İçeriğe geç

KÜLT PROTOKOLÜ 1

Bölüm 8 · 3 dk okuma

KÜLT PROTOKOLÜ 1

Bölüm 8

8. Bölüm : Eşikteki Namlu

Sektör 9’un sonu, devasa bir dairesel geçitle son buluyordu. Karşılarında duran şey, sığınağın yeryüzüyle olan tek fiziki bağı, üzerinde kalın pas tabakaları birikmiş olan devasa Tahliye Kapısı-0’dı. Çelik hidrolik kollar ve üzerindeki devasa çark, kapının tonlarca ağırlıkta olduğunu fısıldıyordu.

​Ancak en büyük sorun hemen yan taraftaydı: Kapının manuel açma konsolu tamamen mühürlenmiş ve üzerine dijital bir tarikat kilidi yerleştirilmişti.

​"Kilitli," dedi Sena, konsolun üzerindeki tozları eliyle silerken. Gözlüklerinin arkasındaki gözleri panikle büyümüştü. "Asher, bunu saniyeler içinde açabilir misin?"

​Asher, sol eliyle karnındaki kanamayı bastırmaya çalışarak konsola yaklaştı. Yüzü acıdan kireç gibi beyazlamıştı ama boynundaki mavi siber-dövme hala loş bir ışık yayarak çalışıyordu. Nano-kablolu parmak uçlarını konsolun altına sokup devreleri açığa çıkardı.

​"Bu... sığınak ana ağına bağlı bir protokol," dedi Asher, dişlerini sıkarak. "Açabilirim ama zaman alacak. Sistem benim yabancı siber-imzamı algıladığı an yukarıya alarm gönderecek."

​"Zaten arkamızdalar," dedi Sena, tünelin geldiği yöne doğru bakarak.

​Karanlık tünelin derinliklerinden gelen ritmik, ağır bot sesleri ve duvarlara çarparak yankılanan metalik tıkırtılar artık çok yakındı. Muhafızların fener ışıkları, tünelin ıslak zemininde uzun, tekinsiz gölgeler oluşturarak yaklaşmaya başlamıştı.

​Ve en önde, o fener ışıklarının merkezinde Aras yürüyordu.

​Yeşil gözleri, karanlıkta adeta avını köşeye sıkıştırmış bir yırtıcı gibi parlıyordu. Üzerindeki o ağır askeri pelerini rüzgarla hafifçe savrulurken, elindeki elektro-şok tüfeğini doğrudan Asher’a doğrultmuştu.

​"Sena! Geri çekil!" diye gürledi Aras. Sesi tünelin metal çeperlerinde yankılandı. "Onun yanından uzaklaş!"

​Sena, Asher’ın önüne geçerek kollarını iki yana açtı. O narin ve ince yapısına rağmen, duruşundaki o vahşi inatçılık Aras’ın adımlarını bir anlığına durdurdu.

​"Uzaklaşmıyorum, Aras!" diye bağırdı Sena. "Eğer onu vuracaksan, önce beni vurman gerekecek."

​"Seni zehirlemiş," dedi Aras, dişlerini sıkarak. Adımları yavaş ama kararlıydı, aralarındaki mesafe şimdi sadece birkaç metreye inmişti. Muhafızlar silahlarını Sena’nın arkasındaki Asher’a doğrultmuş, Aras’ın emrini bekliyorlardı. "Seni bu sığınaktan, evinden koparmasına izin vermeyeceğim. Peder Dominic haklıydı. Dışarıdaki her şey yozlaşmış. O herif senin ölüm biletin!"

​"Evimiz mi?" Sena acı bir kahkaha attı, gözlüklerinin arkasından süzülen yaşlar yanaklarındaki tozu temizleyerek aşağı indi. "Burası bir ev değil Aras! Burası bizi yavaş yavaş tüketen, enerjimizi sömüren bir zindan. Arınma Töreni'nde bana ne yapacaklardı sanıyordun? Beni koruduğunu sanırken aslında bu katliamın cellatlığını yapıyorsun!"

​Aras’ın yeşil gözlerinde bir anlık bir tereddüt, derin bir sarsıntı belirdi. Silahı tutan parmakları hafifçe gevşedi ama hemen ardından kendini toparladı. "Bu yalanlara inanmayı kes! Biz çocukken birbirimize söz vermiştik Sena. Birbirimizi ne olursa olsun koruyacaktık."

​"Ben sözümü tutuyorum," dedi Sena, arkasındaki Asher’a kısa bir bakış atarak. Asher’ın elindeki kablolardan mavi kıvılcımlar sıçrıyor, kapının devasa çarkından ağır metalik gıcırtılar yükseliyordu. Kilit çözülmek üzereydi. "Ben seni o karanlık tarikatın yalanlarından korumaya çalışıyorum. Ama sen... sen o üniformanın arkasına saklanıp gerçekleri görmeyi reddediyorsun."

​"Sena..." Aras’ın sesi ilk kez bu kadar çaresiz çıktı. Silahı yavaşça aşağı doğru eğildi. "Lütfen. Benimle gel."

​"Gelemem, Aras."

​Tam o sırada, devasa Tahliye Kapısı-0 büyük bir tıslama sesiyle sarsıldı. Tonlarca ağırlıktaki çelik kapı, milim milim yukarı doğru kalkmaya başladı. Kapının altından sızan şey, sığınağın o yapay, steril havasından tamamen farklıydı.

​İçeriye giren şey; pas, kül ve özgürlük kokan buz gibi, gerçek bir rüzgardı.

​Muhafızların şefi arkadan bağırdı: "Efendim! Kapıyı açıyorlar! Ateş serbest mi?"

​Aras, yeşil gözlerini Sena'nın kahverengi gözlerine dikti. Zaman sanki o eşikte bir kez daha durdu. Bir yanda hayatı boyunca inandığı sığınak ve görev bilinci, diğer yanda ise çocukluğundan beri kalbinde taşıdığı, şimdi ise karşısında bir asi olarak duran o kıvırcık saçlı kız vardı.

​Aras elini kaldırdı. Muhafızlara "Durun" işareti verdi.

​"Aras?" dedi yanındaki muhafız şaşkınlıkla.

​"Ateş etmeyin," dedi Aras, sesi buz gibi ve hissizleşmişti. Ama gözlerindeki o hayal kırıklığı ve acı her şeyi anlatıyordu. Sena'ya doğru son bir kez baktı. "Git, Sena. Ama bir daha karşıma çıkarsan... seni tanıyan çocuk bu sığınakta kalmış olacak."

​Sena yutkundu. Kalbinden bir parçanın o soğuk tünel zemininde kaldığını hissetti. Ama geri dönüş yoktu.

​Asher, Sena’nın elini tuttu. İkisi birden, kapının altındaki o dar boşluktan kendilerini dışarıya, gecenin ve küllerin hüküm sürdüğü o bilinmez dünyaya bıraktılar. Arkalarında kalan son şey, Aras’ın karanlıkta yavaşça kaybolan silüeti ve sığınağın kapanan çelik kapısı oldu.

​Yeryüzünün ilk gecesi, onlar için şimdi başlıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.