İçeriğe geç

KURŞUN

Bölüm 31 · 6 dk okuma

KURŞUN

Bölüm 31

31.)Kayıp

Meyra'yı sürüye sürüye götürdüğüm komedi filminden yüzlerimiz gülerek çıkmıştık. Meyra'nın biraz da olsa kafası dağılmış gibi duruyordu. Gülümseyerek sohbet etmeye başladık. Sinemanın arka tarafındaki kafeye yürürken Atlas bir köşeden çıktı ve bize doğru koşmaya başladı. Meyra önce şaşkın bir şekilde Atlas'a baktı sonraysa gittiği yönü değiştirdi. Ben de onun peşinden gidiyordum tabii ki, Atlas'ta adımlarını hızlandırdı ve Meyra'ya yetişip kolunu tuttu.

"Meyra, bekle lütfen."

Sonra da bana döndü:

"Zehra birkaç dakikalığına bizi yalnız bırakır mısın?"

Onay almak için Meyra'ya döndüm, o ise ciddi bir tavırla beni bileğimden yakaladı.

"Hayır Zehra, hiçbir yere gitmiyorsun. En azından bir süreliğine seninle iletişime geçmek istemiyorum Atlas."

"Meyra biraz abartmıyor musun?" Dedi

"Abartmıyorum Atlas, şu an aşırı sinirliyim yanlış bir şey söyleyip kalbini kırmak istemiyorum. Mümkünse bir süre konuşmayalım."

Meyra sözünü bitirmesiyle hızlı adımlarla oradan uzaklaştı. Tabii ki bende onun peşinden gittim."

"Zehra evlerimize yürüyerek gidelim mi? Yollarımızın bir bölümü aynı sonuçta."

"Tamam, sen nasıl istersen."

Yavaşça yürümeye başladık, evim yürüyerek kırk dakikaydı ama bunun ilk yirmi dakikası Meyra'yla aynı yollardı. Kalan yirmi dakikadaysa farklı yönlerden gitmemiz gerekiyordu. O yüzden yirmi dakika beraber yürüdükten sonra Meyra'yla vedalaştık.

"Kendimi üzme, eğer konuşmak istersen bana mesaj at."

Gülümsedi ve ayrıldık tek başıma yürümeye başladım. Eve girdiğimde ablamın evde olmadığını fark ettim. Telefonumu elime aldım ve ablama mesaj attım.

-------------------------------------------------------------------------

Ben: Abla ben eve geldim, sen yolda mısın?

Ablam: Ben bugün mesaiye kalacağım, birkaç saate anca gelirim.

Ben: Ben tamam abla hoşça kal.

Ablam: Hoşça kal.

-------------------------------------------------------------------------

Mutfağa gittim ve bir bardak süt aldım. Evet süt, yirmi bir yaşındakiler süt içemez diye bir kural yok sonuçta. Süt özellikle kışın ısıtıp içilince çok güzel oluyor. Oturdum ve televizyondan bir şeyler izlemeye başladım. Filmin ilk yarım saatinde kapı çaldı. Kapının önüne geçtim ve deliğe baktım, Göktuğ gelmişti. Yavaşça kapıyı açtım.

"Zehra sana bir şey anlatmam gerekiyor."

"Göktuğ kötü bir şey mi oldu?"

Göktuğ içeriye girdi, elimden tuttu. Beni salona götürüp koltuğa oturttu ve tuttuğu elimi baş parmağıyla okşamaya başladı.

"Göktuğ ne oldu? Anlatacak mısın?"

"Anlatacağım ama sakın ol tamam mı? Daha hiçbir şey belli değil."

Aklımdan birçok ihtimal geçtiği için sesim titremeye başladı.

"Göktuğ ne oluyor."

İki eli ile yüzümü kavradı.

"Zehra... Meyra bugün bir kaza geçirmiş."

Donup kaldım, sadece Göktuğ'un yüzüne boş boş bakıyordum. Bunu fark eden Göktuğ teselli edici bir şekilde bana sarıldı. Gözümden birkaç damla yaş aktı.

