(Şimdiki Zaman)
(Göktuğ'un ziyarete geldiği gün)
Göktuğ'u uğurlayıp içeri geçtim. Ablam lavabodan çıktı ve yanıma geldi. Göktuğ'un gittiğini söyledim ama ablam garip görünüyordu.
"Abla iyi misin?"
"İyiyim, neden?"
"Garip görünüyorsun."
"Biraz halsizim o yüzdendir."
"Tamam o zaman, sen içeride uzan istersen. Ben ortalığı toplarım."
"Hayır diyemeceğim galiba, teşekkürler. Ben içeriye geçiyorum."
Gülümsedim, ablam içeri geçti ve ortalığı toplamaya başladım. Koltukların örtülerini düzeltirken gözüme bir şey çarptı .Elime alıp baktığımda Göktuğ'un öğrenci kartı olduğunu gördüm sonra veririm diye düşünerek cebime koydum ve toplamaya devam ettim.
İşi bitirdiğimde oturdum. Cebimden Göktuğ'un öğrenci kartı düştü. Elime alıp baktım. Tam geri cebime atacakken isim kısmı gözüme battı.
Göktuğ Köksal
Soyadı biraz aklımı kurcalıyordu, sanki bir yerden tanıdık geliyor gibiydi. Kısa süreli bir düşünmenin ardından korku ve heyecan ile karışık bir duyguyla yerimden sıçradım.
Annem ile babamın hayatta olduğu yıllar zaman makinası gibi aklımda dolaşmaya başladı. Aklımda dolaşanlar arasında orası da vardı.
KÖKSAL HOLDİNG
Yaman Köksal ile ilgili çok bir şey bilmiyordum ama daha önceden ablamdan öğrendiklerime göre bir oğlu vardı ama başka bir çocuğu yoktu. Acaba çocuğu Göktuğ olabilir miydi?
Ablam bir saat sonra işe gidecekti evde tek kalacaktım. O sırada internetten araştırma yapabilirdim. Ablam gidene kadar odama geçip ders çalışmaya karar verdim. Biraz ders maratonunun ardından ablam bana seslendi:
"Zehra ben birazdan işe gideceğim, haberin olsun.
"Tamamdır abla."
Tekrardan önüme döndüm ama aklım birazdan öğreneceklerimdeydi. Ablam evden çıktıktan sonra bilgisayarımı açtım. Anne ile babamın vedası sosyal medyada büyük bir ses getirmişti. İnternette bir arama yaptım ve Yaman Köksal ile ilgili bilgilerin yazılı olduğu bir siteye girdim ama yazanların hepsi bildiğim şeylerdi. Bulmak istediğim hiçbir şey yazmıyordu.
Merak edip babamın ismini arattım. Evet, ben onların hakkında bir bilgi bulamamıştım ama bizim hakkımızda her şey yazılıydı. Hatta siteye son zamanda güncelleme getirilmişti ve benim psikoloji okuduğum da yazılmıştı. İyi ki okuduğum üniversiteyi bilmiyorlar. Bilseler onu da yazacaklar demek ki. Oflayarak siteyi kapattım, gidip tatlı yapmaya karar verdim çünkü neden olmasın? Bazen bunu bir terapi gibi görüyordum.
Mutfağa gidip yapılabilecek en kolay sufle tarifini açtım. Normalde on beş dakikada yapılacak bir tarifi ben bir saatte yapabileceğim için iş uzayacak tabii. Sufleleri hazırlayıp fırına attıktan sonra içeriye geçtim. Bilgisayarın başına oturdum ve düşünmeye başladım. Eğer araştırmadan bırakırsam içimde kalacaktı. Bir yandan da onlar yurt dışındaydı burada ne işi olabilir ki diye düşünüyordum.
Ama bir yandan da yaşının tutması içimi kurcalıyordu. Neva Teyze sarışındı Göktuğ'a benziyordu. Eğer hafızamı zorlarsam Göktuğ'un Yaman Amca'nın oğlu olup olmadığını anlayabilirdim. On dakika geçmişti. Evet, hatırladığım bir kaç kare vardı ama çok silik bir şekilde hatırlıyordum. Sadece ses ve hiç net olmayan görüntüler. Kafamı masanın üzerine koydum, böyle olmayacaktı.
En iyisi internetten biraz daha araştırma yapmaktı ama önce fırından çıkarmam gereken bir sufle vardı. Mutfağa gittim ve çıkartıp soğumaya bıraktım. Tekrardan bilgisayarımın başına geldim ve bir kaç siteye daha girdim. Aradığım şey bir fotoğraf bile değildi isimdi sadece. O ismi gördükten sonra fotoğraf işini kendi kaynaklarım ile halledebilirdim.
On dakika daha sitelerde gezindikten sonra aradığım şeyi buldum.
Göktuğ Köksal, Yaman Köksal'ın oğlu. Sevinecek miydim, üzülecek miydim?
Yaşının uyması, adının uyması, soyadının uyması gayet yeterli bir kanıttı ama hala inanmak istemiyordum. Gidip sufle yemek ve daha sonraysa devam etmek istiyordum. Sufle ile yaşadığım kısa bir terapi seyansının ardından araştırmaya yine devam ettim ama bu sefer internetten değil anılardan. Çünkü daha somut delillere ihtiyacım vardı, resimler gibi...
