İçeriğe geç

KÜLT PROTOKOLÜ 1

Bölüm 14 · 2 dk okuma

KÜLT PROTOKOLÜ 1

Bölüm 14

14. Bölüm: Çekirdeğin Gölgesinde

Sektör 9'un derinliklerine indikçe hava ağırlaşıyor, genizleri yakan keskin bir ozon ve yanmış metal kokusu etrafı sarıyordu. Duvarların arkasındaki devasa jeneratörlerin ritmik, bas sesli uğultusu göğüs kafeslerini titretiyordu. Burası sığınağın kalbiydi; yukarıdaki yapay cenneti ayakta tutan ama çalışanlarını yavaş yavaş zehirleyen cehennem odası.

​Valerie tüfeğinin namlusunu köşeden uzatıp koridoru taradı. "Temiz," diye fısıldadı. "Ama çok sessiz. Dominic'in burayı bu kadar boş bırakması hiç normal değil."

​"Çünkü burası zaten kendi başına bir tuzak," dedi Asher, siber-gözünü duvardaki güç hatlarına odaklayarak. "Baksanıza, tüm enerji akışı tek bir noktaya, ana reaktör odasına yönlendirilmiş. Eğer Kaelen’ın frekans bozucusunu doğru yere yerleştiremezsek, saniyeler içinde kül oluruz."

​Sena'nın kalbi hızla çarpıyordu. Koridorun sonundaki ağır hidrolik kapının üzerinde kırmızı harflerle yazılmış uyarıyı gördü: Sektör 0 - Birincil Çekirdek.

​"Aras içeride olmalı," dedi Sena, sesi jeneratörlerin gürültüsü arasında zar zor duyuluyordu. "Muhafızlar onun filtre temizliğinde olduğunu söylemişti."

​Asher durdu, Sena’ya döndü. Gözlerinde tarif edilemez bir endişe vardı. "Sena, içeri girdiğimizde neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. O hala Dominic'in oğlu. Ne kadar hırpalanmış olursa olsun, bizi gördüğünde ne yapacağını kestiremeyiz. Kendini buna hazırla."

​Sena derin bir nefes aldı. Cebindeki küçük metal parçasına, Aras'ın ona aylar önce verdiği o eski şans jetonuna dokundu. "Hazırım."

​Valerie kapının yanındaki dijital panele Kaelen’ın bypass cihazını yerleştirdi. Cihazdan gelen ritmik bip sesleri, saniyeler süren o gergin bekleyişi daha da çekilmez kılıyordu. Nihayet yeşil bir ışık yandı ve ağır metal kapı tıslayarak iki yana açıldı.

​İçerisi devasaydı. Ortada, koruyucu cam bölmenin arkasında mavi bir ışıkla parıldayan ve çılgınca dönen nükleer çekirdek duruyordu. Etrafındaki devasa borulardan buhar fışkırıyor, sığınağın tüm enerjisi bu noktadan dağılıyordu.

​Ve cam bölmenin hemen altında, elinde ağır bir filtre temizleme aletiyle, yüzü kömür karası ve ter içinde kalmış bir siluet duruyordu. Üzerindeki o şatafatlı muhafız üniforması gitmiş, yerine mahkumların giydiği gri tulumlardan biri gelmişti.

​Aras, kapının açılma sesiyle başını kaldırdı.

​Göz göze geldikleri o an, zaman durdu. Aras’ın yorgun yeşil gözleri şaşkınlıkla açıldı. Elindeki ağır alet metal zemine büyük bir gürültüyle düştü.

​"Sena?..." diye fısıldadı, sesi rüzgardaki bir yaprak gibi titriyordu. "Sen... sen hayattasın."

​Sena bir adım öne çıkmak istedi ama Asher anında kolunu tutarak onu durdurdu. Asher’ın gözü Aras’ta değil, hemen yukarıdaki izleme camındaydı.

​"Tuzak!" diye bağırdı Valerie.

​Aynı anda, çekirdek odasının tüm çıkış kapıları büyük bir gürültüyle üzerlerine kapandı. Yukarıdaki izleme bölmesinin ışıkları yandı ve sığınağın hoparlörlerinden o tanıdık, soğuk ve mekanik ses yankılandı.

​"Seni tekrar sığınağımda görmek ne büyük bir şeref, Sena," dedi Peder Dominic. Sesi tepelerinden bir ilahi gibi iniyordu. "Ve sadık dostların... Küldoğanlar'ın artıkları. Oğlumun sizi buraya çekecek kadar değerli bir yem olduğunu biliyordum."

​Aras yukarıdaki cama baktı, yüzü öfkeden kasıldı. "Baba! Ne yapıyorsun? Durdur bunu!"

​"Sen görevini tamamladın, Aras," dedi Dominic soğukça. "Şimdi, sığınağın temizlenme vakti."

​Tavanın köşelerindeki otomatik taretler dönmeye ve hedef kilitleme sesleri çıkarmaya başladı. Kapılar kilitliydi, arkalarında ölümcül taretler, önlerinde ise nükleer çekirdek vardı. Kaçacak hiçbir yer yoktu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.