İçeriğe geç

KURŞUN

Bölüm 32 · 4 dk okuma

KURŞUN

Bölüm 32

32.)Her Şey İyi Olacak

Gözlerimi yavaş yavaş araladım sol elime bir serum takılmıştı, sağ elimi de Göktuğ tutuyordu. Uyandığımı fark edince gülümsedi.

"Zehra, kendini nasıl hissediyorsun?"

Bir şey demeden Göktuğ'a bakıyordum.

"Zehra neden cevap vermiyorsun? İyi misin?"

Evet anlamında başımı salladım.

"O zaman ben gidip doktora haber vereceğim, merak etme birkaç dakikaya gelirim."

Yine bir şey demedim, sadece gülümsedim. Alnıma bir öpücük kondurup odadan çıktı. O çıkar çıkmaz gözyaşlarım akmaya başladı ama içimde bu zamana kadar yoğun olarak hissetmediğim bir duygu vardı, intikam.

Karayel'in bu işi yaptırdığı kişiyi bulacaktım, bu zamana kadar hep intikam almayı saçma bulmuşumdur. Ta ki konu ablam oluncaya kadar...

Ben bunları düşünürken Göktuğ yanında bir doktorla geldi. Beni kısa bir muayene etti.

"Ablam nasıl?"

Doktor derin bir nefes verdi.

"Sonuçlar pek iç açıcı değil, kötüye gidiyor."

Gözlerimi sıkı sıkı kapattım, hayır ağlamayacaktım. Serumum çıkarılmıştı, ayağa kalktım. Göktuğ kolumdan tuttu.

"Güzelim nereye gidiyorsun acaba?"

Yorgun bir sesle cevap verdim.

"Su alacağım, elim ayağım tutuyor nasıl olsa. "

"Sen şu yatağa geri yatar mısın? Suyu ben alırım."

Göktuğ odadan çıktı, doktor da peşinden çıkınca bende odadan ayrıldım. Hızlıca hastanenin kapısına yöneldim. Önce eve gidecektim çünkü sinirimi çıkarmam gerekiyodu. Daha sonraysa Vural Bey'den birkaç isim öğrenmem gerekiyordu. Hemen bir taksiye bindim ve evin önünde indim. İçeriye girdim, etrafa bakmaya başladım. Önce gözlerim doldu ve ağlamaya başladım, ablamın odasına girince göz yaşlarım katlandı.

Yatağında göz gezdirdikten sonra kendi odama geçtim, o sinirle önce yatağımı dağıttım sonra da odamı. Nefes almakta tekrardan zorlnamaya başladım, mutfağa gittim ve titreyen ellerimle bir bardak su almaya çalıştım. Fakat bardak elimden kaydı ve yere düşüp paramparça oldu, parçaları toplamak için yere eğildim ama parçalardan biri elimi kesti. Acıyla elimi salladım, çok geçmeden dış kapıdan bağırma sesleri geldi.

"Zehra, Zehra! Aç kapıyı."

Göktuğ'un sesiydi, derin bir nefes verdim.

"Zehra lütfen cevap ver, çilingir çağıracağım yoksa."

Kapının önüne geçtim, kapının altında bile fazladan kilitler olduğu için çilingir çağırarak bile açamazdı.

"İçeriden beş kilitle kilitledim, çilingir istese de açamaz."

Sesimi duyunca rahatlamıştı.

"O zaman sen aç Zehra, lütfen."

"İyi değilim."

"O yüzden yanında olmak istiyorum zaten, lütfen bir tanem."

Hıçkırıklarım arttı, cevap veremiyordum, sadece kapının önüne çökmüş ağlıyordum,.

"Zehra bak yemin ederim, eğer sen de istersen bütün hayatımı senle geçirebilirim ama lütfen en azından ağlarken sana sarılmama izin ver."

Yavaşça doğruldum kapının kilitlerini teker teker açtım ve kapı kolunu kendime doğru çektim. Göktuğ beni karşısında görür görmez sarıldı, bir süre kapının önünde o şekilde kaldık.

