İçeriğe geç

Kupa Üçlüsü

Bölüm 4 · 11 dk okuma

Kupa Üçlüsü

Bölüm 4

Yenge İrem

Düşün.

Düşün Bade, düşün. Öyle bir şey yapmalısın ki İrem, Başar'ın bir kız ile buraya geldiğini görmemeli. Düşün.

Eren abiye burdan gitmemiz gerektiğini söylemiştim ama bu arkadaşımın üzülmemesi için bir seçenek değildi, kapıdan çıktığımız gibi İrem'in onları görme ihtimali vardı. Düşün, Bade. Eğer hemen bir şeyler yapmazsan gecenin ikisine kadar Whatsapp grubunda İrem'i teselli etmek zorunda kalacağınızı düşün ve hemen bir şeyler bul.

"Sana diyorum," dedi Eren abi.

"Ne?" dedim şaşkın bir halde ona dönerek.

"Bugün de kaytarmayı düşünüyorsan rüyanda görürsün diyorum," dedi kesin bir ses tonuyla.

Çaresizliğin bütün belirtilerini çehreme yansıtarak konuştum. "Eğer ben kurbanlık bir koyun olsaydım sen o etimin derdine düşen kasap olurdun abi, gerçekten çok teşekkür ediyorum," dedim alınmış gibi bir ifadeyle.

"Abartma Bade," dedi onun da bakışları pastaneye doğru gelmekte olan Başar'ın üzerinde takılı kalırken gülerek. "Altı üstü iki ay konuştular. İrem de senin gibi çok abartıyor bazı şeyleri," dedi hafifçe yüzünü buruşturarak.

Eren abinin hayatımıza dahil olmadığı tek yer Whatsapp grubumuz olduğundan hakkımızda neredeyse her şeyi bildiğini söylemek yalan olmazdı. Zaten oraya da dahil olsaydı bu kadar rahat konuşmazdı.

"Sen abartmadığın için mi hala bir yenge adayımız yok o zaman?" dedim gözlerinin içine bakarak.

Anında kaşlarını kaldırdı. "Bilmem duydun mu ama zirve tek kişilik derler bücür doğru olup olmadığını test ediyordum, doğruymuş," dedi bakışlarını tekrar dışarı çevirerek. "Off az sonra burada yaşanacak olan gerilimi iple çekiyorum yalnız," dedi ardından dişlerini gizleyen bir gülümsemeyle.

El mahkum, bir infaz mahkumunun çaresizliği ile kıvırcık saçlı ecelimin gelişini seyre koyuldum.

Başar pastaneye doğru attığı her iki adımda bir yanındaki kıza bakıyor ve kendi aralarına gülüşerek bir şeyler konuşuyorlardı. Eren abi kafasını çevirip İrem'e baktı, İrem cama doğru bakan tarafta oturuyordu ama kitaptan kafasını kaldırmadığından henüz Başar'ı görmemişti.

Eren abi tekrar camdan dışarı bakarak "Canım çekirdek çekti Bade, hadi mutfaktan çekirdek getir bize," dedi. Anında ona döndüm. Yüzünde oldukça ciddi bir ifade vardı.

"Bak muhtemelen ben şu iki geri zekalı yüzünden...." Tek elimle buraya doğru gelmekte olan Başar ile yanındaki kızı işaret ettim. "Gece ikiye kadar uyuyamayacağım yetmiyormuş gibi yarın gün boyu stajyer bir psikolog kadar mesai yapacağım ama sen çekirdek mi çitlemek istiyorsun abi?" diye sordum şok olmuş bir ifadeyle.

"Abartıyorsun," dedi yine yüzüme kısa bir bakış atarak.

"Sen ne anlarsın kızların duygularından zaten," dedim küçümser bir ifadeyle. "Hala bir yenge adayımızın bile olmamasına şaşmamak gerek."

"Bak sen," dedi yalancıktan şaşırmış gibi yaparak.

"Eğer gece ikiden önce uyumak istiyorsan bana biraz çekirdek getir ondan sonra da masanıza geç sen," dedi kendinden emin bir ifadeyle.

"O nasıl olacakmış acaba?" dedim çekirdek ile uyuma vaktimin arasında nasıl bir bağlantı olduğunu çözemediğimden.

