>
Tok sesiyle, “Karbon daima dört bağ yapar,” diyen Kimya hocasının bakışları kısa bir an bütün sınıfı taradıktan sonra sözlerine devam etti.
“Asla üç ya da beş değil. Dört bağ yapar! Eğer karbonun etrafında üç element varsa kurduğu bağlardan biri pi, üçü sigma bağıdır. Yani yine dört bağ yapar. Bunu söylüyorum çünkü aranızda bazı ismini vermek istemediğim arkadaşlar son orbitalinde dört elektron olan elemente üç bağ yaptırmış. Bazıları da bununla yetinmemiş gitmiş bir yerlerinden element uydurmuş sonra da bu yaptığı doğru bir şeymiş gibi o elementi karbona sigma bağıyla bağlamış.”
Hocanın söylediklerine gülmemek için kendimi sıkarken sınav kağıdında bahsettiği basit hataları yapmamanın dayanılmaz hafifliği vardı omuzlarımda.
“Başka hangi bağ ile bağlayacaktık ki hocam?” dedi sınıfın boşboğazlarından olan Feyyaz. Şaşkın ifadesi yaptığı hatanın türünü bütün sınıfa haykırır nitelikteydi.
“O elementi uydurmasaydın o bağa da gerek kalmayacaktı, Feyyaz,” dedi Hoca karşımızda ayakta dikilirken hiç istifini bozmadan.
Arkamda oturan Zilan’a dönüp bakamıyordum ama yanımda oturan İrem’e döndüğümde tek eliyle alnını ovuşturduğunu gördüm.
Kısa bir an göz göze geldiğimizde o bakışların konuştuğuna yemin edebilirdim. Resmen ‘hocanın ismini vermek istemediği o arkadaşlardan biri de benim,’ diyordu.
Karbona üç bağ yaptırmasına mı gülsem yoksa bunu bu kadar belli ettiğine mi karar veremediğimden güldüğümün gözükmemesi için tek elimle ağzımı kapattım. Bize oldukça komik gelen bu durum Kimya hocamızın gözünde resmen aptallıktı ve buna güldüğümü fark ettiği zaman ‘bu sana komik mi geldi,’ diyerek oklarını bana çevirmesi işten bile değildi.
Daha sonrasında kendi kağıdımda yaptığım ve gözümden kaçan hataları tüm sınıfın önünde apaçık bir şekilde söylemesi ihtimalini düşünmek bile istemiyordum.
Aslında şimdi siz dün Eren abinin İrem ile oynadıkları oyunun ne kadar işe yaradığını merak ediyorsunuz kuzular. Bunu biliyorum çünkü işe yaramadığından düşünmek istemediğim şeylerden bir diğeri de buydu.
İrem yine bizi gece birlere kadar grupta yaşananlar üzerine kritik yapmaya zorladığı gibi üstüne üstlük bir de Eren abi ile aralarında ne konuştuklarını ısrarla sormamıza rağmen anlatmamıştı.
Benim nezdimde aralarında bir şey olmasının oluru yoktu ama ben yanlarında değilken de ne konuştuklarını öğrenmem gerekiyordu.
Belki İrem bizim sorularımızı geçiştirmiş olabilirdi ama Eren abinin imali laflarıma tepkisiz kalabileceğini sanmıyordum. En iyisi bu konuyu onunla konuşmaktı.
“Bir daha bu hataları istemiyorum arkadaşlar, anlaştık mı?” diyen hocayı duyulur duyulmaz bir sesle sınıfça onayladığımız sırada zil çaldı. Sınıftaki konuşmalardan dolayı uğultu artarken “Biz de başka hata yaparız o zaman hatamızın ne olduğunu da söylemiyor ki,” diyen Feyyaz’a görmese bile gözlerimi devirdim.
“Maddenin üç hali kimyacıların ise bin bir türlü hali var be Feyyaz,” dedi Taylan, hoca ile dalga geçerek.
Sınıfımızın kimine göre komik kimine göre sinir bozucu olan çocuğu Taylan… O hep böyleydi.
