İçeriğe geç

KURŞUN

Bölüm 33 · 6 dk okuma

KURŞUN

Bölüm 33

33.)"Evet, Ediyorum."

Doktor ablamın iyileşeceğini söylemişti, gerçekten de ablam ertesi gün uyanmıştı. O gece ablamın hastanedeki odasında, yatağının yanında bulunan koltukta uyumuştum. Sabahsa ablamın sesiyle uyanmıştım.

"Zehra."

Doğrulduğumda ablam bana bakıyordu, hızlıca yataktan fırladım. Ablamın yatağının başına gittim ve çömeldim.

"Abla kendini nasıl hissediyorsun?"

"İdare ederim ama ben neden buradayım?"

"Uzun hikaye, bize anlatılana göre bindiğin taksi kaza yapmış ama işin içinde Karayel ve adamları var."

"Ben hiçbir şey hatırlamıyorum, en son restorandan çıktığımı hatırlıyorum."

Bir süre hafızasını zorladı.

"Ayrıldım ve taksiye bindim sonrasında ani bir fren sesi hatırlıyorum. Peki sen kazayı nasıl öğrendin?"

"Sen hastaneye getirildikten bir süre sonra çünkü mesaiye kalacağını zannettiğim için ilk başta hiçbir şeyi sorgulamadım. Fakat Karayel'den tehtit mesajı gelince restorana gittim, orada iki buçuk saat önce çıktığını söylediler, o zaman bir şeyler olduğunu anladım."

"Aslında gerçekten mesaiye kalacaktım ama sana mesajı attıktan yarım saat sonra restorant sahibi geldi ve artık çıkabileceğimi söyledi, geri kalanını biliyorsun zaten."

Başımı salladım, ertesi gün ablam taburcu oldu, o taburcu olmadan bir saat önce Yaman Amca ile Neva Teyze odaya girdi. Yaman Amca ters bir şekilde Göktuğ'a bakmaya başladı, Göktuğ'da babasını anlamaya çalışıyordu.

"Evet baba, yine ne oldu?"

"Bir şey olmadı oğlum, sadece yurt dışına geri döneceğiz de hazırlan demeye geldim."

"Siz gidin baba, ben hiçbir yere gitmiyorum."

"Sen 2 gün içinde hazır olma bakalım, geliyor musun gelmiyor musun?"

Ve bir hışımla odadan ayrıldı, Neva Teyze de peşinden tabii. İkimiz de boş boş birbirimize baktık, ne diyeceğimizi bilemiyorduk.

Birkaç saat sonra ablamla hastaneden ayrıldık ve eve geçtik. Artık kendini daha iyi hissediyordu, o yüzden çok mutluydum. Telefonum çalmaya başladı arayan kişi Göktuğ'du, odama geçtim ve telefonu açtım.

"Alo, Göktuğ."

"Sevgilim seninle konuşmam gereken bir şey var."

"Ne oldu?"

"Babam yurt dışına gitme konusunda ciddi, 2 gün sonra gidiyoruz."

"Ne olacak şimdi, ne yapacağız?"

"Evlenebiliriz mesela."

Gözlerim büyüdü.

"Nasıl yani?"

"Basbayağı evlenelim diyorum, evlenme teklifimi kabul etmiştin zaten."

"Evet ama ablam daha evlilik teklifini bile bilmiyor."

"O zaman söylersin bir tanem."

"Biraz fazla ani olmaz mı? Gizli saklı falan."

"Ben de ailene haber vermeyeceğim zaten."

"Evet ama ablam en başından beri bize karşı çıkmadı, o yüzden sanki kaçar gibi evlenmek bana doğru gelmiyor."

"Haklısın ama bizim bir şekilde şu yurt dışına gitme işine bir çare bulmamız gerekiyor."

"O zaman şöyle yapalım, ben bugün ablamla konuşayım, yarın da belgeleri verelim. Olmaz mı?"

"Olur, hoşça kal. Seni seviyorum."

"Ben de."

Telefonu kapattım ve salona geçtim, ablamın yanına oturdum.

"Abla, sana bir şeyler söylemem gerek."

"Ne hakkında?"

Sağ elimdeki yüzüğümü gösterdim.

"Bunun hakkında."

Ablam donup kaldı.

