Öğle arası teneffüsünü duyduğum gibi ders kitabı üzerinde oynayan kalemimle satırların altını çizmeyi bıraktım ve bakışlarımı son sözlerini söylemekte olan tarih hocasına çevirdim.
Dışarı çıkmak için hazırlanan sınıfta hafif bir uğultu başladığında, Lale hocanın söylediklerine dikkatini veren tek kişi ben olduğumdan yalnızca en önde oturan bana bakarak konuşuyordu. Hocanın söylediklerine kafamı salladıktan sonra kitapta kaldığımız yere ufak bir işaret bırakarak ayaklandım.
Kadının sözlerini bitirmesiyle sınıftaki uğultu artmış arkadaşlarımdan bir çoğu sıralarını boşaltmaya başlamıştı.
Uzun olduğundan önüme düşen koyu kahverengi saçlarımı geriye savurduğum sırada "Eee Bade," şeklinde adımı duymamla sesin sahibi sınıf arkadaşım Eda'ya döndüm.
"Yarınki beden dersi için planın ne?" dediğinde bunu küçümsercesine sormuştu. Gülümseyerek konuşmuştu, samimi gibi duruyordu ama bakışlarının altında içten içe benim gibi olmak istediği için kıskançlık kıvılcımlarının dans ettiğine yemin edebilirdim.
Okulumuz büyük bir okul olduğundan beden dersi denk gelen muhakkak iki sınıf olurdu ve Mayıs sıcağında dışarıda olmak istemeyenler olarak tek sınıfta birleşip benim seçmiş olduğum bir filmi izlerdik.
Evet, hiç kimsenin reddedemeceği kadar kült zevkler barındırıyordum.
"Beklemede kal tatlım," dedim Eda'ya yüzümde en ufak mimik oynatmadan. "Yarın yine bomba gibi bir film izleyeceğiz."
Her ne kadar bakışlarıma yansıtmasam da ne izleyeceğimiz hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Zaten kiloma laf eden Meral yüzünden dünden beri moralim yeterince bozuktu.
Kilolu değildim ama biraz balık etli olduğumdan dün sınıfımızdaki Meral'in laf arasında şakayla karışık "şişko" demesi nadir rastlanan güzelliğime olan bütün inancımı yerle bir etmişti. Belki bunu ciddiyetle söylememişti hatta belki bu söylediğinin ne kadar rezil bir şey olduğunu suratına vursam öyle demiş olduğunu hatırlamadığından inkar bile edebilirdi.
Ama ben unutmazdım.
Sırf onun yüzünden aynalara küstüğüm için bu söylediğini ona geri satacaktım ama daha zamanı vardı. Öncesinde yarın için herkesi memnun edecek o filmi bulmam lazımdı.
Bunun için yegane adresim ise sarı Fatma'ydı.
Evet, kara değil sarı.
Karamsar kişiliğine zıt bir şekilde sahip olduğu sarı saçları yüzünden bu lakabı takmıştık ve onun da oldukça hoşuna gittiğinden sınıfımızdaki Fatma ile karışmaması için böyle hitap ediyorduk. Filmi ben seçiyordum ama indirip okula getirme işini başka sınıftaki sarı Fatma yapıyordu.
İzleyeceğimiz o harika filmi indirmesi için sınıflarının önüne geldiğimde kapıda karşılaştık. Güncel olmasa da aklımda bir şeyler vardı. "Ben de senin yanına gelecektim, ne izleyeceğiz yarın?" diye sordu Fatma, yüzüme meraklı bir ifade ile bakarken.
İzleyeceğimiz filmi söyledikten sonra "Eski bir film umarım bulabilirim," dedi.
"Bulamazsan akşam bana mesaj at başka bir film bakarız," dedim anlayışlı bir ifadeyle.
"Tamam o zaman öyle yaparız," dedi ama bunu söyledikten sonra tek eliyle bileğimin biraz üst kısmını kavradıktan sonra kontrol etmek amacıyla şöyle bir etrafına bakındı. Söylediğini kimsenin duymayacağından emin olduktan sonra konuştu.
"Başar ile birinci sınıflardan Kardelen'i duydun mu?" dedi kısık bir sesle bakışları hala etrafta dolaşırken.
Başar son sınıflardan basket takımının kaptanı olduğundan tüm okulda tanınan birisiydi ve aynı zamanda "İrem ile en uzun süre sevgili kalabilen çocuk" olma özelliğini taşıyordu.
İrem biraz hırçın bir kız olabilirdi ama Başar'ın da ondan az kalır yanı yoktu. Zaten İrem'in ona iki ay boyunca dayanabilmesinin sebebi de onda biraz kendini görmesiydi. Her ne kadar birbirlerine benzeseler de yan yana geldiklerinde zehir saçıyorlardı.
