İçeriğe geç

Kumdaki Denizyıldızı

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Kumdaki Denizyıldızı

Bölüm 1

5 dakika gelecek mi

sahil yolunda, martıların bile üşüdüğü bir ocak akşamıydı. Deniz griye çalmıştı, dalgalar tembel tembel kıyıyı okşuyor, sanki biri onları azarlamış da surat asıyor gibiydiler. Kıyıdaki küçük çay ocağının plastik sandalyelerinden birine oturmuş, ellerini montunun ceplerine gömmüş Ela, önüne koyduğu demli çayı üfleyerek soğutmaya çalışıyordu. Karşısındaki sandalye boştu. On beş dakikadır da öyleydi. Telefonuna bakmadı. Bakarsa yine aynı mesajı görecekti: “5 dk gecikiyorum, özür” Sonra 17 dakika geçmişti ve hâlâ yoktu. Tam “Artık kalkıyorum” diye içinden saymaya başlarken, karşı kaldırımdan koşarak gelen biri gördü. Siyah bere, boğazına kadar fermuarlı mont, bir elinde poşet, diğerinde telefon. Koşarken neredeyse düşüyordu. Ela istemeden gülümsedi. Bu görüntüye çok alışkındı aslında. Çocuk nefes nefese masaya ulaştı, poşeti masaya koydu ve sandalyesine çöktü. “Özür dilerim. Gerçekten. Otobüs… şey… durakta… inecek yerde inmedim.” Ela kaşlarını kaldırdı. “Yine mi?” “Evet yine. Ama bu sefer suç bende değil. Şoför durmadı. Ben de panikleyip bir sonraki durakta indim, sonra da geri yürüdüm.” Ela sustu. Sonra poşete baktı. “Bu ne?” Kaan utangaç utangaç poşeti açtı. İçinden küçük, kâğıda sarılı bir şey çıktı. Açınca ortaya minik bir cam kavanoz çıktı. İçinde kat kat renkli kumlar, en üstte de tek bir deniz yıldızı kabuğu. “Bugün işe giderken Kocaeli’nden geçerken durdum. Sahilde topladım. Sen demiştin ya geçen sene… ‘Bir gün bana denizden getirdiğin bir şey olsun istiyorum’ diye. Unutmamışım.” Ela’nın gözleri doldu ama ağlamayacaktı. Sadece parmağıyla kavanozun camına dokundu. “Beş dakikada mı topladın bunları?” Kaan güldü. “Yok. Beş dakikada yetişemedim diye yalan söyledim. Aslında öğlen molasında gittim. Koşarak. Çünkü seninle buluşmaya geç kalınca suratının alacağı şekli çok iyi biliyorum.” Ela başını kaldırıp ona baktı. Göz göze geldiklerinde ikisi de bir an sustu. Sanki martılar bile o anda sustu. “Senin suratının aldığı şekli de ben çok iyi biliyorum,” dedi Ela usulca. “Böyle koşarken, nefes nefese kalırken, bir yandan da ‘yine batırdım’ diye düşünürken… O halini seviyorum.” Kaan’ın kulakları kızardı. Ela’nın elini tuttu. Parmakları buz gibiydi. “Üşümüşsün.” “Sen de.” İkisi de gülümsedi. Kaan kavanozu Ela’nın avucuna koydu. “Bu benim özrüm. Ve bir söz. Bir daha geç kalmayacağım. En azından… elimden geleni yapacağım.” Ela kavanozu göğsüne bastırdı. “Ben de söz veriyorum,” dedi. “Bir daha ‘beş dakika’ dediğinde sana inanmayacağım. Ama yine de bekleyeceğim.” Deniz usulca dalgasını çekti, sanki “Tamam, sizi gördük, artık biz de barışalım” der gibi. O akşam Gebze sahilinde, plastik sandalyede oturan iki kişi, birbirine sarılmadan, sadece elleri birbirine değerek saatlerce oturdu. Arada bir martı çığlığı, arada bir dalga sesi, arada bir de birbirlerinin nefesini dinleyerek. Bazen aşk, büyük jestlerde değil, koşarak gelinen beş dakikalık gecikmelerde, ve “yine de bekleyeceğim” demeyi göze alabilmekte saklıydı. İyi ki beklemişsin, Ela. İyi ki koşmuşsun, Kaan.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.