Bakışlarımla sınıftan çıkan hocaya takip ederken kapıda dün tanıştığımız yeni kızı görmemle gözlerim onun üzerinde oyalandı. İsmi Helin’di.
Meraklı bakışlarla sınıfa girdiğini gördüğümde sırtında çantasını fark edince yeni geldiğini fark ettim. Geç kalmıştı. Yanımdaki İrem hafifçe ayağımı dürttüğünde “Hmm,” dedim onaylarcasına. “Gördüm.”
Normalde, bir bakışta insanları tanırdım ama bu kızda çözemediğim bir sebepten dolayı nötr hissediyordum. Bende iyi ya da kötü en ufak bir duygu uyandırmamıştı ki İrem de böyle hissetmiş olsa gerek beni dürtme ihtiyacı duymuştu.
Kızın gözleri bizi bulduğunda hafifçe gülümseyerek yanımızdan geçeceği sırada sordum. “Neden geciktin?”
“Uyanamadım ya,” dedi gülerek. “Bir şey kaçırdım mı?”
“Yok, ne kadar cahil olduğumuz üzerine bir ağız dolusu laf kaçırdın sadece,” dedi İrem.
“Çok mu kötü notlar?” diye sordu ama bunu o kadar mimiksiz sormuştu ki kaşlarımı çatmamak için kendimi tutmak zorunda kaldım.
“Yok, bazı basit hatalara kızdı sadece,” dedim hala kızın yüzünü incelerken. “Notlar genelde elli üstü.”
“Hmm,” dedi düşünür bir ifadeyle. “Neyse tamam sağolun,” diyerek yerine geçti daha sonra. İrem’in kızı gözleriyle takip ettiğini gördüğümde bu sefer ben onu dürttüm.
“Bakıp durmasana.”
“Ya sence de biraz farklı değil mi, çekingen bir tip gibi, kendi notunu sormadı,” dedi İrem bana doğru hafifçe eğilerek kısık bir sesle.
“Normal değil mi,” dedim kıza kısa bir bakış atarak. “Yeni geldiği için bence, açılır yakında.”
Ama bunu, kızın dikkatimizi çekmek için yaptığını çok sonraları fark edecektim. Kendisini ilgilendiren bir şeyi, sırf biz ona istemeden sunalım diye, ilgisizmiş gibi davranma taktiği. Ya da saf gözükmek için çekingenmiş gibi davranma numaraları.
“Kızlar ya,” dedi Zilan oturduğu arka sıramızdan bir elini öne doğru uzatarak. “Size bir şey sormam lazım.”
“Kimyayla ilgili değilse sorabilirsin,” dedi İrem hemen arkasını dönerek.
“Benim için fark etmez tatlım istediğini sorabilirsin,” dedim ben de Zilan’a doğru dönerek.
“Benim şimdi bi tane kuzenim var, bizim yaşlarımızda,” dedi Zilan ama İrem atladı.
“Emin misin kanka bir tane mi senin elli tane kuzenin var hangisi?”
“Elli tane değil,” diyerek İrem’i düzelttim. “Elliyi geçtikten sonra saymayı bıraktım demişti yani daha fazla.”
“Fark eder mi?” dedi İrem. “Sonuçta aklımızda tutamayacağız.”
Kısa bir an boş boş bakıştık. “E o zaman niye soruyorsun hangisi diye?”
“Anlatmıyorum o zaman ya,” dedi Zilan sinirle. “Bütün hevesimin içine sıçtınız sanki-” dedi ama nefes nefese sınıfa giren Elif yüzünden lafı yarım kalmıştı.
“Kızlar kızlar kızlar. Merve’yle yunus çiftini duydunuz mu?”
Şaşkın bakışlarımızı üzerine topladığında sorusunun cevabını anlamak ister gibi yüzümüze bakıyordu. Soruyu yalnızca bize sormuştu ama telaşlı hali yüzünden bütün sınıftaki dikkatleri üzerine çekmişti. “Hayır ne oldu ki?” dedim keskin bir ses tonuyla. Bakışlarını bütün sınıfta izledikten sonra üzerime doğru eğilerek yanıtladı.