"İçeriye geçelim mi?"

"Olur."

Ben önde Göktuğ arkada salona geçtik, üçlü koltuğa oturduk. Kestiğim elimi gördü.

"Zehra eline ne oldu?"

"Bardak kırdım, toplamaya çalışırken de kestim."

"Fazla kanadı mı?"

"Yok yok aşırı az kanadı, o kadar abartılacak bir şey değil."

"Zehra ben sana dokunmaya bile kıyamıyorum, o yüzden bu benim için gayet büyütülecek bir şey." Dedi saçımı okşayarak.

Önce gülümsedim, sonraysa gözümden bir kaç damla yaş aktı.

"Zehra hemen umudunu kesme, hayati tehlikeyi atlatabilir."

Cevap vermedim, sadece ona yavaşça sarıldım. Benim birkaç gün önce Meyra'nın kulağına fıdıldadığım cümleyi o da benim kulağıma fısıldadı.

"Her şey iyi olacak."

...

Gözlerimi açtığımda sabah olmuştu, Göktuğ bir koltukta ben de diğer koltukta uyuyakalmıştık. Kalktım ve mutfağa yöneldim. Tabii ki de iki kase granola hazırladım, yanına da portakal suyu koydum. Şekilli peçeteleri bulmak için odama geçtim. O sırada Göktuğ uyanmış ve bana seslenmeye başlanmıştı.

"Zehra, Zehra!"

Elimde şekilli peçetelerle salona geçtim.

'Buradayım."

Peçeteleri alıp tabağın kebarına yerleştirdim, yanıma geldi.

"Gayet iyi görünüyorsun."

"Evet kendimi bırakmamaya çalışıyorum, hem bana bunları yaşatanlardan intikam almak için zinde olmam gerekiyor."

"Zehra'm-"

"Göktuğ... Bir şey olacak, ya onlara ya bana."

"Güzelim o Karayel ve adamları biraz bile umrumda değil ama sana zarar gelmesine asla izin vermeyeceğim."

"O zaman yanımda mısın."

"Elbette, hatta hayatımın sonuna kadar yanında olmak istiyorum."

"Nasıl yani?"

Gülümsedi, önümde diz çöktü ve cebinden bir yüzük kutusu çıkardı ve bana baktı.

"Benimle evlenir misin Zehra'm?"

Gülümsedim, "Sen ciddi misin?"

"Hiç olmadığım kadar."

Düşük sesle güldüm.

"Evet Göktuğ, evlenirim."

Doğruldu ve parmağıma yüzüğü taktı, sarıldıktan sonra geri sandalyesine oturdu, parmağımdaki yüzüğe baktım.

"Bu yüzük nereden çıktı peki?"

"Zaten bir süredir aklımdaydı, bu yüzden yüzüğü de almıştım."

Telefonum çaldı, hastaneden arıyorlardı. Telefonu açtım ve kulağıma götürdüm.

"Zehra Hanım iyi haberlerimiz var, hastaneye gelebilir misiniz?"

"Tabii ki hemen geliyorum."

Göktuğ anlamaz bir tavırla bana döndü.

"Ne oldu?"

"Hastaneden arıyorlar, iyi haberleri varmış. Benim acilen hazırlanmam lazım."

"Dur, ben de seninle geliyorum."

10 dakika sonra arabadaydık, uzun zamandır olmadığım kadar mutluydum. Hastaneye geldiğimizde hızlıca ablamla ilgilenen doktorun odasına girdik. Mutlu bir gülümsemeyle bize döndü.

"Sanırım uzun zaman sonra ilk defa güzel bir haber vereceğim."

"Ablamla mı alakalı?"

"Evet, Esma Hanım'ın durumu iyiye gidiyor, hatta yarın bilincinin açılması bile söz konusu."

Gözlerim dolu dolu gülümsedim. Evet her şey iyi olacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.