İçeriğe geç

Kumarbazlar

Bölüm 10 · 12 dk okuma

Kumarbazlar

Bölüm 10

Bölüm 10

Sabahın saat beşiydi ve ani bir sese uyanmıştım, Lunaya dönerek "Neden sabahın köründe hazırlandın böyle. Hem bu kıyafetler de neyin nesi?" Luna'nın sanki koşu maratonuna katılacakmış gibi bir tarzı vardı, zaten beni uyandıranda oydu! Ne güzel yatıyordum, hem işe daha 4 saat vardı! Neyin aktivitesdi ki bu! Luna bana bakarak " Koşuya çıkıcam man kafa! Tabi sen bu saatte çoktan horul horul uyuyordun! " Pardon hanımefendi? Uyuyordun derken? Benim öyle marjinal hobilerim olmadığı için kusura bakmayın! Tabiki uyuyacağım daha napayım sabahın köründe! Bu vakitte karga bokunu yemedi be yahu! Luna bana ciddi ciddi bakarak " Üstünü başını değiştir sende geliyorsun! O kaslar boşuna olmadı ya? Bari kullan! " Yataktan kalkıp üstümü başımı değiştirdim, malum sabahın körü bide o çatlakla kavga etmek hele hele hiç istemem.

Evden çıktık Luna tam yolunu değiştirecekti ki onu durdurup " Arabaya binmiyormuyuz? " Dedim. Luna yüzünü ekşiterek "2 kilometre için cidden araba mı kullanacaksın? Nesin sen tembel hayvan falan mı? " dedi. Ne olmuş yani arabaya binmek istediysem canım! Suç mu işledik, sadece sabah sabah yürümek üşendiriyor o kadar! Luna lafını dedikten sonra yürümeye koyuldu, tabi hanimefendi beni hep geride bırakırdı zaten! Hızlı adımlarla Luna'nın peşine düştüm, sabah erken kalkıp yürüyüşe çıkması şahsen beni etkiledi diyebilirim eğer uyanmamış olsaydım şu anda on ikinci rüyamı görüyor olurdum. Lunaya biraz daha yaklaşarak, düşünceli bir tavırla "Neden bu kadar erken kalkıp yürüyüş yapmaya gidiyorsun ki? Evin etrarında da tam tur atabilirsin?" Dedim. Sustu daha doğrusu cevap vermemeyi seçti, onunla sohbet etmek gerçektende çok zor! Elbetki bazendir açtığı yada susmak bikmediği konular çıkıyor ama ben ne kadar konuşursam konuşayım, ne tür konu açarsam açayım bazendir orda yokmuşum gibi davranıyor ve inanın birisinin sizi görmezden gelmesi çok kırıcı bir durum üstelik bu değer verdiğiniz birinden olunca istenmediğinizi anlıyorsunuz. Tabiki bu herkes için geçerli değil! Luna beni seviyor, bunu biliyorum ama ne yazık ki bana olan nefreti her zaman sevgisinden daha fazla olucak ve bu beni pişmanlığımla kahredicek.

Bu sessizliği sonunda martı sesleri bozmuştu, şükürler olsun ki sonunda Minato Miraideki Yamashita Parkına varmıştık, 46 dakkalık bir yürüyüştü ve bacaklarım şakasız koptu! Ama yürüyüş alanının manzarası sizi içine hapsettiği kesin! Buraya hiç bu kadar detaylı ve içten bakmamıştım benim için hep birer sahil kenarı olarak kalır diye düşünüyordum ama sanırsam bu fikri sonunda kırmayı becerdik. Yamashitada sabah yürüyüşe çıkan bir sürü koşucu ve beyaz yakalı insanlar olurdu şahsen ben bu kişileri alanı terk ederlerken görüyorum o kadar! Asıl siz birde burayarı gece görün, Minato Mirainin dönme dolabı gözlerinizi alıyor, ciddiyim o ışıklar ne öyle insanı kör ediyor resmen! Ben oturmuş manzaraya bakarken Lunda birkaç ısınma haraketi yapıyordu bana bakıp sırıtarak " Kaldır o kıçınıda biraz hakaretlen! Boşunamı geldin buraya! " Ne olmur biraz kestirsek! Hem çok uykuluyum birde ayaklarımımı çalıştırıcam! Nazlanarak ayağa kalktım " Benimle böyle kaba saba konuşmana gerek yok! Nesin sen annem mi? " Tembel olduğumu yada sıkıcı olduğumu kabul edebilir ama kıç nedir ya? Bu deninirmi koskaca yakışıklı adama? Luna sırıtarak " Annen değilim! Eşinim! Ve haklıyımda! " Luna'nın yanında ısınma haraketleri yapmaya başlayarak sakin ama bi o kadarda dalgacı bir tavırla haklı olduğunu belirten bir sesle " Kimse sana haksızsın demedi zaten monoshiri- san!*" (*her konuda haklı çıkan kişiye denir.)

