İzmir…
Her şeyin başladığı ve her şeyin bittiği yer…
17 yaşım ve çocukluğum…
Bir gün bu şehire tekrar döneceksin deselerdi kesinlikle gülerdim ama şimdi sabah güneşi ile birlikte şu an bastığım yer İzmir’di.
17 yaşında sırt çantam ve elini sımsıkı tuttuğum kardeşim ile arkama bile bakmadan annemin acısını kalbime gömerek kaçmıştım bir daha gelmemek üzere.
Şimdi ise hatırlamak için buradayım. Hatırlamak ve yüzleşmek için.
17 yaşında her yeri morluklar ile dolu bir kızdım. Kırgın, üzgün… Şimdi ise güçlüyüm.
Sıcak rüzgar hafifçe özgürce dalgalanan saçlarımı okşuyordu. Uzun beyaz elbisemin de etekleri uçuşurken adımlarım beni eski mahalleme götürdüğünden habersizdim.
Tam karşıya geçecekken önümden hızla bir otobüs geçti. Camda gördüğüm çift ile dona kaldım. Genç kız başını sevdiğinin omzuna yaslamışken diğeri de saçının uçları ile oynuyordu.
Ben onun omzunda dinlenirken o benim saçımı okşuyor saçlarımın uçlarıyla oynuyordu.
"Güzelim bir şarkından mırıldanır mısın?" Ne zaman birlikte otobüse binsek sorduğu bu soruyla gülümsedim.
"Mırıldanırım sevgilim."
Güneş doğduğunda
Ruhumun güzellikleri parlar.
Karanlık gecelerde
Gökyüzüne bir yıldız çizerim.
Koca acıların ardında
Bir kurtarıcıya sahibim.
Bana el uzatan kendime,
Beni ölümüne seven sana sahibim.
Okyanusların dibinde
Bana el uzattın.
Şimdi seninle ufku gözlüyorum sevgilim.
Koşarken,
Dizlerim titrerken,
Üzüldüğümde
Biz her zaman yangınların içinde ilerleriz.
Çünkü sonuna kadar gideceğiz.
Hatırladığım anılar ile burukça gülümsedim. Kaçtığım tüm anılar buradaydı.
10 yıl boyunca kaçmıştım tüm bu anılardan şimdi ise kendi isteğimle burdayım. Karşıya geçtiğim an sanki adımlarım ezbere biliyormuşçasına beni yürütmeye devam etti.
Denizin kokusunu çektim içime. Peçeteli Çocuk ve Ruhu Yaralı Kız olarak oturduğumuz, peçete sattığımız kaldırıma gelmiştim şimdi de. Arabalar geçti, insanlar yürüdü yanımdan ben ise buruk bir gülümsemeyle devam ettim.
Yan tarafımda duran çiçek açmış çimenlere kaydı gözlerim. Bir anı daha hatırladım.
“Hayalin ne Eylül?" diye fısıldıyarak bir soru sordu. Sessizleştim onun gözlerinin içine baktım kararlılıkla.
"Kaçmak, bir gün buradan elimde zaferlerimle kaçacağım." dedim. sonra hemen gözlerim parlayarak büyük bir istekle ekledim.
"Birlikte kaçalım Demir, birlikte bu şehri yalnız bırakalım." Çimenin üzerinde duran ellerimin heyecandan titrediğini hissettim. Bana genişçe gülümsedi bir eli benim elimi kavradı.
"Birlikte kaçalım Eylül, bir gün birlikte karanlığımızdan kaçalım." Ona gözümden akan bir damla gözyaşıyla gülümsedim, elimi kavrayan elinin verdiği sıcaklık gözyaşımın üzerine gelince gözümü kapatıp titredim.
"Beraber." diye fısıldadım.
"Beraber." diye ekledi.
Sert rüzgar saçlarımı savurduğu an kendime geldim. Ne zordu şimdi bu anıları hatırlamak. Nereye baksam Demir ile benim anılarımızı görüyorum. Peçete satıyoruz, sohbet ediyoruz, gülüyoruz, kaçıyoruz…
Devam ettim yoluma. Güneşte benim anılarım gibi havayla savaş veriyordu adeta. Yağmur yağmak istiyordu ama Güneş inatla direniyordu sanki.
Eski okulumun önünden geçerken bilerek yavaşladım. Liselileri izledim, anaokulunda olan küçük çocukları… Bu okuldan bir Eylül Korkmaz geçmişti.
Daha dün gibi hatırlıyordum her şeyi. Babam izin vermediği için bahçeye çıkamayıp camdan mutlu olan insanları izleyişimi, çitlerin orda dövüldüğümde Zeynep’in beni kurtarışını…
Özellikle Demir’in bana sarılışı geldi aklıma.
Bana sanki yarın yokmuşçasına sarıldı. Kollarım onun belinde duruyor derin derin onun kokusunu soluyordum. Gözlerim kapalı beni bu iğrenç dünyadan çekmesine izin verdim. Önce bulutlara sonra koca koca okyanuslara daldım. Demir saçlarıma gözyaşlarını akıtırken:
"Çok korktum, seni kaybedeceğim diye çok korktum." dedi.
Sırtını bir elim ile sıvazladım "Seni öyle kolay kolay bırakmaya niyetiim yok peçeteli çocuk." İkimizde hafif kıkırdayınca onun ağladığı aklıma geldi. "Hiç erkek adam ağlar mı, sen neden ağlıyorsun?"
"En çok erkek adamlar ağlar Eylül." diyerek tutuşunu gevşetti.
Tüm bedenim, kalbim sızladı o an. En çok ihtiyacım olan şey şu an o sımsıcak sarılmaydı. Tam yoluma devam edicekken kapının girişinde bir abla kardeş gördüm.
Mert ve ben geldim o an aklıma. Demir ile tanışma anı.
Gözlerim dolu dolu onun Demir'e güvenmekle olan içindeki kavgayı izledim. Etraftaki kalabalık dağılırken sağ yanımdan bir peçete uzatıldı bir anda şokla Demir'e baktım tam arkamdan bir eli cebinde Mert'e mendil uzatıyordu. Mert yavaşça peçeteyi alırken şaşkınlık gözlerinden okunuyordu. Ona gülümsedim.
