İçeriğe geç

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 33 · 12 dk okuma

Küllerinden Doğan Satırlar

Bölüm 33

Kalbindeki Gülümseme

Gözlerimi fotoğraftan alamıyordum. Böyle bir ihtimal gerçekten olabilir miydi?

Hızla telefonu çıkarıp Selin'i aradım. Uykulu sesi beni karşıladı. "Eylül ne oldu iyi misin? Gecenin bu saatinde arıyorsun."

"Brn iyiyim fakat az önce Aslan Bey'in evindeydim ve sanırım işimize yarayacak bir şey buldum."

"Tamam bekle seni almaya geliyorum."

Onu onaylayıp telefonu kapattım kısa sürede ikimiz eve vardık. Selin bize sert bir kahve yaparken hızla arkasında mutfağa girdim.

"Selin hemen şu fotoğraflara bak."

Telefonu alıp benim gibi incelemeye başladı ve aynı fotoğrafta durdu. "Sen de benim düşündüğümü düşünüyorsun."

Meraklı gözleri beni buldu. "Aslan Bey'in bir abisi olma ihtimalini mi?"

"Aynen öyle. Ama bu ne belgesi tam olarak anlamadım."

Fotoğrafta tekrar gözlerini gezdirdi. "Burda Çanakkalede bir evin satın alımı ile ilgili bir sözleşme. Hatta bak şu satırda diyor ki mülk sahibi Alparslan Karakurt'tur. Hakan Karakurt'tan ona bırakılmıştır."

Eğer Aslan denen adamın bir abisi varsa biz niye bunu araştırınca öğrenememiştik?

"Selin bilgisayarından Alparslan Karakurt'u aratalım."

Hızla bilgisayarı getirdi. Alparslan Karakurt diye arattığımda ortaya çıkan tek şey alakasız insanlar oldu. Selin kahvesinden sert bir yudum aldı öfkeyle.

"Bir ipucu yakalıyoruz onda da ilerleyemiyoruz."

Sakince düşündüm. Kaçırdığımız bir şey olmalıydı. "Selin sen demiştin ki Hakan Bey ani bir şekilde ölüyor. Ve diyelim ki ölmeden önce bu evi ilk oğluna bıraktı. Peki bunu niye yapsın?"

"Belki de o evde önemli biri yaşıyordur yada anlamı büyük bir yerdir."

Haklısın. Bunu oraya gitmeden öğrenemeyiz."

Kısa süre bakıştık. "Yoksa düşündüğümü mü düşünüyorsun?"

"Aynen öyle." Gerçekleri öğrenmek için tek bir şansım da olsa bunu boşa harcamayacağım.

"Eylül bence şimdilik bekleyelim bir anda ortadan kaybolup Çanakkale'ye karşımıza ne çıkacağını bilmediğimiz bir yere gitmek çok tehlikeli."

"Sence ne yapalım?"

"Diğerlerine de anlatalım. Özellikle Demir'e. O adamla yaşayan o bize en çok bilgiyi o verebilir. Bir ipucu daha bekleyelim ve sonra hep birlikte gidelim."

Haklıydı. Bunları Demir'den saklamak istesem de bilmeye hakkı var.

"Haklısın. Ama nasıl söyleyeceğiz?"

"Doğru zamanı bekleyelim bir gün sizde olursa herkes hatta o gün beni çağırırsın öyle söyleriz."

Kafa salladım. Derin bir iç çektim. Biliyordum ki bu işi kurcalamaya devam edersem başım belaya girecekti. Ama başka şansım yok diye tekrarladım.

"Hadi gel uyuyalım artık saat çok geç oldu."

İkimizde kafamızı yastığa koysakta bu gecenin bitmesi zor olmuştu.

Sabah art arda çalan telefon sesi ile aynı anda zıplayarak uyandık. Koltukta zar zor gözünü açan Selin'e güldüm bir an. Benim de ondan farkım yoktu oysa. Gözümü zar zor açarken telefonu açtım.