“Bu sefer çok fena kavga etmişler. Yunus, eğer Merve benimle barışmazsa kendimi öldüreceğim diyormuş.”
“Nasıl ya?” dedim şokla.
“Oha,” dedi İrem.
Yunus’un gerçekten böyle bir şey dediyse bile bunu nasıl yapacağını düşündüğüm sırada sınıfımızdan Oğuz da nefes nefese kapıdan içeri girdikten sonra arka sıralardaki erkeklere doğru seslendi.
“Koşun lan Yunus çatıya çıkmış intihar edeceğim diyor salak salak. Napıyorsunuz siz burada!”
Taylan, “Hadi lan oradan!” derken Feyyaz, “Oha ciddi misin lan?” demişti ama bu esnada hepsi de yerlerinden ayaklanmıştı.
“Yalan borcum mu var lan, böyle şeyin şakası mı olur? Yine kavga etmişler işte. Gelin ikna edelim şunu. Tutturmuş Merve de Merve diye,” dedi Oğuz.
“Başka kız kalmadı sanki abi ya,” dedi Feyyaz çatık kaşlarla.
“Merve bahane geberecek yer arıyor o, çatıya çıkmak nedir abi ya,” dedi Taylan sınıftan çıkmadan hemen önce.
Onlar kapıdan çıkarken kızlarla göz göze geldiğimiz gibi biz de ayaklandık. “Gelin biz de Merve’ye bakalım. Barıştırırız belki,” dedim.
“Sınıfları kalabalıktır şimdi ama gidelim yine de ikna edebiliriz belki,” dedi İrem.
“Peki ya bu sefer gerçekten ayrılmaları gerekiyorsa?” dedi Zilan da sırasından çıkarken.
“Nasıl yani?” dedim şaşkınla ona dönerek.
“Şöyle ki artık onların tüm okula yayılan ayrılıp barışmaları herkese bıkkınlık getirdi,” dedi İrem.
“Tabii o da var da benim demek istediğim hiç sağlıklı bir ilişkileri yok bence,” dedi Zilan. “Bu kadar ayrılıp barışma normal bir şey değil.”
Haklı olabilirlerdi ama bunu konuşmanın sırası değildi. “Haklısınız ama şimdilik Yunus’un çatıdan inmesi için barışmalarını sağlamalıyız. Gerisi onların arasında bir şekilde çözümünü bulurlar herhalde,” dedim bakışlarımı kızların yüzlerinde gezdirerek.
“Bade haklı,” dedi Helin.
Kızların ifadelerini incelediğimden ne zaman yanımıza geldiğini fark etmemiştim ama bana destek çıkması hoşuma gitmişti. Helin devam etti.
“Sonuçta bu onların arasında zaten önünde sonunda ya evlenirler ya da tamamen ayrılırlar ama şimdilik Yunus ayrılık fikrine hazır değil anladığım kadarıyla.”
“Evet,” diyerek onayladım yeni kızı. “Şimdi önce bi’ Merve’yle konuşup detayları öğrenelim.”
İkili ilişkiler arasındaki bağlılığın ne kadar yıkıcı olabileceğine dair çok somut bir örnekti Yunus ve Merve çifti. Ayda bir muhakkak ayrılık durumuna gelecek kadar büyük bir kavga eder daha sonra bu, üzerini örttükleri bir problem değilmiş gibi devam ederlerdi eski hayatlarına.
Hatta erkekler bu durumun Merve’nin ay başıyla ilgili olduğuyla ilgili kendi aralarında dalga geçerler, ben de “Kadınların regl iken işledikleri cinayetlerde cezadan indirim aldıklarını,” söyleyerek gözlerini korkuturdum.
Her ne kadar bu bilginin doğru olup olmadığı meçhul olsa da seslerini kesmede işe yaramıştı. Artık Merve ile Yunus çifti kavga ettiğinde Merve hakkında ileri geri konuşamıyorlardı. Hem Helin’in de dediği gibi ilerde onların önlerinde ikisini de ilgilendiren tek bir seçenek olacaktı ama şimdi önemli olan yaşanan kargaşanın son bulmasını sağlamaktı.
