İçeriğe geç

Kupa Üçlüsü

Bölüm 6 · 8 dk okuma

Kupa Üçlüsü

Bölüm 6

Arayım Mı?

:*

Son ders zili çalar çalmaz pastaneye attığım her adımda zihnimdeki tilkiler de benimle birlikte yürümüş, yol boyunca Eren abinin ağzından nasıl laf alabileceğim üzerine mantıklı bir fikir ortaya atmaya çalışmışlardı ama her defasında sonuç hüsrandı.

Hayır, direkt gidip suratına karşı ‘İrem’le ne konuştunuz bilmiyorum ama ben en yakın arkadaşımın yengem olmasını istemiyorum.’ diyemezdim, saçmalamayın. Eren abi normalde beni pek ciddiye almazdı ama şimdi onun ne yapacağı çok da belli olmazdı. Nasrettin Hocanın çocuğu misali dediğimin tersini yapmaya başlarsa işte o zaman naneyi yerdim.

Kısa bir anlığına; ona, “İrem yengem olamaz,” dedikten sonra sırf inadından “Hayır olabilir, hatta olacak,” demesi zihnimde canlandı ve sinirden topuklarımı döve döve koşar adımlarla soluğu pastanede aldım. Kapının üzerindeki çıngırak ince bir ses çıkarttığında nefes nefese kalmıştım ama bunu olabildiğince saklayarak “Selam,” dedim elindeki boşların olduğu tepsiyi tezgaha bırakmakta olan Eren abiye.

“Selam,” dedi, bana çözemediğim kısa bir bakış atarken.

Tezgahın arkasına geçtiğim gibi sırt çantamı askılığın altına doğru fırlatıp uzun tabureye oturdum. Konuya öyle bir giriş yapmalıydım ki ben bir kelime söyleyince Eren abi on kelime söylemeliydi. Tek elim çenemde, başparmağımı ikide bir yanağıma vurarak düşünmeye başladım. Bakışlarım keyfi yerinde olan Eren abinin üzerinde takılı kalınca kaşlarımı çattım.

Müşteriye menü hakkında bilgi verdikten sonra tezgahın arkasına geçince konuya bodoslama daldım. “Hayırdır? Pek bi neşelisin bugün?”

Tek kolunu artistçe havaya kaldırdıktan sonra elini yavaşça saçlarına attı ve yine yavaşça geriye doğru taradı. Bu sırada yüzündeki gülümsemesi büyürken bakışları kısılmıştı.

“Neşeliyim tabi kızım,” dedi hala eliyle saçlarını tararken. “Hafta sonu sizin okuldan birilerinin doğum günü varmış onun için burayı kapattırdı. Yani bu Cumartesi iki üç saatte daha az müşteri ama günlük kazanç.”

“Oo süper,” dedim benim de keyfim yerine gelirken. “Kimin doğum günüymüş peki?”

“Orasını bilmiyorum ama bir tane kız geldi baya her şeyi planlamış süsleri falan bıraktı çok da pazarlık yapmadı yani sevdim baya.”

Hem her şeyi detaylıca düşünen hem de pazarlık yapmayan biri... Aklıma bir kişi geliyordu ama bin küsür kişinin olduğu okulumuzda alt sınıflardan da böyle biri de olabilirdi.

“İlk konuşmada herkese kendini sevdiren birini tanıyorum ama emin olamadım şimdi,” dedim keyifli yüz ifadesini incelerken. Bu neşesinin altında başka bir şey olup olmadığını anlamaya çalışıyordum. “Bana bak,” dedim sonra aniden ciddileşerek kabadayı gibi. “Başka bir şey yok değil mi?”

“Pardon?” diye sordu o da kabaca yabancı biriymişim gibi iğreti şekilde bakarken. “Ne bakacağım kızım sana devlet baksın.”

“Bakıyorum da kıvırma konusunda bazı dansözlere ders verecek seviyeye gelmişsin abicim. Şu performansını başkalarına mı göstersen acaba çünkü ben yemiyorum.”