Ablamın yatak odasına gittim, dolabında sakladığı resimler vardı. Bir yandan vicdan azabı çekiyordum ama yapacak bir şey yoktu. Neler olduğunu anlamalıydım. Sandıkların içinden bir sürü fotoğraf çıktı: Ablam ile benim bebeklik fotoğraflarımız, çocukluk fotoğraflarımız, beni en çok duygulandıran ise anne ile babamın fotoğrafları hatta bir fotoğrafta babamın beni kucağına aldığı bir bebeklik fotoğrafım vardı.
Duygusal bir şekilde fotoğraflara bakmaya devam ettim. Önce annem sonra da ablam her şeyi saklamışlardı. Annemin doğum, hamilelik, bizim ultrason fotoğraflarımız, benim yeni doğduğumda ablamın kucağında bir fotoğrafım bile vardı.
Kutuyu karıştırırken gözüme tam aradığım gibi bir fotoğraf çarptı. Annem, ben, Yaman Amca'nın eşi Neva Teyze ve yanındaki... Yanındaki çocuk gerçekten Göktuğ'du. Göktuğ gerçekten babamın ortağının oğluydu, gerçekten Yaman Amca'nın oğluydu. Ve onu daha önceden de tanıyordum demek ki. Kanıtlarımın artması için benzer fotoğraflar aradım.
Bir tane daha fotoğraf çıktı. Ben, ablam ve Göktuğ üçümüzün olduğu bir fotoğraftı. Göktuğ ile benim boylarımız o kadar kısaydı ki. O ablamın dirseği ile aynı hizadaydı ben ise ondan birkaç santim kısaydım.
O iki fotoğrafı cebime attım ve ayağa kalktım. Fotoğrafları telefonuma kaydettim. Ne düşünmem gerektiğini bilmiyordum. Peki Göktuğ benim kim olduğumu biliyor mu? Sanmıyorum. Geçtim , koltuklardan birine oturdum. Elim bir an telefonuma gitti. Mesajlar bölümüne girdim ama çıktım. Arama bölümüne girdim ama çıktım. Göktuğ ile iletişime geçmeye çalıştım ama cesaret edemedim. O bana nasıl davranırdı. Ben ona nasıl davranırdım bilemiyorum.
Ablam ile ben küçüklüğümüzden beri Yaman Amca'ya karşı bir öfke duyardık. Bunun sebebi ise babamdan dolayı bize davranış şekliydi. Eskiden eşini ve çocuğunu alıp kaçmasını anlayabiliyordum. Ailesini korumak istediğini düşünüyordum ama yaşanan başka olaylarla birlikte düşüncem zamanla değişmişti.
Ben on iki ablam yirmi bir yaşındayken Neva Teyze'nin isteğiyle buluşmuştuk bize davranış şeklinden babamın suçunu bize yüklendiğini anlamıştık. Kendini korumak istiyordu ama bizim çocuk olduğumuzu ve bu olayın bizde büyük bir travmaya sebep olduğunu anlamıyordu. O gün Göktuğ'u getirmemelerinin sebebini gayet iyi anlamıştım.
Ablam on sekizyaşında yurttan ayrılması gerekti. Mecbur kalınca Yaman Amca'dan yardım istedi ama ona ulaşamadı. O sırada ablamın yaşadığı zorlukları gayet iyi hatırlıyorum. Bizim onu pek sevdiğimiz söylenemezdi ama onun da bizi çok sevdiğini düşünmüyorum ama ablamın ilişkiyi onaylayacağından eminim.
Ama gerçeği herkes öğrenince Yaman Köksal'ın bu ilişkiyi onaylayacağını düşünmüyordum. Emin olduğum tek bir şey vardı o da en yakın zamanda Göktuğ'u karşıma alıp konuşmam gerektiğiydi. Döndüm ve saate baktım saat ondu. O kadar karışık hissediyordum ki erkenden yatma isteği gelmişti. Kendimi yatağıma yüzüstü bıraktım.
Sabah alarmımın sesiyle uyandım. Unutmayayım diye o günkü ders saatlerime göre alarmlarımı o haftanın başında ayarlardım. Zorla yataktan doğruldum. Boş boş etrafa bakındım. Bugün derse gidebilecek gibi hissetmiyordum. Şu an kendimi Göktuğ ile karşılaşabilecek gibi hissetmiyordum. Kendimi geri yatağa bıraktım ve battaniyemi üzerime çektim.
Yaklaşık iki saat daha uyuduktan sonra uyandım ve telefonumu elime aldım. Yeni mesajım vardı: Ablamdan gelmişti mesajına tıkladım:
-------------------------------------------------------------------------
Ablam:Dün eve geldiğimde uyuyordun. Haber veremedim bugün iş yerinde fazladan mesaiye kalacağım, bir şey olursa ara :).i
Ben:Tamamdır abla, merak etme iyi işler :).
Telefonumu bıraktım ve kendimi tekrardan müziğe bıraktım. Ertesi gün ise Göktuğ ile buluştum. ve her şeyi öğrendim.
-------------------------------------------------------------------------