"Ben Demir. Tanıştığıma memnum oldum Bayım." dedi ve elini uzattı. Mert ona karşılık verirken saçlarını karıştırdım. Demir'e minnetle baktım, bana göz kırparak gülümsedi.
Gözlerim dolarken ilerlemeye devam ettim. Yüzleşmek şimdi çok zor geliyordu. Yıllarca öfkeyle unutmaya çalıştığım tüm anıların en ufak ayrıntısını bile hatırlıyorum.
Bu seferde meydana geldiğimi fark ettim. Tam neden buraya geldim diye soracakken kendime bir ses duydum. Gitarı ile şarkı söyleyen bir kız duydum. Etrafındaki kalabalığa yaklaştım yavaşça.
Zeynep geldi aklıma aynı onum gibi parlıyordu. Yan tarafta elindeki mikrofonu sıkarak endişeyle oturan kıza gözüm takıldı.
İşte o kızı da kendime benzettim. Ben de ilk şarkı söyleyeceğim an böyle hissetmiştim. Yavaşça yanına yanaştım. Elimi omzuna koydum.
Ürkek bakışları beni buldu. “Yapabilirsin. Hadi git onlara kim olduğunu göster.”
Şaşkınlıkla dona kaldı ilk başta kız. Sonradan kocaman gülümsedi ve ayağa kalktı. Benden aldığı cesaret ile şarkıyı devam ettirmeye başladı. Gitarcı kız da bana teşekkür ederek baktı. Etraf daha da kalabalıklaşırken cüzdanımda taksi için para bırakarak geri kalan hepsini kızlara verdim.
Devam ettim yoluma. İnce kaldırımda yürürken arabaları izledim. Mavi bir bisiklet gördüm o an. Hızla geçtim yanımdan.
Anılar yine zihnime doldu.
Bisikletten indim, Demir bisikletin ayaklığını sabitleyip yanıma geldi tam karşımdaydı. Nedensizce kızardım. Sargılı yere hafifçe dokundu "Acıyor mu ?"
"Hayır gayet iyi." dedim gözlerimiz bir an bile ayrılmayarak. Titrek bir şekilde iç çekti.
"Çok güzelsin." dedi Demir.
Çok güzelsin.
İlk defa bana güzelsin diye kişiydi Demir. Bana özgürlüğü öğretendi. Gözyaşlarım artık savaş veriyordu düşmemek için.
Hava daha da kararırken hafiften sokak lambaları yanmaya başlamıştı. Güneş yok olurken rüzgar daha da sert esmeye başladı.
Yolun beni artık yüzleşmekten en çok korktuklarıma götürdüğünün farkındaydım. Derin bir nefes aldım.
O an gördüğüm şey ile adımlarım duraksadı.
Ağaç ev…
Şu sınavı kazanalım be dostlar, şu alt üst olmuş hayatlarımızı kurtarmak için kazanalım şu sınavı." dedi Burak bir kolu kafasının altına yaslıyken.
Devam ettirdi onun cümlelerini Zeynep.
"Kazanalım herkese inat kazanalım. Gidelim buralardan tüm sevdiklerimizi de alıp gidelim. Kalbimizin gücünü herkese gösterelim."
Bulut bu sefer konuştu.
"Gidelim İstanbula, şu koca yeri bir görelim. Gerekirse kaybolalım içinde ama gösterelim o şehire ne kadar büyük olduğumuzu ne kadar değerli olduğumuzu."
Demir kocaman gülümseyerek girdi cümleye.
"Alt üst edelim İstanbul'u. Yiyelim, içelim, eğlenelim. Gezelim her sokağı, bisikletimiz ile başlayalım yolculuğumuza. Kamp yapalım bazen, konsere gidelim, uçurtma uçuralım, işe gidelim, parasını dert etmeden yemek yiyelim."
Son cümleyi ben devraldım. Başımı koluna yaslayarak elimi yıldızlara uzattım.
"Dilek tutalım, sayılı gün sonra gerçekleştireceğimiz hayallerimiz için bir dilek tutalım. Biliyorum yıldız kaydığında dilek tutulur ama bugün biz bir umut her yıldız için bir dilek tutalım. Belki bir gün kayar gerçek olur diye."
Ortam sesizleşirken Mert'in minik sesi duyuldu.
" Ben tuttum, ilk dileği ben tuttum."
Gözyaşlarım artık kendine hakim olamadı. Yaşlar akmaya başladı birer. Acı tüm kalbime yayıldı.
Eskiden ışıl ışıl olan bu ağaç ev şimdi kırık döküktü. Işıkları yanmıyordu. Bu ağaç evi asıl önemli ve güzel kılan bizlerdik ama hepimiz birer birer yok olmuştuk bu şehirden.
Geçmişi ardımızda bırakmak için koca bir enkaz kalmıştı bu şehirde. Hepimiz kaçmıştık. Bu şehiri iyileştirmek yerine kolay yolu seçmiştik.
Tam karşımda parlayan tabelaya kaydı bakışlarım. Ezbere biliyordum bu yeri.
Yetimhaneyi…
Demir, Burak, Bulut ve Zeynep’in tek yuvası olan yerdi burası.
Adımlarım bu sefer asıl yüzleşmem yere götürüyordu.
Eski mahalleme, eski evime, hapishaneme…
Hava iyice karardı. Tüm sokak lambaları yanıyordu ama ben yine de kendimi kaybolmuş hissediyorum. Tüm mahalle sessizdi. Herkes evinde uykuya dalmıştı belliki. Yağmurun yapacağının sinyallerini veriyordu hava hatta belki de fırtına çıkacaktı.
Korkmadım ilerledim.
Evin önünde durdu adımlarım. İlk güzel anlar geldi aklıma. Demir ile şarkı söyleyişimiz…
Biraz öyle durduk sonra Demir bir şeyler mırıldandı arasından seçtiğim kelimelerle gözlerimi kapatarak burukça gülümsedim.
