Sena'nın akciğerleri yanıyordu. Hayatında hiç bu kadar hızlı koşmamıştı.
Asher’ın omzunu kendi boynuna dolamış, onun sendeleyen adımlarına destek olmaya çalışıyordu. Asher uzun süre zincirli kaldığı ve aç bırakıldığı için halsizdi ama boynundaki mavi siber-grafik dövme, acil durum ışıklarının kırmızısıyla birleşerek yüzüne tekinsiz, neredeyse büyüleyici bir hava katıyordu.
"Şuraya..." diye fısıldadı Asher. Sesi pürüzlüydü ama Sena'nın kulağının dibinde hissettiği nefesi sıcaktı. "Soldaki o paslı menfeze..."
Sena tereddüt etmedi. Üzerinde kocaman, kırmızı boyayla yazılmış "SEKTÖR 9 - GİRİŞ YASAKTIR" tabelası olan ağır çelik kapıyı son bir gayretle itti. Kapı, sığınak inşa edildiğinden beri hiç yağlanmamış gibi acı bir çığlık atarak aralandı. İkisi birden kendilerini karanlığın içine bıraktıklarında, kapı arkalarından büyük bir gürültüyle kapandı ve otomatik kilit yuvasına oturdu.
Dışarıdaki siren sesleri bir anda boğuklaştı. Geriye sadece ikisinin düzensiz solukları ve sığınağın bu alt katmanlarına ait o tekinsiz, buz gibi sessizlik kaldı.
Burası tamamen karanlıktı. Ne sarı bir gündüz ışığı ne de mavi gece ışığı vardı.
"Işık..." diye mırıldandı Sena, ceplerini yoklayarak. "Feneri revirde düşürmüş olmalıyım."
"Gerek yok," dedi Asher.
Sena, karanlıkta Asher'ın ona doğru döndüğünü hissetti. Bir saniye sonra, Asher'ın boynundaki mavi dövme daha güçlü bir ışık yaymaya başladı. Ama asıl şaşırtıcı olan, Asher'ın gözleriydi. O buz mavisi göz bebekleri, karanlıkta bir kedininkiler gibi parlıyordu.
Asher elini uzattı, Sena’nın titreyen elini kavradı. Parmakları birbirine kenetlendiğinde Sena'nın vücudundan aşağı tatlı bir ürperti indi.
"Ben senin için görürüm," dedi Asher, sesi karanlığın içinde yankılanırken. "Bana güveniyor musun?"
"Seni daha birkaç saat önce tanıdım," dedi Sena, elini çekmek istiyormuş gibi yapsa da Asher'ın sıcak parmaklarını daha sıkı tutarak. "Ve senin yüzünden tüm hayatımı, sığınağımı arkamda bıraktım. Güvenmek için biraz geç kalmadım mı?"
Asher’ın dudak kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. Karanlıkta bu yarım gülümseme onu tehlikeli ama bir o kadar da çekici gösteriyordu. "Adil bir cevap."
Ancak tam o sırada, başlarının üzerindeki devasa metal borulardan bir tıkırtı geldi. Metalin metale sürtünme sesi... ve ardından boğuk, insansı ama kesinlikle insana ait olmayan aç bir hırlama.
Sena donup kaldı. Asher aniden Sena'yı arkasına aldı, sırtını tünelin soğuk duvarına yasladı. Aralarındaki mesafe o kadar azalmıştı ki, Sena onun göğsünün iniş kalkışını kendi teninde hissedebiliyordu.
Asher tek elini Sena'nın ağzına kapattı, diğer eliyle de onu belinden kavrayıp kendine daha da yaklaştırdı. Boynundaki mavi dövme tamamen söndü, ikisi de zifiri karanlığa gömüldü.
Tünelin tavanındaki borulardan aşağı koyu, yapışkan bir sıvının damladığını duydular.
Tıp. Tıp.
Ve ardından, tam önlerindeki karanlıkta, dört ayak üzerinde yürüyen devasa bir gölgenin hışırtısı belirdi. Canavarın keskin solukları saniyelerce tünelde yankılandı. Sena korkudan gözlerini kapattı ve istemsizce Asher’ın göğsündeki yırtık askeri elbiseye tutundu. Asher’ın kalbinin de en az kendisininki kadar hızlı çarptığını o an fark etti. Ama Asher korkudan değil, Sena'nın bu kadar yakın olmasının verdiği o garip histen dolayı hızlanmıştı.
Canavar, ses çıkaracak hiçbir şey bulamayınca tünelin derinliklerine doğru sürünerek uzaklaştı.
Asher elini Sena'nın ağzından yavaşça çekti ama belindeki elini hemen bırakmadı. Gözleri karanlıkta parıldayarak Sena’ya odaklandı.
"Burası güvenli değil," diye fısıldadı Asher, yüzü Sena'ya çok yakındı. "Ama yukarıdan daha güvenli. En azından buradaki canavarlar ne olduklarını gizlemiyor."
Sena yutkundu. "Peki ya sen? Sen ne olduğunu gizliyor musun, Asher Vance?"