Kıstığım gözlerimle gülümseyerek kurduğum sinir bozucu cümle üzerine bu sefer o “Bana bak,” dedi. “Ne biçim konuşuyorsun sen abinle?”

“Şey, sana devlet,” dedim ama büyüyen bakışlarıyla birlikte kaşları da havaya kalkınca “Şaka şaka,” dedim kıvırarak. “Takılıyorum abi sana, sen de hemen alınganlık yapıyorsun.”

“Sen şimdi bana kız gibisin, mi demek istiyorsun?” dedi ama bunu yaparken kızlara has bir şekilde tek elini kendine doğru çevirdiği için kahkahalarıma engel olmadım.

“Ya şaka yapmıştım ama,” dedim gülüşlerimin arasından.

“Sus Bade,” dedi beni yalandan azarlayarak. “Ben anladım anlayacağımı, çok kırdın beni.”

“Hala aynısını yapıyorsun ama,” dedim daha çok gülerek. Eren abi ve kırılmak kelimeleri en az siyah ve beyaz kelimeleri kadar zıt geliyordu kulağa. Genelde fazlasıyla vurdumduymaz bir insandı çünkü.

İrem’in tam tersine…

Aklıma onun gelmesiyle önce kendimi toparlayarak boğazımı temizledim daha sonra “Ay bugün okulda ne oldu biliyor musun?” diyerek anlatmaya başladım. Amacım; ben bir şeyler anlattıktan sonra onun da anlatma ihtiyacı hissetmesini sağlayıp ağzından laf almaktı.

Olayları anlattığım süre boyunca bazen şaşırdı bazen sinirlendi ve Taylan’ın yorumunu anlattığım zaman o da “Oha,” dedi. “Çok iyi fikir lan.”

Boş boş suratına baktım. “Ben bu dediğini aklımda tutayım da ilerde bir yengemiz olursa şahsına bir yamukluk yapılmaması açısından onu uyarayım,” dedim ama onun, asla Yunus gibi numaralara başvuracak biri olmadığını da biliyordum.

“Hıı,” dedi geçiştirir gibi. “Yengeyi bulursan uyarırsın.”

“Bir dakika ya,” dedi daha sonra ters ters bakarak. “Hem sen ne zaman bu kadar kaba bi kız oldun? Şahsına yamukluk yapılmaması açısından, mı? Oldu olacak sana yamuk yaparsam önce gel ifademi al akıllanmazsam da topuklarıma sıkarsın.”

Gözlerimi devirdim. “Haticeye değil, neticeye bakmak lazım abicim. Hala bi yenge adayımız bile yok ama şanslısın ki artık seni bununla sinir etmeme kararı aldım.” Karşı çıkıp çıkmayacağını merak ettiğimden bunu bilerek söylemiştim ama karşı çıkmadı.

“Vay,” dedi ağzını yaya yaya hayretle. “Bu kararı almanızdaki yengane sebebi öğrenebilir miyim?”

“Merhamet perilerinden ufak bir uyarı aldım diyelim. Yani vicdana geldim anlayacağın.”

“İyi,” dedi kafasını çevirerek kafasıyla onaylarken. “Sen ve vicdana gelmek? Pek inanasım gelmedi ama neyse. Umarım merhamet perileriniz zatı şahnenize daha sık uğrar o zaman.”

“Umarım,” dedim gözlerimi kısarak.

Daha sonra kısa bir an ikimiz de birbirimizi tartarcasına baktık. Her ne kadar asıl sorularımın cevabını bulamamış olsam da sanırım kendisinden şüphelendiğimi anlamıştı ama Eren abi zaten hep ben bir işler çeviriyormuşum gibi davranırdı.

“Ben lavaboya gidiyorum, bura sana emanet,” dedikten sonra içeri geçtiği sırada sıkıntılı bir nefes verdim.

Zaten kafamın arka planında bana şişko, diyen Melis’in depresyonunu taşıyordum bir de buna ek olarak yakın çevremin sosyal ilişkilerini takip etmek hiç de kolay olmuyordu.