Mervelerin sınıflarının önüne geldiğimizde kapılarında inanılmaz bir kalabalık vardı ve her kafadan ayrı bir ses çıkıyordu. Sınıfın içinden ise ağlamaktan sesi kısılmış Merve’nin sesi geliyordu.
Alt sınıflardan gelen birçok kişi bizim geldiğimizi görüp kenara çekilirken Merve’nin yanına yöneleceğimiz sırada sınıf başkanları Fuat önümüzü kesti.
“Siz bu sınıftan, değilsiniz. Dışarı çıkmanız lazım, biz sınıf sorunlarımızı sınıf içerisinde çözüyoruz,” dedi Fuat ciddiyetle kollarını iki yana açarak.
Gözlerim öfkeyle sonuna kadar açıldı. “Hepimiz biliyoruz ki eğer siz sorunlarınızı çözebiliyor olsaydınız Fuat, sınıfınızdan Yunus arkadaşın şu an çatıda olmazdı,” dedim üzerine doğru yürüyerek.
Tek nefeste sinirle kurduğum cümleyi algılamak için kısa bir an sessiz kaldığında bundan faydalanarak “Şimdi çekil şuradan,” diyerek yanından sıyrıldığımda İrem ve Zilan da Fuat’a ters bir bakış atarak peşimden geldiler.
Kapı önündeki kalabalığın içeri yığılmaması için böyle davranmasını anlayabiliyordum ama bizim amacımız yaşanan kargaşayı izlemek değil bunu çözüme kavuşturmaktı.
“Neler oluyor Merve?” dedim yanına gelir gelmez. En arka sıranın önünde kollarını birbirine bağlamış şekilde ayakta duruyordu ve gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu.
Beni görünce yeniden ağlamaya başladığı için elleriyle yüzünü kapatınca derin bir nefes alarak etrafa göz gezdirdim. Normalde yakın arkadaşları Yüksel ve Zeynep’ti ama ikisini de göremiyordum.
“Yüksel ve Zeynep nerede?”
“Yüksel bugün gelmedi, Zeynep de Yunus’a bakmaya gitmişti,” dedi yanındaki kızlardan biri.
Aslında Yüksel’in gelmemesi iyi olmuş olabilir, diye geçirdim içimden. Çünkü eğer o burada olsaydı Merve’yi üzdüğü için Yunus’a “Atlamazsan adam değilsin,” diyecek bir potansiyele sahipti. Biraz babasının okula yaptığı bağışlardan ama fazlaca da karakterinden kaynaklı Yüksel Dönmez’in gözü kara bir yapısı vardı.
Anladığımı belirtircesine kıza başımı salladıktan sonra Merve’ye döndüm tekrar. Parmaklarını göz pınarlarına bastırmaktan feri kaçmıştı gözlerinin. Daha fazla gözlerine bastırmaması için bileklerini kavradım.
“Bak aranızda ne geçtiğini bilmiyorum Merve ama kendine de Yunus’a da bunu yapamazsın. Eğer şimdi konuşarak bir şeyleri çözüme kavuşturmazsanız ilerde çok pişman olursunuz.”
Sesli bir iç çekerken “Keşke hiç tanışmasaydık Bade ya,” dedikten sonra daha şiddetli ağlamaya başladı.
Eğer çevremizdeki insanlardan yüz okuyabilecek kadar zeki biri olsaydı sinirden tek gözümün seğirmeye başladığını kolaylıkla fark edebilirdi.
Bu tarz ağlamalara İrem’den fazlasıyla alışkındım hatta o kadar alışkındım ki zamanla onu azarlayarak bazı gerçekleri görmesini sağlıyordum ama Merve’de durumlar farklıydı. Onlar Yunus’la neredeyse Lisenin ilk senesinden beri beraberlerdi ve Merve’yle onu azarlayacak kadar samimi değildik.
Dolayısıyla onu herkesin içinde ikna etmeye çalışmam, İrem’in kıskanmasına yol açabilirdi.
