>
Tembel arkadaşım İrem’in de ve çok sevgili kendimin de her sabah alarm çaldığında erteledikten sonra arkamızı dönüp tekrar uyuma alışkanlığımız olduğundan hafta içi her sabah bizi Zilan uyandırırdı. Çalan telefonumun sesiyle aramayı meşgule atıp diğer tarafa döndükten sonra tekrar çalınca arayanın ismine bakmayıp “Uyandım Zilan,” diyerek telefonu açtım.
“Yuh Bade,” dedi Eren abinin sesi. “Beni Zilan diye mi kaydettin?”
“Eren abi?” dedim mecburen yattığım yerden doğrularak.
“Günaydın kanki,” dedi sesini incelterek.
Kafam karışmış bir şekilde telefonu kulağımdan çekip arayana baktıktan sonra kaşlarım çatıldı. Zilan’ın sesini o kadar iyi taklit etmişti ki kısa bir an cidden o sanmıştım.
“Ya ne istiyorsun sabah sabah Allah aşkına?” diye çıkıştım. Zaten yıllardır abi dediğim kişinin eniştem olmasına şu kadar kalmıştı ama o hala çocuk gibi davranıyordu. “Çok büyük bir iletişim problemin var Bade,” dedi çok bilmiş bir ses tonuyla.
Kısa bir an ‘Hem beni arayacağına İrem’i arasana sen,’ demek istedim ama bu kendi ipimi çekmek olurdu. Sessizliğimin üzerine devam etti. “Sana günaydın, diyen birine günaydın, denir. Ne istiyorsun sabah sabah, diye sorulmaz ayıptır. Hem sen Alaaddin’in cini misin o nasıl soru öyle? Her dileğimi gerçekleştiremezsin ki.”
“Yuh Bade, dedin bana,” diye bir hatırlatma yaptım.
“Telefonu Zilan, diyerek açtın,” dedi o da benim hatamı hatırlatarak.
“Tamam sadede gel.”
“Dün migrenim tuttu diyerek kaçtın bugün öğleden sonra senin durman lazım dükkanda,” dedi keskin bir ses tonuyla.
“Tamam dururum bunun için mi aradın?” dedim şaşkınlıkla.
“Senin sağın solun belli olmuyor sabahtan söyleyeyim dedim sonra bir yamukluk yapma sakın,” dedi küçümser bir ses tonuyla.
“Off, tamam yapmam,” dedikten sonra telefonu yüzüne kapattım.
Hem cidden merak etmediğimden hem de istemediğim bir cevap duymaktan korktuğum için ne işin var, diye sormamıştım ama tahmin etmek zor değildi. Muhtemelen kendisi gibi olan kütük arkadaşlarıyla buluşacaktı. O benim konuşmamı kaba buluyor olabilirdi ama kendisi arkadaşlarıyla yan yana geldiğinde tam bir hayvan kaçakçısına dönüşüyordu. Hani şu Afrika’da Mamut soyunu tüketen cinsten…
Kızlar grubuna Eren odunu tarafından uyandırıldığımı mesaj attıktan sonra gardrobumun karşına geçtim. Bugün Cuma’ydı ve sınıflar arası futbol turnuvaları başladığından haftanın son günü serbest kıyafet giymemize izin veriliyordu. Bizi tüm okuldan ayıran yegane kıyafetimiz ise giydiğimiz mini eteklerdi. Herkes genelde kot tişört gelirken bu durumun bazılarına ne kadar abes kaçtığını tahmin edebilirsiniz kuzular ama bilirsiniz, güzelliğinizin ön plana çıkması için bazen dikkat çekmeniz gerekebilir.
Böyle zamanlarda her ne kadar bizi sevmeyenler okula böyle mi gelinir dese de sevenlerimizin kalbinde olduktan sonra sevmeyenlerimizin dilinde olmak çok da umurumuzda olan bir şey değildi.
Eteğimle uyumlu küçük pembe sırt çantama da kitaplarımı koyduktan sonra okul için hazırdım ama iş Eren abiye görünmeden sokaktan çıkmaktı. Her ne kadar kıyafetimi değiştirmem için üzerimde bir baskı kurmasa da iğreti bakışlarla “Senin şu giydiğini 2000 yıl önce homo sapiensler giyiyordu,” ya da “Papua Yeni Gine adası kombinin çok yakışmış,” şeklinde kurduğu imalı cümleleri duymak istemiyordum.
Kızlarla, her zamanki saatte -dersin başlamasına on dk kala– sınıfımızın olduğu koridora adım attığımızda dışardaki sıcak havaya tezat bir şekilde sınıflardaki açık camlardan esen rüzgar saçlarımızı geriye savurdu.
