(İki Hafta Sonra)
İki hafta, gerçek değil gibi ama Göktuğ'suz iki hafta. Belki litrelerce gözyaşı, üç tane terapi seyansı, birkaç antidepresan. Ders çalışmaya çalışıyor ama başaramıyorum, staja zaten gitmiyorum. Bazen sanki hala hayattaymış gibi geliyor, olmadığını hatırlayınca içimde bir boşluk oluyor. Dolduramayacağım bir boşluk ama onunla da yaşamam gereken bir boşluk. O yüzden bir karar verdim, kısa bir süre de olsa Göktuğ'la sekiz ay boyunca yaşadığımız evimizde kalacağım. Aslında bu kararı dün verdim ve eşyalarımın bir kısmını getirdim. Ağlamaktan yorulduğum için ağlamıyordum ama her an gözyaşlarım boşalabilirdi. Okulda ders notlarımı toparlamaya çalışıyordum, aslında okula gitme isteğim bile yoktu ama Göktuğ'un bunu istemeyeceğini bildiğim için okula bir şekilde gitmeye çalışıyordum. Meyra'da yanımda beni izliyor, kendince ruh halimi analiz ediyordu.
"Zehra gayet iyisin."
"İyi olmak zorundayım."
"Merak etme daha iyi olacaksın."
"Umarım."
Aslında iyi olduğum falan yoktu, eve gidince en az bir saat ağlayacaktım ama tabii ki bunu şu an kimse anlamayacaktı. En iyisi eve erken gitmekti.
"Meyra ben eve geçiyorum, yarın görüşürüz.
"Tamam güle güle."
Sınıftan çıktım ve taksiye binip eve geçtim, önce evin önündeki kedilere mama verdim daha sonraysa asansöre binip evimin olduğu kata geldim. Tam içeri girecekken bileğimi arkadan biri yakaladı, arkama döndüğümde en büyük şoklarımdan birini yaşadım. Karşımdaki Göktuğ'du, önce hiçbir tepki vermeden Göktuğ'a baktım.
"Göktuğ..."
"Zehra'm..."
Hızlıca arkama döndüm.
"Yok ben deliriyorum, hatta delirdim, kafayı tamamen sıyırdım."
İçeriye geçtim ve salondaki kutunun içinden antidepresan haplarımı bulmaya çalıştım. O ise hala bana sesleniyordu, arkamdan eve girmişti. Fakat o gerçek değildi, olamazdı. Elimden hapları aldı ve masaya geri bıraktı. Yüzümü iki avcunun arasına aldı ve saçlarımı kulaklarımın arasına ittirdi.
"Çok özür dilerim, seni bu hale getirdiğim için çok özür dilerim bir tanem. Lütfen inan, gerçeğim."
Başımı iki yana salladım.
"Hayır, hayal görüyorum. Olmaz birdaha aynı şeyleri yaşayamam."
Geçtim ve koltuğa oturdum iki elimle yüzümü kapattım, düşük sesle hala inkar ediyordum.
"Hayır, geçek değil. Değil, olamaz."
Yanıma oturdu, ellerimi yüzümden çekip tuttu.
"Zehra'm hepsi oyundu, bu olanların hepsi oyundu."
Göktuğ olanları olanları özet geçti, açıkçası ne diyeceğimi bilmiyordum.
"Bana neden söylemedin Göktuğ?"
"Bunun bir oyun olduğunu kimsenin bilmemesi gerekiyordu, Karayel'in kimliğini öğrenmemiz için..."
"Bana söyleseydin hiçbir şey çaktırmazdım, o kadar beceriksiz değilim."
"Güzelim tabii ki ama-"
"Ne aması? Delirmek üzereydim farkındasın değil mi? Evden çıkıyorsun, iki saate geleceğini söylüyorsun, sonra beni hastaneden arıyorlar, kaza geçirdiğini söylüyorlar, hastaneye gidiyorum ve vefat haberini veriyorlar, cenazen falan oluyor, güçlü durmaya çalışıyorum, okula gidiyorum ama hiçbir işe yaramıyor, staj desen tamamen salmışım zaten ve öğreniyorum ki bütün bunlar aslında oyunmuş. Aynı şeyi ben yapsam nasıl hissederdin Göktuğ? Bir doktor sana benim öldüğümü söylese mesela. Sence bunu bana yaşatmaya hakkın var mı?"
Sağ gözümden bir damla yaş düştü, Göktuğ'un da gözleri dolmuştu. Elini yanağıma koydu ve başparmağıyla gözyaşımı sildi.
"Zehra'm haklısın, hem de çok haklısın ama lütfen böyle konuşma, emin ol ki her şeyi senin için yaptım."
Ağzımı açtım ama bir şey söylemeden geri kapattım sonraysa ani bir hareketle Göktuğ'a sarıldım.
"Dua et ki şu an trip atacak durumda değilim."
Düşük sesle güldü.
"Seni çok özledim."
"Bir de bana sor."
Gözyaşlarım kendiliğinden boşalmaya başladı, engel olamıyprdum. Ben de onları rahat bırakmaya karar verdim, önce derin bir acı sonraysa doruklarda bir mutluluk. Göktuğ doğruldu ve yanağıma bir öpücük kondurduktan sonra saçlarımı okşadı.
"Ağlama artık, hem sana göstermem gereken bir şey var."
"Şu an çok mutluyum, lütfen kötü bir şeyse erteleyelim."
"Hayır değil, hatta seni daha çok mutlu edecek bir şey."
"Nerede göstereceksin?"
"Aşağıda."
"Ablamla alakalı mı?"
