Okulun kantininde oturuyordum, Meyra, Atlas ve Göktuğ dersten önce kantine geleceklerdi. Meyra'ya Göktuğ'la bütün sorunları çözdüğümüzü ve barıştığımızı söylemiştim ama nasıl barıştığımızı bilmiyordu. Bende "Dördümüz buluşalım, orada nasıl barıştığımızı öğrenirsin." Demiştim, aslında on dakika önce gelmiş olmaları gerekiyordu ama gecikmişlerdi. Etrafıma bakınırken Göktuğ kaşıdan içeri girdi ve gelip yanıma oturdu. Kısa bir selamlaşmanın ardından konuşmaya başladık.
"Zehra, çok beklettim mi?"
"Hayır, bekletmedin."
"Bir şey mi oldu? Garip görünüyorsun?"
"Olmadı, sadece biraz garip hissediyorum. Uykumu alamadım galiba."
"Başka bir şeyin var mı?"
"Yok, sadece halsizim. Belki sınavlardan dolayı endişeli olduğum içindir."
"Merak etme, bütün dersleri vereceksin. Hem büte kalmak da dünyanın sonu değil."
Gülümsedim.
"Haklısın aslında, hem hiçbir derste büyük eksikliklerim yok."
O da gülümsedi ve uzanıp elimi tuttu ve dudaklarına götürdü. Beş dakika içinde Atlas'la Meyra geldi ama Meyra'nın yüz ifadesi çok garipti. Yüksek ihtimalle kavga etmişlerdi. Bir hışımla karşımıza oturdular. Bir süre bir şey demeden ne olduğunu anlamaya çalıştım. Meyra sessizliği bozdu.
"Zehra gel biz içecek bir şeyler alalım."
Ben daha cevap veremeden Meyra kalktı ve beni kolumdan tutup kasaya doğru sürüklemeye başladı. Yaklaştığımızda kolumu bıraktı.
"Meyra iyi misin? Kavga mı ettiniz?"
"Hayır ama Atlas kavga etmek için çabalıyor bildiğin. Sabrım tükenmek üzere, neyse sen bırak şimdi Atlas'ı falan. Siz nasıl barıştınız o kadar olaydan sonra?"
Meyra'ya olan her şeyi özet geçtim.
"Gerçekten mi? Bu adam baba mı başka bir şey mi belli değil."
Bir şey demeden kafamı salladım, gidip dört tane limonata aldıktan sonra tekrardan masaya döndük.
Atlas ve Meyra'nın yüzü hala asıktı. Atlas soğuk bir ifadeyle Meyra'ya döndü:
"Meyra bu limonata mangolu mu greyfurtlu mu?"
"Limonata bu Atlas, limonlu yani."
"Bazıları, sadece limonlu olmuyor Meyra."
"Ama bu sadece limonlu Atlas."
İp gibi gerilmiştim, olay daha fazla büyümeden araya girdim.
"Tamam, sakin. Limonlu mangolu fark etmez, bu kadar gerilmeye gerek yok."
"Kim geriliyor acaba." Diye mırıldandı Atlas imalı bir sesle.
"Sen." Diye cevap verdi Meyra.
"Ben gerginlik yaratmıyorum Meyra, gereksiz sinirlenen sensin."
"Ben mi gereksiz sinirleniyorum? Sen kaç gündür bana nasıl davrandığının farkında değilsin galiba."
"Stresliyim Meyra."
"O zaman git terapi falan başla, ben senin stres topun muyum?"
"Tıp zor bir şey."
"Bende kolay bir şey demiyorum ama herkes üniversite okuyor. Ben gelip de okulla alakalı her şeyin hıncını senden çıkarmıyorum. Bir de senin ani
parlamalarınla uğraşmak zor Atlas."
"Uğraşma o zaman Meyra, ayrılalım."
Son sözden sonra ağzım açık kaldı, sadece Meyra'ya odaklandım ve ruh halini anlamaya çalıştım. Konuşmak için ağzını açtı ama konuşamadan geri kapattı. Hızlı bir şekilde ayağa kalktı ve Atlas'ın ona aldığı kolyeyi çıkarıp masanın üzerine bıraktı. Çantasını aldı, koşar adımlarla kapıya yöneldi. Bende çantamı aldım ve Meyra'nın peşinden koşmaya başladım.
