İçeriğe geç

KURŞUN

Bölüm 14 · 5 dk okuma

KURŞUN

Bölüm 14

14.) Yaman Köksal'ın Oğlu

(İki Gün Sonra)

(Zehra'nın anlatımıyla.)

Her zaman ki gibi başlayan bir güne uyandım. Ne kadar da güzel(!) değil mi? Çalar saat bana kendince "Günaydın!" dedikten sonra elimi saate uzatarak kapattım.

Neden bu dönemde telefondan alarm kurmayı bırakıp yerine saatten alarm kurduğumu sorabilirsiniz.

Çünkü sabah o sinirle telefonu fırlatabilirim diye saatten kuruyorum. En azından saati fırlatırsam zararım az olur.

Bugün bir zarar çıkarmaya niyetim olmadığını anladıktan sonra yatağımdan yavaşça doğruldum. Ablamın vardiya sistemi çok karışık olduğu için ezberimde yoktu.

Evin içinde dolanır ablama seslenir, sesi gelmediğinde ise evde olmadığını anlardım. Bazen ise bir akşam önceden ablama yarın saat kaçta işe gideceğini sorardım.

Ama bugün bunu sabaha bırakmıştım. Ufak bir yoklamanın ardından ablamın evde olmadığını anladım.

Bu aslında iyi olmuştu çünkü akşam olacaklardan sonra konuşacak birine ihtiyacım vardı ve bu kişinin Göktuğ olamayacağı kesindi, o yüzden ablamın akşam burada olması gayet güzeldi. Neyse bugün ders olmadığı için boştum, ne yapabilirim?

Tabii ki ders! Ama unuttuğumuz bir şey var. Ben Zehra'yım o yüzden evde ders çalışmam çokta verimli olmaz. En iyisi dışarıda bir yerde ders çalışmak çünkü finallere çok az kaldı.

Hemen bir çanta hazırladım, üzerime beyaz bir tişört giydim, çantama ise hırkamı koydum, her an üşüyebilen biri olduğum için her türlü önlemi almıştım. Sırt çantamı sırtıma taktım. Omuz veya bel çantaları hoşuma gitmediği için bunu tercih etmiştim.

Kütüphane eve çok uzak değildi. Yürüyüşte bana iyi geldiği için yürümek istiyordum. Kulağıma kulaklığımı taktım, telefonu çantama attım. Tam çantamı geri takacakken telefonum çalmaya başladı. Ekrana bakındım

Göktuğ arıyor...

Telefona bakar bakmaz düşünmeye başladım, ama telefonu açmam gerekiyordu. Telefonu kulağıma götürdüm.

"Alo?"

"Zehra, dün de derse gelmedin, merak ettim iyi misin?"

Doğru dün derse gitmemiştim, sanırım bunu bilmiyordunuz.

"İyiyim."

"Peki neden derse gelmedin?"

"Kendimi iyi hissetmiyordum."

"Hasta mısın?"

"Hayır Göktuğ, iyiyim."

"Zehra, yanlış bir şey mi yaptım?"

Derin bir nefes verdim.

"Göktuğ sonra konuşalım mı?"

"Zehra sende bir şey var, bu akşam buluşalım mı?"

Düşündüm, içimden bir ses "Ertele!" diyordu ama artık zamanı gelmişti. Dünü kendime yeterince zehir etmiştim zaten. Hem dediğim gibi finaller de yakındı.

Ayrıca bu durumda Göktuğ'unda bir suçu yoktu.

Sanki suçlu oymuş gibi ona böyle davranmam da mantıksızdı.

"Tamam Göktuğ, buluşalım."

"Peki hoşça kal."

"Hoşça kal."

Telefonu yeniden çantama attım. Düşük sesle ofladım. Kütüphaneye daha çok vardı adımlarımı hızlandırdıkça hızlandırdım. İçimdeki duyguları bastırmaya çalışıyordum.

Kütüphaneye geldiğimde kendiliğinden durdum. Karşıdan karşıya geçtim ve kütüphaneye girdim. Merdivenleri çıkıp kendime boş yer buldum ve oturdum. Ders notlarımı önüme yığdım.

Onlar ile bakıştıktan sonra kişilik psikolojisi notlarımı buldum. Daha kendi duygularını anlayamayan benden , başkalarının davranışlarından duygularını anlamamı bekliyorlar.

Termosumu çıkarıp soğuk suyumdan bir yudum aldım. Havalar ısınınca bu termoslar bir suluğa dönüşüyordu. Notlarımın çeyreğini bitirmiştim ki arkamdan biri gelip yanıma oturdu.

"Bir arkadaş bütünlemeye kalmış da ne yapabilir?"

Kafamı çevirir çevirmez Meyra'yı gördüm. Gülerek:

"Hoş geldin Meyra Akyıldız, büte kalan arkadaşlar için birçok yöntemimiz var.

"Neymiş onlar?"

