Gün batımı, sınıfın içini yumuşak bir turuncuya boyuyordu. Ders bitmişti ama Su ve Mert hâlâ sınıftaydı. Su bir bahaneyle çantasını karıştırıyor, Mert de cam kenarında bir eli cebinde, hafif dalgın duruyordu. Su, arkasını Mert’e dönüp konuşmaya başladı: “Yani… bazen senin sabrını zorladığımda gerçekten ne kadar dayanabileceğini merak ediyorum.” Mert, kaşlarını kaldırdı. “Bu bir uyarı mıydı yoksa açık bir meydan okuma mı?” Su yavaşça döndü. Omuzlarını hafifçe geriye attı, bir kaşını kaldırdı. “Sadece merak… Masum bir ilgi.” Yavaşça adım attı Mert’e doğru. Her adımda sesi biraz daha yumuşuyordu. “Mesela… sana çok yakın durduğumda ne yapıyorsun?” Mert’in bakışları sertleşti. Gözlerini Su’nun gözlerinden ayıramıyordu ama vücudu da tetikteydi. “Su… bu oyun değil artık.” Su göz kırptı. Tam önünde duruyordu şimdi. Aralarında neredeyse nefes mesafesi vardı. Bir parmağını hafifçe Mert’in göğsüne dayadı. “Ya yaparsam? Ya daha da yakınlaşırsam? Ne olur?” Mert bir adım geri çekilmek yerine olduğu yerde kaldı. “Bana güveniyorsan dur. Ama kaşınıyorsan…” Sesi bir anda derinleşti. “Sonucuna katlanırsın.” Su gözlerini kısıp hafifçe başını yana eğdi. “Belki de biraz… katlanmak istiyorumdur.” O an Mert’in vücudu neredeyse refleksle hareket etti. Hızla duvara bir adım atıp Su’yu arkasına aldı. Ellerini Su’nun iki yanında duvara dayamıştı. Göz göze geldiler. Aralarında boşluk kalmamıştı artık. Su’nun nefesi hafifçe sarsıldı ama yüz ifadesi değişmedi. Sadece bir içten utanç… ve inatçı bir bakış. Mert’in sesi neredeyse boğuk çıktı: “Beni delirtmek için bu kadar çabalamana gerek yoktu Su. Zaten çok yakındasın.” Su dudaklarını araladı ama konuşmadı. Mert’in nefesi onun yanaklarına çarpıyordu. Bir anlık duraklama… sonra Mert eğildi. Dudakları Su’nun boynuna yalnızca bir nefes kadar yaklaştı. “Bir adım daha atarsan… seni öperim. Ve bu sefer oyunla ilgisi olmaz.” Su başını hafifçe geriye yasladı. Gözleri hâlâ meydan okuyordu ama dudak kenarındaki belli belirsiz titreme, onu ele veriyordu. “O zaman… öp.” dedi kısık sesle. “Belki de oyunla ilgisi olmasa daha iyidir.” Mert durdu. Nefes aldı. Parmakları, duvardan Su’nun saçına doğru kaydı ama hâlâ onu öpmemişti. “Bunu istersen yaparım. Ama emin ol ki…” Sesi daha da alçaldı. “Devamı gelir.” Su, gözlerini kırpmadan baktı. Ve sonra sadece gülümsedi. “Belki de bu sefer, sonunu düşünmüyorum.” Mert’in yüzü yavaşça değişti. Bakışı karanlıklaştı, sesi sessizleşti. “Seninle baş edemeyeceğimi sandığın her an… beni kendine daha çok bağlıyorsun.” Ve işte o an, tam da zaman durmuş gibiyken, ikisi de aynı anda sustu. Ne adım attılar, ne geri çekildiler. Sadece kalpleri konuştu. Ve birbirine yaslandı.
Bölüm 17
Oynuyorsan Katlanırsın.
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.