Zeynep'in sesi telefondan öyle bir çıktı ki ikimizde anında ayıldık.

"Eylül! Selin! Nerdesiniz ya sabahtan beri sizi arıyorum. İkinizde açmadınız Eylül net Selin'de kalıyorsun değil mi?"

"Evet Zeynep ama ne oldu ki bu saate arıyorsun?"

"Yaa nasıl unutursunuz bugün Burak'ın spor salonunu ayarlıyoruz ve benim kafeme son dokunuşları yapacağız."

Zeynep anlattıkça Selin ve benim yüzümde oluşan o naneyi yedik ifadesi çok komikti. Gerçekten şu an tutuşmamış olsam buna gülebilirdim. Selin ve bende kısa süre bakıştık ve aynı anda telaşla ayaklandık. Ben örtüleri topluyordum o da kahve hazırlarken Zeynep'in gönlünü almaya çalışıyordu.

"Tamam Zeynep canım benim beş dakikaya hazırız. Siz gelince arayın bizi. Öptüm."

Hızla getirdiği kahveden bir yudum aldım. "Eylül sen benden bir şeyler giyin hemen hazırlanalım. Vallahi Zeynep beni oyacak." Hızla odasına koşmaya başladı bir elinde kahvesiyle.

Onun bu haline gülümsedim. Zeynep şimdiden günümüzü aydınlatmıştı. Bugün hava güzeldi o yüzden tatlı bir uzun elbise giydim saçlarımı açık bıraktım. Son kalan dakikalarımızda azıcık makyaj yapabildim. Selin de şort ve bol tişört kombini yapmıştı.

Aşağıdan duyduğumuz korna sesleri ile hızla indik. Bu sefer aşağıda üç araba vardı. Şaşkınlıkla ikimizde hangisine bineceğimizi bilemedik. İlk arabanın camları açıldığı an karşıma Burak ve Zeynep çıktı. Arkada yayılan Mert, İrem ve Bulut ise kendi hallerinde uno oynuyorlardı.

"Kızlar acelemiz var hadi bakayım. Selin sen arkamızdakine Eylül sen de diğer arabaya atla bakayım."

Selin ve ben hızla arabalara atladık. Selin binerken fark etmiştim o arabada da Ferit ve Ayşegüller vardı. Zeynep bu sefer kafeyi göstermek için herkesi toplamıştı.

Hızla Zeynep'in tarif ettiği arabaya bindim. Ve r koltuğunda oturan Demir ile göz göze geldik.

Beyaz gömleği ve duştan yeni çıktığı belli olan ıslak saçları. Heyecanla nefes alıp kemerimi bağladım.

"Günaydın güzelim."

"Günaydın. Demir bana daha ne kadar güzelim diyeceksin?"

Meraklı gözlerim onu buldu. Yan profilini izledim. Güldü bir kolunu camın kenarına koyarak.

"10 yıl bekledim bu kelimeyi diyebilmek için. Ölene kadar demeye devam edeceğim."

Gözlerimi zorlukla ondan aldım. Kalbim yine söz dinlemiyordu. Camımı açtım hava almak için. Gözlerim kapandı o an rüzgarın etkisi ile. Sanki özgürlüğümü tekrar hissettim o an. Gülümsedim.

Bu anları derin bir gülümsemeyle izledi Demir.

"O öyle olmaz güzelim." Bakışlarım onu buldu. Bir düğmeye bastı ve arabanın üstünde bulunan cam açıldı. Arabanın üstü tamamen açıldığı an yüzümü okşayan rüzgar ile gülümsedim.

Çantama bağladığım flarımı elime aldım. Flar elimde dalgalanırken gülümsedim. Demir iç çekerek izledi sevdiği kadını. Saçının dalgalanışını, gülümsemesini, ışıldayan gözlerini...

Heyecanlı yolculuk Burak için tuttukları spor salonunun önünde son buldu.

