İçeriğe geç

KURŞUN

Bölüm 23 · 4 dk okuma

KURŞUN

Bölüm 23

23.)Biz Sevgiliyiz

(Zehra'nın Anlatımıyla)

Ne kadar zamandır burada olduğumu bilmiyordum ama artık diğerini de etkisiz hale getirmeliydim. Daha sonra önümde hiçbir engel kalmayacaktı ama ikisinin de bir yere ayrılmaya niyeti yoktu. Konuşmalarından Karayel'i bekledikleri belliydi. Birkaç gün içinde Karayel gelecekti ve benim o gelene kadar buradan kurtulmam gerekiyordu. En son tabancasını boşalttığım uzun boylu adam diğer kısa boylu adama döndü ve:

"Ben arka kısımları kontrol edeceğim, sen başından ayrılma."

Kısa boylu olan başını salladı ve bana dik dik baktı. Bense içimden "Sonunda!" Diyordum. Yaklaşık beş dakika sonra kısa boylu adam ile yalnız kaldım. Bir süre bekleyip adamın davranışlarını ve tabancasını nasıl alacağımı anlamaya çalıştım ve kafamda biraz da olsa bazı şeyleri oturttum. Yavaşça ayağa kalktım.

"Beni daha ne kadar burada tutmayı düşünüyorsunuz."

"Karayel Ağabeyin canı ne kadar isterse."

Önce tabancasının ceketinin içinde mi yoksa pantalonunun kenarında mı oluğunu anlamaya çalıştım. Dikkatli bakınca pantalonunun yan kenarında olduğunu gördüm. Bir şekilde arkasını dönmesini sağlamalıydım. Duvara dikkatli baktığımda siyah ve gri renklerin ağırlıkta olduğu bir tablo gördüm, gözümle o tabloyu işaret ederek:

"Bu tablonun Karayel'le bir ilgisi var mı?"

Arkasına döndü, tam cevap verecekken onun cebindeki tabancayı da aldım ve birkaç adım geri çekildim. Karşımdakinin gözleri kocaman oldu ve tehtitkar bir sesle:

"Etrafı kolaçan etmeye giden arkadaş her an geri gelebilir Zehra." Dedi.

Kendimi gülmemek için zor tuttum. O kadar korkak tiplerlerdi ki ceplerinde tabancaları olmasa kendilerini savunamazlardı. Tek tehtit edebilecekleri şeyse sadece başka bir tabancaydı.

O tabancayı da arkama sakladım ve karşımdaki adama çaktırmadan onun da içindeki mermileri çıkarıp cebime attım ve onu da adama geri uzattım. Bu adam da kontrol etmeden pantalonuna yerleştirdi.

Artık buradan kurtulabilirdim, sıra ikinci aşamadaydı. Kısa boylu adama döndüm:

"Benim lavaboya gitmem gerekiyor."

"Hiçbir yere gidemezsin."

"Neden? Tuvalette pencere var da kaçarım diye mı korkuyorsun?"

"Hayır, pencere falan yok, tamam ama iki dakika süren var."

"Peki."

Hızlıca lavaboya girdim, üzerimdeki pantolon cepli kargo pantolondu ve telefonum onun önündeki cepteydi. Evet, beni kaçırdıklarında çantamı almışlardı ama pantalonumun cebinde telefon olacağını düşünmemişlerdi. Hızlıca telefonumu çıkardım ve Göktuğ'a canlı konum gönderdim ve telefonu geri cebime aldım. Zaten sessizdeydi, dikkat çekmemek için hemen lavabodan çıktım ve huzursuz bir şekilde salona geçtim. Neden Göktuğ'a daha önce mesaj göndermediğimi merak edebilirsiniz. Eğer tabancaları etkisiz hale getirmeden önce mesaj atsaydım, O adamların Göktuğ'a, ablama veya bana zarar verebilirlerdi ama şimdi bize hiçbir şey yapamazlardı. Beklemeye başladım. Yirmi dakika sonra uzun boylu adam da geldi ve ikisi de dik dik bana bakmaya başladı. Kendi aralarında konuşurken kısa boylu adam benim onun tabancasını aldığımdan bahsetti uzun boylu olansa:

"Senden önce benimkini de aldı, acaba bunun yerine ablasını mı kaçırsaydık o daha insancıl bir şeye benziyordu."

Beni "Bu", ablamıysa "Bir şey" şeklinde ifade etmesi aşırı sinirlememe sebep olmuştu ama birazdan onları pişman edeceğim için çok umursamamaya karar verdim. Ayrıca ablamın benden daha naif bir kişiliğe sahip olduğu doğruydu ama o da belli başlı savunma yollarını biliyordu. Yani hangimizi kaçırırlarsa kaçırsınlar her türlü bütün planları patates olacaktı ve o an ki yüz ifadelerini dört gözle bekliyordum. Bir saat sonra iki adamı da bir korku kapladı, sonraysa kısa boylu adam bana dönüp:

"Sakın hareket etme." Dedi.

Dışarı baktım ve bir grup polis arabası gördüm, yanlarında birkaç tane normal siyah araba vardı. Hızlıca dönüp karşımdaki adama sert bir yumruk attım. O yere devrilir devrilmez uzun boylu adam geldi. Bir şey yapmasına izin vermeden ona da bir tekme attım, koşup ahşap kapıyı kırdım ve hemen dışarı çıktım. Polis arabalarının olduğu tarafa doğru koşmaya başladım. Tam arabaların olduğu tarafa gelmiştim ki önce kısa boylu adam sonraysa uzun boylu adam çıktı ve bize doğru tabancalarını doğrulttular. Sonraysa uzun boylu bana bakarak:

"Hemen buraya gelmessen hiç güzel şeyler olmayacak. " Dedi.

Bende gülerek:

"Beyler size kötü bir haberim var."

Alay eder bir tavırla kısa boylu adam cevap verdi:

"Neymiş Zehra Hanım?"

"Elinizdeki tabancaların ikisi de çalışmıyor." Dedim ve cebimdeki mermileri çıkarıp gösterdim. İkisinin de gözleri büyüdü ve doğru söyleyip söylemediğimi anlamak için havaya birkaç kez ateş etmeye çalıştılar ama boşa sıktıklarını görünce sinirlenip birbirlerine bağırmaya başladılar. Arkadan bir grup polis geldi ve ikisini de tutukladı. Daha sonra polis arabarından biri beni alıp beni eve bıraktı. Kapıyı çaldım, ablam kapıyı açtı ve beni görür görmez bana sarıldı. Sonraysa beraber içeri geçtik. Göktuğ beni görünce rahatlamış bir sesle ismimi söyledi ve hızlıca bana sarıldı, o an ki mutlulukla bende gülümseyip sarılmasına karşılık verdim. Ayrıldıktan sonra Yaman Amca ve Neva Teyze'yi gördüm ve şaşkınlıkla onlara baktım.

"N'oluyor burada?"

"Bence benim size bunu sormam gerekiyor, ne oluyor Göktuğ? Neden aranızda böyle bir samimiyet var?" Dedi Yaman Amca.

Göktuğ bir bana sonra da babasına baktı, uzanıp elimi tuttu.

"Biz sevgiliyiz baba."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.