İkisine de anlamaz gözlerle izliyordum, normalde bu kadar umursamayabilirdim ama Göktuğ'un yüzü hiç bunu yalanlar gibi durmuyordu. Meyra'da yanınımıza gelmişti ve o da ne olup bittiğini anlamamıştı. Parmağındaki nişan yüzüğüne baktığım sırada arkadan Yaman Amca arkadan çıktı. Bana bakarak gülümsedi:
"Evet Zehra, nişanlısı."
Göktuğ hala cevap vermeyince arkama döndüm ve hızlı adımlarla yürümeye başladım. Göktuğ'un bu sefer konuşası gelmiş olacak ki arkamdan seslendi:
"Zehra!"
Ardından da Meyra bağırdı.
"Göktuğ eğer bir adım daha atarsan o kaşını dağıtırım, Zehra bekle! Ben de geliyorum."
Ve Meyra'da koşar adımlarla yanıma geldi.
"Zehra, sakin ol, bak bir yere gidelim. Bu şekilde eve gidersen kafayı yersin. Tamam mı? Hadi!"
Beni kolumdan tuttu ve arabaya doğru götürmeye başladı ve hızlıca arabaya binmemi sağladı ve yanıma oturdu. Vural Bey bir gariplik olduğunu anlamıştı.
"Kızlar ne oldu, garip görünüyorsunuz?"
Cevap verebilecek durumda olmadığım için Meyra cevap verdi.
"Amca bizi okulun karşısındaki kafeye bırakır mısın?"
"Bırakırım da size ne oldu böyle beş dakikada?"
"Boş ver zaten bir kaç gün sonra öğrenirsin."
"Tamam, öyle olsun."
On beş dakika içerisinde kafenin önündeydik. İndik ve rasgele bir masaya oturduk. İki sütlü kahve söyledikten bir süre sonra Meyra sohbet konusu açmaya çalıştı ama ben ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Meyra bunu farkedince üzgün bir şekilde:
"Zehra istersen ikimizden birinin evine geçelim. İyi değilsin."
"İyiyim."
"Kendini ağlamamak için zor tutuyorsun, iyi değilsin. Gel bizim eve gidelim."
"Yok Meyra, ablam iki saat sonra işten gelir benim direkt bizim eve gitmem lazım."
"O zaman ben de geliyorum."
"Meyra peşimden seni de sürüklemeyeyim."
"Saçmalama, seni bu halde yalnız bırakamam. En azından Esma Abla gelene kadar yanında kalacağım."
Gözlerim dolu bir şekilde gülümsedim, Meyra sarılıp:
"Her şey için çok teşekkür ederim."
Meyra bir şey demedi, sadece sarılıp saçlarımı okşadı.
"Hadi Zehra, gel sana acilen bir depresyon köşesi oluşturup moralini yükseltmemiz lazım."
Buruk bir şekilde gülümsedim. Oradan metroya binip eve geçtik. Eve girer girmez kendimi salondaki koltuğa attım. Önce gözümden birkaç damla yaş aktı. Meyra yanıma elinde çikolatalı iki içecekle geldi. Meyra'nın deyimiyle "Depresyon İçeceği" Bir yandan da moralimi yükseltmeye çalışıyordu. İçeceklerden birini aldım ve içmeye başladım. Şaka gibi!? Bir yandan ağliyorum, bir yandan da içecek içiyorum. Yarısını beş dakikada tükettim.
"İnanamıyorum, daha birkaç gün önce beni sevdiğini söylüyordu. Şimdi nişanlısıyla geldi, ya ne ara tanıştı da nişanlandı."
"Bunun bir tek açıklaması var."
"Evet, bu şahıs beni aldatmış."
"Ne! Yani, Zehra o nereden çıktı?"
"Altı günde başka biri ile tanışıp, aşık olup, evlenme teklifi edip, nişan takamayacağına göre..."
"Zehra ben onu demek istemedim, belki zorla nişanlanmıştır."
"Zorla nişanlansaydı bir şekilde haber verirdi."
Meyra bu sefer cevap veremedi, bense ağlamaya devam ediyordum. Meyra sorar bir ifadeyle bana döndü:
"Sen yarın okula geliyor musun?"
"Tabii ki de. Aşağılık biri için eğitimimi erteleyemem."
"Haklısın, hem derslerde kafan dağılır."
