(Göktuğ'un Anlatımıyla)
Hastanede ağzımda maske, gözümde gözlük, başımda şapka oturuyorum. Şaka gibi ama bildiğiniz ölü taklidi yapıyorum, birazdan doktor gelecek ve vefat haberimi verecek. Karayel'in oyunlarını anlayabilmeniz için babamın aklıma böyle bir fikir gelmiş, bu şekilde oyun oynayacağız. Aslında tek umrumda olan kişi Zehra, çünkü o bunun bir oyun olduğunu bilmeyecek. Sadece o bunları yaşayacağım için üzgünüm, biri bana gelip Zehra'nın hayatını kaybettiğini söylese kafayı sıyırırdım herhalde.
Bir yandan bunu Zehra'nın iyiliği için yapıyorum diye düşünüyorum, bir yandan da onu bu kadar üzmeye değer mi diyorum. Gerçekten çok özür dilerim sevgilim ama zorundayım.
Doktor beş dakika içinde geldi ve haberi verdi. İlk önce Zehra'ya odaklandım, bir şey demedi. Hastane koltuklarından birine oturdu, gözünden bir damla yaş akmasıyla içimde bir şeyler koptu. Gözlerimi sıkı sıkı kapattım, bir damla yaşına kıyamadığım kıza yaşattıklarıma bak, ben ne yapıyorum? Annem ağlıyormuş gibi görünmeye çalışıyordu ama pek gerçekçi durmuyordu çünkü oyunculuğu pek iyi sayılmazdı. Babam da göz ucuyla bana bakıyordu. Zehra'yı gayet iyi tanıyordum, ağlayınca güçsüz göründüğüne inanır, birkaç kişi hariç kimsenin yanında ağlamaz. Toplum içindeyse asla ağlamaz ama eve gidince bütün duygularını boşaltacağına eminim. Zehra ayağa kalktı ama kalkmasıyla yere yığıldı, hızlıca ayağa kalktım tek ben değil, bu kattaki herkes ayağa kalktı. Bir grup doktor geldi ve onu bir sedyeye yerleştirdi, içimden ona bir şey olmaması için dua ediyordum. Babam ağır adımlarla yanıma geldi.
"Sakın hiçbir şey çaktırma."
"Ya Zehra'ya bir şey olursa."
"Olmaz merak etme."
"Baba, ondan özür bile dileyemedim."
"Göktuğ seni on yıl saklamayacağız sadece iki hafta abartma."
"Baba bu yaptığımız şey o kadar basit değil, biraz da olsa empati yapmayı denesen."
"İyi, sakinleştirici yapacaklar. O sırada yanına gidersin."
Babamın dediği gibi Zehra'nın hastane odalarından birine yatışı oldu. Kimseye çaktırmadan odasına girdim, yanağında bir damla gözyaşı kalmıştı, elimle yaşını sildikten sonra yanağından öptüm. Kulağına eğilip fısıldadım.
"Özür dilerim güzelim, dayan iki hafta..."
Kapının önünde babamı görünce saçlarından bir tutamı burnuma götürüp odadan hızlıca çıktım. Hastaneden çıktığımda kapıda bir araba gördüm, beni alıp iki haftalığına kalacağım yere götürdü. Odaya çıkar çıkmaz bulduğum bir kağıt ve kalemi önüme aldım, ayrı geçirdiğimiz bu iki haftayı yazmaya karar verdim ama bir günlükten ziyade Zehra'ya yazılmış notlar halinde...
(Zehra'nın Anlatımıyla)
Hastane yatağında boş boş etrafa bakıyor ve bir yandan da inanmak istemiyordum. Ablam da baş ucumda oturmuş bana bakıyordu. Göz yaşlarım kurumuştu ama her an akabilirlerdi, ablam söze girmeye çalışıyordu ama başarılı olamıyordu. En son bana döndü.
"Zehra, sana söylemem gereken bir şey var."
Ben hala boş boş bakıyordum.
"Göktuğ'un cenazesi yarın-"
Cümlesini bitiremeden araya girdim.
"Anladım, devamını duymak istemiyorum."
Şaka gibiydi ama maalesef ki gerçekti. Bir saat sonra evdeydim ama ablamla evimizdeydik. İçeriye girdim, ablam bana baktı.
"Ben akşam yemeği hazırlayacağım."
"Ben de biraz uzanacağım."
"Yanında durmamı ister misin?"
"Hayır abla teşekkürler."
Odama geçtim ve yatağıma yüzüstü uzandım ve yanımdaki yastığa sarılarak ağlamaya başladım. İçimden hayır o yaşıyor ye geçiriyordum ama bunun gerçek olmadığını hatırlayınca daha çok ağlıyordum.
"Zehra."
Arkamı döndüğümde karşımda Meyra'yı gördüm, ona dönünce Meyra koşarak gelip bana sıkı sıkı sarıldı. Ben de ağlamaya tam gaz devam ettim. Meyra da ne diyeceğini bilmiyordu, sadece sırtımı sıvazlıyordu.
O günün nasıl geçtiğini inanın bilmiyorum, ertesi gün olmuştu, aklım almıyordu bugün Göktuğ'un cenazesi vardı. Dün yanımda olan ve beraber yemek yediğimiz adam şu an yüksek ihtimalle o hastanenin morgundaydı.
Cenazeye için evden çıkmamıza yarım saat kalmıştı ben tabii ki yine ağlıyordum. Beste Teyze, Aybars Amca, Erdem, Rüya, Meyra bizdeydi. Meyra, Rüya ve ablam benim yanımdaydı. Üçü de bir tarafımda oturuyorlardı, en son bir arabaya bindik. Ben hala ağlıyorum, sol elimdeki alyansıma bakıyorum ve gözyaşlarım katlanıyor. Ablam saçlarımı okşuyordu, yanıma aldığım kağıt kalemi çıkardım yazmaya başladım.
Hayat çok garip gerçekten, kırk yıl düşünsem bir buçuk yıl önce tanıştığım sarı saçlı, yeşil gözlü o çocuğa bu denli bağlanacağımı, bu kadar güzel duygular hissedeceğimi, bu kadar aşık olacağımı tahmin edemezdim. Bazen derler ya belki bu kadar sevmeseydim bu kadar üzülmezdim. Ben böyle düşünmüyorum, bu kadar acıya rağmen Göktuğ'a bu kadar bağlandığım için pişman değilim. İyi ki tanışmışız iyi ki acısıyla, güzelliğiyle bütün sorunlardan beraber çıkmışız, iyi ki aşık olmuşuz.
İyi ki...
Son yazıları gözyaşlarım ıslattı, katlayıp cebime attım. Evet cenazeye gelmiştik tekrardan hıçkırarak ağlamaya başladım. Bu zamana kadar gerçeklik kavramı bende tam oturmamıştı, sanki kötü bir kabustu ve uyanacaktım ama uyanmadım. Not kağıdını mezarlığa bıraktım, bırakır bırakmaz tekrardan gözlerim karardı. Ablam ve Meyra bunu fark edince beni oradan uzaklaştırdılar, hiçbir şey söylemden sadece bakıyordum, sadece düşünüyordum.