İkimizde ısınma haraketlerimizi bitirmiştik, tam koşmaya hazırlanırken Luna yavaş tempoyla koşmaya başladı, bende hemen onunla beraber yavaş tempoyla koşmaya başladım, koşarken konuşabilir bir tonda " Hızlı koşuyorsun sanıyordum, bu tempo neden? " Luna birer öğretmenmiş gibi konuşmaya başladı " Koşuya başlamadan önce nefesini kontrol etmelisin! Kimse katilden kaçarken nefessiz kalmak istemez değil mi? Tabi bunun içinde rahatça konuşabilir bir tempoda koşman gerek! " Dedi ve adımlarını bir anda hızlandırıp olimpik koşucu gibi yanımdan fırlayıp gitti. Kızım sen nesin! O nasıl hız! Kendimden utandım resmen, arkasından baka kaldım! Lunaya yetişmek için ben de bir anda hızlandım ve az daha beyaz ışığı görüyordum, yarı yolda durdum. Resmen nefes nefese kaldım,olduğum yerde yere çömeldim gözlerimden akan şey yaşmıydı yoksa termiydi bilemiyorum! Üç dakika bile koşamadan yorulmuştum, dizlerim yerinden bile kalkamıyordu. Luna hızlıca yanıma gelerek önümde çömeldi " İyimisin? Bir anda hızlanırsan kalp ritmini bozarsın be adam! Alışık olmadığın bir şeyi ne diye çabuk yapmaya çalışıyorsun! " Sesi sanki kızmaktan ziyade önemseyen birinin endişesi gibiydi. Nefesimi kontrol etmeye çalışarak " Bunu her gün mü yapıyorsun? Neden bu kadar acıtıyor! Acıtmak zorunda mı? " Gözlerimden akan şey ter değildi, Ağlıyordum! Hissettiğim acıyı bacaklarımda değil boğazımda ve kalbimde hissediyor kontrolsüzce aldığım nefesler beni büzüştürüp Küçültüyordu! Neden bunu yaşıyorum? Neden nedenini bilmediğim bir eylem gösteriyorum? İçime hapsettiğim onca duygular kanatlarını açıp o zincirleri neden şimdi kırıyor? Gözlerimi silerek Lunaya baktım " Bu şey canımı çok acıtıyor! " Oysa canımı acıtan şey bacaklarımın acısı değildi kendimi kabullenmeyişimdi! Luna acınası bir gülümsemeyle bana baktı " Acıttığını biliyorum, zor olduğunu da biliyorum, hatta duygularını çok yoğun yaşadığını bile biliyorum! " Elini kalbime koydu ve devam etti " Ama onu, kalbini! Zorlarsan sonucu her zaman nedenlerle dolucak! " Dedi ve bana sıkıca sarıldı. Nedendir bilmem ama bu bana iyi geliyordu, onun kokusu, beni saran kolları, beni seven bedenin, hayır! Beni seven birinin olması! Beni önemseyen biri olması! Bunu bilmek, sevildiğini hissetmek! Pişmanlığımın yanında bana verilen en güzel şifaydı.

Koşudan eve yeni dönmüştük saat altı buçuğa geliyordu, Luna duştaydı bende salonda uykumun açılması için zift gibi bir kahve içiyordum. Luna duştan çıkmıştı üstünde bornozlu bir şekilde " İşe saat kaçta gidiceksin? Bu sefer erken gitmeni tavsiye ederim! Patronun senden memnun değil gibi ha? " Hiçte bile! İşimde en iyisiyim yahu! Kim benden nefret edecekmiş! Kendimden emin bir şekilde " Benden nefret etmiyor, sadece işe biraz geç gidiyorum o kadar! " Luna bu dediğimden tatmin olmamışa benziyordu, uyarıcı bir tavırla " Yerinde olsam şimdiden üstümü giyinmiş maillerimi kontrol ediyordum! " Dedi ve yatak odasına gitti. Maillerini kontrol ediyormuş! Cevaba bak! Sana mail bile gelmiyordur ki! Koltuktan kalkarak yatak odasına gittim, Luna üstünü değiştirmeden önce aynada yüzüne bakıyordu.