“Kızlar, yine çok şıksınız,” dedi Mervelerin sınıfından bir çocuk hepimizi sırayla baştan aşağı süzerken.
“Teşekkürler Murat, günaydın,” dedi İrem gereksiz bir neşeyle. Açık tenine zıt bir şekilde simsiyah olan kıvırcık saçları başını hafifçe yana eğdiğinden tatlı bir şekilde sallanmıştı. “Günaydın,” dedi Murat ama bu esnada gerimizde kaldığından gözlerimi devirirken ben de önüme düşen saçlarımı geriye savurdum. Ona göre bizim yaşlarımızdaki her kız güzeldi.
“Ooo Zilan,” dedi yan tarafımızdan başka bir kız yine hepimize bakarken.
“Günaydın Yeşim,” diye cıvıdı Zilan yanından geçerken kızın yanağından makas alarak. Sol tarafımızdaki sınıfların pencerelerinden koridora ulaşan sabah güneşi Zilan’ın renkli gözlerinden yansımış yeşil gözleri daha açık bir yeşil olarak parlamıştı. Arkadaşımın yaptığına kıkırdadığım sırada “Ooo günaydın Fındık, Fıstık,” dedi Taylan ama sonra kısa bir an durup bana baktı “Ve Badem,” dedi muzip bir ifadeyle.
Hem sınıfımızın önüne geldiğimizden hem de Taylan’ın dediğine kahkahalarla güldüğümüzden duraksadık. “Günaydın Taytay,” diye seslendim gülüşlerimizin arasından.
“Ne güzel olmuşsunuz böyle,” dedi bakışlarını kızların yüzünde gezdirdikten sonra bana bakarak.
“Teşekkürler Taylancım her zamanki halimiz,” diyerek şımarık bir tavırla sınıfa süzüldü İrem ama bu esnada dudaklarını büzdüğünden bu çocuksu tavrına kıkırdadım.
“Ve ne de güzel gülüyorsunuz öyle,” dedi Taylan tam sınıfa geçeceğim sırada bakışlarını yüzüme sabitleyerek.
“Off, tamam abartma Taylan,” dedim kahkahalarımın arasından sırama doğru ilerleyerek.
“Uuu Taylan,” dedi Zilan da beni takip ederken. “Sen anlıyorsun bu iltifat olayından. Hayret hala yok mu bunlara düşen birileri?”
“Oradan bakınca her önüne gelene iltifat eden birine mi benziyorum Zilan?” dedi Taylan biraz ciddi bir ses tonuyla.
“Ooo,” dedi Zilan fazlasıyla şaşkın bir şekilde. “Bak öyle diyorsan eğer benden ya da Bade’den hoşlanmaya başladığını düşüneceğim sonra?” dedi sorar bir ifadeyle. Taylan kısa bir an Zilan’ın yüzünü inceledi ama bu esnada yüzü düşünür bir ifade alırken bakışları kısılmıştı. Kısa bir an bakışları bana döndü ama sonra tekrar Zilan’a baktığı sırada konuşmaması için ona doğru bir adım attım.
“Hayır bence onun başka bir olayı var,” dedim içten içe onun bana karşı hisleri olmamasını umut ederken kahverengi gözlerinin içine bakarak. “Aaa evet,” dedi Zilan da Taylan’a doğru bir adım atarak. “Ne istiyorsun Taylan?”
Taylan bir adım geri atarak ellerini iki yana açtı. “Siz Kupa Üçlüsünü çok seviyorum kızlar biliyorsunuz değil mi?” dedikten sonra bana döndü. “Ama Badem, en çok da senin şu zekanı seviyorum bunu da biliyorsun değil mi?”
“Hayır bilmiyordum ama sayende öğrendim Taylan,” dedim gülümseyerek kollarımı birbirine bağlarken. “Şimdi ne istiyorsun bizden? Dökül.”
“Ya ama şimdi böyle de sorunca,” dedi Taylan sınıfta erkeklerin oturduğu arka tarafa bir bakış atarken.
“İnsan yemiyoruz Taylan, söyleyebilirsin,” dedi Zilan gülerek.
“Ama istediğimi yapmazsanız sonra çok kötü hissederim,” dedi Taylan yüz ifadelerimizi incelerken. Muhtemelen dediği şeyi yapıp yapmayacağımızı bakışlarımızdan anlamaya çalışıyordu.
