"SENİ İSTEMEK, KENDİMİ YAKMAK GİBİ BİR ŞEY. AMA ŞİMDİ YANMAKTAN KORKMUYORUM."
Sokaktaki ayak sesleri uzaklaşırken, onun göğsüne yaslandım. Kalp atışları, kendi göğüs kafesimin içinde yankılanıyordu. O kadar hızlıydı ki, sanki dünya yok olmak üzereymiş gibi... Belki de gerçekten öyleydi.
Gözlerine baktığımda, o tanıdık bıkkınlığın ötesinde, beni içine çeken o dipsiz karanlığı gördüm. Herkesin 'uzak dur' dediği o uçurum tam da burasıydı. Ve ben, kendi irademle o boşluğa düşüyordum.
"Birbirimizi mahvedeceğiz," dedi sesi titreyerek. Ama geri çekilmiyordu. Aksine, beni kendine daha sıkı bastırdı. "Görüyor musun? Herkes bizi izliyor sanki. Herkes bizi yargılamak için sıraya girmiş."
"BIRAK İZLESİNLER. BIRAK YARGILASINLAR. ŞU AN BURADA, SADECE SEN VE BEN VARIZ. DÜNYANIN GERİ KALANI BİZİM İÇİN SADECE BİRER GÖLGE."
Bana doğru eğildiğinde, dudaklarının tenime değdiği o saniyede bütün hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Yalanlar, kurallar, ailemin o bitmek bilmeyen beklentileri... Hepsi, onun bir tek dokunuşuyla silinip gidiyordu. O benim ilk hatamdı ama aynı zamanda hayatımda yaptığım en gerçek, en tutkulu şeydi.
Telefonumun titremesi, o büyülü anı bir bıçak gibi kesti. Ekranda beliren isme baktığımda kanım çekildi. Babama aitti. "BUNU BİTİRMEMİZ GEREKİYOR, DEĞİL Mİ? YALAN SÖYLEMEKTEN, SAKLANMAKTAN YORULDUM."
"Hayır," dedi sertçe, çenemi kavrayıp gözlerimin içine bakarak. O an, o meşhur 'bad boy' tavrıyla tüm duvarlarımı yıktı. "Seni saklamayacağım. Seni herkesin içinde, tüm o kuralları çiğneyerek seveceğim. Ama önce, bu şehri dizlerinin üzerine çöktürmemiz gerekiyor."
İçimde bir yerde, korku ile karışık o devasa tutku birleşti. O an anladım ki, bu sadece bir aşk değildi. Bu, şehre karşı açtığımız bir savaştı.
Wattpad tarzı tam kıvamında: Telefon çalması, aile baskısı, "şehre karşı biz" mottosu ve o sert ama koruyucu tavır.