" Odadan çıkmayacak mısın? Üstümü değiştiricem burda! " Ne olmuş yani? Sana bakıcak halim yok ya! Bende üstümü başımı değiştiricem, dalga geçercesine " Sana bakan yok merak etme! O çıplak vücudu en az iki kere gördüm zaten! " Rezil ve egolu bir söz olduğunu kabul edebilirim ama elimde değil! Luna bu dediğime üzülmüş olmalı ki bir anda dalıp gitmişti, aynadan yansımama bakarak " Vücudum hakkında konuşma! Bu konu hakkında mümkünse ağzını bile açma" Kırılmış olmalıydı, iyi ama ben kötü bir şey demedim ki! Kendi açımdan kötü bir durum değildi ama onun açısından... Pişmanlığımı belli eder bir tavırla " Özür dilerim! Amacım moralini bozmak değildi. " Vücudu hakkında fazla takıntılıydı ve ona zarar verme konusunda da fazla sorunlu.

İşe yürüyerek gidiyordum benim için alışılmışın dışında diyebildiğim bir durum! Pek fazla yürümem ama Lunayla yürümek eğlenceli ve bi o kadarda huzurlu hissettiriyordu, kaldırımda yavaş adımlarla yürüyorduk birden üzerime hızlıca birşey geliverdi, bir kız çocuğu çarpmıştı! Velet seni! Evrak çantamı yere düşürmüştü ve kendi eşyalarıda yere düşmüş ola ki yerde bir sürü kağıt yığını oluşmuştu! Kötü bir aksanla Japonca özür diliyordu, eşyalarınk toplayıp resim dosyasına koydu, belli ki bir sanat okulunda okuyordu kısa boylu biriydi ve duruşu alışılmışın dışındaydı. Evrak çantamı yerden alıp bana uzattı ve bozuk bir Japoncayla " Özür dilerim bayım ve iyi günler " Diyerek hızlıca yanımdan uzaklaştı, ne tuhaf bir çocuk? Evrak çantamı aldığımda üstünde yapışkanlı not kâğıdına yazılmış bir not vardı ismini okuyamadığım bir sosyal medya hesabı ve Japonca "Itsumo egao de imashou" Yani yüzünüzden gülümsemeyi hiç eksik etmeyin yazıyordu. Bu kız kimin nesiydi bilmiyorum ama bir notla yüzüme verdiği tebessüm için teşekkürlerimi sunduğumu bilmesini isterdim!