Dağılan saçlarımı düzeltmeye çalıştım arabadan inmeden önce. Saçlarıma değen başka bir elle duraksadım. "Benim merak etme." Demir yavaşça acıtmaktan korkarmışçasına düzeltti saçlarımı.

"Teşekkür ederim."

Gülümsedi. "Rica ederim."

Birlikte arabadan indik. Burak önden bizi spor salonu olacak yere çıkardı. Birkaç gün önce buraya belli başlı spor aletlerini almışlardır Demirlerle.

Sadece boya ve dekore etmek kalmıştı. "O zaman ekip hadi bakalım bu yeri bir spor salonuna çevirelim."

Hepimiz dağılmadan önce tabiki Zeynep yine radyosundan müzikler açtı. Bulut, Burak ve Demir dışarıya koyulacak spor salonu plaketi için işe koyuldular. Selin, Ayşegül ve irem bilgisayardan Burak'ın spor salonu için bir site ve kartlıklar ayarlamaya başladılar. Kemal, Mert ve Ferit boyaya geçti. Zeynep ve ben aletlerin nasıl koyacağımızın planını yaptık ve kayıt işlemlerinin yapılması için bir masa hazırladık.

Herkes bir yandan işiyle uğraşsa da yüzümüzde kocaman gülümseme vardı. Hepimiz gerçekten mutluyduk. Bunu tüm kalbimle hissediyordum. Ferit'in her boş bulduğu an Selin ile flörtleşmesi, Mert ve Bulut'un hangimiz daha uzun kavgaları ve İrem'i paylaşamamaları, Zeynep'in kocam kocam diye dolaşması ve daha fazlası.

O an durup herkese baktığımda şunu biliyordum ki 10 yıl içersinde tek ihtiyacım olan buydu. Mutluluk...

O an Demir ile göz göze geldik. Göz kırptı gülümseyerek. Kalbimi gerçekten döveceğim herkese 0 olan kalbim konu Demir olunca uçuşa geçiyordu.

Kaç saat sürdü biz bile anlamadık ama uzun uğraşların sonunda bu boş yer bir spor salonuna benzemişti.

Zeynep aşağıya Burak'ın gözlerini bağlamaya gitmişti. Biz de heyecanla kıkırdayarak dizildik. Burak buranın bu kadar güzel bir hale geldiğini görünce mutluluktan havalara uçacağına emindim.

Burak eğilmiş bir şekilde Zeynep boyundan dolayı zar zor yetişse de ona düz yürümesini söylüyordu. Zeynep benim kafa işaretim ile ellerini çekti. Hepimiz Burak'ın yüzünün şaşkınlıktan mutluluğa dönüşünü gülerek izledik.

"Burası çok güzel olmuş. Tam hayallerimdeki gibi..."

Hızlıca sarılıp Zeynep'i etrafında döndürürken Burak hepimiz onları izledik. Hatta İrem fotoğraflarını çekti. Onlar gerçekten mutlu olmayı hak ediyorlardı.

"Ya ama biz de çalıştık bize sarılmak yok mu?" Bulut tüm sevecenliğini konuşturup yine bizi güldürmüştü.

"Var tabi paşam olmaz olur mu?" Burak öyle sıkı sarılmıştı ki İrem zar zor kurtarmıştı onu. O an Demir gözüm çarptı. Her yeri boya olmuştu onun bu haline kıkırdadım. Elime bir bez aldım.

Demir ona doğru ilerleyen bedenime şaşkınlıkla bakakaldı. "Sakin ol ya bir şey yapmayacağım. Yüzün hep boya olmuş."

"Bugün kızmak yok mu yani " güldüm bu tatlı tavrına. Haklıydı çocuk her gün ayrı bir kaos yaşıyorduk. Yüzünü silerken cevapladım.

"Evet yok Peçeteli Çocuk."

"Emin mis- Bir dakika sen ne dedin?" Bir anda şaşkınlıkla kalan yüzü çok komikti.