Seneye bu sıralar el ele çıkarız buradan
Biraz sabır, biraz sabır
Seneye bu sıralar başlarız yaşamaya en baştan
Biraz sabır, biraz sabır
"Hani sen hiç şarkı dinlemedim dedin ya bu dinlediğin ilk şarkı olsun, bu bizim şarkımız olsun."
Sonra ise kötü anılar geldi aklıma. Adımlarımın gerilemesine izin vermedim. Işıklar yanmıyordu demekki evde değildi. Çantamdaki anahtara elim uzandı. Yavaşça açtım kapıyı.
Işığı yaktığım an her şey gözümde canladı birer birer. Annemin hayalini gördüm o an.
Mutfakta yemek yapışını, Mert ile oyun oynayışını…
Gözlerimden yaşlar akarken koltuğa kaydı gözüm. İçi boş bir sürü içki şişesi ile doluydu etraf. İğrenç koku her yere yaılmıştı. 10 yıl olmuştu bu evden gideli ama şimdi her ley aynıydı. Bıraktığım gibiydi.
Babamın bana zorla içki içirmeye çalıştığıan geldi aklıma. Kolumda patlayan içki şişesi, acıyla yerde kıvranan bedenimi gördüm o an.
100’e kadar sayıp her şeyin geçeceğine inanan o kızı izledim.
Mert ile kaldığımız odaya adımladım. Kapıyı yavaşça açtım.
Yatak duruyordu, çalışma masam gitmişti ve dolabım da. Yatak ise artık çürümeye yüz tutmuştu. Diğer odaya adımladım. Annemin odasına.
Kapıyı açtığım an boş olan odayla bir hıçkırık kaçtı boğazımdan.
Bomboştu oda.
Yatak gitmişti, minik kitaplıkta da öyle. Babam dediğim adam annemden yadigar kalan tek şeyleri de yok etmişti. Kıyafetleri bile yoktu. Kırık döküktü oda.
Bir şeyler bulmak umuduyla ağlayarak karıştırdım odayı. Dizlerim acıdı, kalbim acıdı ama devam ettim. Elime çarpan Peter Pan kitabı ile iç çektim.
Oturdum yere bağrıma bastım kitabı acıyla.
“Anne bugün hangi kitabı okuyacaksın?” Mert hızla annemin yanına oturdu soru sorarak. Onların bu haline kıkırdadım.
Babam yine geç gelecekti belli ki. Kapıyı kapatıp kilitledim.
“Gel kızım sen de şöyle yamacıma.”
Mert de ben de kıvrıldık annemin kucağına. Dışarda kar yağıyordu. Babam fatura çok gelir diye açmıyordu kombiyi hepimiz sımsıkı giyinmiş sarılmıştık ısınmak umuduyla.
Annem yine mumunu yaktı önce. Mumdan gelen çiçek kokusu ile hepimiz gülümsedik.
“Bugün size Peter Pan’ı okuyacağım.”
“Neden bu kitap anne?” Mert merakla sordu.
“Çünkü Peter Pan bizimle aynı ülkede yaşamıyor oğlum. O Varolmayan Ülkede yaşıyor. Belki bu kitabı okuduğumuzda bizim sesimizi duyar bizi de kurtarır. Bizi de Varolmayan Ülkeye götürür.”
“Götürür anne. Bizi babamdan kurtarır dimi Peter Pan?”
Annemle göz göze geldik o an. Kurtarır diyemedik. Annem saçını okşamaya başladı. Masalın sonuna doğru ikimizde uyuya kalmıştık. Annem ikimizin de saçını okşadı kokumuzu içine çekerek.
Hatırladığım anı ile yutkundum. Yan tarafta gözüme çarpan mum ile gülümsedim. Mum parçalanmıştı küçücük bir parçası kalmıştı artık. Onu da elime aldım.
Ayağa kalktım zorlukla. Gözyaşlarım durmuştu artık. Acıyla adımladım. Kapının girişinde yine durdum. Bu kapının önünde can vermişti annem.
Annem kapının önünde elinde sıkıca tuttuğu ilaç kutusuyla yatıyordu. Karnında bir bıçak kanlı haliyle ışıldıyordu o adama değdi gözlerim bıçağı sıkıca tutmuştu.
Yıkıldım, parçalandım o an. Bedenim buz tutarken gözlerimden yaşların aktığında bi haberdim.
"ANNE!" diye haykırarak dizlerimin üstüne düştü bedenim.
Bir meleğe dokunurmuşçasına yanaklarını avuçladım "ANNEM KALK! ANNEM LÜTFEN KALK. BAK BEN GELDİM."
Hızla gözlerimi yumdum gerisini hatırlamak istemiyordum. Elimde sıkıca tuttuğum kitabı ve mumu çantama koydum. Yavaşça kapıdan çıktım ve kapattım. Omuzlarıma hafifçe değen yağmur taneleri ile irkildim.
Artık veda etme vakti gelmişti. Evin önünde duran bedenimi zorla diğer tarafa çevirdim.
Bir iki adım atmışken bir ses duydum arkamdan.
İşte o an tüm bedenim titredi. Bir şimşek çaktı.
Söylediği söze takıldı zihnim.
“Kızım!” Tek kelime çıkmıştı dudaklarından. İşte o kelime benim yıllarca duymak için her şeyimi verdiğim kelimeydi. Arkamı döndüm yavaşça.
Karşımdaydı Babam. Annemin katili, benim çocukluğum, gençliğimin azrailiydi.
Aramızda azıcık bir mesafe vardı. Aynıydı yüzü. Kilo almıştı, boyu kısalmıştı yaşıyla birlikte. Sakalları uzamış, saçları özensiz bakımsızdı.
Göz bebekleri küçülmüştü ve göz altları morarmıştı. Alkol aldığının farkındaydım ama hapta kullandığı halinden anlaşılıyordu.
“Kızım dönmüş-!”
Sertçe böldüm lafını.
“Kes! Ben senin kızın değilim. Ben senin hiçbir şeyin değilim.”
“Ama kı-“
Yıllardır içimde biriken öfkenin dışarı çıkmasına izin verdim.
