İçeriğe geç

KURŞUN

Bölüm 29 · 4 dk okuma

KURŞUN

Bölüm 29

29.)Boşalan Duygular

Şu çiçeeği olmamın üzerinden bir hafta geçmişti. İyileşmiştim ve kendimi gayet iyi hissediyordum. Odama geçtim ve ders notlarıma bakmaya başladım. Yorulunca kendimi geriye attım ve gözüm Göktuğ'un aldığı gece lambasına kaydı. Ani bir kararla ayağa kalktım ve koşar adımlarla dolabımı karıştırmaya başladım. Kıyafetlerimin altında bir kutu buldum ve içini açıp boyutuna baktım, gayet yeterliydi. İçine önce gece lambasını koydum, sonra da ay figürünü yani Göktuğ'un hediye ettiği her şeyi bir kutuya kaldırıp ona geri verecektim.

En son lale saksısını da bir poşete koydum. Altıma siyah uzun İspanyol paça bir pantolon giydim, üzerime beyaz bir tişört onun üzerine de siyah bir ceket geçirdim ve botlarımı da giyip evden çıktım. Kafamı başka şeylerle meşgul etmeye karar verdim yoksa düşünerek kafayı yiyecektim. Göktuğ şu an yalnız yaşıyordu, Yaman Amca ve Neva Teyze hala buradaydı ama Göktuğ'a ayrı bir ev tutmuşlardı. Kapıya gelince derin bir nefes verdim, yavaşça kapıyı çaldım.

Göktuğ yüzünde bir gülümsemeyle kapıyı açtı. Bu sefer yüz ifadesi daha farklıydı ama bunun sebebini düşünecek halde değildim.

"Zehra, hoş geldin yanii- merhaba."

Elimdeki kutuyu Göktuğ'a uzattım.

"Sadece bunu getirmek için geldim."

Göktuğ anlamaz bir ifadeyle bana baktı.

"Bu ne?"

"Senin aldığın ve senle alakalı olan şeyler."

Göktuğ kutuyu aldı, içine baktı ve üzgün bir ifadeyle bana döndü.

"Zehra içeri geçer misin? Sana acilen bir şey anlatmam lazım."

O sırada gözüm Göktuğ'un sağ eline kaydı, nişan yüzüğü takılı değildi.

"Geçemem Göktuğ her ne anlatacaksan git sevgiline anlat." Dedim ve arkama döndüm, tam adım atacakken Göktuğ kolundan tuttu.

"Zehra, yolun açık olsun. Umarım mutlu olursun." Dedi ve tokalaşmak için elini uzattı.

"Teşekkür ederim." Dedim ve bende tokalaşmak için elini tuttum. Gülümsedi ve ben daha ne olduğunu anlayamadan elimden tutup beni içeriye çekti ve kapıyı kapattı.

"Göktuğ ne yapıyorsun?"

Kapıya yöneldim ama önüme geçti.

"Zehra bu sefer her şeyi sana bütün gerçekliğiyle anlatacağım, istersen dinledikten sonra gidebilirsin."

İstersem onu bir tekmeyle yere serebilirdim ama içimde bir şey ona zarar vermemi engelliyordu. Bu da duygularımın içimde büyümesine sebep oluyordu. Ağlamak üzereydim ama kendimi tutmaya çalışıyordum. Titrek bir sesle bağırmaya başladım.

"Göktuğ sadist misin sen? Karşındaki kişiye acı çektirmekten zevk mi alıyorsun? Ne istiyorsun hala benden? Bıktım artık, gerçekten bıktım." Artık ağlamaya başlamıştım. "Bana karşı bir şey hissetmiyor musun? Hissetme, başkasıyla mı evleneceksin? Evlen, ama beni rahat bırak. Her seferinde bir şeyleri düzelteyim derken daha çok batırıyorsun, her gece ağlayıp kendimi avutmaya çalışmaktan bıktım Göktuğ. Bütün bunlara rağmen hala seni sevdiğim için kendimden nefret etmekten de bıktım. Artık bırak peşimi bırak, al şu eşyaları ve çık hayatımdan."

Göktuğ üzgün, pişman ve rahatlatıcı bir ses tonuyla söze girdi. O da ağlamak üzereydi.

