İçeriğe geç

KÜLT PROTOKOLÜ 1

Bölüm 11 · 3 dk okuma

KÜLT PROTOKOLÜ 1

Bölüm 11

11. Bölüm: İnancın Kırılma Noktası

Sığınak Sektör 1’in en alt katında, beyaz steril duvarların arasına gizlenmiş sorgu odası, dışarıdaki kül fırtınalarından daha soğuktu.

​Aras, metal masanın üzerindeki kelepçeli ellerine bakıyordu. O yeşil gözlerindeki kararlı ve güçlü "big boy" havasından geriye, derin bir kafa karışıklığı ve sessiz bir öfke kalmıştı. Sol yanağında, tünellerdeki kovalama sırasında duvardan seken bir taşın bıraktığı ince bir çizik vardı. Üzerindeki o ağır askeri pelerin ve muhafız nişanları sökülmüştü.

​Kapı büyük bir tıslamayla açıldı. İçeri giren Peder Dominic’ti. Siyah, ağır cübbesinin altından sızan steril dezenfektan kokusu odayı kapladı. Dominic, ellerini arkasında birleştirerek Aras’ın karşısına dikildi. Yaşlı ama inanılmaz derecede dinç ve otoriter duruyordu.

​"Sana güvenmiştim, Aras," dedi Peder Dominic. Sesi yumuşak ama zehirliydi. "Seni bu sığınağın en genç kıdemli muhafızı yaptım. Sana koruma görevini verdim. Ama sen... o siber-şeytanın Sena’yı dışarıdaki zehre, ölüme götürmesine izin verdin."

​Aras başını yavaşça kaldırdı. Yeşil gözleri Peder’in gözleriyle kesişti. "Ateş etseydim Sena vurulacaktı, efendim. O siber-yabancı onu kendine kalkan yaptı."

​"Yalan söylüyorsun," dedi Dominic, masaya doğru eğilerek. "Sinyal kayıtlarını inceledim. Telsiz hattını açık tutmuşsun. Onunla konuştun. Ve muhafızlara 'dur' emrini sen verdin."

​Aras yutkundu. Sena’nın telsizden gelen o son sözleri zihninde bir çekiç gibi yankılanıyordu: "Arınma Töreni'nde bana ne yapacaklardı sanıyordun? Beni koruduğunu sanırken aslında bu katliamın cellatlığını yapıyorsun!"

​"Sena... o siber-akımın sığınağın nükleer çekirdeğiyle bağlantılı olduğunu söyledi," dedi Aras, sesindeki titremeyi gizlemeye çalışarak. İlk kez inancının sarsıldığını hissediyordu. "Arınma Töreni’nin aslında bir... süzme işlemi olduğunu söyledi. Bu doğru mu, Peder?"

​Dominic’in yüzündeki o babacan ifade bir anda yok oldu. Gözleri buz gibi bir kararlılıkla kısıldı. Masanın üzerine iki eliyle yaslandı.

​"Biz bu insanlığı hayatta tutuyoruz, Aras. Eğer o nükleer çekirdek beslenmezse, sığınak solar. Hepimiz ölürüz. Birkaç kişinin 'arınması', binlerce insanın yaşaması demektir. Sena’nın o saf enerjisi sığınağı on yıl daha ayakta tutacaktı. Sen sadece sığınağın geleceğini değil, çocukluk aşkını da feda ettin. O şimdi dışarıdaki zehirli küllerin arasında çoktan eriyip gitti."

​Aras’ın göğsü aldığı nefesle hızla inip kalktı. Peder gerçeği inkar bile etmemişti. Sena haklıydı. Her şey koca bir yalandı. Aras yıllarca koruduğu o insanların aslında nasıl kurban edildiğini şimdi kendi kulaklarıyla duyuyordu.

​"O ölmedi," diye fısıldadı Aras. Elleri masadaki kelepçeleri zorlayarak yumruk oldu. "Ben onu tanıyorum. Sena o küllerin arasında hayatta kalmanın bir yolunu bulur."

​"Bulamayacak," dedi Dominic soğukça. Geriye doğru çekildi ve kapıdaki muhafızlara işaret verdi. "Kıdemli Muhafız Aras... Görevini ihmal etmek ve sığınak sırlarını sorgulamak suçundan rütbelerin sökülmüştür. Çekirdek dairesinin en ağır işlerinde, o çok merak ettiğin enerjinin kölesi olarak çalışacaksın. Ta ki o kızın dışarıda öldüğünü kendi gözlerinle görene kadar."

​Muhafızlar Aras’ı kollarından tutup ayağa kaldırırken, Aras direnemedi. Ama yeşil gözlerinde artık o eski körü körüne bağlılık yoktu. Kalbine ekilen o şüphe tohumu, şimdi sığınağı içeriden yakacak devasa bir yangına dönüşmek üzereydi.

​Aynı saatlerde, dış dünyadaki Küldoğan kampında...

​Sena, elindeki ağır paslı boruyu önündeki kum torbasına doğru savurdu. Kolları yorgunluktan titriyor, gözlükleri burnundan aşağı kayıyordu. Saçlarındaki kıvırcık bukleler terden alnına yapışmıştı.

​"Daha hızlı!" diye bağırdı Valerie, elindeki kırbacı andıran elektro-kamçıyı yere vurarak kıvılcımlar çıkartırken. "Sığınak muhafızları seni gördüğü an düşünmeyecek, Sena. Aras seni gördüğü an duraksayabilir ama diğerleri kafana sıkmak için saniye bile kaybetmez. Tekrar vur!"

​Sena bağırarak boruyu bir kez daha savurdu. Kum torbası bu sefer ikiye bölündü. Tozlar havaya saçılırken Sena dizlerinin üzerine çöktü, hırıltıyla nefes alıyordu.

​Valerie yanına yürüdü, elindeki su matarasını Sena'nın önüne fırlattı. Yüzündeki o sert yara izi, loş jeneratör ışığında parlıyordu.

​"Fena değil, sığınak faresi," dedi Valerie, hafifçe sırıtırak. "En azından hemen ağlamıyorsun."

​Sena mataradan büyük bir yudum aldı, gözlüklerini düzeltti ve Valerie’ye baktı. "Ağlamayacağım. O sığınağa geri döneceğiz. Ve ben o çekirdeği patlatacağım."

​Valerie'nin gözlerinde ilk kez gerçek bir saygı belirtisi parladı. "İşte şimdi Küldoğan gibi konuşuyorsun."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.