"Zehra bu ne? Alt tarafı birkaç gün komada kaldım, hemen nişanlandın mı? Aşk olsun." Dedi şakaya vurarak.

"Şaka bir yana, evet sanırım nişanlandık."

"Daha bunun sanırımı mı kalmış Zehra'cığım."

"Kalmamış galiba."

"Evet, sen ne anlatacaktın?

"Yaman Amca hastaneye gelmişti, bir konudan bahsetmişti."

"Evet yurt dışına gitmekle alakalı, senin de bu yüzden moralin bozuk sanırım."

"Aslında moralim bozuk değil, biraz karışığım sadece."

"Neden ne oldu?"

"Göktuğ bu yurt dışı mevzusundan sonra evlenmek istediğini söyledi."

"Zehra, nişan işini şakaya vurduk ama evlenmek için çok erken değil mi? Daha yirmi bir yaşındasın, üniversiteyi bile bitirmedin sonuçta."

"Doğru ama benim kafam da çok karışık, Yaman Amca'nın ne yapacağını kestiremiyorum."

Gözlerimin içine baktı.

"Mutlu olacağından emin misin?"

"Eminim."

"Tamam ama bir şartla, üst kattaki dairede oturcaksınız."

"Üst daire boş mu?"

"Evet, geçen hafta taşınmışlardı. Hem ev bir artı bir, Aybars Amca'nın evi sonuçta. Konuşup kira konusunda anlaşırsınız."

Aslında ablamın söylediği gayet mantıklıydı, gülümsedim ve ona sarıldım. Sonraysa telefonumu elime aldım ve Göktuğ'a mesaj attım.

-------------------------------------------------------------------------

Ben: Göktuğ! Sana çok güzel bir haberim var.

Göktuğ: Ablanla konuştun mu yoksa?

Ben: Evet! Onayladı.

Göktuğ: O zaman iki gün sonra evleniyoruz.

Ben: Aynen öyle.

-------------------------------------------------------------------------

Telefonumu kapattım, önce akşam yemeği hazırladım. Ablamla akşam yemeği yedik ve biraz televizyon izledik, sonraysa odalarımıza gidip yattık. Yatmadan önce Aybars Amca'yla konuştum ve ev işini hallettim. Ertesi gün kalktım ve Göktuğ'a saat kaçta buluşacağımızı sordum. O da bir saat sonra gelip beni alacağını söyledi, hazırlandım ve aşağıya indim. Arabaya binince gülümsedi.

"Hoş geldin müstakbel eşim."

"Hoş bulduk sevgilim."

"Nasılsın?"

"Heyecanlıyım, sen?"

"Ben de."

Beş dakika sonra nikah müdürlüğündeydik, içeriye girdik ve bir sürü belge ve kan tahlili verdikten sonra artık her şey hazırdı yarın akşam nikahımız vardı. Müdürlükten çıktıktan sonra Göktuğ'a döndüm.

"Gerçekten yarın evleniyoruz."

"Ben halimden gayet memnunum."

"Ben de çok mutluyum."

Sonraysa ani bir şekilde Göktuğ'a döndüm.

"Göktuğ..."

"Söyle bir tanem."

"Bizim nikah şahitleri kim olacak?"

"Doğru, seninki Meyra olur, benim şahidimin kim olacağını bilmiyorum."

"Seninki de Atlas olsun."

"O zaman onlara hemen haber vermemiz lazım."

Bir saat sonra Atlas ve Meyra karşımızdaydı, Göktuğ'a döndüm.

"İstersen ben konuya gireyim."

"Olur."

"Arkadaşlar sizden bir şey isteyeceğiz."

"Önemli bir şey mi oldu ne isteyeceksiniz?" Dedi Meyra.

"Nikah şahidimiz olmanızı isteyeceğiz."

İkisinin de gözleri büyüdü.

"Evet, yarın evleniyoruz."

"Ne demek evleniyoruz, kimlerin haberi var?"

"Sadece ablamın haberi var."

Yaklaşık yarım saat boyunca onları ikna etmeye çalıştık ve sonunda başarılı olduk. Eve geçince de ablama döndüm.

"Abla biz yarın elimizde evlilik cüzdanıyla sizin karşınıza çıktığımızda şaşırmış gibi yap ki bildiğini anlamasınlar."

"Tamam merak etme, bu arada Zehra ben yarın işe başlayacağım."