“Ya sen daha ne saçmalıyorsun ya! Annemi öldürdün sen. Gözlerinin önünde ölüşünü izledin. Yıllarca şiddet uyguladın bana ve kardeşime.”
Sesim gittikçe yükselirken ona doğru adımladım.
“Ben daha 4-5 yaşındayken bana babalık yaptın sen sonra içtiğin o iğrenç içkiler benden annemden daha önemli oldu. Söylesene bana bir babayı çocuğundan ne ayırır ya!”
Sertçe göğsüne vurdum. Soluklandım, kendimi hazırladım.
“NEDEN BENİ SEVMEDİN BABA?”
Tek bir cümle çıktı ağzımdan ama kalbimdeki her parça kırıldı adeta. Cevap veremedi sustu.
“YILLARCA SORDUM KENDİME. BENİ SEV DİYE ÖDEVLERİMİ YAPTIM, İÇKİNİ ALDIM… NİYE YETEMEDİM SANA?”
Kalbine sertçe yumruk attım. “NEDEN ŞU KALBİNDE BENİM İÇİN ANNEM VE KARDEŞİM İÇİN YER OLMADI?”
Gözyaşları benden bağımsız akmaya başladı. Yağmur daha da arttı şimşekler çaktı. Gittikçe ıslanmaya başladık.
“Ben seni seviyorum kızım.”
“Y-yapma…” acıyla fısıldadım. Vurduğum yumruğum yavaşça yanıma düştü.
“Ben hep sizi sevdim kızım. Doğum gününü hatırlamıyor musun?”
Acıyla baktım gözlerine.
“Sen unutmadın mı?” Sesim titredi.
“Nasıl unuturum? Ne kadar da mutluyduk. Elimde kalan tek mutlu anımız bu.”
Gözlerinin içine baktım. Tek bir sevgi kırıntısı aradım. Sözlerine rağmen tek bir parça bile sevgi görmedim.
Eli saçlarıma uzanırken tüm bedenim kasıldı.
“Güzel kızım ne kadar büyümüşsün. Ne kadar da güzel olmuşsun.”
Yıllar sonra saçımı okşadı. Acıyla yandı tüm bedenim. Sertçe elini indirdim.
“Tamam kızım beni affetmeyeceksin biliyorum. Ama gel son kez, o 4 yaşındaki babana karşı bir kez sarıl bana.”
Tereddütle baktım ona. Acıyla gözyaşları dökülürken tüm bedenim sırılsıklamdı. Bedenim yerinden oynamazken o kollarını sıkıca bedenime doladı.
Sıkıca kapadım gözlerimi. Ellerimi sırtına koydum. O an sanki sarıldığım kişi doğum günümdeki babammış gibi hayal ettim. Son kez vedalaştım onla.
O da bana kollarını dolayacak sanarken tüm bedenimi kasıp kavuracak bir acı hissetim bedenimde.
Acıyla kocaman açıldı gözlerim. Nefesim kesildi adeta. Sırtındaki ellerim düştü yanıma.
Hızla geri çekildi. Geri çekilirken karnımdan acıyla sıyrılan bıçağa baktım. Kan kırmızısına bulanmıştı. Şokla bakan gözlerim babamın gözlerini buldu.
“Para için sağol. Gidip içki almalıyım.” İğrenç bir şekilde güldü. Sarhoş olduğu için cümleyi uzatarak söyledi. Elindeki cüzdanımda son kalan 200 lirayı salladı gösteriş yaparak. Sonra arkasını döndü ve gitti.
İşte bu an babamla yüzleşmekten daha çok yaktı canımı. Bileğimde kalp dövmesi bile iyileştiremezdi bu acıyı. Elim yavaşça karnıma gitti. Parmak uçlarım kırmızıya bulandı, titredi
Şoku atarken acı kendini gösterdi. Sert fırtına ve rüzgar ayakta zor duran bedenimi yıktı geçti adeta. Bacaklarım artık beni taşıyamadı. Ayağım geriye doğru sendeledi.
Bedenim sertçe yere yığıldı yere. Başım taşa çarpmadan önce bir göz yaşı daha aktı gözümden. Ve o an yere sertçe düşen bedenimle zaman yavaşladı.
Yağmur artık kan kırmızısına bürünen elbisemi ıslattı.
Bir şimşek çaktı.
Ve ben her şeyi hatırladım…
11 Kasım 2015
“Al bu ayki maaşın.”
Bana nefretle bakan patronumdan teşekkür ederek aldım zarfı. Çok fazla bir para değildi ama en azından bu ayda bizi geçindirmeye yeterdi.
Yavaşça restorandan çıktım. Gece saat 1 sularıydı yine. Mert öğrettiğim gibi kapıyı kitlemiş uyuyordu şimdi ben ise yine uyanıktım.
Hava kasım ayından dolayı baya soğuktu. Üstümdeki ince monta daha da sarıldım. Tüm gün bir şey yememiştim yine zapzayıf olan vücudum direniyordu hala.
Bir parkın önünden geçtim izledim çocukları umutsuzca. Devam ettim yola.
Yağmur bulutlarının sesi gelirken adımlarımı daha da hızlandırdım. Sert rüzgar cılız bedenimi savururken üşüyen bedenim sızladı.
Bu saatlerde ıssız sokaklardan geçmeyi hiç sevmesem de devam ettim. Ellerim korkudan titriyordu adeta. İğrenç adamların bakışlarını düşünmemeye çalıştım.
“Hey güzellik bi baksana?”
Gözlerimi yumdum hızlıca. Adımlarımı daha da hızlandırmaya çalıştım fakat bu çabam bile etkisiz kaldı. Sertçe biri kolumdan çekti beni.
“BIRAK BENİ!”
“Sakin ol ufaklık. Necmi şunun çantasını al. Bakalım paraların var mı güzellik?”
Arkamdan duran biri sertçe kollarımdan tutuyordu beni. Kurtulmaya çalıştım ama olmadı.
“BIRAK BIRAK O BENİM PARAM!”
Diğer adam çantamı alıp salladı yere doğru. Tüm eşyalarım döküldü yere. Hala direniyordum. Çırpındım kollarında.
