Aradan geçen birkaç günden sonra aralarındaki buzlar erimeye başlamıştı, biraz da olsa Cengiz Bige’ye ısınmıştı. Artık ikili bir yandan çalışıyor, bir yandan da sohbet ediyorlardı.
“Sen niye burada işine girdin ki? Şimdiki aklım olsa tövbe tekstile bulaşmazdım.”
“Burada işe girene kadar hep garsonluk yaptım. Ama emeğimin karşılığını alamayınca garsonluğu bırakmak istedim. Sonra başka da düzgün iş bulamadım. Buraya da hem vardiya yok hem de cumartesi tatil diye girdim.”
“Okul okumadın mı?”
“İki yıllık üniversite okudum ama isteyerek okumadım, herkes okuyor diye öylesine bir bölüm yazdım. Şimdi de kendi mesleğimi yapmak istemiyorum.”
“Desene benim gibisin. Ben de iki yıllık mezunuyum, ben kendi mesleğimi yapmak istiyordum da iş bulamadım. Ben güya buraya geçici olarak girmiştim, giriş o giriş burada mahsur kaldım.” Küçük de olsa ortak bir yanları olması Cengiz’i rahatlatıyordu.
“Peki, şu an kaç yaşındasın?”
“Otuz. Sen kaç yaşındasın?”
“Yirmi bir."
“Daha çok gençsin. Gerçi yirmi bir bile durmuyorsun, daha küçük duruyorsun.” Genç kız bu sözü duymaya alışmıştı artık.
“Sen yaşlı mısın?” Cengiz hafifçe gülümsedi. Artık yavaş yavaş genç kıza alışıyordu.
“Yaşlı olmasak da genç de sayılmayız artık.”
Genç kız söyleyecek sözü olmadığı için sessiz kalmayı tercih etti. İkisi de sessizliğe bürünerek çalışmaya devam ettiler.
“Kolay gelsin kardeşim.”
“Sağ olasın dayı.” Cengiz çok uzun süredir bu fabrikada çalışıyordu bu yüzden fabrikadaki çoğu kişiyle samimiydi. Cengiz’in yanından geçen arkadaşları da Cengiz’e selam verip onunla ayaküstü muhabbet ediyordu.
“Ne yapıyorsunuz, nasıl gidiyor?”
“Ne yapalım, buranın derdiyle uğraşıp duruyoruz. Senin nasıl gidiyor?” Gelen kişilerin Cengiz için geldiğini düşündüğü için Bige genellikle bu sohbetlere dâhil olmazdı, sessizce onları dinlerdi.
“Aynı biz de uğraşıp duruyoruz. Senin yanındaki eleman yine kaçmış.” Bu cümleyi kurduktan sonra seslice gülmüştü.
“Dayı hiç sorma hep mi bana denk gelirler?” Cengiz adama her ne kadar dayı diye hitap etse de adam Cengiz'den sadece üç yaş büyüktü. fabrikada bu hitap bir samimiyet belirtisiydi.
“Hadi bu sefer iyisin Bige’yi vermişler. Nasılsın kız, hiç sesin soluğun çıkmıyor?” Delikanlının ismi Aykut'tu, fabrikadaki güler yüzlü, hoşsohbet birisiydi bu yüzden herkesle de arası iyiydi. Bu soruyla Bige çocukluğundaki mahalle abilerini anımsamıştı, adam aynı onlar gibi konuşmuştu. Esmer teni, uzun boyu ve kalıplı yapısıyla tam da o abiler gibiydi.
Bige gülümseyerek “İyiyim” dedi.
“Hep iyi ol bakalım. Cengiz Bige’den memnunsun değil mi?” Bunu söylerken genç kıza göz kırpmıştı.
“Memnunum, iyi çalışıyor, gül gibi kız.” Sorumlularının Bige’yi buraya verdiği günkü gibi eklemişti gül gibi kız diye.
“Aynen Bige candır. Neyse ben çok oyalandım işimin başına döneyim size kolay gelsin.”
“Görüşürüz dayı.”
Cengiz ve Bige'nin günleri bu şekilde geçmeye devam ediyordu.