Kum Saatinin Son Tanesi
Bölüm 2: İlk Hatıra
Aras, sabah uyandığında gözlerini uzun süre tavana dikti. Masasının üzerindeki çatlak kum saati, hiçbir şey olmamış gibi hareketsiz duruyordu.
"Dün gece... gerçekten oldu mu?" diye fısıldadı.
Telefonuna baktı.
Takvim bir gün ilerlemişti.
Duvar takvimi de aynı tarihi gösteriyordu.
Kalbi hızla atmaya başladı. Yaşadığı şey bir rüya olamazdı.
Kahvaltıya indiğinde annesi her zamanki gibi gülümsüyordu.
"İyi uyudun mu?"
"Evet..." dedi Aras, ama sesi hiç de ikna edici değildi.
Gün boyunca aklı sürekli kum saatindeydi. Okulda öğretmenlerin anlattıklarını duymuyor, defterine farkında olmadan küçük kum saatleri çiziyordu.
Ders çıkışında eve döner dönmez odasına koştu.
Kum saati hâlâ aynı yerdeydi.
Tam ona yaklaşırken camında kısa bir altın parıltı belirdi.
Aras bir adım geri çekildi.
Sonra odadaki bütün saatler aynı anda çalışmayı bıraktı.
Derin bir sessizlik çöktü.
Kumlar yeniden ters yönde akmaya başladı.
Altın ışık bütün odayı kapladı.
Aras gözlerini kapattı.
Bir an sonra kendini eski ilkokulunun bahçesinde buldu.
Çocuklar neşeyle koşuyor, zil sesi bahçede yankılanıyordu.
Aras şaşkınlık içinde etrafına bakarken küçük hâlini gördü.
Sekiz yaşındaki Aras, okulun köşesinde tek başına oturuyordu.
Yanına uzun siyah saçlı bir kız geldi.
Elinde mavi kapaklı bir kitap vardı.
"Yalnız oturuyorsun," dedi gülümseyerek.
Küçük Aras omuz silkti.
"Arkadaşım yok."
Kız kitabı uzattı.
"O zaman ilk arkadaşın ben olayım."
İkisi birlikte gülmeye başladılar.
Büyük Aras onları izlerken boğazında bir düğüm hissetti.
Bu anıyı hiç hatırlamıyordu.
Kızın yüzünü seçmeye çalıştı ama tam göreceği sırada güçlü bir rüzgâr esti.
Her şey bulanıklaştı.
Bahçe yavaş yavaş altın renkli kumlara dönüştü.
Aras elini uzattı.
"Bekle!"
Ama görüntü dağıldı.
Bir anda yeniden odasındaydı.
Nefes nefese kalmıştı.
Tam ayağa kalkacakken avucunda küçük bir şey fark etti.
Mavi renkli eski bir ayraç...
Üzerinde ince harflerle tek bir kelime yazıyordu.
"Ela."
Aras şaşkınlıkla adı tekrar etti.
"Ela..."
Bu isim ona çok tanıdık geliyordu.
Ama nereden?
Hatırlayamıyordu.
O gece uyuyamadı.
Sürekli aynı soruyu düşünüyordu:
"Eğer bu sadece bir anıysa... neden elimde bu ayraç var?"
Ve neden, kalbi hiç tanımadığı birini özlüyormuş gibi acıyordu?
Masasının üzerindeki kum saati ise ay ışığında sessizce parlıyor, sanki yeni bir yolculuk için sabırsızlanıyordu.