Tavanın köşelerindeki otomatik taretlerin namlularından çıkan kırmızı lazer hedef çizgileri, zifiri karanlığa bürünen reaktör odasını bir ölüm labirentine çevirdi.
"Siper alın!" diye bağırdı Valerie. Kendini en yakındaki çelik hidrolik borunun arkasına atarken, taretler sağır edici bir gürültüyle ateşe başladı. Kıvılcımlar, delinen borulardan fışkıran basınçlı buharlar ve kulakları tırmalayan metal sesleri odayı cehenneme çevirdi.
Sena, saniyeler içinde üzerine çöken panikle ne yapacağını bilemeyerek donup kalmıştı. Sol gözlüğünün camı fışkıran buharla kaplandı. Tam o anda, güçlü bir el onu belinden kavradı ve reaktörün koruyucu cam panelinin arkasına, güvenli bölgeye çekti.
Bu Aras’tı.
Yüzündeki kömür karası terine karışmış, yeşil gözleri vahşi bir çaresizlikle Sena'ya bakıyordu. "Sana öldüğünü söylemişlerdi," diye fısıldadı Aras, sesi patlamaların arasında zar zor seçiliyordu. "Her gün... her gün senin o küllerin arasında yok oluşunu hayal ettim."
"Aras..." Sena nefes nefese kalmıştı. Elini Aras’ın tozlu yüzüne koydu. "Sana yalan söylediler. Peder Dominic... hepimizi kullanıyordu."
"Biliyorum," dedi Aras, başını yukarıdaki izleme camına çevirerek. "Artık her şeyi biliyorum."
Taretlerin ateşi durmak bilmiyordu. Valerie elindeki tüfekle karşılık vermeye çalışıyordu ama mermiler taretlerin zırhlı gövdesinden sekip gidiyordu. Asher ise reaktör kontrol panelinin hemen altındaki dar boşlukta sıkışıp kalmıştı. Elindeki frekans bozucu cihaz mavi mavi yanıp sönüyor, kurulmayı bekliyordu.
"Çekirdeğe ulaşamıyorum!" diye bağırdı Asher. Telsizindeki cızırtıların arasından sesi acı doluydu. "Lazer ağı paneli tamamen kapatıyor. Birinin taretlerin jeneratör bağlantısını manuel olarak kesmesi gerek. Ama o hat... doğrudan taretlerin ateş hattının ortasında!"
Asher, Sena’ya baktı. O buz mavisi gözlerinde, sığınağa ilk sızdığı andan beri taşıdığı o gizemli ve hüzünlü kararlılık vardı. Sena'nın gözlüklerinin arkasındaki yaşlı gözleri gördü ve hafifçe gülümsedi.
"Gökyüzünü benim yerime de gör, Sena," dedi telsizden.
"Asher, hayır! Sakın!" diye bağırdı Sena.
Ama Asher çoktan hareket etmişti. Boynundaki mavi siber-dövme, hayatında hiç olmadığı kadar parlak, neredeyse beyaza yakın bir ışıkla patladı. İnanılmaz bir siber-hızla siperinden fırladı. Taretler anında ona kilitlendi ve mermi yağmuru başladı.
Asher’ın vücuduna isabet eden her mermiyle birlikte siber-vücudundan mavi kıvılcımlar ve sıvılar fışkırıyordu. Ancak o durmadı. Son bir gayretle kendini taretlerin ana güç kablosunun olduğu dağıtım kutusuna fırlattı. Sağ elindeki nano-kabloları doğrudan yüksek voltajlı jeneratör hattına soktu.
Devasa bir mavi elektrik patlaması odayı aydınlattı. Taretler büyük bir cızırtıyla sustu ve boyunları aşağı doğru düştü.
Aynı anda Asher da cansız bir şekilde yere yığıldı. Vücudundaki mavi ışıklar yavaşça söndü, geriye sadece karanlık kaldı.
"ASHER!" Sena’nın çığlığı reaktör odasının duvarlarında yankılandı. Koşarak onun yanına gitmek istedi ama Aras onu sıkıca tuttu.
"Zamanımız yok, Sena! Asher bize bir şans verdi!" diye bağırdı Aras. Sena’yı zorla reaktör paneline doğru yönlendirdi.
Sena, gözyaşları içinde Asher’ın cansız bedenine bakarken, elleri titreyerek Dr. Kaelen’ın verdiği frekans bozucuyu reaktörün ana paneline yerleştirdi. Cihaz saniyeler içinde siber-pinleri kavradı ve reaktörün mavi ışığı bir anda kırmızıya döndü.
"UYARI: BİRİNCİL ÇEİRDEK AŞIRI YÜKLENİYOR. KENDİNİ İMHA SÜRECİ BAŞLADI. BOŞALTMA İÇİN SON 5 DAKİKA."
Sığınağın kırmızı acil durum ışıkları dönmeye başladı. Yukarıdaki izleme odasından Peder Dominic’in öfkeli sesi duyuldu: "Ne yaptınız siz?! Sığınağı yok ettiniz! Hepimizi öldürdünüz!"
"Hayır," dedi Aras, yukarıdaki babasına bakarak. "Biz sadece bu hapishaneyi yıktık."
Valerie, Asher'ın yanına koştu. Nabzını kontrol etti, yüzü acıyla kasıldı. Başını iki yana sallayarak Sena'ya baktı. "Gitti... Onu taşıyamayız, sığınak çökmek üzere, gitmeliyiz!"
Sena hıçkırıklara boğulurken, Aras onu neredeyse kucağına alarak kapıya doğru koşmaya başladı. Valerie önlerini açmak için koşuyordu. Sektör 9'un tavanları üzerlerine çökmeye, devasa çelik kirişler yere çakılmaya başlamıştı.
Tahliye kapısına ulaştıklarında, dışarıdaki o vahşi rüzgar ve kül fırtınası onları karşıladı. S sığınağın kapısından kendilerini dışarıya fırlattıklarında, arkalarında devasa bir patlama sesi yükseldi. Sığınağın tepesindeki havalandırma kulelerinden gökyüzüne doğru devasa mavi bir enerji sütunu fışkırdı.
Yer sarsıldı, sığınak kendi içine doğru çökerken Sena ve Aras dizlerinin üzerine düştüler.
Küller yüzlerine çarparken, Sena gözlüklerini çıkardı. Gözleri yaşlı, boğazı hıçkırıklarla dolu bir şekilde simsiyah gökyüzüne baktı. Yanında Aras vardı. Çocukluk aşkı, onu korumak için her şeyini feda eden çocuk...
Ama Asher... Onu sığınaktan çıkaran, özgürlüğü tattıran o siber-kahraman arkalarında, o enkazın altında kalmıştı.
Aras, Sena'nın elini tuttu. "Sena... başardık. Özgürüz."
Sena, Aras'ın elini sıktı ama bakışları sığınağın çöken enkazına takılı kaldı. Tam o esnada, yıkıntıların arasından, sönen mavi bir siber-ışığın hafifçe kırpıştığı bir siluet göze çarptı.
Yoksa Asher hala hayatta mıydı? Ve sığınağın yıkılmasıyla serbest kalan o nükleer enerji, dış dünyadaki canavarları daha da mı vahşileştirecekti?
İlk gece, yeni bir dünyanın ve çok daha karanlık bir mücadelenin habercisi olarak üzerlerine çöktü.
- BİRİNCİ KİTABIN SONU -

(Sığınağın çöküşünün ardından kalan o amansız, sessiz ve kül dolu yol.)