"Zehra, her şey aslında çok farklı, lütfen anlatmama izin ver." Dedi ve üzerime doğru yürümeye başladı.

"Yaklaşma!" Diye bağırdım sinirle ama beni dinlemedi ve yanıma gelip bana sıkıca sarıldı. Ağlamaklı bir sesle cevap verdi.

"Zehra yemin ederim o nişan benim isteğim dışında olmuş bir şeydi."

Ne düşünmem gerektiğini bilmiyordum, içimde bir umut ışığı yanmıştı, belki bu kadar olaya rağmen her şey düzelebilirdi ama kendimi konuşmaya hazır hissetmiyordum.

"Göktuğ şu an bir şey dinleyecek durumda değilim sonra konuşsak olmaz mı?"

"Zehra ben de kafayı yemek üzereyim, hasta oluyorsun pamuklara sarasım geliyor ama yanına yaklaşamıyorum. Seni deli gibi seviyorum ama söyleyemiyorum. Bugün bu meseleyi hallolacak."

Kendimi yavaşça geri çektim, ağlayarak cevap verdim.

"Tamam ama lütfen beni kısa süreliğine yalnız bırak."

Göktuğ bir eliyle elimi tuttu diğer elini de yüzüme götürdü.

"Olmaz Zehra, tek başına ağlama, göz yaşlarını benden saklamanı istemiyorum. Madem ağlamana ben sebep oldum, göz yaşlarını da ben sileceğim. Lütfen açtığım yaraları sarmama izin ver güzelim." Dedi ve bana daha sıkı bir şekilde sarıldı.

Son sözünden sonra bastırdığım duygularım gün yüzüne çıktı ve sanki küçük bir çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Göktuğ bir şey demeden sadece saçlarımı okşuyordu. Ağlamam kesilince yavaşça doğruldum. Göktuğ sevgi dolu bir şekilde bana bakıyordu.

"Daha iyi misin?"

Bir şey demeden sadece başımı salladım. Sanki şarzı bitmiş robot süpürge gibi boş boş durduğum için Göktuğ elimden tuttu "Gel elini ve yüzünü yıka." Dedi ve beni banyoya götürdü. Elimi yüzümü yıkadım ve musluğun yanındaki havluya yüzümü sildim. Göktuğ alnımın kenarına yumuşak bir öpücük kondurdu. Salona geçip koltuğa oturduk. Kendimi daha iyi hissediyordum. Göktuğ bana baktı ve anlatmaya başladı.

"Sen kaçırıldıktan sonra eve geldiğinde babam benimle tek başıma konuşmak istediğini söylemişti hatırlıyor musun?"

"Evet."

"Babam bana Karayel'in adamlarının peşinizi bırakmayacağını ama eğer senden ayrılırsam sizi koruyacağını söyledi."

"Peki şu nişan işi nereden çıktı?"

"Aslında o sadece ayrılığı daha gerçekçi hale getirmek içindi. Birkaç ay nişanlı kalıp sonra nişanı bozduk diyecektik. Yani evlilik gibi bir şey söz konusu bile değildi, yurt dışına çıkmadan önce o sarılışımın son olacağını düşünüyordum. Ama yapamadım Zehra'm, olmadı."

Cümlesini bitirdiğinde yeşil gözleri dolmuştu. Sağ gözünden bir damla yaş aktı. Onu o şekilde görünce benim de gözlerim doldu. İki elimde Göktuğ'un yüzünü sardım, gözyaşının aktığı yere bir öpücük kondurdum, sonraysa ona sıkı sıkı sarıldım. Yaklaşık beş dakika o şekilde sarıldık. Ayrılınca saate baktım.

"Göktuğ benim artık eve gitmem lazım."

"Tamam, ben seni geçireyim."

Ayağa kalktık, kapıya geldiğimizde yanağımdan öptü ve ona verdiğim kutuyu bana geri verdi.

"İçimdeki her şey sende kalacak αყ ყϋȥʅϋ ƙıȥ.

Gülümsedim ve elindeki kutuyu aldım, vedalaştıktan sonra içime dolan huzur ve mutlulukla eve doğru yol aldım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.