Kül fırtınası arkalarında uğuldamaya devam ederken, Valerie onları devasa bir uçurumun yarıklarından birine, eski bir maden girişine soktu. Tünel boyunca ilerledikçe havadaki o boğucu kül kokusu azaldı, yerini paslı metal ve yanmış kablo kokusuna bıraktı.
Burası Küldoğanlar’ın yer altı kampıydı.
Sığınak liderlerinin "tamamen yok oldu" dediği insanlık, burada derme çatma çadırlar, eski konteynerler ve jeneratörlerin titrek ışıkları altında hayatta kalmaya çalışıyordu. Etrafta yüzleri is ve kül içinde kalmış çocuklar, siber-protez kolları veya bacakları olan savaşçılar vardı. Herkes onlara yabancı ve şüphe dolu gözlerle bakıyordu. En çok da Sena'nın üzerindeki o bembeyaz sığınak elbisesine...
"Buraya bir yabancı getirmene izin yoktu, Val!" diye seslendi kalabalığın içinden bir ses. ama Valerie arkasına bile bakmadan Asher'ı taşımaya devam etti.
"Yaralı bir siber-lideri ve sığınaktan kaçan bir asiyi ölüme terk etmemi mi istiyordun?" diye tersledi Valerie.
Asher’ı eski bir tıbbi konteynere yatırdıklarında, Sena hemen onun başucuna geçti. Asher’ın sönen sistemi yüzünden gözleri tamamen kapanmıştı, nefesleri düzensizdi. Kampın doktorları Asher’ın siber-bağlantılarını temizlemek için işe koyulurken, Valerie Sena'yı kolundan sertçe kavrayıp konteynerin dışına, kampın merkezindeki devasa bir izleme ekranının önüne çekti.
"O sığınak faresini orada öylece izlemeyi bırak da gerçekte neyden kaçtığını gör," dedi Valerie, ekranı çalıştırarak.
Ekranda parazitli bir şema belirdi. Şema, Sena'nın ömrünü geçirdiği o sığınağın tam bir kesitiydi. Ama en altta, sığınak halkının asla bilmediği devasa bir jeneratör ve nükleer çekirdek sistemi görünüyordu. O şemadan çıkan kırmızı enerji hatları, doğrudan sığınağın üst katmanlarına, yani insanların yaşadığı bölmelere uzanıyordu.
"Peder Dominic size ne anlattı?" diye sordu Valerie, kollarını göğsünde kavuşturarak. "Dışarıdaki zehirden sizi koruduğunu mu?"
Sena şaşkınlıkla ekrana bakarken yutkundu. "Bize... sığınağın kendi kendini besleyen bir ekosistem olduğunu söyledi. Bizim görevlerimizin, ibadetlerimizin bu sistemi dengede tuttuğunu..."
"Sizi birer batarya gibi kullanıyorlar, Sena," dedi Valerie, sesi bu kez alaycı değil, nefret doluydu. "Sığınağın nükleer çekirdeği yıllar önce sızdırma yapmaya başladı. O çekirdeği dengede tutan tek şey, sizin gibi genetiği bozulmamış, temiz insanların biyo-elektrik enerjisi. Her 'Arınma Töreni'nde, seçilen en sağlıklı gençleri o kürsüye çıkarıp sistemlerine nano-tüpler bağlıyorlar. Sizi yavaş yavaş, hücrelerinize kadar süzüyorlar. Asher bunu keşfettiği için sığınağınıza sızdı. Seni o kürsüden almasaydı, şu an o nükleer çekirdeğin içinde küle dönmüş bir enerji parçasıydın."
Sena’nın gözlüklerinin arkasındaki gözleri dehşetle açıldı. Kalbindeki o büyük hayal kırıklığı şimdi devasa bir öfkeye dönüşüyordu. Aras... Aras bu gerçeği biliyor muydu? Yoksa o da bu yalanın içinde körü körüne bir cellat mıydı?
Sena ellerini yumruk yaptı. O narin vücudundaki tüm kasların kasıldığını hissetti. "Bu sistemi yok etmeliyiz."
Valerie, Sena'nın gözlerindeki o ani değişimi fark ettiğinde şaşırdı. Bu sığınak faresinin bu kadar çabuk pes etmeyeceğini anlamıştı.
"Yok etmek mi?" Valerie hafifçe sırıttı. "Bunu yapmak için o sığınağa geri girmemiz ve çekirdeği içeriden aşırı yükleyip patlatmamız gerek. Ve inan bana, o sığınağın muhafızları—özellikle de o senin yeşil gözlü koruyucu meleğin—bizi içeri sokmamak için her şeyi yapacaktır."
"Aras..." diye fısıldadı Sena.
"Evet, o çocuk," dedi Valerie, Sena’ya yaklaşarak. "Telsizdeki konuşmalarınızı duydum. O çocuk sana aşık, Sena. Ama aynı zamanda sığınağın en sadık köpeği. Bir dahaki sefere karşı karşıya geldiğinizde, o silahı senin kafana doğrultmaktan çekinmeyecek. Ona karşı savaşmaya hazır mısın?"
Sena, Valerie’nin gözlerinin içine baktı. Artık geri dönüşü olmayan o çizgi geçilmişti.
"Beni o sığınağa geri sok," dedi Sena, sesi hiç olmadığı kadar sert ve asice çıkarak. "Ve bana nasıl savaşacağımı öğret."

Valerie'nin kül fırtınasından çıkıp, Sena'nın karşısına dikildiği an.