"Hayati tehlikesi var mı?"

"Evet." Dedi üzgün bir sesle.

Başıma keskin bir ağrı saplandı. Başım hafiften dönüyordu. Hiç tepki vermemem Göktuğ'u endişelendirmişti.

"Zehra iyi misin?"

"Beni hastaneye götürür müsün?"

"Emin misin?"

"Eminim."

Kalktım ve çantamı koluma taktım, gözümden birkaç damla daha yaş aktı. İndim ve arabaya bindim. Pencereden dışarıyı izleseyerek kafamı dağıtmaya çalışsam da başarılı olmadım. Farkında olmadan az da olsa ağlamaya devam ediyordum. Göktuğ bunu fark etti, tek eliyle arabayı kullanıyordu, diğer eliyleyse uzanıp benim elimi tuttu.

"Merak etme, daha hiçbir şey belli değil. Her an hayati tehlikeden kurtulabilir."

"Umarım kurtulur."

"Umarım."

İçimde çok kötü bir his vardı, ağlıyordum ama elimden bir şey gelmiyordu. Hastaneye geldikten sonra içeriye girdim. Yoğun bakım ünitesine girdim, Meyra'yı görünce göz yaşlarım kat kat arttı. Bu zamana kadar gerçek değilmiş gibi geliyordu ama şimdi farkındaydım, her şey gerçekti. İki elimle ağzımı sıkı sıkı kapattım, Göktuğ yanıma geldi ve tekrardan bana sarıldı. Doktorlardan biri bilgi vermek için geldi, Meyra yolun kenarında bilinci kapalı bulunduğu için araba çarptığı düşünülmüştü ama karın bölgesinde bir kurşun bulınmuştu. Yani özetle işin içinde Karayel vardı. Atlas'ta yanımızdaydı ve o da çok kötüydü, Göktuğ ikimizi de sakinleştirmeye çalışıyordu.

"Gelin kantine inelim."

İkimizde tam reddecektik ki Göktuğ araya girdi.

"Biliyorum, burada kalmak istiyorsunuz ama bunun Meyra'ya hiçbir faydası olmayacak, hem gece için enerjiye ihtiyacınız var."

Göktuğ haklıydı o yüzden kantine inmeyi kabul ettik, kantinde en öndeki masalardan birine oturduk.

"Ona bir şey olmasın." Diye mırıldandı Atlas.

"Ondan özür dilemek istiyorum." Diye ekledi sonraysa.

Bir şey demeden sadece başımı salladım.

"Ona en son söylediğim sözler bunlar olamaz." Dedi tekrardan.

Yine başımı salladım, çünkü şu an kendini suçluyordu ve kurduğum hiçbir cümle bunu engelleyemezdi. Hatta onun kendine daha çok kızmasına sebep olurdu, bu yüzden tek yapabileceğim şey onu dinleyerek içinin boşalmasını sağlamaktı.

"Bana dargın kalmasını istemiyorum."

Tekrardan başımı salladım, telefonuma bir mesaj geldi.

Özel Numara: Tek endişelenmen gereken kişi arkadaşın mı sence bayan Berkin?~Karayel

Gözlerim kocaman büyüdü, Göktuğ anlamaz bir şekilde bana döndü:

"Zehra ne oldu?"

Yavaşça telefonumu gösterdim, Göktuğ'da benim gibi şaşkındı.

"Kahretsin! Adam bildiğin bizimle oynuyor ama elimizden hiçbir şey gelmiyor."

"Kimden bahsediyor, sen ve ben buradayız."

Aklıma gelen korkunç fikirle sesim tekrardan titremeye başladı.

"Göktuğ, ablam..."

Telefonumu açıp hemen ablamı aradım ama açmadı, mesaj attım ama gitmedi.

"Zehra iş yerine gitmek ister misin?"

"Evet, isterim."