İş yerinde odamda oturmuş formülleri çözmeye çalışıyordum, üstümde patronumun bana uyguladığı baskı vardı, yani ne diye birine baskı uygularsın ki? Yapıyoruz bu işi sonuçta! Birden kapım tıklandı ve içeri siyah saçlı, mavi gözlü, üstünde siyah gömlek ve boynunda da bir giriş kartı vardı. Şaşkın bir ifadeyle baka kalmıştım " Dean? " Karşımda pis pis sırıtarak " Sürpriz, peri tozu! " Dedi. Ne sürprizi be! Nereden çıktın sen? İçeri girdi ve önümdeki koltuğa oturdu, bu gün keyfi yerinde gibiydi, gerçi onun keyfi hep yerindeydi. Cebinden bir kaç kağıt parçası çıkardı ve masanın üstüne koydu, bunlar birer kartlara benziyordu ve köşesinde küçük bir 1 kuruş amblemi vardı, bunlar birer kazı kazan kartlarıydı! Dean birden kendinden emin bir ses tonuyla " Bunları sevdiğini biliyorum, ne diye bilirim ki sonuçta sen bir matematikçisin ve bunlarda iyisin, doğru değil mi? " Doğru! Kazı kazanları veya piyangoları severdim ama dediğim gibi severdim şu an bunlara elimi bile sürmeyi bırakın yanından bile geçmiyorum! Ciddi bir tavırla " O zamanlar eskide kaldı, şu an şansla pek işim yok! " Dedim. Dean tebessüm ederek " Şanslı biri olduğunu hepimiz biliyoruz papatya! " Şanslı mı? Şanslı falan değilim ben! Belki biraz, tamam! Kabul etmek gerekirse bu oyunlarda üstüme yok! Kendime hem şanslı hemde bi o kadar da kurnaz diyebilirim, sonuçta kim bunların hilesini çözmek için 47 tane kazı kazan oynar ki? Ben! Dean cebinden bir bozukluk çıkardı ve elime tutuşturdu. Bir kazı kazana bir elimdeki bozukluğa bakıyordum, yapmalı mı? Onları kazmalı ardındaki ödülü öğrenmelimiydim? Hâlâ daha şanslı ve yeteneklimiydim? Elimdeki bozuklukla kazı kazanları teker teker kazmaya başladım. Kartlarda üç ayrı kazıma alanı yani kutucuklar vardı bu da üç hakkımın ama sadece birinin doğru kutucuk olduğunu gösteriyordu. İlk kazı kazandaki kutucuğu kazıdım, bir sonuca varamadım! İkinci kazı kazandaki kutucuğu da kazıdım, nâfile! Son bir kazı kazan ve son bir hakkım vardı, tahminim doğru mu olucaktı? Şans benden yanamıydı? Bu sefer tam ortadaki kutucuğu kazıdım ve sonuç istediğim gibi değildi. Dean dalga geçercesine " Ne yazık! Galiba bu sefer şans senden yana değil? Yada bu konularda paslanmışsındır kim bilir! " Dedi. Ben paslanmadım! Sadece kötü bir başlangıç yaptım o kadar! Sinirliydim, neden bu pisliğe kalkıştım ki? Neden onları kazıdım. Tok bir ses tonuyla " Ben paslanmadım! Sadece düşünmeden kazıdım o kadar, kafa yorsam kesin kazanırdım! " Dean sırıtarak " Peki öyleyse! Bir dahakine daha şanslı olursun! " Dedi ve koltuktan kalkarak masadaki kazı kazanları topladı. Neydi bu şimdi? Bana üç dakkalık bir hırs sunup öylece çekip gidicek miydi? Çocukluk arkadaşına hal hatır sormadan bir de? " Nereye böyle? " Dedim. Ardından hazır bir cevap olduğu bariz bir şekilde " Evime! " Şaşırmış bi o kadar da garipsemiş bir tavırla " Bunun için mi buraya geldin yani? Bu boku bana oynatıp kazanacağımı düşündüğün için mi? " Dean gülerek " Bir bakıma evet! Sen bu konuda iyisin! Yani artık eskiden iyidin demem gerekecek" Dedi ve bi anda odaya sessizlik kapladı, yaklaşık iki dakika sonra samimi bi o kadarda duygusuz bir ses tonuyla " Neden beni bu işin içine karıştırıyorsun? Geçmişin samimiyetini bende özlüyorum elbet ama kaderin ayrılığını birleştirme çaban sence de sonuçsuz kalmıyor mu? " Dean elindeki kartalara bakıp dalmıştı, biraz suskun kalmıştı diyebilirim. Kırılgan bir sesle " Fakat, ya kader ayrılmaktan ziyade başından beri parçaları yerine oturtmaya çalışıyorsa? " Bu düşüncesine şaşırmıştım, sonuçta geçmişte yaşadıklarımız aynı yaşanmışlıklardı fakat farklı düşüncelerdi. Birimiz bitmiş bir anıyı anımsarken diğerimiz yarım kaldığını düşünüyordu.