"Bunu sorgulamak için vaktin olduğunu sanmıyorum gece ikiden önce uyumak istiyor musun istemiyor musun?" dedi gözlerini Başar'ın üzerinden çekmeden. Sadece suratına baktım.

"Son on saniyen," dedi bakışlarını dışardan ayırmadan.

"Eğer o saate kadar uyuyamazsam seni de uyandırırım, sen de İrem'i teselli etmek zorunda kalırsın haberin olsun," dedim koşar adımlarla mutfağa geçmeden önce.

Aklından ne geçiriyordu bilmiyordum ama elimde çekirdekle geri içeri döndüğümde İrem hala kafasını kitaba gömmüş bir şekilde ders çalışıyordu. Paketi onun önüne bırakıp masamıza geçtiğimde eski yerime oturdum. Kızlarla oturduğumuz masa neredeyse hemen kapının kenarındaydı ve Zilan kapıya sırtı dönük şekilde otururken İrem kapıya bakan yönde oturuyordu.

B

aşar ile yanındaki kız pastaneye yaklaştıkça daha fazla gerildiğimden ellerimle gözlerimi kapatmamak için kendimi zor tutuyordum ama merakım daha baskın geldiğinden nefesimi tutarak olacakları izlemeye koyuldum. Eğer Eren abi beni masaya göndermeseydi mutfağa kaçardım. O kadar gerilmiştim.

Başar ile yanındaki kız tam kapıya geldiklerinde İrem kısa bir an kafasını kaldıracak gibi oldu ama bakışları geri kitabına döndü. Başar kapıyı aralarken yukarıdaki çıngırak ince bir sesle çınladı ve, ya sesten ya da gördüğü karaltıdan dolayı İrem gayriihtiyari bir şekilde kafasını kaldırdığında Başarı'ı gördü.

İkisi, saniyenin yarısında daha kısa bir süre göz geldiler ama daha sonrasında İrem direkt kafasını bana ve Zilan'a çevirdi sonra tekrar Başar'a ardından da yanındaki kıza baktı. Bu sırada Başar cam kenarındaki boş masalardan birine doğru yürümeye başlamıştı.

"İrem, canım bi gelebilir misin?" diye seslenen Eren abinin sesiyle İrem o tarafa döndüğünde Zilan, İrem'den daha fazla şaşırmış gibi duruyordu. Ama Başar ile yanındaki kıza mı yoksa Eren abinin İrem'e canım demesine mi, işte onu çözememiştim.

Normalde Eren abi değil canımlı cicimli kelimeler, bize isimlerimizle bile hitap etmezdi. Bizim adımız onun için genelde "Şşşt hey", "Siz üçünüz" ya da "Bücürler," idi. Okulda adımız çıkmış dokuza inmez sekize olabilirdi ama onun gözünde sadece bir grup şımarık ergendik.

Eren abinin ne yapmak istediğini anladığımdan masada tek gülümseyen bendim. Kızlar daha çok piyangodan amorti çıkmış gibi değişik bir ifadeyle bakıyorlardı. Yani bunun düşük bir ihtimal olmasından dolayı şaşkın ve paralarını kurtarmış olmanın verdiği umut dolu o değişik bakış...

Ama tabi görgüsüz gibi gözükmek istemediklerinden ağızlarını da açamıyorlardı.

İkisinin de bakışları üzerime döndüğünde Zilan, "N'oluyo Bade, n'oluyor?" dedi dudaklarını oynatmadan dişlerinin arasından.

İrem ise sandalyesini geriye iterken Eren abinin ne yapmak istediğini sonradan anlamış olsa gerek gözlerimin içine bakarken dudağının tek kenarı yukarı kıvrıldı. "Geliyorum canım," dedi İrem sesini olabildiğince kibar tutarak.

Gözlerim yerinden fırlayacakmış gibi bakmamak için kendimi sıkarken "İşte benim kızım!" dedim içimden. "Şov başlıyor," dedim sonra yanımızdan ayrılan İrem'e baktıktan sonra Zilan'a dönerek.

İrem, Başar'ı kıskandırma ihtimalinin sevinciyle tabiri caizse ceylan gibi seke seke Eren abinin yanına giderken kahkaha atmamak için garip bir ses çıkartmak zorunda kaldım. Hanımefendi yerinden kalktığı gibi açıkta olan saçını geriye savurmuş ve Başar'ın olduğu yere yan gözle bile bakmadan tezgahın arkasına geçmişti.