"Meyra Dur! Beni de bekle."
Ona yetiştim ve hemen koluna girdim, ağlamamak için kendini zor tutuyordu.
"İnanamıyorum ya! Önce durduk yere bana kötü davranmaya başladı üzerine bir de ayrılalım diyor."
"Yani, sinirle demiştir diyeceğim ama pek bir etkisi olmaz diye düşünüyorum."
"Evet, olmaz. Gerçekten böyle bir isteği olmasaydı sinirliyken bile söylemezdi."
Bir şey demeden sadece sırtıını sıvazladım. Üzgün bir şekilde bana döndü:
"Zehra ben bugün derse girmeyeceğim, sahile gidip kafa dağıtmak istiyorum."
"Tamam bende seninle geleceğim."
"Gerek yok sen geri kalma."
"Bu hoca hep kitaptan işliyor zaten, ben de daha önceden işleyeceğimiz konuya çalışmıştım zaten. Hem seninle gelmezsem aklım sende kalacağı için derse konsantre olamam."
"Tamam gidelim o zaman."
"Oradan da bir komedi filmine gideriz."
Yüzünü ekşiterek cevap verdi.
"Zehra hiç havamda değilim."
"Merak etme Meyra'cığım ben seni yolda havaya sokarım."
Meyra buruk bir şekilde gülümsedi, onunla dersler hakkında konuşarak biraz mutlu olmasını sağlamaya çalıştım. Sahile yaklaştığımızda Meyra'nın telefonu çaldı.
"Kim arıyor?"
"Atlas."
Yatıştırıcı bir ses tonuyla:
"Açmak istiyor musun?"
Önce telefona sonra da yere baktı.
"Açıkçası istemiyorum."
"Tamam, açma o zaman."
"Merak eder mi acaba?"
Kıkırdadım.
"Aç o zaman."
"Ama ona kırgınım."
"Peki...Telefonu kapat mesaj at."
"O da fazla ağır mı olur?"
Düşük sesle gülmeye başladım.
"Sen ne yapmak istiyorsun peki?"
"Bilmiyorum."
"Çünkü seviyorsun."
"Aynen öyle ama açmayacağım azıcık korksun."
Telefonu çantasına geri attı, benim telefonumaysa Göktuğ'dan mesaj gelmişti.
-------------------------------------------------------------------------
Göktuğ: Zehra'm Meyra yanında mı?"
Meyra'ya baktım.
"Göktuğ seninle beraber olup olmadığımı soruyor."
"Atlas sormasını istemiş olabilir mi?"
"Olabilir, söylememi ister misin?"
"Aslında hayır ama sen bilirsin tabii."
Mesaj yerine girdim ve Göktuğ'a cevap verdim.
Ben:Hayır değil, neden sordun?
Göktuğ: Biliyorum senin yanında, ikiniz de derse girmemişsiniz.
Ben: Tamam, benim yanımda.
Göktuğ: Neden senin yanında olduğunu bilmemi istemiyorsun peki?
Ben: Çünkü Meyra'nın sakinleşmesi için en azından bir gün Atlas olmadan vakit geçirmesi lazım.
Göktuğ: Benim direkt Atlas'a söyleyeceğimi nereden çıkardın?
Ben: Meyra'nın yerini durduk yere merak etmezsin, belli ki Atlas istemiş. Sen sevgilimsin, Meyra da en yakın arkadaşım. İkinizi de kırmadan halletmeye çalışıyorum.
Göktuğ: Haklısın güzelim, o zaman kendine iyi bak. Seni seviyorum ❥.
Ben: Ben de𓆩♡𓆪.
-------------------------------------------------------------------------
Telefonumu cebime attıktan sonra Meyra'ya döndüm. Gerçekten çok üzgündü, daha yeni ayrılık yaşamış biri olarak onu çok iyi anlıyordum. Ona sıkıca sarılıp kulağına fısıldadım.
"Merak etme, her şey düzelecek."