“Zilan,” dedim Taylan’ın gözlerinin içine bakarken. “İstediğim bir şey, dedi Taylan arkadaşımız. Dolayısıyla bize vereceği bir şey değil bizden alacağı bir şey var. Bu durumda bizim bir kazancımız olmayacak. Sence daha fazla dinlemeye değer mi?”
Taylan’ın bakışları büyürken şaşkınlıkla Zilan’a baktı. “Öyle mi dersin Badecim?” dedi Zilan da Taylan’a bakarken.
“Çok ayıp ediyorsunuz ama,” dedi Taylan yalancıktan kınar gibi bir ifadeyle. “Ben sizden bir şey isteyeceksem eğer kendim için istemeyeceğim ki. 12/C şubesinin şanı ve şöhreti için her şey.”
*A few moments later.* (Birkaç teneffüs sonra)
Öğlen güneşinin altında sıcaktan yapış yapış olmuş bir halde karşı takım taraftarlarının sesini umursamadan bağırdım.
“Koş, Taylan koş!”
Okulumuzda düzenlenen sınıflar arası futbol turnuvalarında kazanan takım olmak bizim için ölüm kalım meselesiydi çünkü kazanan takım okullar arası düzenlenen turnuvaya katılmaya hak kazanacaktı. Takdir edersiniz ki her maçta olduğu gibi bu maçı da Kupa Üçlüsünün sınıfı kazanmalıydı. Eğer bu sene, okulumuzun ana girişinde dizili olan galibiyet kupalarına bir kupa daha eklenecekse bunu 12/C yapmalıydı.
Kupada mezun olduğumuz tarihin altında bizim sınıfımızın adının yazdığını düşününce yeniden topu kovalamakta olan Taylan’a “Hadi Taylan!” diye bağırdım. Sanki bağırmak onun daha hızlı koşmasını sağlayacakmış gibi.
Normalde futbolun f’sinden anlamaz, televizyonda falan denk geldiğimde yüzümü buruşturarak kanal değiştirirdim ama söz konusu namımız olduğunda işin rengi değişiyordu. Hava kaç dereceydi bilmiyordum ama sıcaktan çoktan kafama güneş geçtiğine yemin edebilirdim.
Muhtemelen akşam yorgunluktan baygın halde yatarken futbola dair tek bildiği kavramın frikik olan birinin -yani kendimin- bu aptallığına lanetler edecektim ki o da Eren abi faktörü sayesinde öğrendiğim bir terimdi ne kadar doğru öğrettiği tartışılır çünkü kendisinin de bu oyunla uzaktan yakından alakası yoktu.
Ama bu sınıfımızın takımını desteklememize kesinlikle engel değildi. Bunu çok rahat bir şekilde iki elimle havaya kaldırdığım “12/C” yazsının altında yazan “Taylan,” pankartından çok rahat bir şekilde anlayabilirdiniz.
Eğer ben, şu sıcağın altında bu aptal turuncu pankartı tutuyorsam, tek amacım bütün okula Kupa Üçlüsünün kendi sınıflarının takımını desteklediğini göstermekti. Tabi bunda Taylan’ın ikna kabiliyetini kullanarak kendi adının yazılı olduğu pankartı benim tutmam için duygu sömürüsü yapmasının da payı kocamandı.
Her ne kadar sınıftaki bazı erkekler yalnızca Taylan’ın adının yazılı olduğu pankartı tutmamı doğru bulmayıp yalnızca sınıfımızın adının yazılı olduğu pankartı tutmam için tartışma yaratsa da Taylan Aktan yine bir şekilde kendini üste çıkarmayı başarmıştı.
Biz kızlarla, yalnızca maçı izlerken kan ter içinde kalmıştık, sahada koşan sınıfımızın erkekleri ise… Şöyle en anlaşılırından bir örnek vermem gerekirse eğer hiç düşünmeden Feyyaz’ı gösterirdim.
Beyaz teni yüzünden yanakları domates gibi kıpkırmızı kesilmiş, fazla kilolarını saklamak istediğinden giydiği bol tişört üzerine yapışmıştı. Üstelik kalede olmasına rağmen…
Orta sahada oynayan diğer erkekler ise kelimenin tam anlamıyla faciaya dönmüşlerdi. Kimisi ilk bulduğu fırsatta birazını içtiği suyu kafasından aşağı döktüğünden kimisi de terlediğinden hepsinin saçları uzaktan ıslak bir şekilde parlıyordu.
Takımların birbirinden ayırt edilebilmesi için bizim sınıf takımının giydiği cart pembe forma yüzünden kafasından aşağı su dökenlerin forması koyu pembeye döndüğünden bu mesafeden bile oldukça rahat bir şekilde seçilebiliyordu. Ama bu sıcağa rağmen bizim takımdan ve karşı takımdan birkaç kişi dışında neredeyse hepsi, siyah ya da gri eşofman giymişti.