"Peçeteli Çocuk dedim."

"ALLAH!" Bir anda beni kucağına alıp döndürmesini beklemiyordum ama gerçekten şu an bu oluyordu. Tüm bakışlar bize dönerken bir ses duydum.

"Beş dakika gözümü ayırmaya gelmiyor bunlar ya." Bulut yine lafı koymuştu.

"Pişt aşk kumruları hadi Zeynep'min kafesine gidiyoruz."

Çok şükür Demir beni indirdiğinde kolundan tutundum gerçekten başım dönmüştü. Demir onlara geliyoruz derken hepsi salondan çıktılar. Bir eli belimi buldu.

"İyi misin bir an hızımı alamadım."

Kıkırdadım. "İyiyim iyiyim ama bak bu seni affettim demek değil. Sadece dün olanların üstüne biraz mutlu olalım."

Gülümsedi. "Bana o da yeter Ruhu Yaralı Kız. Bir gün de olsa mutlu olalım."

Hızla arabaya bindik bizimkilere yetişmek için. Vallahi Zeynep beni geç kaldığım için oyabilirdi. Yine cam açık gittik şarkılar dinleyerek.

Çok şükür yetişmiştik. Zeynepler de daha yeni arabadan iniyordu. Zeynep heyecanla kapının önünde durdu.

"Evet arkadaşlar Zeynep'in kafesi Umut Kafe'nin son halini görmeye hazır mısınız?"

Hepimizden heyecanlı bir evet çıktı. Burak bu anı ölümsüzleştirmek için videoya çekiyordu. Selin ve Ferit sarmaş dolaş olmuşlardı bile. İrem ve Bulut ise heyecandan el ele tutuştuklarının bile farkında değillerdi.

Zeynep kapıyı yavaşça açtı. İkili kapı açılırken Zeynep emin adımlarla önden ilerledi. Biz de arkasından ilerlerken ağzımız açık kalmıştı.

İlk halinden eser yoktu. Bir sürü kitap, masalar, sandalyeler, kahve almak için yer ve en güzeli çok güzel bir sahne vardı karşımda.

Ben davalar ile uğraşırken Zeynep burayı gerçekten hayallerindeki kafeye dönüştürmüştü.

"Burası çok güzel olmuş. İnanamıyorum." Şaşkınlıktan ilk tepki veren Mert olmuştu. Hepimiz ardından aynı cümleleri tekrarladık gururla.

Bu sefer Burak videoyu bitirip Zeynep'i yanaklarından nazikçe tutup sertçe öptü.

"Yaa çocuk var burda çocuk." Ferit Mert'in gözlerini kapamaya çalışırken Mert "Abi ben 17 yaşındayım." diye direniyordu.

Burak ve Zeynep ayrılırken ilk soru Bulut'tan geldi. "Ya madem her şey hazır hadi yapalım artık şu açılışı."

"Haklısın Bulut bence de artık açılışı yapabiliriz." Zeynep heyecanla yerinde zıpladı.

"O zaman burayı açılış için süsleyelim bir iki gün de elbise falan alırız sonra da açılışı yaparız."

Selin yine her şeyi planlamıştı hepimiz onu onayladık. Ve bu seferde kafeyi süslemeye başladık. Ben kurdeleleri bağlarken tüm zaman beni gülümseyerek izleyen Demir'den habersizdim tabi.

Akşam olup sokak lambaları yandığında işimiz anca bitebilmişti. "Aşkım ben çok yoruldum ama değdi değil mi?" Zeynep kafasını Burak'ın göğsüne yaslamış camdan dışarıyı izliyorlardı.

Biz de kafedeki ilk yorgunluk kahvemizi içiyorduk. İrem, Mert ve Bulut nasıl böyle tatlı bir üçlü olmuşlardı bir günde bilmiyorum ama üçü de birbirine yaslanmış yarı uyukluyorlardı. Gizlice onların fotoğrafını çektim.