“Gel bi elini yüzünü yıkacağız Merve olmaz böyle,” dedim ciddiyetle yüzüne bakarak ama hiçbir şey söylemeye takati kalmadığını anlayınca tuttuğum bileğinden lavaboya sürükledim onu.
İrem’in kıskanmaması için onu da yanımıza çağıracaktım ama kalabalığından arasında sanki birden buharlaşmıştı. Zilan’ın ise bizimle birlikte gelmesini istemiyordum çünkü o zaten Merve’nin Yunus’tan ayrılması taraftarı olduğu için işleri daha fazla çıkmaza sokabilirdi.
Dolayısıyla Merve’nin neler olup bittiğini anlattığı sırada yanımda Helin vardı. “Beni aldattı,” diyordu Merve. “Başka bir kızla konuşurken gördüm onu.”
“Emin misin Merve?” diye sordum hayretle. “Yunus öyle bir şey yapacaklarını biri değil ki sana olan bağlılığı bütün okulun dilinde. Bir yanlış anlaşılma olmalı.”
Kafasını iki yana sallarken inatla reddediyordu söylediklerimi. Helin’le göz göze geldiğimizde gözlerimi devirmemek için zor tutuyordum kendimi. Bu sırada kızlar tuvaletinin kapısının önü de kalabalıkmış, bazı kızlar saçlarını düzeltme bahanesiyle içeri girmeye başlamışlardı.
Herkese hitaben “Burayı boşaltın kızlar,” diyecek kadar medeniyetsiz biri olmadığım için Merve’ye dönerek fısıltıyla konuştum. “Bak bu söylediğinde bir yanlışlık olmalı. Şu dediğini okuldaki kime söylesen söyle şiddetle karşı çıkar çünkü herkes sizi tanıyor. Ben şimdi Yunus’u getirteceğim ve konuşacaksınız, tamam mı?”
Sessiz kalarak yüzüme bakarken ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Tekrar “Tamam mı?” dedim daha sert bir ses tonuyla. Bu işi bir an önce çözüme kavuşturmak istiyordum.
Muhtemelen bunu daha önce Merve’ye söyleyenler olmuştu ama herkes onun anlattıklarına ah vahlandığı için Merve de onları ciddiye almamıştı. Helin’e döndüm. “Sen Merve’yle bahçeye çık, ben de Yunus’u alıp geliyorum.”
Onları geride bırakıp geniş koridora çıktım ve üst kata çıkan merdivenlere yöneldiğim sırada “Gelme gelme geri dön,” dedi Taylan merdivenleri hızla inerken.
“Ne oldu, indi mi Yunus?” diye sordum merakla.
“Hocalar geldi, Recep Hoca ensesinden tuttuğu gibi çekti Yunus’u şimdi öğretmenler odasına götürecekler, burada görmesinler bizi hadi,” dedi Taylan tek eliyle hızla kolumdan kavrarken.
“Peki Yunus size anlattı mı neden küstüklerini?” dedim hızlı adımlarına yetişmeye çalışırken.
“Yok ya,” dedi sinirle sesini yükseltirken. “Geri zekalı, ya Merve benimle konuşmayı kabul etsin ya da atlarım deyip duruyordu sadece.”
Merve’nin sorduğum soruya neden sessiz kaldığını anladığım sırada İrem geldi aklıma. Eğer Yunus’un yanına çıktıysa o da Recep Hoca’dan azar yiyebilirdi.
“İrem peki, İrem’i gördün mü?” dedim telaşla.
“Yok bilmiyorum, yukarda değildi,” dedi arkasına bakarken.
Hem aldığım cevaba moralim bozulduğundan hem de neredeyse sınıfımızın önüne geldiğimizden kolumu yavaşça kurtardım elinden.
“Off Merve tam da konuşmayı kabul etmişti,” dedim ben de Taylan’ın baktığı yöne bakarken. Özellikle edebiyat hocasına gözükmemeliydik.
Recep Hoca tüm okulda sözü geçen otoriter ve sert mizaçlı bir Hocaydı. Edebiyatçıydı, dolayısıyla iyi anlaştığım ve sevdiğim bir Hocaydı ama yaklaşık dört yüz metre uzunluğunda koridorun başından “Herkes sınıfına!” diye bağırdığı gibi herkes korkudan sınıfına kaçtığı için etrafta yalnızca havada uçuşan sinekler kalırdı. Hatta bazen onların da hava akımıyla yok olduklarına yemin edebilirdim.