O an da zarfı fark etti, eline aldı pis bir şekilde gülümseyerek.
Tüm cesaretimle öne atıldım amacım zarfı almaktı ama yüzüme yediğim tokat ile yere serildim.
Başım sertçe yere çarptı. Yanağımı tuttum acıyla. Sonra karnıma bir tekme yedim. Saçımı çektiler. Biri tükürdü üzerime doğru. Yağmur daha da bastırdı. Tüm bedenim ıslandı.
Dudağım patladı. Bir içki şişesi kırıldı bacağımda acısını hissettim. Gözlerimi kapadım sadece. Ellerim kulaklarıma giderken 100’e kadar saymaya başladım. Ağlayamadım bile sadece gitmelerini bekledim.
Ne kadar vakit geçti bilmiyorum, bedenim hırpalanmayı bıraktığı an gözlerimi açtım. Yüzümü gökyüzüne çevirdim. Yağmur damlaları birer birer aktı. Dudağımdaki kanda onlar gibi yol aldı boynuma doğru.
Zorla ayağa kalktım. Eşyalarımı topladım. Bacağım acısada topallayarak eve ilerledim.
Evim önüne geldiğim an denizle bakıştık. Hırçın dalgalar yine beni çağırıyordu. İçeri girip üstümü değiştim. Sıcak bir duş aldım her bir yaram acısada.
Üstüme bedenimi saracak beyaz yünlü elbisemi giydim. Diz kapağımda bitiyordu elbise bilerek ayağıma bir şey giymedim. Kumları hissetmek istiyordum.
Hiçbir yarama pansuman yapmadım. Kanamalarına izin verdim. Artık bedenim uyuşmuştu.
Yavaşça çıktım dışarı. Sert rüzgar savurdu bedenimi. Yağmur çiselemeye başlamıştı. Aldırmadım oturdum yere. Yağmur ıslattı elbisemi. O an izin verdim kendime.
Hıçkırarak ağladım.
Kalbimin acısı bedenimdeki acılardan daha ağır geldi o an.
Demir geldi aklıma…
Yine zihnim unutmaya çalıştığı halde unutamadığı bir sürü anıyı başa sardı.
“ALLAH’IM YARDIM ET!”
Feryadım dalgalar ile kıyıya ulaştı o an. Acı tüm kalbimde yer edinmişti. Niye diye sordum gökyüzüne.
“NİYE HERKES BENİ TERK ETTİ?”
Ayağa kalktım. Topallayan dizimle denize ilerledim. Soğuk dalgaları bedenimin hissetmesine izin verdim.
Rüzgar saçlarımı uçurdu. Göz yaşlarım hissiz bir şekilde durdu. Bedenim uyuştu. Yan taraftan bir ses işittim. Kafamı oraya çevirdim.
Bir amca elinde gazete kaplı içkisi ile taşa oturdu. Sigarasını içine çekti.
O an ne yaptığımı umursamadım yanına ilerledim. Oturdum.
“İyi misin kızım?”
Cevap vermedim. O ise beni acıyarak süzdü.
“Kim ne yaptı kızım sana? Yara bere içindesin.”
Gözlerim onu buldu. Hissiz bakışlarıma bakakaldı.
“Terk ettiler beni.”
İkimizde sustuk. O içkisinden içti, bir sürü sigara bitti.
“Annen mi öldü?”
Sert sorusu ile irkildim. Kafa salladım sadece.
“Nerden bildin?”
Gözlerime baktı. “Çocukluğunu mezara gömmüş bir kızın bakışları var gözlerinde. Seni hiç mi sevmediler kızım?”
Acıyla yutkundum. Sorduğu sorunun altında ezildim. Cevap veremedim.
“İçebilir miyim?”
Elime verdiği şişeyi inceledim. Büyük bir yudum aldım. Babamın benden daha çok sevdiği içkinin nedeni aradım o an.
Ama midemi daha da bulandırdı. İçkiden de babamdan da daha çok nefret ettim.
Durmadım paketten bir sigara aldım yaktım ama içmedim. Öyle elimde yok oluşunu izledim.
“Ben de aynı soruyu sordum hep. Neden sevilmedim diye. Neden hep sevdiklerim beni terk ediyor diye. Cevabı bir hiçlik oldu. Ben sevilmeyi hak etmeyen bir kızım…”
Elimde bitmek üzere olan sigarayı sertçe bileğimdeki ize bastırdım.
Aynı babamın yaptığını yaptım kendime. Beni bir çöp gibi kullanmıştı o gece aynısını yaptım.
Sigara izi olan o yarayı bir kez daha da ben kanattım. Ayağa kalktım. Yavaşça yürümeye başladım.
Adımlarım yavaştı bedenim ağırlaşmaya başlamıştı. Ayaklarım adeta birbirine dolanıyordu. Daha fazla ilerleyemedi bedenim. Ayağım yine dolandığı an sertçe yere serildi bedenim yan bir şekilde.
Elim uzandı denizin dalgalarına. Parmak uçlarıma yavaşça değdi soğuk sular. Göz kapaklarım ağırlaştı. Zar zor açıp kapatıyordum artık.
O an tam gözümü kapatacakken annemi gördüm dalgaların içinde. Yanında duran Demir ile sarılarak baktılar bana.
Gülümsedim gözlerim kapanırken.
Ölmeyi diledim… Ölüp de rüyalarım da onlarla kavuşmayı diledim.
İçki içen amca şaşkınlıkla bayılan kıza doğru ilerledi.
“KIZIM İYİ MİSİN? AÇ GÖZLERİNİ!”
Birkaç kere sarssa da işe yaramadı. Hızla kızı kucağına aldı birkaç sokak ötedeki hastaneye koşmaya başladı.
“DOKTOR VAR MI? KIZ BAYILDI, YARALI!”
Hızla hemşireler sedye getirdiler. Yavaşça kızı sedyeye koydu.
“Ne oldu beyefendi?”
“Darp edilmiş vücudundan belli. Bir anda bayıldı ben de hemen size getirdim.”
