İçeriğe geç

Kumdaki Denizyıldızı

Bölüm 6 · 3 dk okuma

Kumdaki Denizyıldızı

Bölüm 6

6

Yazın en sıcak günlerinden biriydi. Ağustos’un ortası, hava o kadar bunaltıcıydı ki, Gebze’nin sokakları bile ter döküyordu. Ela pencerede durmuş, dışarıdaki kavurucu güneşe bakarken telefonuna gelen mesajla irkildi.Kaan: “Akşamüstü 6’da Darıca’da buluşalım. Aynı yer. Ama bu sefer sahilin biraz ilerisinde, o küçük koyda. Lütfen… erken gel. Ben senden önce orada olacağım.”Ela’nın kalbi hızlandı. O küçük koy… Yağmurda sığındıkları, birbirlerine sarıldıkları yerin biraz ötesiydi. Kaan’ın ses tonu bile mesajda farklıydı; sanki kelimeler titriyordu.Ela sade bir beyaz elbise giydi. Saçlarını açık bıraktı, hafif bir makyaj yaptı. Aynaya bakarken kendi kendine fısıldadı: “Ne olursa olsun… hazır ol.”Tam 5:45’te Darıca’ya vardı. Koyun yolunu yürüdü. Güneş batmaya başlamıştı; gökyüzü turuncu, pembe ve morun en güzel karışımıyla boyanmıştı. Deniz sakinleşmiş, dalgalar usul usul kıyıyı okşuyordu.Kaan oradaydı. Sahilin biraz yukarısında, kumların üstüne serilmiş küçük bir battaniye, yanında iki bardak, bir şişe soğuk limonata ve ortada… o dördüncü kavanoz. Ama bu sefer boş değildi. İçinde renkli kumlar, mavi cam parçaları, yağmur damlaları gibi parlayan minik taşlar… ve en üstte, küçük bir beyaz zarf.Ela yaklaştığında Kaan ayağa kalktı. Elleri titriyordu. Gözleri Ela’yı bulduğunda, sanki bütün dünya durdu.“Geldin,” dedi Kaan, sesi kısık ama net.Ela gülümsedi, kalbi göğsünden fırlayacak gibi atıyordu. “Erken geldim. Bu sefer ben geç kalmadım.”Kaan bir adım attı, Ela’nın ellerini tuttu. Parmakları buz gibiydi, ama avuç içleri yanıyordu.“Ela,” dedi, derin bir nefes alarak. “Bir yıl önce seni bekletmiştim. Beş dakika. Sonra Darıca’da yağmurda buluştuk. Sonra pastanede mum üfledik. Her seferinde bir kavanoz doldurduk. Her seferinde birbirimize bir söz verdik.”Ela’nın gözleri dolmaya başladı. Kaan devam etti, sesi artık titremiyordu; sadece daha derin, daha samimiydi.“Ama bugün… bugün o kavanozları doldurmayı bırakmak istiyorum. Çünkü artık biriktirmek değil… yaşamak istiyorum. Seninle. Her günü. Her yağmuru. Her gecikmeyi. Her ‘beş dakikayı’… seninle.”Kaan diz çöktü. Tek dizinin üstüne. Cebinden küçük bir kutu çıkardı. Açtığında içindeki yüzük, gün batımının ışığında parladı – sade, zarif, ama en önemlisi… onların hikâyesine yakışır bir yüzüktü. Üzerinde minik bir denizyıldızı kabuğu motifi oyulmuştu.Ela’nın nefesi kesildi. Ellerini ağzına götürdü.Kaan gözlerini Ela’nın gözlerinden ayırmadan konuştu:“Ela… benimle evlenir misin?Beni her sahilde bekler misin?Her yağmurda sarılır mısın?Ve en önemlisi… beni, seni bekleten o aptal beş dakikaları bile affederek… sonsuza kadar sever misin?”Gözyaşları Ela’nın yanaklarından süzülüyordu. Ama bu sefer mutluluktandı. Sadece mutluluk.“Evet,” dedi fısıltıyla. Sonra daha yüksek: “Evet, Kaan. Evet. Bin kere evet.”Kaan yüzüğü Ela’nın parmağına taktı. Ellerinin titremesi geçti. Yüzük tam oturdu; sanki yıllardır oradaymış gibi.Ela diz çöktü, Kaan’ın boynuna sarıldı. İkisi de kumun üstünde, birbirlerine sarılmış halde ağlıyor, gülüyor, öpüşüyordu. Deniz onları alkışlar gibi dalga vuruyordu. Güneş son ışıklarını verirken, gökyüzü tam onların rengindeydi.O an, dördüncü kavanoz battaniyenin üstünde duruyordu. İçinde biriken her şey… artık bir başlangıçtı. Bir “biz”in sonsuz başlangıcı.Ela geri çekildi, Kaan’ın yüzünü avuçlarına aldı.“Şimdi ne yapacağız?” diye sordu gülümseyerek, gözyaşları hâlâ akarken.Kaan gülümsedi, alnını Ela’nın alnına dayadı.“Şimdi… eve gideceğiz. Anneme, babama söyleyeceğiz. Sonra bir sahil daha bulacağız. Beşinci kavanozu dolduracağız. Ama bu sefer… düğünümüzün kumlarıyla.”Ela kahkaha attı. Mutluluktan başı dönüyordu.“Ve altıncısı?” diye sordu.Kaan onu kendine çekti, dudaklarını Ela’nın dudaklarına değdirdi.“Altıncısı… çocuklarımızın ilk kumlarıyla. Ama acelemiz yok. Zaman bizim artık.”Gün batımı koyu mor bir renge dönerken, Ela ile Kaan el ele kalktılar. Battaniyeyi topladılar, kavanozu aldılar. Yürüdüler. Kumda bıraktıkları ayak izleri, dalgalarla silinmeye başladı ama onlar umursamadı.Çünkü bazı izler silinmezdi.Kalpte bırakılanlar.Aşkları artık bir hikâye değildi.Bir yemin olmuştu.Bir yüzük olmuştu.Ve en güzeli… bir “sonsuza kadar” olmuştu.Ela ile Kaan, o yaz akşamında Darıca’nın küçük koyunda,hayatlarının en güzel “evet”ini söylediler.Ve o “evet”,bütün kavanozları, bütün beklemeleri, bütün yağmurları…sonsuza dek dolduracak kadar büyüktü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.