"Ben ne olduğumu gizlemiyorum, Sena," dedi Asher. Sesi zifiri karanlıkta o kadar yakından geliyordu ki, Sena onun her kelimesinde göğsünün titrediğini hissedebiliyordu. "Ben sadece... sizin unuttuğunuz o dünyanın hayatta kalan son parçalarından biriyim."
Asher’ın boynundaki mavi siber-grafik dövme yavaşça yeniden parıldamaya başladı. Bu seferki ışık daha yumuşaktı; tünelin tavanındaki paslı demirleri ve yerdeki eski su birikintilerini hafifçe aydınlatıyordu.
"Hadi," diye fısıldadı Asher, Sena’yı elinden hafifçe çekerek. "Burada durursak o canavarlara yem oluruz. İleride eski bir jeneratör odası olmalı, sinyali oradan alıyorum."
Karanlık tünellerde, birbirine sürtünen paslı boruların arasından geçerek yarım saat kadar ilerlediler. Sektör 9 gerçekten de sığınağın mezarlığı gibiydi. Sonunda Asher, üzerinde dökülmüş sarı boyayla "Kontrol Odası 9-B" yazan ağır bir kapıyı omuz atarak açtı. İçerisi eski bilgisayar kasaları, sökülmüş kablolar ve tozlu masalarla doluydu.
Kapıyı arkalarından kapatıp kilitlediler. Güvende olduklarını hissettikleri ilk an, Asher’ın bedeni daha fazla dayanamadı. Duvarın dibine doğru yavaşça süzüldü ve sol elini karnına bastırdı. Sena, mavi ışığın altında onun parmaklarının arasından sızan koyu renkli kanı fark ettiğinde dehşete düştü.
"Yaralanmışsın!" diyerek hemen yanına diz çöktü.
"Arınma Töreni’ndeki o elektro-şoklar... dikişlerimi patlattı," dedi Asher acıyla gülümseyerek.
Sena hiç düşünmeden üzerindeki beyaz arınma elbisesinin temiz alt kısmını iki eliyle kavrayıp yırttı. Odadaki eski bir masanın üzerinde duran ilk yardım çantasını—içi tozlanmış olsa da işe yarar birkaç antiseptik barındırıyordu—kaptı. Asher'ın yırtık askeri ceketini kenara sıyırdığında, onun göğsünde ve karnında sadece yaralar değil, karmaşık metalik hatlar gördü. Derisinin hemen altına yerleştirilmiş nano-kablolar, sanki ikinci bir damar sistemi gibi mavi ışıkla parlıyordu.
Sena’nın eli antiseptiği sürerken titredi. "Sen... sen yarı robotsun."
"Siber-geliştirilmiş," diye düzeltti Asher, Sena’nın titreyen ellerini izlerken. "Dışarıdaki dünya sığınak liderlerinin size söylediği gibi sadece külden ibaret değil, Sena. Evet, hava zehirli, evet, mutasyonlar var... Ama hayatta kalanlar var. Biz onlara 'Küldoğanlar' diyoruz. Ve sığınağınızın altındaki bu derin tarikat... aslında dış dünyadaki bir kaynağı sömürmek için kuruldu."
Sena duyduklarının ağırlığıyla donakaldı. "Ne kaynağı?"
"Enerji. Ve yaşam gücü," dedi Asher gözlerini Sena’nın gözlerine dikerek. "Peder Dominic ve konseyi, dışarıdaki insanları canavar olarak gösterip sizi burada tutuyor çünkü sığınağın altındaki nükleer çekirdekleri beslemek için sizin gibi saf insanların biyo-enerjisine ihtiyaçları var. Arınma Töreni dedikleri şey... aslında bir arınma değil. Bir süzme işlemi. Sıradaki kurban sendin."
Sena yarasını sıkıca sararken gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Tüm hayatı, inandığı her şey koca bir yalandan ibaretti. Sığınak onu koruyan bir yuva değil, onu yavaş yavaş tüketen bir besi çiftliğiydi. Ve en acısı... çocukluk arkadaşı Aras, tüm bu çarkın en sadık bekçisiydi.
"Bana yalan söylüyorsun," diye fısıldadı Sena, sesindeki hayal kırıklığı odayı doldururken. "Aras... Aras asla böyle bir şeye alet olmaz. O beni korumak için her şeyi yapar."
"Aras sadece ona gösterilen dünyaya inanıyor," dedi Asher yumuşak bir sesle. Elini kaldırıp Sena’nın yanağındaki gözyaşını başparmağıyla sildi. Dokunuşu yaralı bir adamın zayıflığına rağmen sarsıcı derecede sıcaktı. "Ama gerçek, sığınak duvarlarının çok ötesinde. Ve eğer buradan çıkmak istiyorsan, o kapıyı beraber açmak zorundayız."
Sena yutkundu. Asher’ın mavi gözlerindeki o dipsiz derinliğe bakarken, hayatında ilk kez geleceğin ne getireceğini bilmediğini fark etti. Aşka ve duygulara şu an yer yoktu; hayatta kalmak ve bu karanlık tarikatı yıkmak zorundaydılar.
Tam o sırada, odanın tavanındaki eski hoparlör cızırtıyla açıldı. Aras'ın sarsılmış, öfkeli ama bir o kadar da çaresiz sesi tüm Sektör 9'da yankılandı:
"Sena... Nerede olduğunu biliyorum. O yabancı seni zehirliyor. Lütfen geri dön. Eğer seni onlar bulursa, seni benim bile kurtarmaya gücüm yetmeyecek..."
Sena hoparlöre doğru baktı. Kalbindeki o büyük hayal kırıklığı, şimdi yerini geri dönüşü olmayan bir savaşa bırakıyordu.
