İçeriğe geç

Küllü Bahçe - Sekizinci

Bölüm 7 · 5 dk okuma

Küllü Bahçe - Sekizinci

Bölüm 7

İğne İplik

Kısım 1: Adın ne?

Güneş batmıştı, artık doğru yolda olup olmadığımızı bilme ihtimalim yoktu. Ay ışığı sadece önümüzü görmemize yetiyordu. Toprağın dokusunu, suyun sesini dinleyerek yerimizi tahmin etmeye çalışıyordum. Bir çok hayvanın sesi de gürültüye karışıyordu.

Kael'i neredeyse sürüklüyordum. Arada bir anlaşılmaz bir şeyler mırıldanıyordu. Ayağı sürükleniyor, sağ kolu ise neredeyse tamamen hareketsiz duruyordu. Parmakları hâlâ kılıcının kabzasını kavramaya çalışır gibi kasılmıştı ama kolunu kaldıracak gücü kalmamıştı. Omzundaki derin kesik her hareketimizde yeniden kanıyordu.

Arada onunla konuşmaya çalışıyordum, bilincini açık tutmak için. Hayata tutunmayı bırakmasını önlemek için. Çabamın boşa gitmesine izin veremezdim.

"Adın ne?"

Aniden sordum. Büyükannem anılarını çağrıştıracak basit sorular sormaktan bahsetmişti.

"Neden bunu sordun?"

Kesik kesik konuşmuştu.

"Sen sadece cevap ver."

Yüzü hatırlamaya çalışıyormuş gibi buruştu.

"Kael."

Diye cevap verdi.

Attığım her adımda bir bacağıma giren acının yanında kol kaslarım güçsüz düşmüştü. Onun bu kadar ağır olmasını beklememiştim. Arada bir kayınca tekrar pozisyon almasına yardım etmek için durmam dışında arkama bile bakmadan yürüyordum. Haydutların ya da artık her nelerse onların kalanlarının gelmesi ihtimali bana gerekli motivasyonu veriyordu.

"Yürüyebilirim."

"Sana seçme hakkı tanımıyorum."

"Sana sormadım."

İçimden sadece on adım saymaya başladım

İkincisinde düştü.

Durup tekrar omzuma yaslanmasına yardım ettim, ağaç köklerine takılmadan yürümeye çalıştım. Bir ara çok fazla bana yüklendiğinde belim sızladı.

"Bunu bilerek yapıyorsan gerçekten sinir bozucu birisin."

İçimden sadece başka birisi olmasını diledim; Lyra, Noctis, Selene hatta hiç tanımadığım birisi. Sonrasında onlara zarar gelmesini istemeyeceğim aklıma geldi.

**

Küllü Bahçe'nin silüeti göründüğünde neredeyse rahatlama yüklü bir çığlık atacaktım.

"Geldik."

Dedim Kael'e.

Kapının önündeki muhafızlar bizi görünce pozisyon aldılar. Nefes nefese

"O bir varis."

Diyebildim.

Muhafızlar ikinci kez bile bakmadan bizi içeri aldı.

Birkaç adım daha, sonrasında orada olacaktım.

Kısım 2: İpne İplik

Kapıdan girer girmez ayak sesleri yükseldi. İçimden üçe kadar saydım. Bitiremeden birisi

"Lord Kael!"

Diye bağırdı.

Koridor bir anda insanla dolmuştu, biri şifacı çağrılması için bağırıyordu. Varisler ses yüzünden aşağı inmişti. Lady Morwen, Usta Cedric hatta Sir Martin bile gelmişti. Tüm malikane o an giriş holündeydi.

İki hizmetçi Kael'i omzumdan neredeyse çekerek aldılar. Üstümdeki ağırlığın bir anda yok olmasıyla dengem bozuldu. Düşmemek için duvardan destek aldım. Doğrulduğumda tek amacım yalnız kalabileceğim bir yere gidip kendimi yere atmaktı. Sadece birkaç adım atabildim.

Bir eli omzumda hissettiğimde nefesim kesildi. Elim istemsizce bıçağıma gitti. Kendime artık güvende olduğumu hatırlattıktan sonra nefesimi tekrar düzene sokup arkama döndüm.

Lady Morwen'di.

O kadın beni daha önce göz ucuyla bile süzmemişti.

Sakince üzümden başlayıp kana bulanmış giysilerime, oradan da bacağıma kadar indi. Arkasını dönmeden konuştu. Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum, işi kendim de halledebilirdim.

"Şifacı."

Kael'in yanından ayrılan yaşlıca bir şifacı yanımıza geldi.

"Pelerininizi çıkarabilir misiniz?"

"Revirde."

Dedim kısa bir nefesin ardından.

"Bakarsınız."

Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra hafifçe başını salladı.

"Olur."

Kimse parçalanmış bir bacakla yürümem için koluma girmedi.

Ben de kimsenin girmesini istemezdim zaten.

Sadece döndüm ve şifacının ardından revire doğru yürümeye başladım. Sonrasında arkamdan ayak sesleri geldi. Bakmama gerek kalmadan Auren olduğunu anladım. Hiçbir şey söylemedi, söylerse iyi olup olmadığımı sorardı. Durum yeterince açıktı zaten. Sadece birkaç adım gerimde yürüyordu, muhtemelen düşersem yakalayabilmek için.

Koridor boyunca yankılanan sesler birbirine karışıyordu. Etrafa kaos hakimdi, herkes birbirine bağırıyordu. Bu gerilmeme neden oldu.

"Temiz bez!"

"Kanamayı durdurun!"

"Lord Kael'in omzu..."

İstemeden başımı çevirdim, kapısı açık odanın içinde Kael'i sedyeye almışlardı.