Bağımlı olduğum bir şeyi bıraktım sanarken kaderin her seferinde önüme bunları getirmesinin bir amacı ve sonucu vardı. Kötü olan şu ki bunların tekrarlanmasını istemeye tek kişi Lunaydı! Dean rahatsız olmuş bir şekilde " Ben en iyisi gideyim bir sürü işim var sonuçta! " Dedi ve çekip gitti. Anlamaya, olayları algılamaya çalışıyordum, ne diye gelip beni hırslandırmıştı ki? Kafamı bir anlığına bilgisayarımdaki post-ite çevirdim bu sabahki kızın yazdığı nota gözüm ilişti, bu beni bi nebzede olsa rahatlatmıştı. Galiba bu boktan konuyu Lunayla konuşmam gerekecekti! Konuyu düşünüp kafamda diyaloglar oluşturarak şirketin kafe bölümüne geldim ve kahve alarak masalardan birine geçtim, oturduğum yer Luna' nın stajyer öğrencilerine seminer düzenleyip, ders verdiği alana bakıyordu. Luna o alandan çıkarak iki kız öğrencisiyle beraber kafeteryaya geldiler, Lunaya bakıyor onu süzüyordum bu yaptığım dikkatimi çekmiş olucak ki yanıma geldi ve karşımdaki sandalyeye oturdu. Yanındaki iki stajyer öğrenciside Luna' nın yanına oturdular tabi ki! Kızlar sürekli ilişkimiz hakkında Lunaya ve bana sorular soruyordu. Cidden mi? Çok rahatsız edicisiniz! İki kızada bakarak " Luna sensei sizi azarlamıyor olabilir! Ama eğer benim staj yapan öğrencilerim olsaydınız şu anda evde yatıyor olurdunuz! " Kızlardan biri anlamamış bir tavırla " O nemek şimdi? Tatil mi yapıyor olurduk yani? " Lunaya sinirli ve gergin bakışlar attım. Yahu sen bunları neyle eğitiyorsun! Kuzenimden daha sinir bozucular be bunlar! Luna en sonunda kızları arkadaşlarının yanına postaladıktan sonra içime bir ferahlık gelmişti, bunu başta yapamazmıydın be kadın? Luna kahvesinden bir yudum aldı " Peki! Var mı bir dedikodun? " Dedikodu? Tiz bir ses tonuyla konuştum " Galiba yok! " Konuşurken yanaklarımın kızardığını hissedebiliyordum, neden bu olmak zorundaydı ki! Luna gülerek " Benim bir dedikodum var! " Merakla Lunaya bakarak " Neymiş o? " Dedim. Luna gülümsemesini sürdürerek " Senin bölümüne bir stajyer geliceğini söylediler ama bu bir söylenti! Sonuçta sana bu konu hakkında bilgi vermediler öyle değil mi? " Bu günün ikinci şokunu ve şaşkınlığını yaşıyordum, elbette bana bu konu hakkında hiçbir şey söylemediler! Gergin bir sesle " Bana bu konu hakkında bilgi vermediler! Kim dedi ki bunu? Üstelik bölümüme bir çömezin gelmesine de gerek yok! " Luna benle alay edercesine " Bölümünde imkansız fonksiyonları falan çözmüyorsun ya! İki formül bakıp, bir kaç işlem çözüp şirketin maliyetine bakarak form imzalıyorsun o kadar! Hem yorulduğunu söyleyen sen değil misin? En azından stajyer yapan biri senin getir götür işlerini halleder " Bi bakıma haklıydı da, bu iyi gelebilirdi ama bunların birer söylentiden ibaret olmasını istiyordum. Konuyu değiştirerek " Akşam saat kaçta çıkıyorsun? " Dedim. Luna huysuz bir şekilde " Bu gidişle akşam saat on iki gibi evde olucam! " Dedi. Hanım! O kadar ne yapıyorsun ben bile on ikiye kadar kalmıyorum bu yerde! Lunaya bakarak " Eh! Bende seninle o saate kadar dururum, benimde bir kaç işlerim var! " Dedim sonuçta onsuzda yapamıyorum işte! Onsuz dayanamıyorum.

Eve saat bir buçuk gibi gelmiştik, beklentimizinde beklemediği bir saatti diyebilirim! Luna çok yorulmuşçasına salona giderek kanepenin üstüne direk kendini attı. Şahsen benim uykum yoktu. Masaya bıraktığım kitabımı aldım ve satırları okumaya başladım, Luna uyurken bir kaç anlamsız şey mırıldanıyordu. Birçok kişi ilişkilerinde sevdiğine tatlı ve güzel uyuduğunu söylüyor olabilir ama Luna bunun tam tersi, uykunun hakkını veriyor diyebilirim! Onun uyurken horlamak yada yatağı alt üst etmek gibi bir çok huyu vardır. Kitabı okurken bir yandan Lunaya bakıyor bir yandan da oturduğum koltuğun yanında duran abajurlu lambaderin loş ışığında kitabımın harflerini görmeye çalışıyordum. En sonunda harfleri göremediğim için okumaktan vaz geçip kitabı masanın üstüne geri koydum ve Lunaya baktım. Şu aralar mutlu ve sakin görünüyordu fakat sürekli bir telaş ve gerginliğin içinde olduğu apaçık ortadaydı, en büyük huzuru o hak ediyordu! Ve en büyük gülüşüde hak eden oydu! Derdi nedir? Sorunu nedir bilemem elbet ama sırtındaki ve kollarındaki yaraları en iyi ben bilirdim! Stres olduğunda dudaklarını ısırdığını en iyi ben bilirdim! Onu geçmişe götüren bir hatıra gördüğünde sessizleşip, uzaklara daldığını en iyi ben bilirdim! Onun yaralarını iyileştirmek için ne kadar çok çabaladığımı en iyi ben bilirdim! Ama en çokda onu yaraladığımı inkar edenin ben olduğumu da en iyi ben bilirdim! Hırsıma yenik düşüp aptal kart oyunlarından zevk alanında ben olduğumu en iyi ben bilirdim! Geçmişi özleyip onu tekrar edecek olanda başlı başına bendim zaten!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.