Hemşireler hızla içeri doğru ilerlediler. Serum takıldı ktan sonra doktor geldi.
1,2,3... Derin bir nefes al.
Bilincim hafif yerine gelmeye başladı o an. Gözlerim sımsıkı kapalıyken sıcak gözyaşları yanaklarımı ıslatıyordu. Saçlarımdan soğuk terler damlıyordu. Nerdeydim, ne oluyordu? Ben eve gitmek istiyordum. Demir'e gitmek istiyordum. Anneme gitmek istiyordum...
Titreyen bedenimi sarmak istedi kollarım hareket ettiremedim. Sağ ayağımı da hareket ettiremediğimi fark ettim o an.
Ellerim saçlarımı bulurken zorla çığlık attım.
4,5,6... Nefes ver
"Eylül beni duyabiliyor musun?"
Şş... sakin ol iyi olacaksın
"Doktor bey bir şey yapsanıza!"
Her tarafımdan gelen seslerle uyuşan bedenim geçirdiğim havale ile zangır zangır titriyordu. Gözlerimi açmadım onun sesini duyana kadar açmadım.
Ağzımı zorla açtı biri.
"Kızım..."
Tek bir sözle kalbim tekledi sanki annemi görmek umuduyla. Gözlerim yorgunlukla azıcık aralandı.
Doktoru gördüm. Hapı içirdi
"İyileşeceksin kızım..." Tek bir göz yaşı aktı sağ gözümden.
İyileşeceğim...
“Hocam kadının her yerinde morluklar var. Açık yaraları da var. Darp yeni olmuş belli ki ne yapalım?”
“Yaraları sarın, serum da takın sakinleştirici hap ile biraz uyusun ve bir de bir psikolog da ayarlayın.”
Ertesi sabah güneşin ilk ışıkları ile uyandı Eylül.
Yüzüme vuran güneşle yavaşça açtım gözlerimi. Nerde olduğumu anlamaya çalıştım. Üstümdeki beyaz elbisem gitmişti mavi bir şey vardı.
Yan tarafım da yatan kızı görmem ile hastanede olduğumu anladım. Dün gece birer birer aklıma geldi. Acıyla iç çektim.
“Uyanmışsın.”
Yan tarafa döndü bakışlarım. Bana gülümseyerek bakan genç kıza baktım. Sarı saçları çok güzel parlıyordu, sıcak bir gülümsemesi vardı.
“Ben Yağmur. Tanıştığıma memnun oldum. Yeni oda arkadaşım sensin demek ki.”
“Ben de Eylül ama oda arkadaşı derken.”
“Sabah doktorla geldiğin de duydum. Psikolojik tedavin için burda biraz misafir edilmen gerekiyormuş.”
Küfrettim sessizce. Bir de bu çıkmıştı başıma.
“Hemen sinirlenme kardeşin de geldi sen uyurken ona da anlattılar. Haberi var.”
En azından Mert’e her şeyi anlatma derdinden kurtulmuştum.
“Sağol anlattıkların için.”
“Rica ederim ne demek. Hem dolaşmak ister misin?”
Tam red edicekken umutla bakan bakışlarını red edemedim. Sızlayan bedenimi zorla ayağa kaldırdım. O da koluma girdi birlikte koridora çıktık.
“Sen neden burdasın?” Diye sordum.
“Ailem katledildi. Annemi babamı ve 2 kardeşimi kaybettim.”
Tüm soğukkanlınla söylediği cümleler ile tüm bedenim sızladı.
“Ben diyecek söz bulamıyorum.”
“Bir şey demene gerek yok. Beni anla yeter.”
Gülümsedi kocaman. Koridorda sessizce ilerledik.
“Esra teyzem nasılsın?”
Önünde durduğumuz tatlı teyzeyi izledim. Elindeki temizlik malzemeleri ile gülümsedi bana da.
“İyiyim kuzum. Merhabalar canım sen yeni gelen hastasın. Esra teyzen oluyorum ben.”
Adımı söyleyerek cevapladım sadece cevabını. Ama o aldırmadı kocaman gülümsedi.
“Ya teyzecim bizim odayı bir temizleyebilir misin? Yine kuşlar verdiğimiz yemleri yerken kirletmiş camın oraları.”
Kıkırdadı. “Tamamdır kuzum Ayşegül’e söylerim o hemen halleder.”
“Ya Kemal’den haber var mı?”
“Askerde hala kuzum inşallah dönecek bu sene. Burnumda tütüyor adeta bir bilsen.”
İkisi de gülüştükten sonra Yağmur yorulduğumu anlamış olmalı ki geri odaya geldik.
Öylece oturdum camın kenarındaki sandalyede.
1 Hafta Sonra
Bahçeye çıktım yavaşça. Çimenlere oturdum. Bir hafta olmuştu bu hastaneye geleli ama zaman adeta bilerek yavaştı.
Çimlerin arasına fıskiye yerleştiren genç çocuğu izledim. Bir anda fıskiyeler çalışıp bizi ıslatınca şaşkınca dona kaldık.
Ge adam hemen kapadı. “Pardon çok özür dilerim yanlışlıkla açıldı.”
“Önemli değil sorun yok. Ben zaten suyu severim.”
Kıkırdadı bu lafıma. Elini uzattı.
“Ben Ferit.”
“Eylül ben de.”
“Yeni hastasın sen değil mi? Adını çok duydum Yağmur’dan. Sevmiş seni belli ki.”
Yanıma oturdu yavaşça.
“Çok tatlı kız Yağmur sevecen. Kocaman bir kalbi var. Ama ben öyle değilim. Tam tersiz.”
“Sen ne yaşadın?”
“Annem öldü ve tüm dostlarımı, sevdiğim adamı kaybettim.”
Güldü bu lafıma. “O kızın 19 yaşında yaşadıklarını ben yaşasam inan ben de senin gibi olurdum ama o ışık saçıyor. “
“Ailesini kaybetti diye biliyorum. “
“Dahası da var. Sana bilerek anlatmamıştır.”
Şaşkınca bakışlarımı ona çevirdim.
