(Zehra'nın Anlatımıyla)
Ağır ağır gözlerimi açtım, başımda keskin bir ağrı vardı ve kendimi sersem gibi hissediyordum. Elimi başıma götürmeye çalıştığımda ellerimin ve bacaklarımın bağlı olduğunu gördüm. Ağzım da bantlanmıştı, önce biraz hafızamı yokladım. Kovalamayı sonraysa bayılma anımı hatırladım ve tam anlamıyla her şeyi kafamda oturttum. Önce ağzımı sonra da ellerimi açmam gerekiyordu.
Dudaklarımı ıslattım ve banta üflemeye başladım. Bant gevşemesiyle daha kuvvetli üflemeye başladım. Bant tamamen açıldı. Ellerimi önden bağlayarak büyük bir hata yapmışlardı, dişlerimle ellerimin bağlandığı ipi de kopardıktan sonra ağzımdaki bantı tamamen çıkardım. Bacaklarımı da çözüp ayağa kalktım. Önce kendini gevşettim, parmak uçlarında bulunduğum odadan çıktım. Bağlı olduğum için kapıyı ki kitlemeye ihtiyaç duymamışlardı.
Salon gibi bir alana yaklaştım, köşeden biri çıktı ve bana tabancasını doğrulttu. Ellerimi omuz hizamda kaldırdım ve titrek bir sesle:
"Lütfen bana zarar vermeyin."
Tabii ki kendimi savunmayı biliyordum ve gayet cesur biriydim ama Bana zarar vermemeleri için korkak ve hiçbir şekilde kendi savunmayı bilmeyen biri gibiymişim gibi rol yapmalıydım. Onları buna inandırıp sonraysa hamlemi yapmalıydım. Başarılı da oldum, karşımdaki kişi tabancasını indirdi. Ciddi bir şekilde bana döndü:
"İyi, geç içeri. Sakın bir işler çevirme."
"Tamam."
Dediğini yaptım ve içerideki bir koltuğa oturdum. Adam karşıma geçti ve bana dik dik baktı.
"Zehra Kardelen Berkin, Hakan Berkin'in küçük kızı."
Boş boş baktım, bu kadar özgüvenli olmaları o kadar komikti ki. Yavaşça başımı salladım. Aynı Zamanda Sizin Gelecekteki Felaketiniz, diye içimden tekrarladım. Tam o sırada içeriden bir adam daha geldi, beni görünce gözleri kocaman açıldı. Sinirli bir şekilde yanındaki adama baktı.
"Neden çözdün?"
"Ben çözmedim, gerçekten kendi çözmüş. Nasıl becerdi bende anlamadım."
"İyi, o zaman bu şekilde oturmaya devam etsin. Zaten korkak bir kedi gibi görünüyor, bir şey yapamaz."
Dayanamayıp gülümsedim, hiçbir durumda rakibini küçümsememeleri gerektiğini bilmiyorlardı. Birazdan göreceklerdi kim kedi, kim aslan. Önce savunma araçlarını yok etmem gerekiyordu. Birinin tabancası vardı, diğerinin de olduğunu tahmin ediyordum ama hamlemi yapmak için ikisinden biri ile yalnız kalmam gerekiyordu. Bir süre beklemeye karar verdim. 10 dakika sonra adamlardan biri odadan çıktı , diğerinin yanına yaklaştım.
"Beni neden kaçırdınız acaba?"
"Bunu senin daha iyi bilmen lazım."
Tam ağzımı açacaktım ki:
Boşu boşuna bahane üretme, beni de sinirlendirme dedi ve ceketinin kenarındaki tabancasını gösterdi. Ani bir hareketle ceketindeki tabancayı çekip aldım ve ondan uzaklaştım. Gözleri kocaman açıldı:
"İçerideki arkadaşta bir tane daha var Zehra."Dedi
Tabancayı arkamda sakladım ve adama çaktırmadan hızlıca içindeki mermiyi çıkarıp cebime attım ve içi boş olan tabancayı adama uzattım.
Aldı ve kontrol etme ihtiyacı hissetmeden direkt ceketine yerleştirdi. Bende arkamı dönüp koltuğa yöneldim, anlık bir gülümsemeden sonra inandırıcı olması için somurtmaya başladım. Karşımdaki kişiyse bana sırıtarak bakıyordu, artık bana karşı kullanabileceği bir silahı olmadığını bilmiyordu.