Zilan’ın ortadan kaybolmaları yetmiyormuş gibi bugün bir de İrem bir anda ortadan kaybolmuştu. Merve’yle konuştuğum süre boyunca nerede ne yaptığını bilmiyordum ve Merve’yi Yunus ile konuşması konusunda ikna ettiğimi söylediğimde de kıskanıyor gibi gözükmemişti ama onun ne düşündüğünü de kestiremiyordum.

Sıkıntılı bakışlarım kasanın yanındaki parlak metal üzerinde takılı kaldığında zihnimdeki şeytanlar şimdiye kadar hiç doğru bulmadığım bir şeyi yapmamı fısıldılar ama bunu o kadar istekli söylediler ki başka hiçbir şeyi duyamaz oldum.

Hiç vakit kaybetmeden Eren abinin telefonunu kaptığım gibi ekran kilidini açtığımda kısa bir an nereye bakmam gerektiğini düşündüm.

WhatsApp… Biraz fazla özel olabilirdi. Onun dağ ayılarını kıskandıracak odunluğa sahip erkek arkadaşlarından oluşan gruplarındaki sohbeti okumak istediğimi hiç sanmıyordum.

Hem gecenin bir yarısı yan taraftan gelen, birbirlerine böğüre böğüre attıkları ses kayıtlarının içeriğini kulağımı duvara dayayarak da öğrenebilirdim.

Instagram… Takip ettiği hesapların bir kısmının manken bir kısmının futbol ve bir kısmının da saçma sapan mizah sayfalarından oluştuğunu hesaba katarsak buradan da bir şey çıkacağını zannetmiyordum.

Ne de olsa yakın zamanda İrem’in de Eren abinin de hikaye atmadıklarını biliyordum. Birbirlerine bu uygulama üzerinden yazmak için bir sebepleri yoktu.

Galeri… Bir erkeğin galerisi hayatınızda düşmek isteyeceğiniz en son yer olabilir a dostlar. En son ailelerimizle birlikte gittiğimiz piknikte çekindiğimiz fotoğraflara bakmak için bu uygulamaya girdiğimde gözüme çarpan birkaç fotoğrafın; benim hayal gücümün aslında koca bir hiç olduğunu hatırlattığını, anlatmama gerek yoktur diye tahmin ediyorum.

Sırf bir kızla fotoğrafı olup olmadığına bakmak için, utançtan kızarmamı sağlayacak bir takım kadın fotoğraflarına denk gelme riskini göze alamazdım.

Evet! SMS!

Hiç düşünmeden mesaj simgesinin üzerine tıkladığımda ilk önce bazı banka mesajları gözüme çarptı ama daha sonra en son mesaj kutucuğunun üzerinde arkadaşımın ismini görmemle bakışlarım orada takılı kaldı.

Birkaç saniyelik şokun ardından kodlanmış bir robot gibi İrem’in isminin üzerine tıkladığımda açılan pencerede iki mesaj vardı.

Eren abi, “Arayayım mı?” yazmıştı.

İrem de “Ok,” diye cevap vermişti.

Gördüklerimle kan beynime sıçrarken tüylerim diken diken oldu. Bu konuşmanın gerçekleştiğine inanmak istemiyordum. Şaka ya da hayal gibi geliyordu.

Normalde derste miyim teneffüste miyim, müsait miyim değil miyim beni zerre umursamadan arayan Eren abi, İrem’e “Arayayım mı?” yazmıştı. Mesaj’ın tarihine baktığımda bugün içinde olduğunu görmemle gözlerim fal taşı gibi açıldı.

“Ne araması ya niye aradın ki İrem’i?” diye söylenmekten kendimi alamadım.

Bunun doğru olup olmadığını anlamak için arama kaydına girdiğimde benim tuvalette Merve ile konuştuğum saatlerde İrem’in Eren abi ile telefonda konuştuğunu fark ettim. Demek bu yüzden ortadan kaybolmuştu.