"Hayır, duymadım ne olmuş ki?" dedim Fatma'ya onunki gibi kısık bir sesle.
"Bizim sınıftan biri dün onları sizin pastanede görmüş," dediğinde kaşlarım havalandı.
Kardelen kim bilmiyordum ama bundan sonra öğreneceğim kesindi çünkü İrem'in en uzun süre çıktığı çocuk Başar olduğundan dolayısıyla takılı kaldığı kişi de oydu. Bir ara, Başar aşağı Başar yukarı İllallah etmiştik Başar ismini duymaktan.
Karşı komşumuzla ortak olarak işlettiğimiz pastane ise tıpkı evim gibi okulumuzun birkaç sokak ötesindeydi ve genelde ailelerin veya arkadaş gruplarının takıldığı bir yerdi. Çoğunluk okuldan olsa da, öğrenci olmayan müşterilerimizin sayısı da bir hayli fazlaydı.
'Bizim sınıftan biri onları sizin pastanede görmüş.'
Emin olmak için aklımdan tekrar geçirdiğim cümleden sonra "Ney?" dedim ama şaşkınlığımdan dolayı sesimin tiz çıkmasına engel olamamıştım.
İrem, Başar ile ayrılmayı her ne kadar kendisi istemiş olsa da çocuğun bütün uygulamalarda kaç saat çevrimiçi olduğunu takip edecek kadar takıntılı bir kızdı.
Başar'ın başka bir kız ile bizim pastanede görülmüş olması ise dananın kuyruğunun koptuğu nokta olabilirdi çünkü Başar'ın böyle bir şey yapması İrem'i tamamen sildiğinin göstergesiydi.
Eğer bunu İrem'e söylersem Başar'ın kendisini kıskandırmaya çalıştığını düşünürdü.
Eğer bunu İrem'e söylemezsem başka birinden duyduğu takdirde aramız hiç olmadığı kadar bozulabilirdi çünkü bizim pastanede görülmüşlerdi yani bilmiyormuş ayağına yatma gibi bir seçeneğim yoktu.
Ben hala bu durum karşısında ne yapmam gerektiğine karar verememişken "Sanırım oradan çıktıktan sonra da sinemaya gitmişler," dedi Fatma koyu kahverengi gözlerini kısa bir an büyüterek.
Şaşkınlığımdan dolayı yüzümdeki bütün mimikler iğrenir gibi bir ifadeye bürünürken kaşlarım havalanmıştı. "Sen nereden biliyorsun?" dedim daha sonrasında gözlerimi sonuna kadar açarak.
Normalde her gün uğradığım pastanemize dün moralim çok bozuk olduğu için uğramamıştım ve bunu başkasından duyduğum yetmiyormuş gibi Fatma'nın sonrasında gelişen olaylardan da haberi vardı. Bulunduğum yerde olayın eksik olmamasına alışkındım ama bu cidden beklemediğim yerden gelmişti. Özellikle de İrem'e güç bela Başar defterini kapattırmışken...
"Onu da Merve ile Yunus çifti görmüş," dedi sinemaya gittikleri haberinin kaynağı olarak.
Merve ile Yunus onların sınıfında olan ve sürekli ayrılıp barışmaları yüzünden tüm okulda bilinen olaylı bir çiftti ve Merve, Fatmaların sınıfında olduğundan ondan duymuş olmalıydı.
"Tamam sen şimdilik İrem'e hiçbir şey söyleme ben uygun bir zamanda anlatacağım, tamam mı?" dedim uyarır gibi bir ifadeyle.
Bir yandan da Başar'ın Kardelen denen kızı neden bizim pastaneye götürdüğünü düşünüyordum.
İrem'i kıskandırıyor gibi görüneceğini düşünebiliyor olmalıydı.
Ama İrem'i kıskandırmaya değil, ona daha fazla acı çektirmeye çalışıyordu.
Arkadaşımın kendisinden ayrılmasını gururuna yediremediği aşikardı.
Fatma'nın "Tamam sen merak etme," demesinin hemen ardından "Bade," diyen İrem'in sesiyle arkamı döndüm.
Koridorun başından hızlı adımlarla yanımıza geliyordu ama Fatma'yla yan yana gelmesine engel olmalıydım. Her ne kadar Fatma'yı uyarmış olsam da ortamdaki gerginlikten bir şeyler sakladığımızı anlayabilirdi.
Fatma'yı geride bırakıp hızlıca İrem'in yanında bittiğimde "Ay nerdesiniz sizi arıyorum kaç saattir Zilan da ortalıkta yok," diyerek yakınmaya başladı. "Zil çaldığı gibi ışınlandınız sanki. Sonunda bulabildim seni," diye sorarcasına baktığında hızlıca cevap verdim.