Artık çekirdeğe ihtiyacı olan yalnızca Eren abi değildi!

Eren abi yanına gelir gelmez İrem'e kısık bir sesle bir şey söyledi ama dediği şeyi duyamadığımız için kısa bir an Zilan ile bakıştık. Ardından "Ya hahaha," diye kahkaha attıktan sonra "Ay hiç bilmiyorum ya," diyen İrem'in sesiyle anlaşmışız gibi bakışlarımız Başar'ın üzerine döndü. Başar'ın yutkunduğuna yemin edebilirdim.

Sanırım ava giderken avlanmak dedikleri bu olsa gerekti. İrem'i kıskandırmaya çalışıp çalışmadığı hakkında kesin bir şey diyemezdim ama öyle olsa bile böyle bir şey beklemediği apaçıktı.

"Başka sakızın var mı?" diye sorarak Zilan'a döndüm.

Gözlerini Başarlar çiftinin üzerinden Erenler çiftinin üzerine çevirirken tek elini cebine atıp yüzüme bakmadan çıkarttığı sakızı önüme bıraktı. Artık üçümüz de dünya yansa umursamaz idiotlar gibi sakız çiğniyorduk.

Başar, geldiği kız ile birlikte birbirlerine eğilerek bir şeyler konuşurlarken İrem, sanki Başar hiç burada değilmiş gibi bütün dikkatini Eren abiye vermişti ama şimdi Allah var.

Normalde ağzından kerpetenle laf aldığımız Eren abi de ötmeye sevdalı bülbüllere dönmüştü yani. Ne konuştuklarını duyamıyorduk ama İrem ara sıra hızlı hızlı kafasını sallayarak onu onaylıyor bazen de konuşmak için onun lafını kesmek zorunda kalıyordu.

Zilan'la futbol maçı seyreder gibi tekrar Başarlar takımına döndüğümüzde bir çift şaşkın ve sinirli gözle karşılaştık. Bu sefer sertçe yutkunmak zorunda kalan bendim. Başar ne olduğunu anlayamadığından sinirli bir ifade ile buraya bakıyordu ve her an "ne bakıyorsunuz lan?" diyecek gibi bir hali vardı.

Masanın üzerinde titreyen telefonumun sesiyle sanki çok sıradan bir şey yapıyormuşum bakışlarımı üzerlerinden çekerek masanın üzerindeki telefonumu elime aldım. Bu sırada Zilan çantasında bir şey arıyor ama bulamıyor gibi bir tavır takınmıştı.

Ekran kilidi açmamla karşılaştığım mesaj ile kısık sesle gülmeye başlamam bir olmuştu.

İrem gruba; Mal mısınız aq, çok belli ediyorsunuz, yazmıştı.

Eğer bir şeyler belli eden biri varsa o da Başar pastaneye adım atar atmaz Eren abiye işveli bir sesle "Geliyorum canım," diyen İrem'di. Mesaja görüldü atarak ekranı kilitledikten sonra Eren abigilden tarafa bakarak omuzlarımı silktim. Bu yaptığımı gören Eren abi İrem'e doğru eğilerek bir şey söyledi ve İrem yine keyifli bir şekilde güldü.

Gülümsemem yüzümde genişlerken Başar ile sevgilisin olduğu tarafa bakmaya cesaret edemedim ama açıkçası onların çok da umurumda oldukları söylenemezdi. "İrem de Eren abiyle baya iyi anlaşıyor ha," dedi Zilan kısık bir sesle elindeki törpüyü tırnaklarına sürterken onlardan tarafa kısa bir bakış atarak. Demek iki dakikadır çantasında aradığı şey buydu.

"Eren abinin üç kağıtçılığından o," dedim ben de oyalanıyor gibi gözükmek için kalemimi elime alırken. "Normalde git, gel, al, ver, söyle, sus, kes dışında başka kelime kullanmaz ama anlaşılan İrem üzüldüğünde başının etini yiyeceğimden böyle davranıyor."

"Yalnız baya yakıştırdım galiba ben onları," dedi Zilan çekindiğinden Başarlar takımına kısacık bir bakış atarken. "Aralarında farklı bir kimya var gibi."