"Birincisi ders çalışmak , ikincisi daha çok çalışmak , üçüncüsü daha daha çok çalışmak."

"İmkansız tedavi yani."

"Sanırım, ama bu yaz staj yapmak istiyorsan bu yöntem diğer dersler için de geçerli Bayan Akyıldız."

"Teşekkür ederim Bayan Berkin."

İkimizde gülüp önümüze döndük. Meyra'nın önüne notları ittirip çalışması gerektiğini gözlerim ile belli ettim. Daha sonra ise kendi notlarıma geri döndüm. Meyra yarım saat sonra lavaboya gitmek için masadan kalktı on beş dakika sonra ise elinde iki limonata ile geldi, gülümseyip teşekkür ettim.

Limonatalardan birer yudum aldıktan sonra derse devam ettik. Bir andan da gözüm ile saaati yokluyordum. Buluşma saatine daha vardı. Bir buçuk saat daha burada durup buluşma yerine gidecektim.

Buradan oraya gitmek yarım saatti sonuçta buluşma saatine bir saat kala Meyra'ya dönüp:

"Meyra, benim yarım saat sonra kalkacağım. Bir yere yetişmem lazım."

"Tamamdır, bende yarım saat sonra kalkacağım zaten."

On beş dakika daha notlara bakındıktan sonra yavaş yavaş toparlanmaya başladık. Çantamı toplayıp sırtıma taktım.

Meyra ile sohbet ederek kütüphaneden çıktık. Bir süre beraber yürüdükten sonra ayrıldık ve tek başıma yürümeye başladım, bir yandan da ne konuşacağımı düşünüyordum. Buluşacağımız yere aşırı az kalmıştı, önüme bakmaya bile çekiniyordum. Eğer onu görürsem göz göze gelmeyeyim diye. Göz göze gelmeye bile çekiniyordum, içine düştüğüm kararsızlığın etkisi büyüktü tabii ki.

Yan tarafta bir büfe gözüme çarptı. Sanki birazdan kafeye gitmeyecekmişim gibi buraya uğramam da ayrı komikti zaten. Oradan bir su aldım ve önümdeki banka oturdum.Nereye kadar uzatacağımı da bilmiyordum açıkçası.

Buluşma saatine çok az kalmıştı ve artık gitmem gerekiyordu. Suyumu çantama attığım sırada hala yere bakıyordum.

Ayağa kalktım ve yürümeye başladım. Mekana girdim ve etrafa bakınmaya başladım. Göktuğ'u gördüm ve masaya doğru yöneldim.

Masanın tam yanına geldiğinde Göktuğ beni gördüm ve ayağa kalktı. Neşeli bir ses ile:

"Zehra."

Bana sarılmak için hamle yaptı ama kendimi geri çektim. Bu olanlarda onun suçu yoktu ama içinde bir his vardı ve bu his ona mesafeli davranmama sebep oluyordu. Göktuğ'un üzgün bakışlarını görünce bir şey söylemesine izin vermeden söze girdim.

"O zaman oturalım mı?"

Üzgün bir şekilde:

"Oturalım."

Sandalyeleri çekip oturduk. Göktuğ uzanıp elimi tuttu ve telefonda sorduğu soruyu tekrarladı.

"Zehra yanlış bir şey mı yaptım? Farkında olmadan seni kıracak bir şey yaptıysam özür dilerim."

Ağzımı araladım tam konuşacakken garson geldi ve bir şey içip içmeyeceğimizi sordu. İçecek bir şeyler söyledikten sonra cesaretimi topladım. Göktuğ'a dönüp:

"Göktuğ."

"Efendim?"

"Biz birbirimize hiç soyadımızı söylemedik değil mi?"

"Evet."

"O yüzden soyadını falan bilmiyorum mesela."

Göktuğ biraz endişelenmişti.

"Nereden çıktı bu şimdi?"

"Mesela senin soyadın Köksal değil mi?

"Zehra anlamıyorum."

"Hatta sen Yaman Köksal'ın oğlusun değil mi?"

Göktuğ artık korkmaya başlamıştı ve bu gayet belliydi.

"Yani Zehra kimden bahsettiğini bilmiyorum ama kimden bahsediyorsan tesadüf olamaz mı?"

Ciddi bir tavırla:

"Soyadınızın aynı olması tesadüf, isminiz aynı olması tesadüf..."

Sonra ise telefonumdan bir fotoğraf gösterip:

"Hadi onların hepsi tesadüf bu fotoğrafta mı tesadüf Göktuğ? Bu fotoğrafdaki çocuklar biziz, o yüzden boşuna uğraşma."

Sonra ise telefonumu bıraktım.

"Ben 𝙕𝙚𝙝𝙧𝙖 𝙆𝙖𝙧𝙙𝙚𝙡𝙚𝙣 𝘽𝙚𝙧𝙠𝙞𝙣, Hakan Berkin'in kızıyım."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.