Telefonun tuş kilidini kilitleyip geri yerine koyduktan sonra bu kızın bunu bize neden söylemediğine kafa patlatmaya başladım. Olaya geniş açıdan bakıldığında Eren abiyi kıskanıyor gibi gözüktüğümün farkındaydım ama şimdi konuya bir açıklık getirmek gerekirse bunun tam aksine onu kesinlikle kıskanmıyordum.

Hatta Eren abinin aklını başından alıp, onu hanımcı bir ev erkeğine çevirecek yenge adayı için varımı yoğumu ortaya koyardım ama bu kişi yakın arkadaşlarımdan biri olamazdı. Araları iyi olduğu zaman beni unuturlar, araları kötü olduğu zaman ikisinin ortasında kalırdım.

Fazla zeka başa bela, aşık olmak fena kaza; bunların birbirlerine karşı bir şeyler hissetmelerine engel olmalıydım. Üstelik romantik ilişkilerde İrem’in ne kadar çekilmez bir insan olduğunu da hesaba katarsak onların flörtleşmelerine şahit olacak kadar aptal biri değildim.

Eren abinin dediği en saçma cümleye hüngür hüngür ağlayan bir İrem ya da İrem’in yaptığı çocukça davranışa alınan bir Eren… düşüncesi bile yeterince dehşet vericiydi. Teşekkürler bu kadarı gayet yeterli.

Pastaneye girdiğimde askılığın altına fırlattığım çantamı kaptığım gibi dükkandan çıktım. Sesten ve gürültüden uzak bir yerde sakin kafa ile düşünmem lazımdı. Eğer şimdi, birbirleriyle samimi olmalarına engel olmazsam ilerde hiçbir şekilde bunun önüne geçemezdim.

Eren abiye “Migrenim tuttu eve geldim,” mesajı atar atmaz telefonu sessize aldım ve o akşam başka hiçbir sebeple telefonumu elime almadan odanın içinde bir sağa bir sola turlayarak düşündüm.

Sonuca vardığım maddeler ise şöyleydi:

  1. Eren abi muhtemelen İrem’den hoşlanıyordu ve anlaşıp anlaşamayacaklarını merak ediyordu.
  1. İrem, ya Eren abiye karşı olan hislerinden emin olmadığı için ya da bunu bizimle paylaştığında alacağı tepkiden çekindiği için onunla konuştuğunu bize söylemiyordu.

Bir anda fark ettiğim şey ile gözlerim sonuna kadar açıldı. Eğer Eren abi gündüz İrem’le konuştuysa Yunus’un çatıya çıktığını biliyordu ama ben anlatırken ilk defa duyuyormuş gibi davranmıştı? İyi de, bu benim işime gelirdi?

Yüzümde huzurlu bir tebessüm can bulduğunda saatlerdir ayakta dolandığım odamda kendimi sırt üstü yatağa bıraktım. Belki birbirlerine karşı oluşmaya başlayan hislerine engel olamazdım ama en azından onların bunu benden saklamaları yararıma olurdu çünkü benden, ikisi arasında tercih yapmamı bekleyemezlerdi.

İrem, üçümüzün planladığı buluşmalarda, benim sevgilimle ilgilenmem lazım, diyerek bizi ekip gidemezdi.

Eren abi, İrem neyi sever ya da neyi sevmez diye sorarak beni darlayamazdı.

Sonucusu ve en önemlisi kavga ettiklerinde onları barıştırmak zorunda kalmazdım. O devasa egolarını bir kenara bırakarak kendileri barışmak zorunda kalırlardı. Dolayısıyla sevgili olduklarında bunu herkesten saklamaları benim yararıma olurdu.

Geriye bir tek Zilan’ı çözmek kalıyordu ve yarın bu saatlerde onun hakkındaki bilinmezliği de açığa kavuşturacağıma emindim. Ne de olsa zihnimdeki tilkiler yarınki oluşacak kalabalıktan faydalanarak bütün sırların ortaya dökülmesine yardımcı olacaktı.

Bölüm sonu

1 yorum