Bakışlarım Eren abi ile İrem'in üzerine döndüğünde aralarındaki yaş farkının belirgin şekilde ortada olduğunu fark ettim. İrem zaten elli kilo bile olmayan minyon yapılı bir kızdı ve Eren abi ise arkadaşlarıyla dışarı çıkmadığı her akşam, fazla olan kilolarını kasa çevirmek için soluğu spor salonunda alırdı.

Yani aralarında sadece dört yaş fark olsa da Eren abi bir de uzun olduğundan İrem'in yanında koruması gibi duruyordu. Zilan'ın söylediğine ile yüzümü buruştururken "Aman Allah korusun," dedim gözlerimi büyüterek.

"Ay niye ki?" dedi Zilan törpülediği tırnaklarında olan bakışlarını yüzüme çevirirken.

"Kendini benim yerime koyar mısın?" dedim ciddi bir ses tonuyla. "İrem'in yengen olmasını ister miydin?"

"Aaa," dedi şaşkınlıkla. "Ben bunu daha önce hiç düşünmemiştim."

Kısa bir an suratına sadece boş boş baktıktan sonra "Şimdi bi düşün, ister miydin?" diye sordum tekrar.

"Bilmem ki," dedi düşünceli bir ifadeyle. "İrem çok deli dolu. Baran abimle anlaşabilirlerdi galiba o sakin biraz."

"Ben İrem'i arkadaş olarak seviyorum ama henüz onu yengem olarak görmeye hiç hazır değilim," dedim ağzımdaki sakızı patlatarak. "Üstelik hala şuradakini unutabilmiş değil."

Şuradakini, derken tek kaşımla Başar ile sevgilisinin olduğu masayı işaret etmiştim ama bu esnada işaret ettiğim taraftan gelen "Pardon," sesiyle kısa bir an yerimden sıçrayacak gibi oldum.

Başar, başını tezgahın arkasında konuşmakta olan Eren abi ile İrem'e doğru çevirmişti ve anlaşılan sipariş verecekti.

Aslında siparişlerini benim almam daha uygun olurdu ama deminki ters bakışından ötürü yerimden kalkmak gibi bir hamle yapmadım. Eren abi ile İrem ya gerçekten konuşmaya daldıklarından ya da duymaz geldiklerinden ikisi de Başar'ın olduğu tarafa dönüp bakmamıştı bile.

Başar, "Pardon bakar mısınız?" diye tekrar seslendiğinde Eren abi yeni duymuş gibi kafasını kaldırdı ama çocuk ilk seslendiğinde duymamış olması için gerçekten sağır olması lazımdı. Eren abi onların siparişlerini aldıktan sonra hazırlamak için mutfağa geçtiğinde çok geçmeden İrem de peşinden gitti.

Ama Başar bunu fark etmemişti.

Sıkıntılı bir şekilde sakız patlatırken bakışlarım kitabıma inmişti. Doğru mu yapıyorduk bilmiyordum ama henüz ortamda çok gergin bir hava olmasa da hiç belli olmazdı. Sonuçta İrem, Zilan'ın da dediği gibi deli dolu bir kızdı. Ne zaman ne yapacağı hiç belli olmazdı.

Normale göre uzun bir süreden sonra İrem elinde tepsinin üzerinde iki taze sıkılmış limonata ile mutfaktan çıktığında Eren abi de hemen arkasından çıkarak İrem'in geçmesi için tahtayı kaldırdı. İrem yüzüne kibar bir gülümseme takınarak Eren abiye teşekkür ettikten sonra Başarların olduğu masaya yöneldi.

Nefesimi tutttuktan sonra ağzımdaki sakızı çiğnemeyi kestim. Zilan törpüsünü tırnağına dayadığından başını eğmişti ama gözleriyle alttan alttan İrem'i kesiyordu. Başarların masasının önünde dikilen İrem çenesini profesyonelce yukarı dikerek içecekleri masanın üzerine bırakırken Başar, bir İrem'e bir de bıraktığı içeceklere bakmıştı.

"İçine tükürmedin de mi?" diye sordu Başar çok ciddi bir ifadeyle İrem'e bakarak.

Zilan kahkaha atmamak için değişik bir ses çıkarırken ben de gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Masadaki kızın şokla bir İrem'e bir Başar'a baktığını görebiliyordum.