Şifacılar zırhını çıkarıyor, Sir Marin sessizce başucunda duruyordu. Lyra'nın gözleri dolmuştu. Cassian'ın çenesi sıkılmıştı. Selene dua eder gibi ellerini kenetlemişti. Ben de varislerden biri olsam önce onu merak ederdim.

Noctis olaylardan uzak bir köşede sıkılmış gibi duruyordu, muhtemelen Kael'in davranışları ona da diğerlerine göre pek makul olmadığı içindi. Gözleri beni bulduğunda kendine özgü rahatlatıcı gülümsemesiyle bana baktı. Bir an rüyalarında önceden bu anı görüp görmediğini merak ettim.

Revir kapısına vardığımızda şifacı benden önce içeri girdi. Auren kapıda bizden ayrıldı, büyük ihtimalle Kael'in yanına gidiyordu.

"Şuraya oturun."

Odadaki ahşap sandalyeyi gösterdi. Otururken başta biraz zorlandım ama sonrasında içimden bir rahatlama yükseldi.

Ancak o zaman bacağımdan yere damlayan kanı yeniden fark ettim.

Şifacı dizlerinin üzerine çöktü.

"Pelerini."

Pelerini, daha doğrusu ondan geriye kalanları sessizce çözüp omuzlarımdan çıkardım. Kumaş hafif bir pat sesiyle yere düştüğünde odada kısa bir sessizlik oldu. Kan sandığımdan da fazlaydı.

Şifacı önce belimdeki sargıyı dikkatlice çözdü, ardından bacağıma geçti. Kurumuş civanperçemi yaraya yapışmıştı.

"Bunu sen mi yaptın?"

Başımı salladım. Başka bir şey söylemedi. Pek konuşmuyordu anlaşılan. Yarayı temiz suyla yıkadı. Soğuk su değdiği anda bütün sırtım kasıldı. Dişlerimi sıkarak sesimi bastırmaya çalışsam da dudaklarımın arasından küçük bir inilti döküldü.

Kılıç yarasını o kadar hissetmemiştim, adrenalin bunu ertelememi sağlamıştı. Ama şimdi tüm adrenalinim çekilmişti ve yaralarımım acısı da artmaya başlamıştı.

Şifacı yarayı uzun uzun inceledi ardından bacağıma geçti. Pantolonumun paçasını dizimin biraz altına kadar dikkatlice kesti. Kumaş açılır açılmaz kan yeniden akmaya başladı.

"Basıncı kaybetmiş."

Odada bulunan tek hizmetçiye döndü. Kandili getiren kız. Benden bir kaç yaş daha büyük gözüküyordu, yirmi yaşının civarlarında.

"Temiz bez ve iğne iplik."

İğne iplik lafını duyunca mideme bir ağırlık çöktü oysa dikilmesi gerekebileceğini zaten biliyordum.

Bez yaraya bastırıldığı anda nefesim istemsizce kesildi. O sırada hizmetçinin iğneyi kaynar suya batırması, ipi balmumuyla kaplaması gibi sesler pek yardımcı olmuyordu. Nefes seslerim dışında tamamen sessiz olan oda da sesler daha çok duyuluyordu.

"Oturmaya devam edin."

Zaten kalkabilecek gibi değildim. Odadaki tek ses metal kapların birbirine değmesi ve bezlerin hışırtısıydı. Hizmetçinin getirdiği iğne ve ipi alınca midem kasıldı.

"Nefes alın ve hareket etmemeye çalışın."

Hizmetçi bana bir şeyler söyleyince tam algılayamadan başımı hayır anlamında salladım. Isırmam için bir tahta parçası isteyip istemediğimi sorduğunu çok geç anladım.

Şifacı yarayı son kez temizledi. İlk kez gözlerimin içine baktı.

"Derin nefes alın."

Aldım.

"Şimdi."

İğne ilk kez derime girdi, nefesim yarıda kesildi. Ağzımdan sessiz bir çığlık çıktı. Parmaklarım sandalyenin kenarına öyle sert kapandı ki eklemlerim bembeyaz oldu. Bacağımda bir yarayla bir buçuk kilometreyi kendimden yirmi kilo daha ağır olduğunu düşündüğüm birisini taşıyarak gelebilmiştim ama derime bir iğne girmesini kaldıramıyordum.

İpliğin çekilişi midemi bulandırıyordu. Hizmetçi elini omuzlarıma koydu. İğnenin derime ikinci girişinde istemsizce öne doğru eğildim. Gözlerim dolmuştu. Üçüncüsünde ilk göz yaşım aktı.

Şifacı durmadı.

"Nefes."

Hatırlayınca yavaşça nefes verdim.

Dördüncü...

Beşinci...

Her geçişte sanki yara yeniden açılıyordu. Dudaklarımı öyle sert ısırıyordum ki ağzımda yeniden kanın metalik tadını hissettim. Yaklaşık on beş-yirmi dikiş olacağını tahmin ettim, saymaya başladım ama yediden sonra karıştırdım.

Büyükannemin garip sözlerinden biri daha aklıma geldi.

"Kopanı birleştirmek, kopmasından daha zordur."

Yaraların dikilmesiyle mi ilgiliydi bilmiyordum ama öyle kabul etmeye karar verdim.

Sonsuzluk gibi geçen bir süreden sonra Şifacı

"Bitti."

diye seslendi. Başımı geriye yasladım. Bütün bedenimin şiddetli bir şekilde titrediğini ancak o zaman fark ettim. Şifacı ipi kesip temiz bezi yaranın üzerine yerleştirdi.

"Eğer ya

rayı zorlamasaydınız daha kolay şekilde hallolabilirdi."

Cevap vermedim.

Hizmetçi usulca elime bir bardak su uzattı, teşekkür etmeye bile mecalim yoktu. Bardağı ancak iki elimle tutabildim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.