"Yani hayır ya da sayılır."
"Nasıl yani?"
"Zehra'm eğer aşağıya gelirsem anlayacaksın."
Göktuğ elimden tuttu ve beni aşağı indirdi, kapıyı çaldı. Ablam kapıyı açtı, gözleri kızarmıştı. Sanki yeni ağlamış gibiydi ama mutluydu da."
"Zehra."
"Abla, ne oluyor, iyi misin?"
"İçeriye gel."
Geçtim ve salonda bir koltuğa oturdum, gerçekten ablam acayip davranıyordu. Göktuğ'u görünce şaşırmamıştı bile, ablam bir yanıma, Göktuğ bir yanıma oturdu.
"Gerçekten korkmaya başladım, korku filmi gibi görünüyorsunuz."
"Zehra seni görmek isteyen biri var."
"Kim?"
Ablam salon kapısına doğru baktı, oradan biri çıktı. Karşımda duran kahverengi dalgalı saçlı ve renkli gözlü kadına büyük bir şaşkınlıkla bakıyordum.
"Anne!?"
(Yazarın Anlatımıyla)
(Dört Saat Önce)
Göktuğ Köksal için bu zor oyun bugün bitecekti, birazdan onu buraya getiren siyah kıyafetli ve gözlüklü adam onu tekrardan evin önüne bırakacaktı. Bir süre sonra Yaman Köksal içeriye girdi.
"Baba bu oyun kaç saat sonra bitecek?"
"Önce tanışman gereken biri var, gel benimle."
Yaman önce Göktuğ arkada bir odaya gittiler, Göktuğ bir odaya girdi. Karşısında bir kadın vardı.
"Merhaba Göktuğ."
"Siz kimsiniz?"
"Gözde Berkin."
Göktuğ'un gözleri büyüdü.
"Evet Zehra'nın annesiyim."
"Nasıl yani ama-"
"Biliyorum, biraz karışık ama anlatacağım."
Yaman da arkalarındaydı.
"Yolumuz uzun yolda konuşursunuz."
İkisi de bir şey demeden arabaya bindiler, Göktuğ büyük bir merak içindeydi. Bunu fark eden Gözde söze girdi.
"Karayel ve adamları bizi kaçırdığında iki adam bizi karşısına aldı. Eğer ben bir an önce yurt dışına çıkarsam ve Türkiye'de kimseyle iletişime geçmeye çalışmazsam bana zarar vermeyeceklerini söylediler. Ben de mecburen kabul ettim."
"Peki neden şimdi ortaya çıktınız?
"Karayel'in kimliğinin ortaya çıktığını öğrenince babanla iletişime geçtim, artık o kadar büyük bir tehlike olmadığını düşündüm."
"Karayel'in kimliği ortaya çıktı mı?"
"Evet, Kandemir Yelmen. Şu an konumunu öğrenmek için çabalıyorlar."
"Güzel, peki şimdi ne olacak?"
Yaman araya girdi.
"Sen zaten gider gitmez direkt Zehra'nın yanına gideceksin değil mi?"
"Tabii ki evet."
"Gözde o sırada Esma'yla konuşur, sen de Zehra'ya her şeyi anlattıktan sonra sen de onu aşağıya getirirsin."
"Tamam bana uyar."
Bir saat sonra Yaman, Göktuğ ve Gözde evin önündelerdi. Zehra da daha yeni apartmana girmişti, Göktuğ hızlıca üst kaça çıktı. Yeman'sa yanında Gözde'yle kapının önünde geçti, Gözde kapının kenarına görünmeyecek şekilde geçti. Yaman da zile bastı, Esma anlamaz bir ifadeyle kapıyı açtı. Yaman:
"Merhaba."
"Selam,bir şey mi oldu?"
"Birini getirdim."
"Kimi?"
Yaman kapının yan tarafındaki Gözde'ye baktı. Gözde kapının yan tarafından çıktı ve Esma'yla göz göze geldiler.
"Anne!"
"Kızım."
"Ama sen-"
"İçeride anlatsam daha iyi olacak."
Esma gözünü kırpmadan şaşkınlıkla kenara çekildi. İçeriye geçip bir koltuğa oturdular, Gözde olan her şeyi Esma'ya anlattı. Esma neye uğradığına şaşırmıştı, önce bir süre annesine baktı sonraysa gözleri doldu ve ona sıkıca sarıldı. Doğrulunca gözyaşlarını sildi.
"Zehra'nın haberi var mı peki?"
Gözde yan yan Yaman'a baktı.
"Aslında sana söylemem gereken başka bir şey daha var."
"Evet, dinliyorum. Zaten artık hiçbir şeye şaşıracağımı düşünmüyorum."
"Bence o kadar emin olma."
"Neden biriyle mi ilgili?"
"Evet, Göktuğ'la ilgili."
"O zaman iki hafta önce geçirdiği kazadan haberin var."
"Evet var, zaten konu bu kazayla ilgili."
"Tamam anne, dinliyorum."
"Kızım Göktuğ yaşıyor."
Esma'nın gözleri kocaman oldu."
"Nasıl yani ne demek yaşıyor?"
"Bu trafik kazası tamamen oyundu, Karayel'in gerçek kimliğini bulmak için. Göktuğ da iki haftadır saklanıyordu."
"Peki Zehra'nın bundan haberi var mı?"
"Şu an haberi olmuştur."
"Nasıl yani?"
"Biz ilk apartmana girdiğimizde Göktuğ direkt yukar çekmıştı, Zehra da birazdan gelir."
Gerçekten de beş dakika sonra kapı çaldı, evet Zehra gelmişti.