Recep Hocanın henüz aşağı inmediğini görünce derin bir nefes aldım.
“Merve söyledi mi neden küstüklerini?” dedi Taylan merakla.
Kısa bir an söyleyip söylememek konusunda kararsız kalsam da Merve’nin bunu söylerken tuvaletteki diğer kızların duymasını önemsemediği aklıma geldiğinde söylemekte bir sakınca görmedim. Ne de olsa bir sonraki teneffüs bütün okul öğrenecekti.
“Yunus’u başka bir kızla görmüş,” dedim dikkatle yüzüne bakarken. Bir şey bilmediğinden emin olmak istiyordum.
“Oha,” dedi kabaca. “İnanmam.” Sonra kısa bir an durdu. “Yemin ederim bunların ikisi de geri zekalı ya,” dedi gözlerini etrafta gezdirirken. Sonra devam etti. “Bak noldu şimdi biliyor musun? Yunus aslında Merve’nin kendisine neden küstüğünü biliyordu ama sırf, asla böyle bir şey yapmayacağına Merve’yi ikna etmek için çatıya çıktı. Yani ilerde böyle bir şey yaptığında Merve onu görürse şey diye düşünmesi için: Yunus böyle bir şey yapmaktansa ölmeyi tercih eder, Yunus’um yapmaz, demesi için.”
“Oha,” dedim gözlerimi büyüterek. “Nerden geliyor aklına böyle şeyler?” Kısa bir an durdum, olaya hiç bu açıdan bakmamıştım ama şöyle bir düşününce gerçek dışı da gelmiyordu kulağa. “Yalnız olay, gerçekten dediğin gibiyse Yunus aslında geri zekalı falan değil, tam bir oyuncu,” dedim gülerek.
“Hayır canım, Yunus aslında kendini garantiye almaya çalışan bi korkak,” dedi yandan bir bakış atarken gülerek sınıfa girmeden önce.
“Kişi kendinden bilir işi,” dedim arkasından duyabileceği bir sesle ama kısa bir an arkasını dönerek sinsi bir bakış attığı sırada ders zili çaldı.
Tekrar koridorun başına döndüğümde hızlı adımlarla bu tarafa gelmekte olan İrem, Helin ve Merve’yi gördüm.
Merve’yi sınıfına bıraktıktan sonra bu tarafa geldiler ama anlayamadığım bir sebepten İrem’in ve Helin’in bir anda suskunlaştıklarını hissettim. Ya da sadece bana öyle gelmişti tam emin olamamıştım.
“Zilan nerede?” dedim İrem’e, Helin sınıftan içeri süzülürken.
“Bilmiyorum seninle değil miydi?” dedi İrem yarı merakla yarı sinirle ama sinirinin bana karşı olup olmadığını kestirememiştim.
“Olsaydı sorar mıydım?” dedim aynı onunki gibi bir ciddiyetle.
Bana doğru bir adım attıktan sonra sesini kısarak konuştu.
“Bak demedi deme, bu kızda kesin bir şeyler var Bade. Bir değil iki değil bu ortadan kaybolmaları. Kesin bir işler çeviriyor ve bize söylemiyor. Zaten biz de doğru dürüst bir araya gelip konuşamıyoruz ne zamandır. En kısa sürede bu açığı kapatmamız lazım. Yoksa üzülen ya Zilan ya da biz oluruz sonra bak benden söylemesi.”
Anlaşılan Zilan’ın bu ortadan kaybolmalarına sinirlenmişti İrem. Bir yere kadar hakkıydı da aslında. Grup olan arkadaşlıkların kopması için tek bir kıvılcım yetiyordu genelde ama ben buna hiçbir zaman izin vermeyecektim.
“Merak etme,” dedim gözlerinin içine bakarak. “Ben yarın çözeceğim onun bu kaybolmalarının sebebini.”
>