“Yağmur çok nadir bir hastalık olan Creutzfeldt-Jakob Hastası. Tedavisi yok.”
O an dünya başıma yıkıldı. Gözlerim doldu. Hiçbir şey diyemeden hızlıca ayağa kalktım. Koşmaya başladım. Bacağım acıdan sızlasa da koştum.
Odamızın kapısını açtım hızla. Kuşlara yem koyan Yağmur şaşkınlıkla bakakaldı bana.
Sıkıca sarıldım ona. Elleri şaşkınlıkla havada kaldı o an.
Gözlerimden yaşlar dökülürken omuzları çöktü. Anladı bildiğimi. O da bana sarıldı sıkıca.
“Bana umut etmeyi öğretir misin Yağmur?”
Güldü. “Öğretirim tabi. Ölmeden önce son kez bir iyilik yapmış olurum. “
Ağlamaya başladı o da…
1 Ay Sonra
Deftere yazmaya devam ettim güneş beni ısıtırken.
“Başlamışsın yazmaya.” Yanıma gelen Yağmur ile gülümsedim.
“Senin dediğini yapıyorum sadece. Ona mektuplar yazıyorum.”
“Yaz tabiki de gönderemsen de kalbinden at o acıyı. Bırak kapıda dökülsün.”
“Ben Ferit’in yanına gidiyorum.”
Yanağımdan öperek koşarak aşağı indi. Ferit ile sohbet eden hallerini izledim. Kapım tıkladı bir anda.
“Buyrun.”
Tekerlekli bir kadın girdi içeri. Özenli bakılmış saçları ile gülümsedi bana.
“Etrafı geziyordum bir de yeni gelen misafirimizi ziyaret edeyim dedim.”
Güldüm bu tatlı haline. “Eylül ben. Tanıştığımıza memnun oldum.”
“Masal ben de. Müzisyenim.”
“Benim için bir şarkı söyler misiniz desem peki.”
Kıkırdadı. “Kırık dizim olmasa sana sahnede söylerdim ama hadi bakalım o da olur. Sen yazmaya devam et.”
Dediğini yaptım Demir’e mektup yazmaya devam ettim. O da yavaşça şarkıya başladı.
Unutursam fısılda filminden Kirli Beyaz Kedi’yi mırıldanmaya başladı.
Şarkı biterken tarih attım yazdığım mektuba 11 Kasım gecesini yazmıştım ilk sayfaya. Unutmamak için.
“Sesiniz gerçekten çok güzel.”
“Sen peki sen şarkı söyler misin?”
“Eskiden söylerdim.”
“Bir gün seni dinlemek çok isterim Eylül.”
Gülümsedim. Ben de dedim içimden.
Ben de bir gün sahnede parladığım o günü görmek çok isterim.
3 Ay Sonra
Elimdeki takvime acıyla baktım.
Ölüm yıl dönümü.
Odada tektim. Yağmuru doktorlar alıp götürmüşlerdi tedavi amaçlı. Oysaki hepsi birbirini kandırıyordu. Bir umut deniyorlardı.
Annemi kaybedeli geçen bomboş yıllara yenisi eklenmişti şimdi.
Bacağım iyileşmişti. Ayağa kalktım üstümdeki beyaz uzun elbisemi düzelttim. Hava karanlıktı güneş yeni batmıştı.
Takvimi bırakıp dışarı ilerledim. Bahçenin gizli tarafından çıkıp iskeleye adımladım.
Yapmam gerekeni çok iyi biliyordum.
İskelenin en sonuna kadar ilerledim. Çıplak ayaklarım duraksadı o an.
Derin bir nefes aldım. Hiç düşünmeden bir adım attım boşluğa. Bedenim suya düştüğü an yavaşça nefesimi vermeye başladım.
Artık kavuşma vakti gelmişti annemle.
Beyaz elbisemin dalgalar ile savruluşunu hissettim. Bedenim yavaşça dibe gömülüyordu hissediyordum.
O an birini gördüm denizde. Bana doğru yüzen biri vardı adeta.
Yüzüme yaklaşan suratı ile irkildim.
“Demir?” diye sordum şaşkınlıkla.
“Güzelim.”
Kıkırdadım. “Şimdi olmaz bir tanem. Benim için kendin için kardeşim için yaşamalasın.”
“Sen yaşamalısın Ruhu Yaralı Kız.”
Cevap vermeme izin vermedi. Sertçe dudaklarını dudaklarıma yasladı. Elleri yanaklarımı buldu. Aldığı tüm nefesi bana verdi öpücüğü ile.
O an hızla gözlerimi açtım ve yukarı doğru yüzdüm. Kafam yüzeye çıktığı an derin derin soluklandım.
Rüyaydı belki de gördüğüm ya da zihnimin bir oyunu. Ama tek bildiğim Demir’in beni kurtardığıydı.
5 Ay Sonra
“Şöyle oturun Eylül Hanım.”
Oturdum gösterdiği yere.
“Vücut endeksiniz çok düşük Eylül Hanım. İyileşme sürecinizi tamamlamanıza çok az kaldı. Bir ay sonra çıkabileceksiniz ama sizden istediğim biraz daha yemek yemeniz.”
“Tamam doktor bey bir şey daha sorabilir miyim?”
“Buyrun.”
“Ben vücudumdaki tüm morluklardan kurtulmak istiyorum.”
“Tamamdır bunu için de doktorlarımı yönlendireceğim size.”
Gülümsedim. “Teşekkürler.”
“Şimdi çıkabilirsiniz.”
Gülümseyerek odama adımladım. Üstümde yeni aldığım kıyafetler vardı. Saçımı kesmiştim biraz. Artık daha iyi hissediyordum. Bu yeni haberleri Yağmura anlatmak için hızlandım.
Kapıyı açtım hızla. “Yağm-“
Cümlemi tamamlayamadan içerdeki doktorlara bakakaldım.
“Neler oluyor?”
Panikle yanlarına ilerledim. Yağmuru gördüm o an. Burnuna bir boru takmışlardı nefes alması için. Bedenin her yerinden cihazlar bağlıydı. Kalp atış sesleri cihazdan duyuluyordu.
