Yaz geldi. Gebze’nin o boğucu sıcağı, asfaltı eritip havayı titretiyordu. Ela pencere kenarında oturmuş, vantilatörün yarım yamalak esintisine bırakmıştı kendini. Telefonu masada titreşti. Kaan’dan mesaj:Kaan: “Akşam 7’de evinin altında olacağım. Bu sefer gerçekten geç kalmayacağım. Ama lütfen… güzel bir elbise giy. Bir şey kutlayacağız.”Ela’nın kalbi hızlandı. Kutlama mı? Ne kutlaması? Düğün yıldönümleri yoktu henüz. Tanışalı bir yıl bile olmamıştı. Yine de gülümsedi. Kavanozları düşündü: Gebze’deki renkli kumlar, Darıca’daki mavi cam ve yağmur suyu, hepsi mutfak rafında yan yana duruyordu. Üçüncü kavanoz hâlâ yarım doluydu; sanki içindeki yağmur damlaları hâlâ buharlaşıp yeni bir hikâye bekliyordu.Akşam yedi tam yedi’de kapı çaldı. Ela kapıyı açtığında Kaan elinde bir demet papatya tutuyordu – Gebze pazarından alınmış, biraz ezik ama samimi papatyalar.“Geç kalmadım,” dedi Kaan, gözleri parlayarak.Ela güldü, papatyaları aldı. “Hayır. Tam zamanında.”Arabaya bindiler. Kaan bu sefer sahile değil, şehir merkezine doğru sürdü. Gebze’nin arka sokaklarından geçtiler, eski bir mahalleye girdiler. Küçük bir meydanda durdular. Meydanın ortasında eski bir saat kulesi vardı; saat tam yedi buçuğu gösteriyordu.Kaan arabadan indi, Ela’yı indirdi. El ele tuttular. Meydanın kenarındaki küçük bir pastanenin önüne geldiler. Kapıda “Kapalı” yazıyordu ama içeriden ışık sızıyordu.Kaan kapıyı çaldı. İçeriden yaşlı bir adam çıktı, gülümsedi. “Hoş geldiniz gençler.”Pastanenin içi küçüktü ama sıcacıktı. Masaların üstünde mumlar yanıyordu. Ortadaki en büyük masada iki tabak, iki kadeh ve ortada küçük bir pasta duruyordu. Pastanın üstünde tek bir mum. Ve pastanın kenarına, minik bir kavanoz kondurulmuştu – boş, camı tertemiz.Ela duraksadı. “Bu ne?”Kaan derin bir nefes aldı. Sesi titriyordu.“Bugün… tam bir yıl önce, Gebze sahilinde seni bekletmiştim. Beş dakika gecikmiştim. O akşam sen yine de beklemiştin. O geceden beri her ‘beş dakika’yı sayıyorum. Ve bugün… tam bir yıl oldu.”Ela’nın gözleri doldu. Kaan devam etti.“Bu pastane… annemin çocukluk arkadaşı işletiyor. Burası kapalı ama bugün bizim için açıldı. Çünkü burası… annemin bana ‘aşk beklemeyi bilmektir’ dediği yerdi. İlk kez burada söylemişti bunu. Ve ben… o sözü sana getirdim.”Kaan cebinden dördüncü kavanozu çıkardı. Bu sefer içinde hiçbir şey yoktu. Sadece cam.“İçini sen doldur,” dedi. “Bugünden sonrası için. Yağmur da olur, kum da olur, belki bir yüzük de olur… Ama lütfen… benimle doldur.”Ela’nın elleri titredi. Kavanozu aldı. Sonra Kaan’ın elini tuttu, kendi kalbinin üstüne koydu.“Ben… zaten dolduruyorum,” dedi fısıltıyla. “Her gün. Her nefeste. Seni beklerken, seni severken, seni yanımda isterken… içini dolduruyorum.”Kaan’ın gözleri kapandı. Bir damla yaş yanağından süzüldü.Ela pastanın mumunu üfledi. Mum söndü ama içerideki ışık daha da büyüdü sanki.Pastanenin sahibi yaşlı adam gülümsedi, sessizce kapıyı kapattı ve dışarı çıktı. Onları yalnız bıraktı.Ela ile Kaan masaya oturdular. Pasta küçüktü, iki kişilik. Pastayı keserken elleri birbirine değdi. Kaan bir parça aldı, Ela’nın dudaklarına uzattı.“İlk lokmayı sen ye,” dedi. “Çünkü sensiz geçen her gün… pastasızdı.”Ela güldü, ağladı, ikisini birden yaptı. Lokmayı yedi. Sonra Kaan’a uzattı. O da yedi.O gece pastanede, mum ışığında, boş kavanoz masanın ortasında dururken, Ela usulca sordu:“İçine ne koyalım ilk?”Kaan elini Ela’nın eline koydu.“Bir söz,” dedi. “Sonsuza kadar yanındayım.”Ela başını salladı. Gözleri parlıyordu.“Ve bir söz daha: Seni her sahilde, her yağmurda, her gecikmede… bekleyeceğim. Ama bu sefer… birlikte bekleyeceğiz.”Kaan eğildi, Ela’yı öptü. Yumuşak, uzun, sanki bütün o bir yılı öpücüğe sığdırır gibi.Dışarıda Gebze’nin yaz sıcağı devam ediyordu. Ama içeride, o küçük pastanede, zaman durmuştu.Çünkü aşk artık sadece beklemek değildi.Aşk, yan yana durup birlikte doldurmaktı kavanozları.Birlikte mum üflemek,birlikte pasta yemek,ve “sonsuza kadar”ı bugünden başlatmaktı.Ela ile Kaan o gece dördüncü kavanozu doldurdular.İçine kum koymadılar.Yağmur suyu da değildi.Sadece iki kişinin kalbine sığan,sonsuz bir “biz” koydular.Ve o kavanoz, rafın en önünde durdu.Çünkü bazı şeyler… en öne konulmak içindi.
Bölüm 5
5
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.