"Abla daha erken değil mi?"

"Değil, hem tekrardan beni Vural'ın yanındaki kişi bırakacak, hatırlarsan o zaman gayet güvendeydim. Hem sen de evleniyorsun zaten, hep evde mi oturayım."

"Ablacığım, ben sana hep evde otur demiyorum. Sadece biraz daha dinlen diyorum. Hem evleniyor olabilirim ama üst katta oturacağım için sık sık seni darlamaya devam edeceğim."

Tam o sırada kapı çaldı, açtığımda karşımda Göktuğ'u gördüm, elinde bir kutu vardı.

"Göktuğ, ne oldu? Bu elindeki kutu ne?"

"Açıp bak ne olduğuna."

Kutuyı aldım ve açtım, içinden beyaz bir elbise çıktı.

"İnanmıyorum, çok güzel de olmasa da olurdu. Zahmet etmeseydin."

"Ne zahmeti, gelinlik seçmeye vakit yok dedin. Ben de en azından beyaz bir elbise olsun dedim."

"Çok güzel bir elbise."

"O zaman yarın görüşürüz meleğim."

"Hoşça kal canım."

Göktuğ gitikten sonra kapıyı kapattım ve kapatır kapatmaz ablam yanıma geldi.

"Ne oldu? Nikahta giy diye elbise mi getirmiş."

"Evet." Dedim ve elbiseyi gösterdim.

"Hemen dene elbiseyi, çok merak ettim."

Gittim ve hızlıca elbiseyi giyip saçımı da açtım. Ablam beni görünce gözleri büyüdü.

"Zehra, çok güzel olmuşsun. Yarın gitmeden önce sana bir güzel makyaj yaparız, saçlarına dalgalı fön çekeriz. Sonraysa dünyanın en güzel gelini hazır."

Sonraysa gözleri doldu.

"Bir gün evleneceğini biliyordum ama bu kadar erken ve ani olacağını tahmin etmiyordum."

Benim de gözlerim dolmuştu, ablamla birbirimize sıkı sıkı sarıldık.

"Merak etme bir üst kattayım sadece."

Bu sözlerden sonra günümüz ablamla sohbet etmekle geçti. Sabah uyandığımda ablamın evde olduğunu gördüm.

"Günaydın gelin hanım, fikir değiştirdim. İşe yarın başlayacağım."

"Bir şey mi oldu? Dün çok kararlı görünüyordun?"

"Bir şey olmadı ama olacak, kız kardeşim evlenecek. O yüzden-"

Dedi ama lafını tamamlayamadı çünkü kapı çaldı, ablam kapıya yöneldi.

"Geldiler."

"Abla kim geldi?"

Ablam kapıyı açtı, Meyra ve Rüya gelmişti. İkisi de gülerek bana döndü.

"Süslememiz gereken bir gelin varmış, öyle duyduk."

Ablam da müzip bşr şekilde güldü.

"Aynen öyle, gelinimiz de burada."

Sonraysa ben daha ne olduğunu anlamadan beni bir sandalyeye oturtular. Ablam göz makyajımı yapıyordu ve paletinde ki birkaç far rengiyle karışık bir ton oluşturuyordu. Meyra saçıma dalgalı fön çekiyordu. Rüya'ysa bana uygun ruj rengi seçmeye çalışıyordu.

Yaklaşık bir saat sonra hazırdım en son saçıma bir çiçek taktılar. Kalkıp aynaya baktığımda şok oldum, gerçekten de güzel olmuştum. Ablam şaşırmış bir şekilde saate baktı.

"Nikah saati geliyor Zehra, eğer biraz daha beklersek kaçak gelin diye adın çıkacak."

Hemen Göktuğ'u aradım, on dakika içerisinde burada olacaktı. Benim de heyecanım kat kat arttı.

Bir saat sonraysa nikah memurunun karşısındaydık. Nikah memuru mikrofonu bana uzattı.

"Göktuğ Köksal'ın eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?"

"Evet." Dedim kendimden emin bir sesle. "Ediyorum."

Nikah memuru sizi karı-koca ilan ediyorum dedi ve evlilik cüzdanını alıp ayağa kalktık. Göktuğ'un alnıma öpücük kondurduğu an hayatımın en mutlu anlarından biriydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.