Meyra'nın telefonu çalmaya başladı, açtı ve kulağına götürdü. Kapattıktan sonra Meyra'ya döndüm.
"Kim aradı?"
"Annem, eve gel diyor."
"Haklı Meyra, sen artık evine git."
"Zehra yalnız kalmak istediğine emin misin?"
Gülümsedim.
"İyiyim merak etme, yarın görüşürüz."
"Peki ama bir şey olursa beni ara veya mesaj at tamam mı?"
"Tamam, geldiğin için çok teşekkür ederim, kendimi daha iyi hissediyorum."
"Ne demek, benimde başıma böyle bir şey gelseydi sen de aynı şeyi yapardım."
İkimizde gülümsedik ve sarıldık, Meyra'yı yolcu ettikten sonra salona geçtim ama beş dakika sonra kapı çaldı. Kalktım ve deliğe baktım. Göktuğ'u görünce donakaldım. Gözlerimdeki yaşları sildim ve ciddi bir tavırla kapıyı açtım.
"Ne istiyorsun Göktuğ?"
"Zehra seninle konuşmamız lazım."
"Neden? Konuşacağımız bir şey kaldı mı sence?"
"Senden özür dilemek istiyorum."
Düşük bir kahkaha attım.
"Ne güzel ya! Karşındakinin duygularını hiçe say, sonra da özür dilemek istiyorum. O işler öyle olmuyor Göktuğ. Daha fazla böyle bahaneler uyduracaksan ben kapıyı kapatıyorum, sen de artık kapıya doğru konuşursun.
Tam kapıyı kapatacakken Göktuğ eliyle kapıyı tuttu.
"Zehra lütfen."
"Geç içeri, ne kadar saçmalayabilirsin merak ediyorum."
Göktuğ içeri geçti, beraber salona geçtik ve ona döndüm.
"Hadi Göktuğ, sana ayıracak on dakikam bile yok. Ne anlatacaksan çabuk ol."
"Zehra, benim için hala çok kıymetli olduğunu biliyorsun değil mi?"
"Hıhı."
"Zehra, biliyorum çok ani oldu."
Garip bir şekilde gülümsedim.
"Zehra beni dinliyor musun?"
"Göktuğ daha altı gün önce beni sevdiğini söylerken bugün yanında nilanşınla geldin, ne dememi bekliyorsun?"
"Altı günde olan bir şey değil zaten Zehra. Daha öncede de vardı."
Gözlerim kocaman oldu. Evet bunu tahmin ediyordum ama içimde bir umut ışığı vardı. Belki yanılıyorumdur diyordum. Arkamı döndüm ve öfkeyle iki elimle yüzümü kapattım. Derin bir şekilde nefes alıp vermeye başladım. Öfkemi kontrol altına almaya çalışıyordum ama başarılı olabilecek gibi hissetmiyordum. Bir hışımla arkama döndüm. Düşük bir ses tonunda, gözlerim kapalı, nefes alıp vermeye çalışırken söze girdim.
"Göktuğ defol git buradan."
Ses tonumu biraz daha yükselttim ve sesim titremeye başladım.
"Defol git yoksa elimde kalacaksın."
Artık bağırmaya başladım, aynı zamanda da gözlerimden birkaç damla yaş akmaya başladım.
"Hala ne bakıyororsun! Yok ol!"
Bağırmaya devam ediyor bir yandan Göktuğ'u kapıya doğru ittiriyordum. O gittikten sonra koşar adımlarla salona gittim ve sert bir şekilde koltuğa oturdum. Etrafa bakınırken üzerinde ay resmi olan kupamı gördüm ve kalkıp göz yaşlarım içimde onu yere atıp kırdım. Telefonumun çalmasıyla irkildim, Meyra arıyordu. Telefonumu açıp kulağıma götürdüm, titreyen sesimle cevap verdim:
"Alo."
"Zehra aklım sende kaldı, gitmeden önce iyi görünüyordun."
"Göktuğ geldi Meyra ve beni aldattığını kendi ağzıyla itiraf etti."
Meyra bir süre sessiz kaldı.
"Zehra gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum."
"Anlıyorum, Meyra benim biraz uyumaya ihtiyacım var, sonra konuşalım mı?"
"Olur, hoşça kal. Konuşmak istersen buradayım."
"Biliyorum, teşekkürler."