Demir ne yaptığımı görüp kıkırdadı. "Bu kadar iyi anlaşacaklarını düşünmemiştim."

"Katılıyorum." Gözlerimiz buluştu ihtiyaçla. "İrem Bulut'a iyi geliyor."

Gülümsedi. "Tıpkı senin bana iyi geldiğin gibi."

Gülümsedim. Aklıma Mert'in maçının gelmesi ile duraksadım. "Demir yakında Mert'in basketbol maçı var ve bana söylemese de yanında sizleri görmek çok ister. Aslan Bey'den dolayı gelemez-" hızla sözümü kesti.

"Gelirim tabiki güzelim sen dert etme. 10 yıl boyunca hiçbir maçında yanında olamadım bari şimdi olayım."

"Teşekkür ederim Demir."

Yanağımdan makas aldı. "Ne teşekkürü canım. Hem bir fikrim var bisiklet sürmek ister misin?"

"BİSİKLET Mİ?" Bulut'un sesi ile aniden irkilince Demir beni kolları altına aldı.

"Ya oğlum sen bizi mi dinliyordun?"

"Yoo sadece bisikleti duydum ne konuşuyordunuz ki?"

Zeynep ve Burak'ta yanımıza geldiler. "Bisiklet mi dediniz?"

"Evet. Burda bisiklet kiralayabileceğimiz bir dükkan biliyorum."

"Aslında çok güzel olur. Dimi Ayşe?" Selin heyecanla Feriti dürterken bir yandan Ayşe'ye gaz veriyordu.

"Evet çok güzel olur."

"Tamam o zaman hadi gidelim." Demir son kelimesini gözlerimin içine bakarak söyleyip ellerimizi birleştirdi. Hızla yolun karşısındaki dükkana gittik. Herkes istediği bisikleti seçerken gözüm bir tanesine takıldı.

Mavi bir bisiklete. Bu beni yıllar öncesine götürdü.

Demir'in bisikletine çok benziyordu bu da tahtadandı, küçük bir kornaya bile sahipti. Ama sanki gülümsüyordu, bir bisiklet gülümser miydi evet gülümserdi.

Demir de benim gibi aynı şeyi fark etmiş olmalı ki heyecanla bu bisikleti istedi.

Hepimiz dışarı çıkarken çift olarak bisiklet seçtiğimiz fark ettim. Zeynep Burak'ın arkasına yerleşmişti. Ayşe de Kemal'in, Selin ve Ferit, Bulut ve İrem de bir çiftti. Sona kalan benim biricik kardeşim en hızlı bisikleti almıştı. Bulut ile iddiaya girmişlerdi. Ve onlar önden ilerlemeye başladılar.

Demir bisiklete bindi. Tıpkı 10 yol öncesinde o günkü gibi role girdi.

"Merhabalar sayın Eylül Hanım. Bu yakışıklı sizi bir yolculuğa çıkarmak istiyor." diyerek kendini bir yandan da işaret ediyordu.

Onun bu oyununu devam ettirdim.

"Hımmm bir düşüneyim, acaba bu çok kendini beğenmiş bayımın teklifini kabul etmeli miyim?" Demir hala başı dik rolden çıkmayarak bana bakarken "Eğer bu yolculuk deniz kenarından geçiyorsa tabiki evet derim."

"Yeter ki siz isteyin hanımefendi, bu güzelliğin karşısında Güneş bile erir, deniz şaha kalkar. Bu durumda ben sizin ricanızı reddedemem. Buyrun lütfen." diyerek arka demirli yeri gösterdi.

Aradan 10 yıl geçmesine rağmen biz hala söylediğimiz sözlere kadar her şeyi hatırlıyorduk. Hemen arkasına bindim.

Geçmişin isinden kurtularak Demir'in "Kollarını belime sar." komutuyla sıkıca ona tutundum, biz yolculuğumuza başlarken yüzümüzde koca bir gülümse vardı. Tıpkı o günkü gibi.

