İçeriğe geç

Kumdaki Denizyıldızı

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Kumdaki Denizyıldızı

Bölüm 2

2

O akşamın ardından günler geçti, ama o kavanoz Ela’nın çantasında hep yanındaydı. İşe giderken metroda sıkış tepiş dururken bile parmak ucuyla camına dokunuyor, içindeki kumların hışırdayışını duyuyordu. Sanki Kaan’ın koşarken nefes nefese kalan hali hâlâ o kumların arasında saklıydı.Bir cumartesi sabahı, hava biraz yumuşamıştı. Gebze’nin o meşhur pazarında, Ela sebze reyonunda domates seçerken telefonuna mesaj geldi:Kaan: “Bugün öğlen boş musun? Seni alayım, bir yere götüreceğim. Bu sefer geç kalmayacağım, söz. 12:00’de evinin önünde.”Ela gülümsedi. “Beş dakika gecikme payı var mı?” diye yazdı hemen.Kaan: “Yok. Sıfır tolerans. 😅”Tam 11:58’de kapının zili çaldı. Ela kapıyı açtığında Kaan elinde iki bardak kahve, diğer elinde küçük bir poşet tutuyordu. Üstünde yine aynı siyah bere, ama bu sefer montunun yakası açıktı, bahar gelmiş gibi.“Erken mi geldim?” diye sordu sırıtarak.“Hayır. Tam zamanında,” dedi Ela ve kahveyi aldı. Parmakları birbirine değdiğinde ikisi de bir an duraksadı.Arabaya bindiler. Kaan radyoyu açtı, eski bir Sezen Aksu şarkısı çalıyordu: “Beni unut, unut, unut… ama unutma.” Ela güldü.“Nereye gidiyoruz?”“Sürpriz. Ama Gebze’den çıkmıyoruz. Söz verdim ya, geç kalmayacağım diye… fazla uzaklaşmayalım.”Yirmi dakika sonra Darıca sahiline vardılar. Burası Gebze’ye göre daha tenha, daha vahşiydi. Kışın son dalgaları hâlâ sert vuruyordu ama güneş biraz olsun yüzünü göstermişti. Kaan arabayı park edip Ela’yı indirdi.“Gel,” dedi ve elini tuttu. Parmakları artık buz gibi değildi.Kumsalda yürüdüler. Ela’nın botları ıslak kumda iz bırakıyordu. Kaan birden durdu, cebinden ikinci bir küçük kavanoz çıkardı. Bu seferki daha küçüktü, içinde sadece tek bir mavi cam parçası ve bir avuç beyaz kum vardı.“Bu ne?” diye sordu Ela, gözleri parlayarak.“Geçen hafta buraya geldim. Tek başıma. Düşündüm ki… bizim hikayemiz Gebze sahilinde başladı ama belki başka sahillerde de devam etmeli. Bu mavi camı dalgalar getirmiş, sanki deniz bize hediye etmiş gibi. Aldım, senin için sakladım.”Ela kavanozu aldı, avucunda sıktı. Gözleri doldu ama bu sefer ağlamadı. Sadece Kaan’a döndü ve usulca,“Seninle her sahilde bir kavanoz bırakalım mı?” dedi. “Bir gün hepsini bir araya getiririz. Belki bir raf olur, belki bir kutu… ama her biri bir ‘bekledim’ hikâyesi taşır.”Kaan’ın gözleri nemlendi. “Anlaştık. Ama bir şartım var.”“Neymiş?”“Bir dahaki sefere sen geç kal. Ben de seni bekleyeyim. Bakalım nasıl bir hismiş.”Ela kahkaha attı. Sonra Kaan’ın boynuna sarıldı. Deniz kokusu, kahve kokusu, onun montunun kokusu… hepsi birbirine karıştı.O gün Darıca’da, soğuk rüzgâr yüzlerine vururken, ikisi de birbirine sarılıp denize baktı. Martılar hâlâ uçuyordu ama bu sefer sanki alkış tutuyor gibiydiler.Aşk bazen koşarak gelmekti.Bazen de beklemeyi göze almak.Ve bazen de… yeni bir kavanoz için yeni bir sahil bulmaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.