Atlas'a olan her şeyi özet geçtik, zaten Karayel olayını birkaç hafta önce öğrenmişti. Hızlıca hastaneden çıktık ve arabaya bindik. Restoranın önünde indik ve koşarak içeriye girdim. Ablamla aynı varyada çalışan başka bir aşçı daha vardı, beni görünce tanıdı.

"Zehra, merhaba nasılsın?"

"İyiyim, sen?"

"Ben de iyiyim, bir şey mi oldu?"

"Ben sana ablamı soracaktım."

"Esma iki buçuk saat önce çıktı, senin haberin yok mu?"

Söyledikleri karşısında bir tepki veremedim.

"Zehra iyi misin?"

"İyiyim, teşekkürler."

Hızlı adımlarla restorandan çıktım, Göktuğ'da peşimden geliyordu.

"Zehra, hemen kötü düşünme."

"Nasıl kötü düşünmeyeyim, her şey gayet belli değil mi?"

Göktuğ'a bir mesaj geldi, önce mesaja sonra bana baktı.

"Zehra hastaneye geri gidelim mi?"

Telefonumu elime alıp Göktuğ'a mesaj attım ama mesaj gitmedi.

"Önce polise haber versek daha iyi olmaz mı?"

"Böyle bir durumda polise haber vermek riskli olabilir, önce Vural Amca'ya haber verelim. O da hastanededir zaten."

Gözyaşlarımı bastırmaya çalışarak cevap verdim.

"Tamam."

On dakika sonra tekrardan hastanedeydik. İçeriye girip Meyra'nın bulunduğu kata çıktığımda herkesin yüzünde karışık bir ifade vardı. Vural Bey yanıma geldi.

"İyi bir haberim var, Meyra iyi, uyandı."

O anki mutluluğum tarif edilemezdi, gözümün sönen feri geri gelmişti ama buna rağmen herkes o kadar mutlu görünmüyordu. Bunu o kadar kafama takmadım ve Meyra'nın nerede olduğunu sordum. Meyra'nın bulunduğu odaya girdiğimde gayet iyi görünüyordu. Bir süre onunla sohbet ettik sonraysa odaya genel cerrahi uzmanı olduğunu bildiğim biri girdi. Atlas ve Göktuğ bana yaklaştı, Göktuğ elimi tuttu.

"Zehra sana söylemem gereken bir şey daha var."

"Göktuğ yine ne oldu?"

"Sen ablamdan bir süredir haber alamıyorsun ya."

"Yoksa ablamla alakalı bir haber mi var?"

"Güzelim... Biz restorandayken ablan hastaneye getirilmiş. Trafik kazasıyla..."

Gözlerim karardı, gözyaşlarım boşaldı kalan gücümle uzmana döndüm.

"Hayati tehlike..."

Uzman doktor ekledi.

"Çok üzgünüm, yaşama ihtimali ℅25."

Hastaneyi inletecek derecede bağırmaya başladım.

"Hayır olamaz onu da kaybedemem."

Elimi boğazıma götürdüm, nefes almaktan zorlanıyordum. Göktuğ bana sıkı sıkı sarılmış, beni sakinleştirmeye çalışıyordu.

"Hayır gerçek değil bu."

Nefes almakta iyice zorlanmaya başladım, yüzümün kıpkırmızı olduğunu hissediyordum ama umrumda değildi. Ben hala bağırıyordum ve inkar ediyordum.

"Kabus bu gerçek olamaz."

Dizlerimin bağı çözüldü ve yere düştüm, Göktuğ'da düşerken beni yakalamıştı, başım omzuna yaslıydı, yarı yatar pozisyondaydım. O da diz çökmüş oturuyordu. Nefesim komple kesildi, bilincim kapanmadan önce Meyra'nın ağlayarak ismimi haykırdığını, uzmanın hemşireyi çağırdığını, Atlas'ın da uzmandan aldığı komutlar doğrultusunda bir ilaç hazırladığını duydum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.