Katedral adı verilen devasa sığınak meydanı, tören saatinde binden fazla insanın fısıltısıyla çalkalanıyordu. Tavandaki dev vantilatörler ağır ağır dönüyor, her dönüşte halkın üzerine buz gibi bir hava üflüyordu. Meydanın ortasındaki yüksek metal platform, kırmızı ve turuncu projektörlerle aydınlatılmıştı. Burası arınmanın—ya da tarikatın deyimiyle "kurtuluşun"—sahnesiydi.
Sena, üzerinde tören için giydirilmiş beyaz, kaba kumaştan bir elbise ile platformun hemen arkasındaki gölgede bekliyordu. Elleri titriyordu ama korkudan değil, elbisesinin geniş kolunun içine sakladığı küçük, el yapımı dijital bozucu yüzündendi. Sığınak çöplüğünden topladığı eski devre kartlarıyla yaptığı bu cihaz, onun tek şansıydı.
"Heyecanlı mısın?"
Aras, arkasından sessizce yaklaştı. Üzerindeki muhafız zırhı her zamankinden daha parlaktı ama yüzündeki endişeyi gizleyemiyordu. Gözleri Sena’nın üzerinde takılı kaldı. "Bugün senin günün, Sena. Peder Dominic seni kutsadıktan sonra, sığınaktaki konumun tamamen değişecek. Güvende olacaksın."
"Güven mi?" dedi Sena, acı bir gülümsemeyle arkasına dönerek. "Aras, o adamı revirde zincirlediniz. Onu halkın önüne atıp bir canavar gibi sergileyeceksiniz. Bu mu senin güven anlayışın?"
"O dışarıdan geldi, Sena!" diye tısladı Aras, sesini alçaltarak. "Kuralları biliyorsun. O bir tehdit. Lütfen, bugün sadece sana söyleneni yap. Benim için."
Tam o sırada borazan sesleri meydanda yankılandı. Peder Dominic, altın işlemeli siyah cübbesiyle platformun tepesinde belirdi. İki ağır silahlı muhafız, zincirlerinden sürükleyerek Asher’ı sahneye çıkardı. Asher’ın üst bedeni çıplaktı; boynundaki siber-dövme mavi bir alev gibi parlıyor, sığınak halkı arasında korku dolu fısıltılara sebep oluyordu.
"Sevgili evlatlarım!" diye haykırdı Peder Dominic. Sesi hoparlörlerden yankılanarak duvarlara çarpıyordu. "Bugün, dış dünyanın pisliğini ve yozlaşmışlığını bir kez daha kendi gözlerinizle görüyorsunuz. Bu iblis, yeryüzünün zehrini sığınağımıza taşımaya cüret etti. Ama sığınak temizdir. Sığınak kutsaldır!"
Halk bir ağızdan onaylayan sesler çıkardı.
Sena, elini elbisesinin koluna sokup cihazın dokunmatik yüzeyine bastı. Kalbi deli gibi çarpıyordu. Üç, iki, bir... Şimdi.
Meydandaki tüm hoparlörlerden kulakları tırmalayan, tiz bir parazit sesi yükseldi. Hemen ardından projektörler patlayarak söndü. Katedral saniyeler içinde zifiri karanlığa ve tam bir kaosa gömüldü. Çığlıklar, metal platforma çarpan muhafız botlarının seslerine karıştı.
Sena hiç vakit kaybetmeden platforma doğru atıldı. Karanlıkta yollarını bulmaya çalışan insanların arasından sıyrılıp Asher’ın zincirlendiği metal direğe ulaştı. Cebinden çıkardığı asit anahtarla kelepçelerin kilit mekanizmalarına dokundu. Kimyasal sıvı, kilitleri eritirken Asher başını kaldırdı. Gözlerindeki mavi neon ışık, karanlıkta Sena’ya yol gösteren tek şeydi.
"Geldin," diye fısıldadı Asher. Sesi zayıftı ama gözlerinde vahşi bir hayranlık vardı.
"Konuşma, yürümemiz gerek," dedi Sena, son zinciri de çözerek.
Ancak tam arkalarını döndükleri sırada, karanlığı yırtan kırmızı bir lazer hedef ışığı doğrudan Sena’nın göğsüne odaklandı.
"Sena, dur!"
Aras, elindeki elektro-şok silahını doğrultmuş bir şekilde tam karşılarında duruyordu. Kırmızı acil durum ışıkları yavaş yavaş devreye giriyor, ortamı loş bir kan kırmızıya boyuyordu. Aras’ın gözlerinde ihanetin getirdiği derin bir kırgınlık ve öfke vardı. "Onu serbest bıraktın... Kendini mahvettin."
"Aras, lütfen," dedi Sena, adımını Asher’ın önüne doğru atarak onu korumaya çalıştı. "Dışarısı hakkında bize yalan söylüyorlar. Asher bir canavar değil. Gökyüzünün hala orada olduğunu söylüyor!"
"Seni korumak için her şeyi yaptım!" diye bağırdı Aras, elindeki silahı sıkıca kavrayarak. "Ama bir vatan hainini koruyamam. Kenara çekil, Sena."
Asher, Sena’nın omzuna elini koydu ve yavaşça onu arkasına çekti. Boynundaki mavi dövme her zamankinden daha parlak yanmaya başladı, damarları mavi bir ışıkla belirginleşti. "Beni alamazsın muhafız," dedi Asher, sesi tekinsiz bir rezonansla titreyerek. "Çünkü eğer ateş edersen, bu sığınağın tüm güç jeneratörünü buraya patlatırım."
Aras kararsızlıkla silahını indirdi. Gözleri Asher’ın boynundaki parlayan teknoloji ile Sena’nın yalvaran bakışları arasında gidip geldi. Saniyeler akıp giderken, uzaktan diğer muhafızların yaklaşan ayak sesleri duyuldu.
Aras derin bir nefes aldı. Silahını indirdi ve gözlerini Sena’ya dikti.
"Gidin," dedi Aras, sesi fısıltı gibi çıktı. "Ama bir daha karşıma çıkarsanız, seni tanımam Sena. Bu sığınaktan çıkış yok."
Sena, Aras’ın gözlerindeki o son bakışı ömrü boyunca unutamayacağını biliyordu. Asher’ın elini kavradı ve kırmızı ışıkların altında, sığınağın yasaklı tünellerine doğru koşmaya başladılar. Arkalarında kalan hayat tamamen kül olmuştu.

Sığınaktaki kırmızı alarm ve yüzleşmenin gerçekleştiği tünel.