“Çıkın lütfen.” Doktorlara bakarak söylediği cümle ile bakakaldım.
Doktorların yüzündeki ağlamaklı ifade canımı yaktı. Hepsi başını öne eğerek çıktı dışarı. Hemen yanına oturdum elini sıkıca tuttum.
“Yağmur neler oluyor?”
Gülümsedi. “Sanırım artık veda geldi Ruhu Yaralı Kız.”
Gözlerim doldu. “Öyle deme.” Saçını okşadım.
“Çok mutlu ol Eylül tamam mı? Burdan çıktığında çok güçlü ol. Dimdik dur. Esra teyzemlere de iyi bak olur mu?”
Ağlamaya başladık ikimizde. “Yapma böyle veda eder gibi konuşma. “
Elimi sıktı. “Bu günün bir gün geleceğini biliyorduk. Seninle geçirdiğim tüm güzel günleri hatırlayacağım. Sohbetlerimizi, kuşlara yem vermemizi, Esra teyzenin isteği ile askerdeki Kemal’e mektup yazışımızı, Ferit ile beraber fıskiyelerde ıslanışımızı, bana Demir’i anlatışını ve daha nicesini. Bana birkaç ayda abla oldun. Seni gökyüzünden izleyeceğim annenle beraber.”
Hıçkırdım. Elini öptüm defalarca. “Bir gün kızım olursa adını Yağmur koyacağım.”
Kıkırdadı. “Demir bir gün geri dönerse ona benim yerime de sarıl. Eminim tanışsak çok severdim onu da.”
“Sarılırım tabi. Ona çok tatlı bir kız kardeşim olduğunu anlatırım.”
Gözlerinden benim gibi yaşlar atarken gülümsedi. Kalp atışının yavaşladığının ikimizde farkındaydık.
“Kendine iyi bak Ruhu Yaralı Kız. Kendine iyi bak ve umut etmeyi asla bırakma.”
Gülümsedim elini sıkıca tutarak. Güneş ile parlayarak gözlerini kapadı yavaşça Yağmur. Adı gibi yağmur yağmaya başladı güneşe inat.
Kocaman bir gökkuşağı açtı.
Monitörden düz bir ses duyuldu kulakları sağır edecek. Hıçkırdım bir kez daha.
Her gün yemek yemeye gelen kuşlar o gün son kez geldiler.
Odanın kapısı açıldı. Yanıma gelip omzumu sıktı Esra teyze. Masal abla, Ferit, Ayşegül hepsi ağlamaya başladı o an.
Ve dünyadan bir Yağmur geçti. Uçtu kuş oldu özgürleşti ruhu.
Kimsesiz olan benliğine rağmen kocaman bir aileye sahip oldu. Soyadı olmayan bu kızın soyadı da Umut oldu o gece.
6. Ay
Her şeyin bitişi bu gün. 6 aylık bir hastane serüvenin sonu. Eşyalarımı toplarken yan tarafta boş olan yatağa çarptı gözüm. Burukça gülümsedim.
Elimle boş örtüyü okşadım.
“Her şey için teşekkürler Yağmur.”
Çantamı takıp dışarı çıktım. Doktorun odasına girdim.
“Doktor bey her şey için teşekkürler. Sizden son bir isteğim olacak.”
Merakla nedir diye sordu.
“Ben 11 kasım gecesini buraya geldiğim geceyi unutmak istiyorum. “
Önüme birkaç hap uzattı. “Bunları kullanın hatırlamak istemediğiniz her şeyi unutacaksınız.”
Son kez vedalaşıp çıktım odadan. Hastanenin çıkışında beni bekleyen Esra teyzelere doğru ilerledim.
Onlara söyleyeceğim haber ile çok mutlu olacaklardı eminim.
“Oyy kuzum seni çok özleyeceğiz.” Sıkıca sarıldığım Esra teyzeyi öperek ayrıldım.
Karşımda ayakta gururla duran bacağı iyileşmiş Masal ablayla sarıldık.
Ferit ve Ayşegül’e de sıkıca sarıldıktan sonra geri çekildim.
“Size bir haberim var.” Hepsi merakla baktı bana.
“Esra teyze bizim evde güzel yemekler yapmak ister misin? Ayşegül sen de benimle evle ilgilenirsin. Ferit sen arabalara bayılırsın arabalara bakarsın. Kemal de geldiğinde sana yardım eder. Masal ablam senin için de ne zamandır istediğin o müzik atölyesini buldum.”
Tek nefeste söylediğim sözler ile hepsi şokla kalakaldı.
“Kuzum gerçekten mi?”
“Gerçek tabi. Siz Yağmur gibi benim hayatımı kurtaranlardasınız size öyle arkamı dönemem.”
Esra tezyem ağlamaya başlarken bunun koca bir evet olduğunun farkındaydım.
Ve o gün benim yeni hayatımın başlangıcı olmuştu.
Eylül Korkmaz olduğum ilk gündü o gün.
Yağmur’un kurtardığı kız şimdi de daha çok hayat kurtarmak için avukat olmuştu…
Acıyla gözlerimi açtım. Yüzüme çarpan yağmur damlaları ile irkildim.
Tüm o unuttuğum anıların altında ezildim adeta.
Yağmur diye fısıldadım…
Benim güzel kız kardeşim. Bakışlarım yan taraftaki evimizin kapısını buldu. Annemi benim gibi uzanırken gördüm. Elimi uzattım yavaşça ona. Kanla kaplı parmak uçlarım ona ulaşmaya çalıştı çabayla.
Gözlerimden yaşlar aktı acıyla.
Üzgünüm Yağmur bunca zaman yaşamaya çalışmışken şimdi kanla kaplı bedenimle ölüme doğru ilerliyordum.
Issız bir mahallede kimse bana yardım edemeyecekti.
Tekrar başımı yağmura çevirdim.
“Sana geliyorum Yağmur…” Söylediğim son sözdü bu.
Gözlerim kapandı yavaşça.
Bilincimi kaybettim.
Ruhu Yaralı bedenim yaralarının içinde boğuldu, yok oldu…