Güneşin batışı, hafif kararan hava ve güzel bir meltem ile Demir'e daha çok tutundum. Kafam onun sırtına yaslıyken hafifçe sırıttım.

Bizimkilere yetişmiştik. Herkesin yüzündeki kocaman gülümsemeyi mutlulukla izledim. Ve bir anda Demir hafif yavaşlayarak bizi boş bir yola soktu. "Demir nereye gidiyoruz?"

"Yalnız kalabileceğimiz bir yere güzelim."

"teşekkürler." dedim. O günü yad etmeye devam ederek. Ne yaptığımı anladı devam ettirdi.

"Hey teşekkürleri aştık sanıyordum. Teşekküre gerek yok." diyerek yanıtladı. Şu an hafif alayla gülümsediğine iddaya girerdim. Şimdi söyleyeceği sözü ezbere biliyordum. Onun söylemesine izin verdim.

"Ellerini iki yana aç Ruhu yaralı kız."

"Ne?" diyerek sordum gülerek sanki o günkü gibi.

"Beni duydun, hadi sana özgürlüğü öğretiyorum kaçtığımızda da böyle hissedeceğiz." diyerek sırıttı. Yavaşça kollarımı yana açtım, gözlerimi kapayarak kafamı arkaya doğru yatırdım. Deniz kenarından geçerken yüzüme vuran meltem, ağaçların hışırtısı ile kocaman gülümsedim.

"Özgürlük buysa eğer her gün özgür olalım Ruhu yaralı kız. "diyerek hiç kimsenin olmadığı koca deniz ve ağaçlara karşı sanki itiraf edercesine haykırdı. Gözlerimi açıp Demir'e doğru baktım:

"Eğer özgürlük bu kadar güzelse hep seninle özgür olalım Peçeteli çocuk." diye haykırdım.

O an koca 10 yıl, acılar, sırlar ikimizin de umrunda değildi. Farkında değildik ama birbirimizi iyileştiriyorduk. Hem de bunu sadece birbirimizi severek yapıyorduk.

Yolculuğumuz evimin önünde durmamız ile son buldu. Kül kedisi için saat 12 olmuştu. Yavaşça indim. Emindin saçım başım dağılmıştı. Demir de gülerek saçlarımı düzeltti.

İkimizde sustuk bakıştık o an. Gerekirse 20 yıl geçsin aramızdaki çekim o minik heyecan asla geçmeyecekti.

"İyi geceler Ruhu Yaralı Kız."

"İyi geceler Peçeteli Çocuk."

Yavaşça ondan uzaklaşırken zar zor arkamı dönebildim. Biliyordum içeri girene kadar bekleyecekti o yüzden girdiğim an camdan baktım. Gülümseyerek bisiklete bindi ve gecenin karanlığına karıştı.

Mert'in yukarıdan gelen sesiyle yukarı çıktım.

"Ablacım ben geldim." Yatakta oturmuş elinde basketbol topuyla endişeyle bakan kardeşimin yanına oturdum hızla.

"Ne oldu canımın içi?"

"Endişeliyim abla yakında maç var biliyorsun. 10 yıl boyunca eve bakmak için para bulayım derken bir türlü maçlarıma gelemedin. Acaba bu sefer Demir abiler gelebilirler mi?"

Gülümsedim bu güzel düşüncesine. "Tabiki gelebilirler ablacım. Bugün Demir abinle de konuştum tabi ki orada olacağım dedi. Hem Bulut abine söylemesem beni kesin kovalar. Zeynep ve Burak'ı söylemiyorum bile onlar senin küçüklükten beri fanın."

Her cümlem ile yüzünde oluşan gülümseme ile kalbim ısındı. Bana kocaman sarıldı bir anda.

"Seni çok seviyorum abla."

Saçlarını karıştırıp öptüm.

"Ben de seni çok seviyorum ablacığım. Tüm kalbimle..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.