"Niye öyle bir şey yapayım?" dedi İrem de bir kıza bir Başar'a bakarak.

Tuzak bir soruydu. Başar bunun içine düştüğü anda karşısındaki kızla arası bozulurdu. Kız, muhtemelen daha önce bunların çıktıklarını biliyordu ama Başar'ın vereceği cevap hala İrem'e karşı bir şeyler hissedip hissetmediğini gösterirdi.

"Ne bileyim," dedi Başar İrem'i şöyle bir süzerken. "Hiç belli olmaz senin yapacağın işe."

"Senden ayrılmak gibi mi mesela?" diye sordu İrem.

Başar'ın gözleri şokla açılırken İrem devam etti. "Yani bence her şey ortadaydı da ben kördüm. Neyse kusuruma bakmayın ben daha fazla tadınızı kaçırmayayım sizin, afiyet olsun," dedikten sonra hızla arkasını dönüp yürümeye başladı.

"Seni görünce çoktan tadımız kaçmıştı zaten," dedi Başar ama İrem onu iyice gıcık etmek ister gibi

"Afiyet olsun," dedi yine, arkasına bile bakmadan.

Bu İrem için büyük bir başarıydı hatta rekor bile sayılabilirdi çünkü ona kalsa o limonatayı Başar'ın başından aşağı dökmüştü ama Eren abi mutfakta müşteriye kibar davranması konusunda onu uyarmış olmalıydı.

Eren abi yanına gelir gelmez İrem'e "Bak ben demiştim sana bu kıvırcık uyanık her şeyden işkillenir diye, iyi ki tükürmemişsin," dedi ama bunu sadece biz duyduk. İrem Başar'ı gıcık etmiş olmanın keyfiyle gülümsediğinde Başarların masasındaki hareketlenme oldu ve oraya döndüğümüzde toparladıklarını, ardından Başar'ın cam bardaktaki limonataları eline alarak tezgahın önüne geldiğini gördük.

Başar sesli bir şekilde elindeki bardakları İrem ile Eren abinin önündeki cam tezgaha bıraktı. "Bunları plastik bardaklara koyar mısınız, dışarda içeceğiz," dedi Eren abiye bakarak. "Tadımız kaçtı da," dedi sonra İrem'e yandan bir bakış atarak.

İrem başını çevirirken gözlerini devirdi. Bu sırada Başar'ın yanındaki kız İrem'e ters bir bakış attı ama İrem onu umursamadı. Eren abi "Tabi," diyerek bardakları aldı ve arkasındaki büyük plastik bardaklara boşaltarak geri önlerine koydu.

Onlar hesabı ödeyip çıkana kadar Zilan ile birlikte bir sinema filminin bitişinin ardından çıkan reklamları izler gibi gidişlerini izledik. Duyduğum "çıt çıt," sesine gözlerimi devirirken ağzımdaki sakızı patlattım.

Ne de olsa çok büyük bir olay yaşanmamıştı ya da hır gürlü bir kavga çıkmamıştı. Hoş, çıksa Eren abi muhtemelen "Müşteri haklıdır," politikası izleyeceğinden İrem üzüntüden bu sefer değil gece ikiye kadar sabaha kadar zırlardı ama Allahtan öyle bir şey olmamıştı.

Duyduğum sese başka bir "Çıt çıt," sesi daha karıştığında başımı onlara doğru çevirdim. İrem de Eren abi ile çekirdek çitlemeye başlamıştı ve İrem'in Başar'a laf sokması üzerine koyu bir sohbete dalmışlardı.

Zilan elindeki törpüyü parmakları arasında çevirirken tek kaşını kaldırmış halde sinsi bir gülümsemeyle onlara bakıyordu. Uyarırcasına bacağına tekmeyi geçirdim.

"Aah," diyerek hızla bana döndü sonra ters bakışımı fark ettiğinde "Off tamam be," dedi kızgın bir ifadeyle yüzünü buruşturarak.

Bu yaşananlar üzerine İrem'in kritik yapmak için bizim yanımıza gelmeyerek Eren abinin yanında kalmasına kaşlarım çatılırken üzerlerinde olan bakışlarım hafiften kısıldı.

Eğer benim adım da Bade ise, İrem'in yengem, Eren abinin de eniştem olmasına hayatta izin vermezdim.

pan>

Bölüm sonu

3 yorum