"Fatma'ya indirmesi gereken filmi söyledim, bir şey mi oldu?"
"Aşağı inelim diyecektim ama yoksunuz abi yani öğle arası bitti neredeyse," dediğinde gözlerimi devirdim. Eğer abartmak bir marka olsaydı kurucusu kesinlikle İrem olurdu. "Tamam seni anlıyorum işin oluyor ama son zamanlarda Zilan bu kaybolmaları çok sık yapar oldu, bilmem fark ettin mi?" dedi gözlerimin içine bakarak.
Evet fark etmiştim ama açıkçası bu çok da üzerinde durduğum bir konu olmamıştı çünkü zaten yıl boyu birlikte takıldığımızdan zaman zaman kendi kendimize de vakit geçirmemiz gerektiğini düşünüyordum.
"Evet onu biliyorum ama şu an bizim üzerinde kritik yapmamız gereken çok daha önemli bir konu var," dedim ben de ciddiyetimin farkında olması için arkadaşımın gözlerinin içine bakarak.
Ardından hafif kısık bir sesle devam ettim. "Ve bunu sana böyle ayak üstü söyleyemem üçümüzün çıkışta acil toplanması lazım," dedim ama hemen ardından Zilan aklıma gelince kaşlarım çatıldı.
"Harbi nerde bu kız ya?" diye söylenerek kantine çıkan koridora doğru geri adım attığımda hülyalı bir edayla salına salına gelmekte olan Zilan'ı gördüm. Elimle hadi işareti yaparak bakışlarını üzerime çektikten sonra "Hadi canım anlatacaklarım var, hadi," diye seslendim.
Bu sırada İrem kaşlarını çatmış bir şekilde bakışlarını üzerime dikmişti. Hem ne, diye sormaya korkuyor hem de merak etmekten de kendini alamıyor gibi gözüküyordu. "Hadi Zilan nerelerdesin kaç saattir ya?" diye sordum Zilan yanımıza gelir gelmez ama bu gerçekten cevabını merak ettiğim bir soru değildi. Konuşmasına fırsat vermeden devam ettim.
"Şimdi bugün okul çıkışı olan bütün planlarınızı buluşmalarınızı iptal ediyorsunuz ve bize gidiyoruz. Size anlatmam gereken tonla olay birikti ama sakın ne diye sormayın çünkü hiçbirini okul sınırları içerisinde tartışamayız."
Bakışlarımı ikisinin arasında gezdirirken İrem "Peki ne hakkında diye sorabilir miyiz?" diye sorarken Zilan ile bakıştıklarından "Hepimiz hakında," dedim yeterince dikkatlerini çekmek için.
Aslında şöyle bir düşününce yalan da sayılmazdı.
Meral'in bana "şişko" demesi, İrem'in Başar defterini yaktığından emin olmamız ve son olarak da Zilan'ın ortalardan kaybolması oturup üzerinde konuşmamız gereken mevzulardı. Hem her şey bir yana, kızlarla okul dışında da buluşmamız aramızdaki bağın sarsılmazlığını kanıtlardı.
Arkadaşlarım gözlerini kısarak yüzümü incelemeye başladığında benim bakışlarım yaklaşık üç dört derslik ilerde, sınıf kapılarının önünde dikilmekte olan gazete Kübra ile konuşmakta olan yeni bir yüze takıldı.
Gazete Kübra okulumuzda olan bir olayı anında herkese yayan fazlasıyla konuşkan bir kızdı ve bu okulda, Kupa Üçlüsü olarak namımızın ismimizden önde yürüdüğünü bildiğimden yeni gelen kıza bizim hakkımızda bir şeyler anlattığına yemin edebilirdim.
"Kızlar," dedim bakışlarımı yeni kızın ve gazete Kübra'nın üzerinden çekmeden. Arkadaşlarımın bakışları da baktığım yöne döndüğünde "Yeni gelmiş galiba," dedim belli belirsiz bir hareketle çenemle ileriyi işaret ederek.
"Aaa hadi gelin hoş geldin diyelim," dedi Zilan İrem ile ikimize bakarak.
(Yazar notu: Sıçtınız jsjsjsjsjsj)
Zilan'ın arkadaş canlılığına içimden göz devirerek "E peki diyelim madem," dediğimde adımlarım çoktan Kübra ile yeni kızın olduğu yöne doğru ilerlemeye başlamıştı.
Açıkcası yeni kızımızın, hakkında bin bir türlü dedikodusunu duyduğu insanlarla yüz yüze tanışmasının ardından suratında oluşacak olan o ifadeyi oldukça merak ediyordum.