehra'ya baktı.
"O kız kim peki?"
İkisi de aynı anda dönüp Zehra'ya baktı.
"Hangi kız?" Dedi Göktuğ.
"Şu kahverengi saçlı kız, adı ne?" Dedi Demir, Zehra'dan bahsediyordu.
"Zehra, ismi Zehra."
Sorar bir ifade ile Göktuğ'a döndü.
"Zehra Kardelen Berkin mi?"
Göktuğ başını salladı. "Evet, neden sordunuz?"
"Güzel kızmış o yüzden sordum."
"Bence de güzel." Dedi Göktuğ.
"Evli mi veya sevgilisi var mı?"
"Evet, evli."
"Hadi ya! Kimle?"
"Benimle."
Demir'in yüz ifadesi değişti.
"Kendisi eşim olur, bu arada yanlışı da düzelteyim. Zehra Kardelen Berkin değil, Zehra Kardelen Köksal."
Erol gerginliği dağıtacak bir ses ile araya girdi.
"Kusura bakmayın, biz evli olduğunuzu bilmiyorduk. Kendisi ile de tanışmak isteriz."
Göktuğ Zehra'nın yanına gitti ve onu da yanlarına çağırdı. Kısa bir tanışmanın ardından Zehra ve Göktuğ oradan ayrıldı.
"Bir tanem senden bir şey rica edeceğim."
"Söyle canım, ne oldu?"
"Sen bundan sonraki buluşmalara gelmesen olmaz mı?"
"Neden?"
"Daha önce de söylemiştim, seni bu işlere bulaştırıp tehlikeye sokmak istemiyorum."
"Öyle büyük bir tehlike olmaz, merak etme."
"Emin misin güzelim?"
"Eminim."
"Peki, sen nasıl istersen."
Eve girdiklerinde ikisi de kendilerini bir koltuğa attı, çok vakit geçmeden Zehra'nın telefonu çaldı.
"Alo, Meyra."
"Zehra, sana bir şey söylemem gerek."
Sesi çok garip geliyordu. Zehra'nın sesi de ciddileşti.
"Söyle de, sen iyi misin? Sesin garip geliyor."
"Pek iyi sayılmam, eğer müsaitsen size geleyim mi?"
"Gel tabii ki, bekliyorum."
"Tamam on beş dakika sonra oradayım."
"Tamam, görüşürüz."
"Hoşça kal."
On beş dakika sonra kapı çaldı, Meyra üzgün bir yüz ifadesi ile içeriye girdi.
"Zehra çok kötü bir şey oldu."
"Ne oldu? Biriyle mi ilgili?"
"Evet."
"Söyle o zamana kimle ilgili?"
"Amcamla ilgili."
(İki Saat Önce.)
Meyra amcasının davranışlarında bir gariplik fark ettiği için onu takip etmeye karar verdi. Arabasıyla bilmediği bir yere giden Vural'ı elektrikli scooter ile takip ediyordu. En son Vural tenha bir mekanda durdu ve içeri girdi. Meyra da peşinden tabii, girdiği yerde kim oldukları belli olmayan birkaç kişi vardı. Sessiz bir şekilde onları izlemeye başladı ve ne olur ne olmaz diye telefonunu çıkarıp kaydetmeye başladı. Amcası adamlardan birine döndü.
"Bugün yeni haberlerin var mı?"
"Tabii ki,hem de çok fazla ama daha önce söylemem gereken başka bir şey var.
"Neymiş bakalım o önemli şey?"
"Yaman Köksal kimliğinizi buldu."
"Nasıl yani?"
"Göktuğ Köksal'ın oyununda isminizi ve soy isminizi buldular. Artık daha dikkatli olmanız lazım."
"Artık yapacak bir şey yok, ne de olsa Karayel olmak kolay değil." Dedi ve güldü.
Meyra'nın gözleri kocaman olmuştu, gerçek değil gibiydi ama öyleydi. Amcası Vural, Karayel'in casusuydu, Meyra daha bu şoku atlatamadan Karayel söze girdi.
"O zaman benden uzak durmaları için bir tehtit gerekiyor."
"Ne gibi?"
"Mektup halinde, birini Esma'nın evine gönderin, birini hastanede Zehra'nın odasına, birini de Şirketteki Göktuğ'un dosyalarının arasına koy. Tabii ki kendi ofisine de bir tane köy ki Meyra veya başka biri şüphelenmesin."
"Merak etmeyin, o iş bende."
"Tamam, o zaman sen git ve şu mektup işine başla."
Meyra devamını dinlemeden kayıdı kapattı ve hızlıca oradan uzaklaştı. Çünkü birazdan Vural dışarı çıkmak için o tarafa doğru gelecekti, Meyra birkaç dakika boyunca koşup uzaklaştıktan sonra durup ağlamaya başladı. Bir tercih yapması gerekiyordu ve tabii ki doğru olanı yapacaktı. Telefonunu eline aldı ve Zehra'yı aradı.