Ver her iki takım oyuncuları da her an yorgunluktan yere düşüp bayılacakmış gibi duruyordu ama böyle bir şey yaptıklarında kaynayan asfalt yüzünden hepsinin tek tek cız bız köfteye dönmesi yalnızca birkaç saniye sürerdi.
Maç yaptığımız H sınıfının erkekleri özel harekat timine seçilmiş gibi neredeyse aynı fiziksel özellikteyken bizim sınıfın erkekleri… Boyu bir yetmiş beş olan kilolu Feyyaz’dan tutun, boyu bir altmış tığ gibi olan Mesut’a kadar askerliğe yeni adım atmış erler gibi duruyorlardı.
Yaklaşık bir saattir dışarda ve güneşin altındaydık ama skor neydi biliyor musunuz?
1-1
Kıran kırana mücadele dedikleri bu olsa gerekti ama kırılan taraf olmadıktan sonra bu maçı kazanmak için her türlü cefayı çekmeye değerdi. “Pas ver Utku, pas ver,” diye bağırdı Taylan topu karşı takımın kalesine sürmekte olan Utku’ya.
Utku, Taylan’ı dinlemedi ve aradan çok geçmeden topu karşı takımın oyuncularından birine kaptırdı. Bunu gören Taylan sinirden renkten renge girerken “Senin yapacağın işi,” diye bağırdı ama küfürün devamını hocalar duymasın diye yalnızca ağzını oynatarak tamamladı.
Top bizim yarı sahaya geçtiğinde Mesut boyunun avantajını kullanarak topu rakip takımdan aldı ve onların kalesine doğru sürmeye başladı. Karşı takımdan birinin ayağı topa değdiği gibi Mesut daha fazla risk almamak için topu Taylan’a pas attı.
Mesut’tan aldığı topu hızla karşı takımın kalesine süren Taylan’a başka bir rakip oyuncu musallat olunca Taylan, topu bizim sınıftan Samet’e attı. Samet topu karşı takımın kalesine yaklaştırdıkça ilerlemesi zorlaştığından geri, biraz çaprazında kalan Taylan’a pas atmak zorunda kaldı.
Yakaladığı fırsattan istifade topu karşı takımın kalesine iyice yaklaştıran Taylan ona doğru gelen oyuncuyu şaşırtmak için hızlı bir hamleyle sol ayağı ile şut çekerek gol attı.
Biz çığlık çığlığa olduğumuz yerde zıplarken Taylan yumruk yaptığı elini ağzına götürerek öptükten sonra işaret parmağını açarak bizim olduğumuz tarafa yöneltti. Yani doğru anladıysam eğer attığı golü bize ithaf etti. Ya da sadece öpücük de atmış olabilirdi ama bunun üzerinde duramayacak kadar sevinmiştim.
Hep bir ağızdan Taylan’ın adını söyleyerek tezahürat yapmaya başladığımızda Taylan bizden tarafa dönüp iki elinin işaret ve orta parmağı ile kalp yaptı. Maçın geri kalanında hem herkesin kafasına güneş geçtiğinden hem de Taylan’ın sol ayağı ile attığı gol rakip takımın içine öküz gibi oturduğundan başka hiçbir gol atılamadı.
Yani 12/C sınıfı 2-1 olarak bu maçı aldı.
Sevincimi kızlarla paylaşmak için bakışlarımı üzerlerine çevirdiğimde İrem oldukça mutlu görünürken Zilan’ın zorla gülümsemesi dikkatimden kaçmamıştı. Bunun nedenini anlamak için kısa bir an yüzünü incelediğim sırada onun yanındaki Helin ile göz göze geldik.
Helin’in bakışlarına yapışan yardım çağrısı gibi olan ifadeyi anlamak için gözlerim birkaç saniye onun yüzünde takılı kaldı ama geri umursamadan önüme döndüm ve çok geçmeden bu bakışının sebebi ortaya çıktı.
“Bade,” diyerek arkamdan seslendi hep beraber sınıfa çıktığımız sırada. Onun sesini duyunca kızlara “Siz gidin, gelirim ben,” dedim Helin’in yanıma gelmesi için duraksayarak. Düşünceli bir ifade ile yanıma yaklaştığında sıkıntılı görünüyordu.
“Seninle bir şey konuşmam gerekiyor.”
***
Sizce Helin, Bade'ye ne söyleyecek? m>